Albertine Kayıp (Kayıp Zamanın İzinde Serisi Altıncı Kitap)

·
Okunma
·
Beğeni
·
16.197
Gösterim
Adı:
Albertine Kayıp
Alt başlık:
Kayıp Zamanın İzinde Serisi Altıncı Kitap
Baskı tarihi:
Şubat 2019
Sayfa sayısı:
282
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750803000
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Albertine Disparue - A la recherche du temps perdu
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Marcel Proust'un dev yapıtının altıncı cildi Albertine Kayıp, tam da Mahpus'un bittiği yerden başlıyor: "Mademoiselle Albertine gitti!" Hizmetçi Françoise'ın bu ünleminin yankısı, romanı genişleyen halkalarla kuşatıyor: Andree'yle yüzleşme, birbirini izleyen telgraflar, Boulogne Ormanı'ndaki sarışın, birbirini yankılayan Combray ve Venedik... Geltinin ardından, bir gondol gezintisinde ağır ağır açılan yeni ufuklar.
282 syf.
Marcel Proust ve Kayıp Zamanin İzinde serisi hakkinda bilgi sahibi olmak isterseniz öncelikle bu videoyu izleyebilirsiniz:

https://youtu.be/_b8vIjqmcxI


"Mademoiselle Albertine gitti!" cümlesiyle kalbimi parçalayarak başlıyor kitap. Bu cümlenin ne kadar acı, ne kadar anlam yüklü olduğunu ancak kitabı okuyanlar bilir. Ve nasıl başladıysa öyle devam ediyor kitap. Giden sevgilinin yokluğu, bıraktığı boşluk, yaşattığı acı ve ona yaşatılan acının vicdan azabı, hem aşk hem de aşksızlık.. İddia ediyorum daha iyi anlatılamazdı.

Albertine Kayıp kitabında anlatılanlar Mahpus kitabında yaşananların sonucuydu. Fakat beklediğimin ötesinde bir duygu aktarımı ve olay akışı vardı. Kitap epey şaşırttı beni

Her ay 1 kitap okuyarak ilerlediğim Kayıp Zamanın İzinde serisi Mahpus kitabıyla beni öyle etkiledi ki, bu ay seriden 2 kitap okudum. Serinin son kitabını da birkac gün sonra okuyacağım.
282 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Bu yazarı ilk okuyuşum kitap biraz ağır ve sıkıcı geldi zorda olsa bitirdim. Proust bu kitapda sosyolojik, psikolojik, kadın erkek ilişkileri, aile ilişkileri vede eşcinsellik konularına detaylı girerek müthiş analiz ve tespitler yapmış vede iyi gözlemler yaparak kalemini konuşturmuş kalite iş çıkarmış diyelim. Okumaya değer olduğunu düşünüyor ve tavsiye ediyorum...
282 syf.
Bir kadına duyulan sonsuz aşkı ve yaşanılan gelgitli ilişkilerin ve giden kişinin arkada kalan kişiye ne kadar zor olduğunu ve nasıl etkiler bıraktığını anlatıyor.


Proust gördüklerini, duyduklarını,hissettiklerini ve hayal ettiklerini bizim düşündüğümüzden farklı bir biçimde sunuyor bizlere. Mesela aynı olay ve hisselerinde sürekli bir değişkenlik söz konusu...

Bu kitapta en dikkat çekiciliği ise, Marcel'in ölüm karşısında duyduğu değişkenliğiydi. Daha önceki kitapta da bahsettiğim gibi anneannesinin ölümü konusunda yoğun duygusallığı etkilemişti.

Bu kez ölüm karşısındaki hisleri çok farklıydı Üzüntüsü yine hissediliyor,fakat üzüntü kaybetmenin değilde yüzleşmenin -intikam alma gibiydi...

"Keşke hayatta olsaydı da benden sakladıklarını öğrendiğimde bir bir yüzüne vursaydım!" diyor yazar..


