·
Okunma
·
Beğeni
·
5.358
Gösterim
Adı:
Albaya Mektup Yazan Kimse Yok
Baskı tarihi:
1996
Sayfa sayısı:
76
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Baskılar:
Albaya Mektup Yok
Albaya Mektup Yazan Kimse Yok
69 syf.
ELİNİN KÖRÜ
Bütün olmazlara
cevaben.

Gabriel’in Türkçe okunuşunun Cebrail olduğunu biliyor muydunuz? Ben bilmiyordum. Şaşırtıcı!

Latin Amerika’nın en iyi yazarlarından birisi olan Gabriel Garcia Marquez’in kısa ancak düşündürücü öyküsü. Bir kitabı okurken kendimizi genelde ana karakterin yerine koyar, öyle değerlendiririz. Ancak bu kez kendimi albayın eşinin yerine koydum. Gerçekten bu adama sabretmek kolay iş değil! Kadını hasta edip yataklara düşüren eminim bu albayın umarsızlığa varan hareketleridir.

—-SPOİ ALAN—-

Albay her cuma şehre gelecek geminin yolunu gözler. O gemi gelmesine geliyor ancak bir türlü albayın istediği mektubu getirmiyor: 15 yıl düzenli olarak her cuma gemiden inen posta şefini gözleyen albay hayal kırıklığını giyiniyor bedenine.

Latin Amerika’da savaş sonu sokağa çıkma yasakları, sansürler vs durumlar oluşuyor. Gazeteler sadece halkın görmesi gerekenleri yazıyor. Halk kıtlığı yaşıyor. Albay ve eşi de bu durumdan müzdarip. Savaş gazisi olan albay emekli olup maaş almanın hesaplarını yapıyor ancak bunun hayalden öteye gidemeyeceğini kendine itiraf edemiyor. Geçinmek için evde ne varsa satan bu çift bütün umudunu horoza bağlıyor. Kendileri aç kalıyor ama horozu aç bırakmıyorlar. Kapakta yer alan horoz, en az Franz Kafka’nın Dönüşüm kitabının kapağında yer alan böcek kadar gereksiz.

Kitap içerdiği mesajlar ve dönemin ağır şartlarına getirdiği eleştiriler açısından güzel. Diyaloglar da bir bakıma güzel ancak kitap baya baya eksik bitti.
-Albay emekli maaşını aldı mı?
-Ocak ayında horoz dövüşüne katıldı mı?
-Hastalıkları sonucunda öldüler mi? Kaldılar mı? Bunlar hep soru işareti olarak kaldı üstad Cebrail!

Bir oturuşta bitireceğiniz bir kitap. Bekleyen, umut eden, çaresizliği, hayal kırıklığını dibine kadar yaşamış bir albayın öyküsü!

Bugün Cuma , albaya mektup yok mu?
69 syf.
·Puan vermedi
Spoiler İçerir
Merhabalar 1982 Nobel Edebiyat Ödüllü yazarımızın Albaya Mektubu’nu okurken emekli albayın palmiye çatılı,eski ve bakımsız bir evde kaldığı gözlerinizde canlanacak okurken.Konu olarak emekliliğe ayrılmış bir albayın her cuma verilecek olan maaşını mektup olarak sabırla bekler.Ancak gelmeyince postahaneye gider seneler geçmesine rağmen mektup gelmez.15 yıllık Emeklilik maaşı gelmediği için evlerini ipotek edip eşyalarını satarlar.Albay ve eşinin elinde sadece saat,resim ve horoz kalmıştır.Kaybettiği oğullarından kalan horozu beslemektedirler.Albay kendine yiyecek bir şey alamazken horozu doyurur.Çünkü zamanla horoz onun için ekmek kapı olacaktır yani horozu dövüştürecektir.Tek umutları horozdur.
Kitapta beğendiğim bölüm ; “Albay kahve tenekesinin tepesini kaldırdı ve yalnızca bir kaşık kahve kalmış olduğunu gördü kabı ateşten indirip suyun yarısını toprak zemine döktü ve çekilmiş kahvenin son zerrelerini de pas kırıntılarıyla karışıp kaba dökülene kadar tenekenin içini bir bıçakla kazıdı.”Albayın ölen oğluna ve eşine olan sevgisine ve sadakatine hayran kaldım.
Keyifli Okumalar Dilerim
69 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
Gabriel Garcia Marquez'den kısacık,bir çırpıda okunacak harika bir öykü.kitap ta yıllardır gelmeyen ve bütün ümidini o habere bağlamış olan bir albay ve eşinin,çektikleri yoksulluk anlatılıyor.Albay'ın bu kadar yoksullukta bile onurunu korumak için verdiği mücadele ve bunun yanında, bir süre önce öldürülen oğlundan kendisine yadigar kalan bir horozu kaybetmemek için ve onu beslemek için verdiği uğraşından bir bölüm anlatılıyor.hikaye yazarın uslubuna alışık olmayanlar için biraz sıkıcı olabilir.ama yazarı okumaya alışık olanlar için ,beğenerek okuyacakları,güzel anlatılmış,harika bir kısa öykü özelliği taşımaktadır.
76 syf.
·1 günde·Beğendi·7/10
Ne zamandır Marquez okumak için fırsat kolluyordum kısmet bugüneymiş diyelim.

