Albertine Kayıp (Kayıp Zamanın İzinde - Altıncı Kitap)

·
Okunma
·
Beğeni
·
11.198
Gösterim
Adı:
Albertine Kayıp
Alt başlık:
Kayıp Zamanın İzinde - Altıncı Kitap
Baskı tarihi:
2001
Sayfa sayısı:
282
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750803000
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Albertine Disparue - A la recherche du temps perdu
Çeviri:
Roza Hakmen
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
" 'Mademoiselle Albertine gitti!' Istırap, insan psikolojisine, psikoloji biliminden çok daha derinlemesine nüfuz eder. Daha bir dakika önce, hislerini tahlil ederken, Albertine'le son bir kez görüşmeden, bu şekilde ayrılmanın, en çok istediğim şey olduğuna kanaat getirmiş, Albertine'in bana verdiği hazların vasatlığıyla beni mahrum ettiği hazların bolluğunu karşılaştırıp kendimi çok zeki bulmuş, onu artık görmek istemediğim, sevmediğim sonucuna varmıştım. Oysa, 'Mademoiselle Albertine gitti' sözleri, kalbime öyle bir acı saplamıştı ki, bu acıya pek uzun süre dayanamayacağımı hissediyordum. Benim nazarımda bir hiç olduğunu zannettiğim şey, demek ki aslında bütün hayatım, her şeyimdi."

Marcel Proust'un dev yapıtının altıncı cildi Albertine Kayıp, tam da Mahpus'un gittiği yerden başlıyor: "Mademoiselle Albertine gitti!" Hizmetçi Françoise'ın bu ünleminin yankısı, romanı genişleyen halkalarla kuşatıyor: Andree'yle yüzleşme, birbirini izleyen telgraflar, Boulogne Ormanı'ndaki sarışın, birbirini yankılayan Combray ve Venedik... Gelgitin ardından, bir gondol gezintisinde ağır ağır açılan yeni ufuklar.
‘’Albertine Kayıp’’ seri içinde ismiyle de merakımı, ilgimi cezbeden bir kitaptı; yarım bir cümle gibi…

‘’İnsanlar duyularının yetersizliği nedeniyle nesnelerin sayısız niteliğinden ancak sınırlı bir bölümünü algılayabilirler. Biz görme duyusuna sahip olduğumuz için nesneler renklidir; yüzlerce duyuya sahip olsaydık, kim bilir başka ne sıfatlara layık olacaklardı? Ne var ki, bizim ufak bir kısmını bilip tamamını bildiğimizi zannettiğimiz küçücük bir olaya bile bir başkası adeta bir evin karşı tarafındaki pencereden, farklı bir manzarayı seyredercesine baktığı için, nesnelerin sunabileceği farklı görüntüyü anlamamız kolaylaşır.’’ (Sayfa 270)

Seriyi, nasıl kurulduğunu benim için açıklayan bölümlerden biri üstteki alıntı. Daha fazla duyuya sahip olmak; anlaşılan o ki, Proust buna sahip, nesnelere, insanlara, zamana baktığında gördüklerini zenginleştirmek, herkesten farklı sadece kendine ait anlamlar yüklemek. Proust, bu anlamlandırmayı yaparak kâh hatıralarını kâh tehâyyûllerini sayfalar dolusu başarılı bir kurguyla kaleme alarak oluşturmuş ‘’Kayıp Zamanın İzinde’’ serisini.

İlk kitaplardan başlayarak attığı düğümler, bu kitapla çözülmeye başlıyor. Bu kitap için kaybetmenin, yasın, aşkın, unutuşun kitabı da diyebiliriz. Ölümün geride bırakılanlar üzerindeki etkisi, kaybedilenin boşluğu ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi. Diğer kitaplarda fazla yaşamadım bu durumu. Serinin en duygusal kitabıydı benim için; kitabın ilk bölümleri duygusal olarak beni dağıttı… Hatta sevdiğiniz birini kaybettiyseniz yakın zamanda okumayın, derim…