Bir yakınımızı kaybettiğimizde hatıralarımıza sarılırız. İşte Proust da kitabında geçmişine sürekli dönüşler yapıyor. Yaptığı geçmişe yolculuğunda yaşadıkları ve yeni öğrendiği bazı gizli olayları ve serinin başından beri anlaşılamamış noktaları gün yüzüne çıkarıyor.Sanki baştan tarıyor...

Yalnız muhteşem gözlem yeteneğine hayran kaldım... Mesela Venedik seyahati,bizlere kısa ve doyurucu Venedik turu yaşattırıyor.

Ayrıca Marcel bize kısada olsa edebiyat hayatına attığı ilk adımdan bahsediyor. O zamanın Fransasının ünlü bir gazetesinde yayımlanan yazısı Marcel'e " Hazzı sosyete de değil,edebiyatta bulacaktım artık." Yazarlığının başladığını ve edebiyata yazar olarak başlacağını belirtiyor..


Son olarak eşcinsellikten gem vuruyor, Sosyal hayatı kötü şekilde etkilediği konusunda... tavsiye ederim..
282 syf.
·4 günde·Beğendi
Kayıp Zamanın İzinde serisinin 6.kitabı.
Altını o kadar çok çizdiğim satırları var ki, tekrar tekrar okuyorum. Zaten Marcel Proust’u okurken su gibi akıp gitmez metin. Aynı kendi iç dünyası gibi gelgitlidir.Tekrar tekrar satır başına dönüp okursunuz.

Kitabın isminden yola çıkarsak Albertine kim, onun için ne ifade ediyordu, aralarında geçen olayların hissiyatı nasıldı, şimdiden geçmişe bakarak bu hisleri nasıl değişti onu okuyoruz Marcel’in dünyasından.

Detaycılığını, kurgularını, duygularını katman katman ayırarak aktarıyor adeta. Anlatılamaz bir eser. Her okurun kendi içinde yeniden kurgulayıp, yaşadığı nadide eserlerden. Bu kadar değerli olmasının sebebi de bu zaten.

Kayıp Zamanın İzinde genel bilgiler için
https://youtu.be/ZfGyt9hGxo8
282 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10
Sevgili kitap dostları, zorlu bir seriye sonundan, yüzmesini bilmeyen birinin denize derin bir dalışla girmesi gibi başladım. Umarım eksiksiz tamamlarım.

Önce biraz Marcel Proust ...

Kayıp Zamanın İzinde adlı yedi ciltten oluşan roman; annesi zengin bir Yahudi ailenin kızı, babası koleranın nedenlerini bulmaya çalışan bir tıp doktoru olan Fransız romancı, deneme yazarı ve eleştirmen Marcel Proust tarafından yazılmıştır. Yazar dokuz yaşında iken astıma yakalanmıştır. Hastalığı nedeni ile eğitimini de tamamlayamayan ünlü romancı edebiyata yönelmiş, eğlenceye düşkün ve disiplinsiz bir gençlik dönemi geçirmiştir. Asla düzenli bir işte çalışmayan Proust, annesi ve babasının ölümüne kadar ailesinin kazancı ile, hatta on sene boyunca odasından dışarı çıkmayarak aile evinde yaşamıştır.

Odasından pek az dışarı çıkıp sık yatağa bağımlı yaşamasından dolayı insanları algılamada ilginç bir kişilik geliştiren M. Proust’un hem eşcinsel, hem psikolojik sorunlarının olduğu da ortaya atılmıştır.

Sonra; biraz Kayıp Zamanın İzinde, biraz da Albertine Kayıp ...

Roman, yedi cilt olarak tamamlanmış, Proust’un romanın son düzeltmelerini yaptığı sıralarda yaşamını yitirmesi sebebi ile basımı ölümünden sonra gerçekleşmiştir. Marcel Proust'un bu romanı 20. yüzyıl edebiyatının en büyük eserlerinden biri olarak kabul edilmektedir. Alışılmamış bir kurguya, uzunluğa sahiptir (3000 sayfa).