Kitabın ön kısmında böyle bir yazı dikkati çekmekte "Benim en iyi yazdığım eser bu eser. Hatta Yüz Yılın Yalnızlığı 'nı bu eser okunsun diye yazdım"
İlgi çekici bir itiraf. Ne kadar gerçek henüz araştırmadım.

Gelelim yazarımızın "en güzel eserine" :
Emekli, gazi bir albay çok yaşlıdır. Kendi gibi yaşlı karısı ile sefalet içinde yaşarlar. Albayın iki umudu vardır karınlarını doğru dürüst doyurmaları için :
* Ordu için yaptığı bu kadar fedakarlıklara göre ona verilmesi gereken emekli maaşı
*Ölen oğlunun emanet olarak bıraktığı horozun dövüş sırasında kazanması. (o zaman da para gelecek)
Benim elimdeki kitabın kapağında horoz resmi var. Bence tam uymuş. Zira kitap tüm sayfalar boyunca horozun ne kadar yemek yemesi üzerinde tartışmalarla geçiyor. -_-

Yazar bu kitabı bir yaşlı insanın gemi yolu bekleyen intizarlı bakışlarını görerek, kendi Paris'deyken habire yola bakıp bakıp dalınca yazmış (vatanını özlüyormuş)

*Hikaye kısaydı. Güzeldi. Karamsardı. Yer yer duygusaldı. İsminden dolayı Spoiler içeriyordu.
*Sonu bir yere bağlanmamış havası kattığı için tüm emekler boşa gitmiş hissini veriyor.

Yine de keyifle okuyun :)
69 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Öncelikle pek fazla inceleme yazmıyorum ve bu kitabın incelemesini yazma sebebim albayı kendime çok yakın hissetmem. Hatta onda kendimi bulmam diyebilirim. Verdiği tepkilerden, özelliklerine kadar benim gibiydi.

Kitaba gelirsek;
İnatçı albay her cuma günü emekli aylığının gelmesini bekliyor. Ve ne kadar beklediğini karısının tek cümlesiyle açıklayarak geçeceğim.
"Bir mektubu on beş yıl bekleyebilmek için insanda bir öküzün sabrı olmalı, sende olduğu gibi."
Albayımızın beklediği diğer bir şey de, horozunu dövüştürmek için gelmesi gereken ocak ayı.
İkisini de para için bekliyor çünkü yeterince yoksulluk çekiyorlar ve karısı bu durumu insanlara belli etmemek için büyük ölçüde çabalıyor. Yine sabrını takdir ettiğim karısının bir sözü aklıma geliyor.
"Yoruldum artık," dedi kadın. "Erkekler evin sorunlarını bilmez. Kaç kez, bazen günlerce yemek pişirmediğimizi komşular anlamasın diye, tencereye taş koyup kaynatmak zorunda kaldım."
Karısının sözlerinden bahsetmişken, bazen gerçekten bana diyormuş gibi hissettim. Sanki albaya değil de bana yakınıyordu. Ama yine söylüyorum aynı şeyleri bana söyleseydi de albayla aynı tepkileri verirdim. Doğrusu bunu söylemem albayı haklı çıkarmıyor. Çünkü albay gerçekten sabredilesi bir adam.