‘’İnsan birini niçin sever, neden sevdiğinden vazgeçer, nasıl unutur sevdiğini’’ sorularının cevabını vermiş Proust bu kitapta. Ancak biz sevdiğimiz zaman, bizim sevgimiz, o insana değer katar, diyor. Biz vazgeçtiğimizde, sevgimizle yücelttiğimiz o insan artık herhangi biri, önemsiz biri olur, diyor. Bu bağlamda aşkta ve hayatta kaybettiğimiz insanların yokluğunu aşmak, alışmak için aslında o insanlara farklı bir gözle, daha önce sevginin engellediği, bize göstermediği yönlerini görerek bakmalıyız diyor. Bir şehre uzaktan bakıldığında görkemli bir binayı tüm ihtişamıyla görebiliriz. Binanın önüne gelip binayı görmeye kalksak sadece burnumuzun önünü görürüz. Sevenler de sevdiklerine bu perspektifle bakıyor. Onunla birlikteyken onu gerçek ölçüleriyle, özellikleriyle göremiyor. Ayrılık gerçekleşip -bu ölüm de olabilir- uzaklaşınca sevilen gerçekten görülmeye, tanınmaya başlanıyor, diyor Proust.

Bir insanı, ailenden birini tanımak ama gerçek anlamda; iç dünyasında neler var, korkuları, kaygıları, eğilimleri neler bunları bilmek mümkün değil gibi geliyor bana. Ancak yazan insanları, gerçek anlamda tanıyabilirmişiz gibi geliyor. Şu an Proust’u bana yakın olan birçok insandan daha iyi tanıyorum sanki. Bu yüzden yazmak, kitaplar çok önemli benim için. Çünkü kitaplarda insanlar dürüstçe ruhlarını sergiliyor. Onları okuyarak, kendimizi okumaya, tanımaya çalışıyoruz adetâ.

Proust, bu kitapta da yine mükemmel psikolojik, sosyolojik analizlerine devam ediyor; müthiş tespitleri var. Kurgudan bağımsız sırf bu tespitler için bile seriyi okumak gerekir diye düşünüyorum.

Eşcinsellik, kadın-erkek ilişkileri, evlilik, dostluk, aile ilişkilerini yine çok ince detaylara girerek müthiş gözlemciliğiyle okuyanı hayran eden ‘’Proustvâri’’ betimlemeleri, tespitleri bu kitapta da bol bol okuyoruz.

Proust' u okumak insanı okumak gibi, bu kadar derin, insan ruhunu, davranışlarını tahlil eden ve edebi olarak bunu okuyucuya aktaran bir yazar okumadım diyebilirim.
Agirsin o kadar agirsin ki kapagina bakarken bile dusunmek gerek. Ama guzelsin her şeyden herkesten zor olman seni cekici yapiyor. Marcel Proust yapmis yine yapacağını..
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (15.431 Oy)19.196 beğeni43.803 okunma3.042 alıntı184.749 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (8.628 Oy)8.905 beğeni28.984 okunma861 alıntı140.942 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (10.793 Oy)13.520 beğeni34.850 okunma3.469 alıntı147.470 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (9.371 Oy)9.333 beğeni25.940 okunma1.865 alıntı120.022 gösterim
  • Yabancı
    8.3/10 (4.462 Oy)3.955 beğeni13.092 okunma1.248 alıntı53.598 gösterim
  • Suç ve Ceza
    9.1/10 (6.530 Oy)7.942 beğeni21.545 okunma4.059 alıntı130.711 gösterim
  • Şeker Portakalı
    9.0/10 (7.629 Oy)9.132 beğeni25.573 okunma1.594 alıntı128.349 gösterim
  • Simyacı
    8.5/10 (7.964 Oy)8.935 beğeni26.562 okunma2.715 alıntı116.020 gösterim
  • Tutunamayanlar
    9.0/10 (3.268 Oy)5.155 beğeni8.235 okunma5.484 alıntı133.255 gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (7.516 Oy)8.114 beğeni23.016 okunma855 alıntı90.827 gösterim
Okunması benim için zor olan bir kitaptı. Ama duyguları her zerresine kadar işlemesi açısından gayet tatmin ediciydi. Kayıp Zamanın İzinde serisinin diğer kitaplarını okumadığım için de zor olmuş olabilir tabii.
"Mademoslle Albertine gitt!" Istırap,insan psikolojisine,psikoloji bilimden daha çok daha derinlemesine nüfuz eder...Ruhumuzda ne kadar önem verdiğimizi bilmediğimiz şeyler vardır. Ya da bunlar olmadan yaşıyorsak,onlara sahip olmayı başaramama veya acı çekme korkusuyla her gün ertelediğimiz içindir. Duygu dünyamızın çatısını ayakta tutan şey,daima görünmez bir inançtır,bu inanç Yok olduğu anda çatı sallanmaya başlar .
Kahramanımız bir tatilde tanıştığı Albertine aşık olur ve Albertine'nin gidişiyle başlayan 300 sayfalık kitap boyunca Albertine'den başka bir şey düşünmez. Hayatındaki yaşanan bütün olaylar onla ve ona olan sevgisiyle alakalıdır.
Birinin birini(ne kadar yakının olduğu önemli degil) anlamasının imkansız olduğunu farkettirdi kitap bana, kimse kimseyi tamamen anlamaz, yalnızlık kalıcıdır.
Kayıp Zamanın İzinde serisinin 6.kitabı.
Altını o kadar çok çizdiğim satırları var ki, tekrar tekrar okuyorum. Zaten Marcel Proust’u okurken su gibi akıp gitmez metin. Aynı kendi iç dünyası gibi gelgitlidir.Tekrar tekrar satır başına dönüp okursunuz.