Roman “eşcinsel olmakla birlikte kadın-erkek ilişkilerini en iyi anlayan bir yazar” olduğu düşünülen Proust’un bu eseri kimileri tarafından "psikolojik bir analiz romanı" kimileri tarafından ise “şizofrenik bir anlatı” olarak görülse de bir anlatı metni olarak kabul görmüştür.
Bu kitap serisi hakkında pek çok inceleme yapılmış, kimi uzmanlar tarafından kötü eleştirilse de, kimileri tarafından ise modern romancılığın başyapıtı olarak kabul edilmiş ve yıllarca düzenlenen en iyi kitaplar listelerinde yer almıştır.

“Kayıp Zamanın İzinde serisi”nin 6’ncı kitabı olan “Albertine Kayıp”, bize Marcel Proust’un çeşitli duyguları aynı anda yaşayabilen, gördüklerine, hissettiklerine ve hatta hayal ettiklerine herkesten farklı yorumlar katan, derinlemesine analiz ettiklerini bambaşka anlamlara taşıyan, tüm okurları hayretler içinde bırakan bir yazar olduğunu göstermiştir...

İnsanoğlu, bir yakınını kaybettiğinde hatıralara sarılır, bol bol geçmişe dönüşler yapar, bazı gizli kalmışlıkları keşfeder. Bu romanda da sevgilisini yitirmiş biraz melankolik, biraz şizofren, biraz mazoşist duygular yaşayan baş karakterimizin geçmişe dönük yolculuklarına ışık tutulup, gizler aydınlatılmıştır.
Aynı zamanda; sürpriz isimlerin sürpriz evlilikleri sayesinde, yine Fransız yüksek sosyete hayatına dikteli dokunuşlar içeren cümleler ve sosyete hayatındaki ahlaksızlıkların en büyüğü olarak kabul gören eşcinsel yaklaşımlara yapılan yorumlar ile bizlere sosyolojik mesajlar vermek de ihmal edilmemiştir…
Ayrıca Marcel bize kısacık da olsa edebiyat hayatına attığı ilk adımdan da bahsediyor. Zamanın Fransasının ünlü bir gazetesinde yayınlanan yazısı Marcel’e “ Hazzı sosyetede değil, edebiyatta bulacaktım artık.” cümlesini sarf ettirerek, yazarlığının nasıl başladığını ve edebiyat dünyasına yazar olarak girmesinin ilk adımını bizlere sunmaktadır… Serinin diğer kitaplarında da buluşmak üzere…

https://kitap.yazarokur.com/albertine-kayip
https://edebiyatvesanatakademisi.com/...roust-hakkinda/62965
282 syf.
·6 günde·6/10
Birisi sizi sevsin diye "sizi sevmiyorum" demek, sizinle sürekli görüşsün diye "ben insanları görmeyince unuturum" demek, ayrılık fikrinin önüne geçmek için "sizden ayrılmaya karar verdim" deyip de onu kendinize daha çok bağlamak, "ebediyen elveda" derken onu tekrar tekrar görmek istemek gibi, insanda ters etkiler yaratan düşünceler abidesi bir kitap.

"Mademoiselle Albertine gitti!" sözüyle başlıyor ve tamamını Albertine'e ait hatıraların, düşüncelerin, hayallerin kapladığı, psikolojik yönü ağır basan, benim de beynimi yakan bir eser olmuş açıkçası. Kitabı okurken şu söz aklınıza gelebilir: "İnsan ulaşamadığı şeylerin delisi, ulaştıklarınınsa nankörüdür."

Albertine'i kaybedince ona olan hissiyatlar, yokluğunun verdiği acı, yeterince değer vermediğine dair düşünceler, kıskançlıklar, arayış ve çaresizlik tamamen etrafını sarıyor yazarın. Ölüm olunca bir de sonunda, içindeki duygu yoğunluğunu bastırmakta epey zorlanıyor.

"Onsuz yaşamak, eve dönüp onu bulamamak, onun içeride olmadığını bilerek odasının önünden geçmek, ona iyi geceler dilemeden yatmak..." ifadelerini fazlaca göreceğiniz, Albertine'in boşluğunda kaybolan yazarımız, ağır da olsa okutturuyor kendini. Sonrası ise bir unutuş efsanesi...

Anıları tekrar tekrar yaşamak ama acıyı zamana gömerek, artık yokluğa alışmak uzun bir süreci kapsıyor fakat başarıyor yazar. "Artık sana aşık değilim" diyerek içine düştüğü bu karanlık dünyadan kurtulduğunu ilan ediyor.

Tüm bu yaşananlara ek olarak döneme dair yapılan evliliklerin çıkar ya da ünvan doğrultusunda gerçekleştirildiği, ikili ilişkilerde yaşanan bazı sapkınlıklar ve 'elalem ne der' kafası ziyadesiyle konuya dahil edilmiş.
Yorucu olabilir ama okumaya değer.
282 syf.
·Beğendi
Agirsin o kadar agirsin ki kapagina bakarken bile dusunmek gerek. Ama guzelsin her şeyden herkesten zor olman seni cekici yapiyor. Marcel Proust yapmis yine yapacağını..
282 syf.
·29 günde·6/10
Okunması benim için zor olan bir kitaptı. Ama duyguları her zerresine kadar işlemesi açısından gayet tatmin ediciydi. Kayıp Zamanın İzinde serisinin diğer kitaplarını okumadığım için de zor olmuş olabilir tabii.
282 syf.
"Mademoslle Albertine gitt!" Istırap,insan psikolojisine,psikoloji bilimden daha çok daha derinlemesine nüfuz eder...Ruhumuzda ne kadar önem verdiğimizi bilmediğimiz şeyler vardır. Ya da bunlar olmadan yaşıyorsak,onlara sahip olmayı başaramama veya acı çekme korkusuyla her gün ertelediğimiz içindir. Duygu dünyamızın çatısını ayakta tutan şey,daima görünmez bir inançtır,bu inanç Yok olduğu anda çatı sallanmaya başlar .
282 syf.
·11 günde·Beğendi·10/10
"Hangi kitabın yazarı olmak isterdiniz?"

Bu ve benzeri sorular, bu kitabı okumadan önce bana tamamen anlamsız ve ukalaca geldi. Psikoloji veya felsefe kitapları bir yana, başka birinin yazdığı bir hikayeyi veya öyküyü "ben de o kadar iyi yazarım." demek gibi bir olay kitabı üstlenmek.

Mesela George Orwell'ın "1984"ü. Benzer şeyleri düşünebiliriz ama Orwell'ın kurgusunu yaratmak bizleri -ve de birçok usta yazarı- aşar. Dönemin karanlığında yaşayan, Birinci Dünya Savaşı'nı görmüş olan biri ancak bu kadar kasvetli ortamı yaratabilir, hafızamıza kazıyabilir.

Milan Kundera bir başka örnek... Kundera'nın yazdıklarını düşünmek imkansız bir olay değil, Kundera'yı usta yapan onları inanılmaz bir şekilde birleştirerek siyaset, felsefe, ilişkiler bağlamında tüm mesajları okuyucuyu da sıkmadan yazabilmesi. Kundera'nın Prag Baharı'nı yaşamış olması, daha sonra Fransa'ya taşınması, farklı kültürler ve bambaşka insanlar tanımış olması, onun edebiyatına müthiş katkılar yapmıştır.

Bu açıklamalar asla Proust'u küçük görmek anlamı taşımıyor. Proust gibi yazabilmek için mutlaka müthiş bir edebiyat bilgisine sahip olmak, felsefe bilmek, düşünceleri birbirine bağlayabilmek gerekir. Bunların yanında da doğuştan gelen bir duyarlı karaktere sahip olmak gerekir. Bunları harmanlayarak Proust bizlere çok az yazarda ve eserde görebileceğimiz bir haz verir. Proust'un yazdığı o kadar mükemmelken, okuyucuyu kendini ifade etme konusunda yeterli derecede rahat ve başarılı olursa benzer bir esere imza atabileceğine inanır. Bu empati kurabilme şansı çok az ortaya çıkan müthiş bir ilhamdır. Bu kadar derin bir empatiye 1984 okurken, Dorian Gray okurken, Kundera okurken ulaşırız ama bunların benzerlerini yazabilecek gibi hissetmeyiz çünkü yazarlar farklı şeyler yaşamışlardır ve o farklılıklar onları yazar yapmıştı. Proust ise zaten yazar olmak için doğmuş, farklı bir hayatı olsa farklı şeyler yazabilirdi ama cümleler, kaleminden şiir mısraları gibi dökülürken bunu çok iyi anlarız.