Çok fazla uzun tutmak istemiyorum. Kısaca bu komik olduğu kadar trajik hikayeyi okumanızı tavsiye ederim. Çok akıcı bir kitap değildi belki ama okurken sayfaları bitsin diye çevirmeye çalışmayacaksınız. Zaten 1-2 saatte bitebilecek kısa bir kitap. Sonunun askıda kalması çok hoş olmasa da son diyaloğu gerçekten beğendim.

"Elinin körünü." :)
69 syf.
·1 günde·7/10
Marquez'in en iyi eserim dediği Albaya Mektup Yok, bir oturuşta okunabilecek, albayın emeklilik mektubunu beklemesini ve çektiği zorlukları anlatan bir kitap. Çocuğunun ölümünü tadan, savaş yıllarında askerlik yapan, hakkettigi emeklilik maaşı için 15 yıldır savaş veren, her şeye rağmen onurundan vazgeçmeyen bir albay; kıt kanaat evi çeviren, eşine yol gösteren destek olan, komşuları aç olduklarını anlamasınlar diye tencereye taş koyup kaynatan, oğlunun yasını tutan eşi ve oğullarından kalan, çok yemek yiyen bir horoz. Tüm umutları horozun dövüşleri kazanması ve bekledikleri mektubun gelmesi. Ama hakettiğin şeyleri almak için çaba göstermek zorundasındır bu dünyada. "Hayat şimdiye kadar icat edilen en güzel şey" diyor albay herşeye rağmen umudu var "Umut karın doyurmaz ama insanı ayakta tutar" diye devam ediyor. Umut ediyor mektubun gelmesini dört gözle bekliyor 15 yıldır umutsuzluğa yer bırakmıyor. "Bir mektubu 15 yıl bekleyebilmek için insanda öküz sabrı olmalı, sende olduğu gibi" diyor eşi. 15 yıldır gelmediyse gelmesine az kalmıştır keein gelecektir mektup Albaya göre. Ama köşeden ekliyor posta memuru "Kesinlikle gelen tek şey ölümdür Albay."
Yazarı daha önce okumamış biri bu kitaptan başlamamalı diye düşünüyorum.
69 syf.
·2 günde·8/10
Nobel Edebiyat ödüllü yazardan bir eser daha okudum. Kırmızı Pazartesi’ye nazaran biraz daha az sevdim bu eseri. Eser çok kısa ve uzun öykü olarak yazılmış. Kapak tasımı Kırmızı Pazartesi gibi çok güzel ve direk spoiler içermekte… Ki zaten adı direk spoiler. :) Akıcı, sade bir uzun öykü.
Kitabın içeriğine gelirsek; emekli olan albayın beklentisi diyebiliriz… Ama ne beklentisi ? Kitabın adında olduğu gibi aslında albay emekliliğin karşılığında askeriyeden mektup ve içi dolu para bekliyor. Bir de asıl eserin kahramanı olan dövüş horozundan ( ölen oğlunun ) para bekliyor. Bu para beklentisi içerisinde yaşanan olayları anlatmış bize yazar. Çok az karakteri olan bir eser. Albayın naifliği, çekingenliği, eşinin evi iktisatlı idareci kullanması, Sabas’ın karaktersizliği… Aslında yazar diğer eserlerine nazaran pek daha sarmasa (aksiyonu az) da bu romanda çok şeyden inceden inceye söz etmiş. Umut ve beklenti had safhada… Geçinceme, sabır, duygusallık, karamsarlık, siyaset, savaş, hayvan sevgisi ve yaşama sevgisi… Çok güzel alıntılar ve dersler var okunulası.
1-2 saat içerisinde okunulabilecek bir eser. ( 69 Sayfa ) Tavsiye ederim kesinlikle güzeldi ama tabiki sonu hariç. Yine neler oldu, neler bitti bir bilgimiz yok. Sonu olmayan bir eser. :)
69 syf.
·Beğendi
Yalnızlık,sabır, gurur,sefalet, zorluk,savaş ve daha çok fazla konu içeren bu kisa eser yalın bir dile sahip.
Kisa ve akıcı olduğundan bi solukta okudum.Ama derin düşüncelere dalmadim değil.
Albayin sabrı, karısının umutsuzluğu düşündürücü..
Insan kendisini onların yerine koyup dusununce hissediyor azda olsa o duyguları..
Umut etmek,umutlu olmak yaşamaya dair zor olsa gerek o şartlarda. ..