Kitabın isminden yola çıkarsak Albertine kim, onun için ne ifade ediyordu, aralarında geçen olayların hissiyatı nasıldı, şimdiden geçmişe bakarak bu hisleri nasıl değişti onu okuyoruz Marcel’in dünyasından.

Detaycılığını, kurgularını, duygularını katman katman ayırarak aktarıyor adeta. Anlatılamaz bir eser. Her okurun kendi içinde yeniden kurgulayıp, yaşadığı nadide eserlerden. Bu kadar değerli olmasının sebebi de bu zaten.
Kayıp Zamanın İzinde” serisinin 6’ncı kitabı olan “Albertine Kayıp”, artık bize gerçek anlamda Marcel Proust’un, biz normal insanlardan daha fazla duyuya sahip olduğunu kesin bir şekilde kanıtlıyor. Gördüklerini, duyduklarını, hissettiklerini ve hatta hayal ettiklerini, hepimizden farklı bir biçimde yorumlayarak derinlemesine analiz etmesi ve bambaşka anlamlara taşıması tüm okurları hayretler içinde bırakmaya fazlasıyla yetiyor. Hatta bu anlam taşımaları, aynı olay veya hisler üzerinde bir anda o kadar değişken olabiliyor ki, hayret ve hayranlık seviyesini arşa ulaştırabiliyor.

Bu kitaptaki en dikkat çekici değişkenliği ise, Marcel’in ölüm karşısında duyduğu hisler oluşturuyor. Daha önceki kitaplarda anneannesinin ölümü karşısındaki o yoğun duygusallığı hatırlarsınız; öyle bir duygu yüklemesi yapmıştı ki, bizlere adeta kendi yakınımızı kaybetmişiz gibi hissettirmiş, oturup ağlatacak kadar duygulandırmıştı. Ama bu kez ölüm karşısındaki duruşu ve hisleri çok farklıydı. Elbette üzüntüsünü yine hissettiyor; ancak bu üzüntü sadece kaybetmenin verdiği duygusallık değil de, “Keşke hayatta olsaydı da benden sakladıklarını öğrendiğimi bir bir yüzüne vursaydım!” tarzındaki bir ‘yüzleşme-hesap sorma-intikam alma’ niteliğindeydi.

Doğal olarak insanoğlu, bir yakınını kaybettiğinde hatıralara sarılır. Marcel Proust da bu kitabında, bol bol geçmişe dönüşler yapıyor. Yaptığı bu geçmişe yolculuklarda, yaşadıklarını analize devam ediyor. Yeni öğrendiği bazı gizli kalmış olayları, geçmişteki olaylar ile karşılaştırıp serinin başından beri anlaşılmamış noktaları ve düğümleri çorap söküğü gibi bir bir çözümlüyor.
E tabiki alıştığımız ve hala büyük bir hayranlıkla izlediğimiz o mükemmel gözlem yeteneğine de bol bol şahit olmaya devam ediyoruz. Özellikle 3’üncü bölümdeki Venedik seyahati, bizlere kısa ama doyurucu bir Venedik turu yaşatıyor.

Sürpriz isimlerin sürpriz evlilikleri sayesinde, yine Fransız yüksek sosyete hayatına dikteli dokunuşlar içeren cümleler ve sosyete hayatındak ahlaksızlıkların en büyüğü olan eşcinsel yaklaşımlara yaptığı yorumlar ile bizlere sosyolojik mesajlar vermeyi de ihmal etmiyor.

Ayrıca Marcel bize kısacık da olsa edebiyat hayatına attığı ilk adımdan da bahsediyor. Zamanın Fransasının ünlü bir gazetesinde yayınlanan yazısı Marcel’e “ Hazzı sosyetede değil, edebiyatta bulacaktım artık.” cümlesini sarf ettirerek, yazarlığının nasıl başladığını ve edebiyat dünyasına yazar olarak girmesinin ilk adımını bizlere sunuyor.

Son kitap olan “Yakalanan Zaman”da, bakalım Marcelimiz kayıp zamanın izini yakalayabilecek mi?
Serinin son kitabında buluşmak üzere…

Saygılarımla….

Albertine Kayıp – Kayıp Zamanın İzinde 6. Kitap
Marcel Proust
Yapı Kredi Yayınları
Türkçesi: Roza Hakmen
282 Sayfa, 2001
Albertine gidişi kahramanımız kadar beni de derinden etkiledi. Sondan bir öncesi olduğu için olaylar yavaş yavaş tamamlanıp kapanıyor. Hep bu aşkın sonu nolcak ne zaman gerçeği görecek diyordum ama maalesef gerçeği görmesi çok zorlaştı. Kitapta beni şaşırtan bir evlilik ve daha net ortaya çıkan başka bir cinsel kimlik var. Bütün karakterlere hakim olduğum için okuması çok çok kolaydı. Hatta uzattım çünkü bitsin istemedim. Şimdi serinin son kitabına geçiyorum. Elimden geldiğince ağır okumayı planlıyorum. Çünkü şimdiden kendimi boşluğa düşmüş gibi hissetmeye başladım. Bakalım bu kadar olay bu kadar karakter içinde kaçan zamanı yakalamak nasıl olcak. Hep beraber görcez.
Ben bir Albertine olduysam eğer bu kitabı defalarca okuduğumdan..
Metaryalistler, gerçekçiler ve Proust'un sezgisel var olma teorisi. Varlığını hissetmiyorsanız yok mudur ? Proust gibi düşünüyorsunuz zihninizde varlığını yitirenler, yoktur. Sezgisel olarak olmayan Ay bile, sizin hayatınızda aslında hiç olmamıştır.
Bu felsefesini severek okumaya başladım kitabı. Proust felsefesi hakkında derin araştırmalar yaparsanız kitap okumaktan daha zevkli olduğunu anlayacaksınız.
Biz sevmesek onlar aslında yoklar.
Hiç önemsemediği, varlığını hiçe saydığı, gözlerinin de kalbinin de görmezden geldiği Albertine gitti. Istırap o an layık olduğu yere uzun süre kalmak için yerleşti.
Birini anlamak imkansızdı onun için. Albertine'in gidişiyle bunu öğrenmişti. Bir insan öylesine severken, bağlıyken nasıl hiçbir şey söylemeden, veda etmeden gidi verirdi. Nasıl katlanıyordu ölmeden. Aşkına karşılık bulamadığı günlere nasıl dayandıysa öyle dayanıyordu belki de.
Proust insanlara sevme dersi veriyor. Ruhumuzun derinliklerinde hissedilenleri ancak kaybettiğimizde gün yüzüne çıkarıyoruz. Böylece birine karşı duyulan arzu, sevgi, merhamet duygusu yerini ıstıraba bırakıyor.
Kitabı okumak çok zor. İnsanın doğumundan ölümüne hissettiği her duyguya yer vermiş. Psikolojisi üzerinize çöküyor ve ruhunuzu kitaba teslim ediyorsunuz. Her satırda yazar ne hissettirmek istediyse onu hissediyorsunuz.
Kitap bittiğinde var olduğuna inandığınız her şeyi sorgulayabilir hatta birçoğunun hiç olmadığına kanaat getirebilirsiniz..
Geçmişten bir kuğu hatırlar kendini Muhteşemdi ama.kurtulusu yoktu. Soyleyemeyecekti hayatın sarkisini. Kısır kışın kara kasvetli ışığında
Seri içerisinde en az beğendiğim kitap bu oldu herhalde. Diğerlerinden oldukça kısa olması bir yana konu anlamında da en dar olan kitabı diyebilirim. Özellikle kitabın yarısını bulan birinci bölümü bitirmekte oldukça zorlandım. Felsefe ve edebiyatın bu kadar iç içe geçtiği bir romanda olay akışının neredeyse hiçe indirgenmesi, okunması zor bir metin ortaya çıkarmış.
Daha başındayım yolun lakin şimdiden balyoz yemiş gibi hissediyorum. Yazarımızın cümleleri ise insanın canına okumaya yetiyor. Satırlarca süren kelime dizilerine yeni bir boyut kazandırmış.
Ufak tefek önerilerim var bu kitapla ilgili. İlk olarak karşınızdaki zor bir kitap, bunu bilerek başlayın, kendinize güvenerek başlayın, cümlelerin üstüne gidin, olayın ötesine dikkat edin; böylece kitaptan çok daha fazla zevk alırsınız.
Son olarak okunması gereken bir kitap mıdır? Kesinlikle! Herkes okuyabilir mi? İM-KAN-SIZ.
Biraz karmaşık bir inceleme oldu lakin açıkçası bu kitabı başka türlü nasıl anlatırım bilmiyorum.
Bir başka insanla ilişkilerimizde en önemli hata kaynakları, iyi kalpli olmak veya o insanı sevmektir. Bir tebessüm, bir bakış, bir omuz yüzünden âşık oluruz. Bu kadarı yeterlidir; sonra, umut veya hüzün dolu uzun saatler boyunca, bir insan imal eder, bir kişilik yaratırız. Ve ardından, âşık olduğumuz kişiyle görüştüğümüzde, karşımıza ne kadar acımasız gerçekler çıkarsa çıksın, o bakışın, o omzun sahibinden, bu iyi yürekli mizacı, bizi seven kadın kişiliğini bir türlü ayıramayız; gençliğinden beri tanıdığımız bir insan yaşlandığında, gençliğini ondan ayıramayışımız gibi.
Sevilmek istediğimiz için anlaşılmak isteriz ve sevdiğimiz için de, sevilmek isteriz.
Hiçbirimiz tek bir insan değilizdir, hepimiz ahlaki değerleri farklı çok sayıda insan barındırırız içimizde...
Dünya her birimiz için bir hamlede baştan sona yaratılmamıştır. Yaşadıkça, hiç aklımızdan geçmeyen şeyler eklenir dünyamıza.
Biz görme duyusuna sahip olduğumuz için, nesneler renklidir; yüzlerce duyuya sahip olsaydık, kim bilir başka ne sıfatlara layık olacaklardı?

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Albertine Kayıp
Alt başlık:
Kayıp Zamanın İzinde - Altıncı Kitap
Baskı tarihi:
2001
Sayfa sayısı:
282
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750803000
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Albertine Disparue - A la recherche du temps perdu
Çeviri:
Roza Hakmen
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
" 'Mademoiselle Albertine gitti!' Istırap, insan psikolojisine, psikoloji biliminden çok daha derinlemesine nüfuz eder. Daha bir dakika önce, hislerini tahlil ederken, Albertine'le son bir kez görüşmeden, bu şekilde ayrılmanın, en çok istediğim şey olduğuna kanaat getirmiş, Albertine'in bana verdiği hazların vasatlığıyla beni mahrum ettiği hazların bolluğunu karşılaştırıp kendimi çok zeki bulmuş, onu artık görmek istemediğim, sevmediğim sonucuna varmıştım. Oysa, 'Mademoiselle Albertine gitti' sözleri, kalbime öyle bir acı saplamıştı ki, bu acıya pek uzun süre dayanamayacağımı hissediyordum. Benim nazarımda bir hiç olduğunu zannettiğim şey, demek ki aslında bütün hayatım, her şeyimdi."

Marcel Proust'un dev yapıtının altıncı cildi Albertine Kayıp, tam da Mahpus'un gittiği yerden başlıyor: "Mademoiselle Albertine gitti!" Hizmetçi Françoise'ın bu ünleminin yankısı, romanı genişleyen halkalarla kuşatıyor: Andree'yle yüzleşme, birbirini izleyen telgraflar, Boulogne Ormanı'ndaki sarışın, birbirini yankılayan Combray ve Venedik... Gelgitin ardından, bir gondol gezintisinde ağır ağır açılan yeni ufuklar.

Kitabı okuyanlar 258 okur

  • Selahattin Ünal
  • Ozan Saraç
  • Pınar GÖLBAŞ
  • Meliha ekici
  • Zeynep Kır
  • FUNDA NESLİHAN VARKOL
  • Senem
  • Tuba Melek Öztürk
  • Hakan Yıldız
  • Süheyla İğret

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%5.3
14-17 Yaş
%8.4
18-24 Yaş
%21.1
25-34 Yaş
%34.7
35-44 Yaş
%23.2
45-54 Yaş
%5.3
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%2.1

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%70
Erkek
%30

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%43.2 (41)
9
%16.8 (16)
8
%14.7 (14)
7
%10.5 (10)
6
%9.5 (9)
5
%4.2 (4)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%1.1 (1)

Kitabın sıralamaları