Kitaba geçelim, bu kitap "Kayıp Zamanın İzinde" serisinin altıncı kitabı. Benim içinse Proust'u tanıdığım ilk kitap oldu. Muhtemelen önceki kitapları okumuş olsaydım, kitabın hikaye bölümünü daha iyi kavrardım, en azından sürekli tanımadığım karakterler görüp anlamaya çalışmazdım. Yine de, serinin bu kitabından başlansa bile olayların okuyucu tarafından çözülebileceğine inanıyorum. Zaten Proust'un derdinin bize hikaye anlatmak olduğunu düşünmüyorum. Proust, hikayeye bağlı kalarak arada yaşama dair oldukça önemli tespitlerde bulunmaktadır, öyle ki bu tespitlerin tamamının günümüz dünyasında da geçerli olduğunu söyleyebiliriz. Bunu Kundera da net bir şekilde yazar, "felsefe soslu edebiyat" olarak niteleyebileceğimiz tarzda bu iki yazar birbirleriyle yarışırlar.

Bir başka karşılaştırmayı ise "Genç Werther'in Acıları" ile yapabiliriz. Goethe'nin bu eseri de muhakkak ki dünya edebiyat tarihinde önemli etki bırakan eserlerdendir ama doğrusunu söylemek gerekirse çok boğucu bir dille yazılmıştır ve insanın moralini bozar. Proust ise bu kitapta aksini yapar. Eminim ki isteseydi Goethe gibi iç bunaltıcı bir eser de ortaya çıkarabilirdi ama tersine son derece umut dolu ama aynı zamanda gerçekçilikten de uzaklaşmayan, insanı yaşama aşkı ile dolduran, Camus'nun öncülü sıfatını bile hak eden bir eser ortaya çıkarmış.

--

Kitaptan en sevdiğim birkaç alıntıyla noktalamak isterim...

. "Yalan insanın özünde vardır. İnsan hayatında belki zevk arayışı kadar önemli bir yer tutar ve zaten bu arayışın yönetimi altındadır. Zevklerimizi korumak için veya zevkin ifşa edilmesi şerefimize aykırı düşüyorsa, şerefimizi korumak için yalan söyleriz. Hayatımız boyunca yalan söyleriz, hatta özellikle, belki de en çok, bizi sevenlere yalan söyleriz."

. "Entelektüel ve duyarlı kişiler genellikle yalana pek eğilimli değildirler. Yalan bu tür insanları gafil avlar, çünkü çok zeki olsalar bile, ihtimaller dünyasında yaşarlar."

. "Muhtemelen aşkın ebedi olmamasının sebebi, hatıraların doğruluğunu daima korumaması ve hayatın hücrelerin sürekli yenilenişinden oluşmasıdır."

. "Hiç şüphesiz, bir şeye ancak zihnimizle sahip olabiliriz; anlayamadığımız bir resmin yemek odamızda asılı olması o resme sahip olduğumuz, hiç bakmadığımız bir manzaranın ortasında yaşamamız o manzaraya sahip olduğumuz anlamına gelmez."

. "Tıpkı gelecek gibi geçmişi de bir hamlede değil, yudum yudum içeriz."

. "Öleceğimiz düşüncesi ölmekten daha korkunçtur, ama en korkuncu, bir başkasının öldüğü düşüncesidir."

. "Ama güven ve sohbet vasat şeylerdir, mükemmel olup olmamaları önemli değildir; önemli olan, ilahi denebilecek yegane şeyin, yani aşkın güvene ve sohbete karışmasıdır."

Ve bir numara...

. "Yeryüzünde tek zannettiğimiz kadın, sayılamayacak kadar çoktur. Bununla birlikte, onu sevdiğimiz için, bizim nazarımızda yoğun ve sağlam bir bütündür, çok uzun zaman boyunca, yerine bir başkasının konulması imkânsızdır. Aslında o kadın, bizim içimizde parçalar halinde bulunan yüzlerce sevgi unsurunu, adeta büyüyle uyandırmış, bir araya getirip birleştirmiş, aralarındaki boşlukları doldurmuştur sadece; sevilen kadının malzemesini ise, hatlarını belirleyerek, biz sağlamışızdır."
282 syf.
·Puan vermedi
Kahramanımız bir tatilde tanıştığı Albertine aşık olur ve Albertine'nin gidişiyle başlayan 300 sayfalık kitap boyunca Albertine'den başka bir şey düşünmez. Hayatındaki yaşanan bütün olaylar onla ve ona olan sevgisiyle alakalıdır.
Birinin birini(ne kadar yakının olduğu önemli degil) anlamasının imkansız olduğunu farkettirdi kitap bana, kimse kimseyi tamamen anlamaz, yalnızlık kalıcıdır.
Bir başka insanla ilişkilerimizde en önemli hata kaynakları, iyi kalpli olmak veya o insanı sevmektir. Bir tebessüm, bir bakış, bir omuz yüzünden âşık oluruz. Bu kadarı yeterlidir; sonra, umut veya hüzün dolu uzun saatler boyunca, bir insan imal eder, bir kişilik yaratırız. Ve ardından, âşık olduğumuz kişiyle görüştüğümüzde, karşımıza ne kadar acımasız gerçekler çıkarsa çıksın, o bakışın, o omzun sahibinden, bu iyi yürekli mizacı, bizi seven kadın kişiliğini bir türlü ayıramayız; gençliğinden beri tanıdığımız bir insan yaşlandığında, gençliğini ondan ayıramayışımız gibi.
Çoğu kez, aşık olduğumuzu anlamamız, hatta belki aşık olmamız için, ayrılık gününün gelip çatması gerekir.
Marcel Proust
Sayfa 92 - YKY, 20. baskı
Hiçbirimiz tek bir insan değilizdir, hepimiz ahlaki değerleri farklı çok sayıda insan barındırırız içimizde...
Sevilmek istediğimiz için anlaşılmak isteriz ve sevdiğimiz için de, sevilmek isteriz.
Anacığım sık sık, “İnsan hiçbir zaman bütün bütün mutsuz olamaz,” der dururdu. Gökyüzü elvan elvan renklerle boyanıp da, yeni bir günışığı hücreme sızıverince ona hak veriyordum

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Albertine Kayıp
Alt başlık:
Kayıp Zamanın İzinde Serisi Altıncı Kitap
Baskı tarihi:
Şubat 2019
Sayfa sayısı:
282
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750803000
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Albertine Disparue - A la recherche du temps perdu
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Marcel Proust'un dev yapıtının altıncı cildi Albertine Kayıp, tam da Mahpus'un bittiği yerden başlıyor: "Mademoiselle Albertine gitti!" Hizmetçi Françoise'ın bu ünleminin yankısı, romanı genişleyen halkalarla kuşatıyor: Andree'yle yüzleşme, birbirini izleyen telgraflar, Boulogne Ormanı'ndaki sarışın, birbirini yankılayan Combray ve Venedik... Geltinin ardından, bir gondol gezintisinde ağır ağır açılan yeni ufuklar.

Kitabı okuyanlar 419 okur

  • Ebrar Erdoğan
  • Deniz
  • Beyza Öz
  • erdalertan
  • Onur Küçük
  • Feyza Karataş
  • Kronik Kitapkolik
  • Louis blanqui
  • Büşra A.
  • Buket KEMEÇ

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%5.3
14-17 Yaş
%8.4
18-24 Yaş
%21.1
25-34 Yaş
%34.7
35-44 Yaş
%23.2
45-54 Yaş
%5.3
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%2.1

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%70
Erkek
%30

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%48.5 (66)
9
%18.4 (25)
8
%12.5 (17)
7
%8.1 (11)
6
%7.4 (10)
5
%3.7 (5)
4
%0
3
%0.7 (1)
2
%0
1
%0.7 (1)

Kitabın sıralamaları