Soru işaretleri kaldı aklımda...Ve gerçekten etkileyici bir eser...iyi okumalar...
Kalemine sağlık Gabriel Garcia Marquez..
73 syf.
·1 günde·Beğendi·8/10
Tam da Márquez severlerin gülümseyerek ve biraz da hüzünle okuyup hemen bitireceği bir uzun öykü. Hayatımızdaki karakterlerden kesit, hepsi de olduğu gibi aktarılmış.
69 syf.
·5 günde·3/10
Gabriel Garcia Marquez’den daha önce okuduğum iki kitap hoşuma gitmişti ve buna da haliyle olumlu bir beklenti ile başladım ancak kitap beni içine çekmeyi bir kenara bırakın tam tersine uzaklaştırdı. Çok durağan ve sıkıcı geldi kitap bana. Artık bir yerden sonra bitsin diye zorla okudum. Bunun sebebi ya konunun ilgimi çekmeyip anlatımı beğenmemem ya da kitapta kaçırdığım kilit bir nokta var. Ama sonuç olarak kitabı tekrardan okuma isteğim de yok. Artık ne diyelim kısmet Gabriel Garcia Marquez’in başka kitaplarına.
69 syf.
·Beğendi·9/10
Emekli bir albay. Zamanında savaşlara girmiş çıkmış ve devletten emekli parasını almayı bekliyor. Bir karısı bir de oğlu ama oğlu ya askerdeydi yada ölmüştü. Elinde bir horozu kalmış birde evde sadece Mısır. Horozda dövüş horozu. Mısır'ı horozlada paylaşınca eşi tepki gösteriyor. Tabi bu yüzden horozu yanında gezdiriyor.
Sürekli mektup bekliyor albay. Devletten.
Ve bu bekleme hiç umudunu kırmıyor. Albay bir gün evde hiç Mısır kalmadığında yatağa uzanır. Eşi konuşmaya başlar. Yarın olsun belki mektup gelir der ve sırtını döner uyur. Kitap orda biter. İnsanları elindeki kısıtlı metayı paylaşmadığı sürece paylaşım paylaşım değildir. Bugün senin çok paran varsa bundan biraz birine verebiliyorsan bu paylaşım değildir ama cebindeki 10 liranın beşini birine verebiliyorsan. Bu paylaşımdır. Horoz albaya miras kalmıştır oğlundan. Bu yüzden ona bakmak zorunda hisseder kendini ve boğazındakini onunla paylaşır Ve o mektubu her sabah yine bekleyecektir hiç gelmeyeceğini bilse bile...
Sıddartha oruç tutarken günlerce. Bunun ona sabrı ve yaşamayı öğrettiğini söylerdi herkese. Bu yüzden ona ne yapabilirsin dendiğinde ben oruç tutarım derdi. Ve orucun ona öğrettikleriyle sıddartha sabır isteyen her işin altından kalkabildi.
Sıddartha herman hessenin kitabıdır bu arada.. Ve o da çok iyidir. O benim hayatımı etkilemiş nadir kitaplardandır
69 syf.
·6 günde·Beğendi·9/10
"En iyi eserim" demiş yazar bu kitap için.Haklı da."Kırmızı Pazartesi"deki olay örgüsü belki yok ama ben zaten buna fazla takılmam."Yalnızlığı,çaresizliği,parasızlığı ve açlıği" bu kadar iyi işleyen bir kitap daha okumadım henüz.
"Hep aynı hikaye,"diye başladı kadın bir an sonra. "Biz açlığa katlanıyoruz ki başkaları yiyebilsin. Kırk yıldır hep aynı hikaye "
“On dakika içinde gelmezse çekip giderim diye kendi kendine söz verdi albay, iki saatlik bir bekleyişten sonra.
Ama yirmi dakika daha bekledi.”

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Albaya Mektup Yazan Kimse Yok
Baskı tarihi:
1996
Sayfa sayısı:
76
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Baskılar:
Albaya Mektup Yok
Albaya Mektup Yazan Kimse Yok

Kitabı okuyanlar 1.101 okur

  • Aleyna
  • Sümeyra Nur İzzet
  • Dilara Kulaber
  • Erdin Arslan
  • Fatmanur
  • Mona Rıza
  • Zeynep ‍
  • Frida M.
  • Fatih
  • Emine bulut

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0.2 (1)
9
%0.2 (1)
8
%0
7
%0.4 (2)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları