Albertine Kayıp (Kayıp Zamanın İzinde - Altıncı Kitap)Marcel Proust

·
Okunma
·
Beğeni
·
10.427
Gösterim
Adı:
Albertine Kayıp
Alt başlık:
Kayıp Zamanın İzinde - Altıncı Kitap
Baskı tarihi:
2001
Sayfa sayısı:
282
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750803000
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Albertine Disparue - A la recherche du temps perdu
Çeviri:
Roza Hakmen
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
" 'Mademoiselle Albertine gitti!' Istırap, insan psikolojisine, psikoloji biliminden çok daha derinlemesine nüfuz eder. Daha bir dakika önce, hislerini tahlil ederken, Albertine'le son bir kez görüşmeden, bu şekilde ayrılmanın, en çok istediğim şey olduğuna kanaat getirmiş, Albertine'in bana verdiği hazların vasatlığıyla beni mahrum ettiği hazların bolluğunu karşılaştırıp kendimi çok zeki bulmuş, onu artık görmek istemediğim, sevmediğim sonucuna varmıştım. Oysa, 'Mademoiselle Albertine gitti' sözleri, kalbime öyle bir acı saplamıştı ki, bu acıya pek uzun süre dayanamayacağımı hissediyordum. Benim nazarımda bir hiç olduğunu zannettiğim şey, demek ki aslında bütün hayatım, her şeyimdi."

Marcel Proust'un dev yapıtının altıncı cildi Albertine Kayıp, tam da Mahpus'un gittiği yerden başlıyor: "Mademoiselle Albertine gitti!" Hizmetçi Françoise'ın bu ünleminin yankısı, romanı genişleyen halkalarla kuşatıyor: Andree'yle yüzleşme, birbirini izleyen telgraflar, Boulogne Ormanı'ndaki sarışın, birbirini yankılayan Combray ve Venedik... Gelgitin ardından, bir gondol gezintisinde ağır ağır açılan yeni ufuklar.
Değişen duyguların nesneler üzerindeki etkisi ne kadardır? Tahayyüllerin eskisi kadar berrak olmayışı ve melekelerin zayıflaması, bir zaman bizler için sırça köşk olan yerleri bir anda basit birer çöplüğe dönüştürebilir mi? Eğer Proust gibi düşünüyorsanız bu sorulara cevabınız evet olacaktır.
Proust'a göre nesneler sezgilerimiz kadar vardır. Bizim sezgi kuvvetimiz ne derece fazlaysa o nesne de o kadar gerçektir. Özellikle bu kitapta okuduğum cümleler beni bu felsefeye yönlendirdi. Bilmiyorum belki yanılıyorumdur ama bazı cümleler var ki yukarıda belirttiğim felsefeye hizmet ediyor. Örneğin birisinin ölümü sonrası söyledikleri çok dikkatimi çekti. O kişi ölmüşse daha önce hiç var olmamıştır diyor. Yani duygularımız o kişiyi var ediyor ve artık o kişi hakkında herhangi bir hissiyatımız kalmamışsa o kişi de yok demektir diyor.
Bütün evren zihnimizde vardır. Materyalistler bunun tam tersini söyler. Bizler Ay'ı görmesek de Ay'ın orada var olduğu kesindir der. Proust olsaydı bu cümleyi şöyle kurardı sanırım; Bir Ay olduğu muhakkak ama bu Ay sadece bir tane değil, herkesin kendi Ay'ı mevcut ve her ölümde evrenden de bir Ay eksilmiş olur. Bu cümlenin doğruluğu tartışılır ama kesin olan bir şey varsa o da bu felsefenin çok derin ve güzel olduğudur.
"Saat ne çabuk geçti" cümlesindeki zaman kavramı bir başkası için "Saniyeler geçmez oldu" şeklinde kendini gösterir. Buradaki zamanın tanımı nedir? Aynı miktarda geçen zaman bir insan için hemen geçerken diğeri için geçmek bilmiyor. Zaman kavramı da mutlak değildir sonucunu çıkarabiliriz.
Yaşanmamış bir zaman dilimi ya da her anından haberdar olduğumuz bir zaman dilimi var mıdır? Proust'un kitabının adından bile onun felsefesi hakkında bilgi sahibi olabilir insan. Kayıp Zamanın İzinde. Proust bu seride yaşanmamış ya da yaşanırken farkına varılmamış kayıp zamanın izini sürüyor. Geçmişte yaptığı yolculuk o yüzden bu kadar geniş ve detaylarla dolu. Belki de Proust o kayıp zamanı bulduğu zaman kendini tamamlayacağını düşünmüş. Varlığını kayıp zamanda arayan bir insan izlenimi çiziyor.
Aslında seride çok önemli diye belirlediğim cümleleri eklemek isterdim ama o zaman hem inceleme devasa boyuta ulaşmış olacak hem de seriyi okuyacak arkadaşlara haksızlık olacak. Ben en iyisi mi bu cümleleri kendime saklayayım. Seriye ait notlarımın inci taneleri olarak ortaya çıkma zamanını beklesinler.
Son kitaba başlamak istemiyorum ama sanırım dayanamayacağım ve yakın zamanda başlayacağım. Kim bilir belki Proust gibi ben de zihnimdeki eksik kalan kısmı tamamlayınca bütün olacağım ve belki bu eksiklik kayıplarda olduğu ve farkında olmadığım için hep eksik olarak yoluma devam edeceğim.
Agirsin o kadar agirsin ki kapagina bakarken bile dusunmek gerek. Ama guzelsin her şeyden herkesten zor olman seni cekici yapiyor. Marcel Proust yapmis yine yapacağını..
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (14.043 Oy)17.419 beğeni39.338 okunma2.090 alıntı164.645 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (7.813 Oy)8.105 beğeni25.902 okunma618 alıntı126.130 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (9.974 Oy)12.425 beğeni31.627 okunma2.732 alıntı132.007 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (8.430 Oy)8.380 beğeni22.735 okunma1.432 alıntı105.034 gösterim
  • Suç ve Ceza
    9.1/10 (6.034 Oy)7.298 beğeni19.756 okunma3.148 alıntı116.014 gösterim
  • Yabancı
    8.3/10 (3.950 Oy)3.475 beğeni11.654 okunma1.035 alıntı47.459 gösterim
  • Simyacı
    8.5/10 (7.196 Oy)8.107 beğeni23.882 okunma1.870 alıntı101.916 gösterim
  • Şeker Portakalı
    9.0/10 (6.943 Oy)8.332 beğeni23.142 okunma1.124 alıntı112.327 gösterim
  • Tutunamayanlar
    9.0/10 (3.003 Oy)4.739 beğeni7.483 okunma4.552 alıntı120.427 gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (6.793 Oy)7.329 beğeni20.502 okunma678 alıntı79.115 gösterim
Okunması benim için zor olan bir kitaptı. Ama duyguları her zerresine kadar işlemesi açısından gayet tatmin ediciydi. Kayıp Zamanın İzinde serisinin diğer kitaplarını okumadığım için de zor olmuş olabilir tabii.
"Mademoslle Albertine gitt!" Istırap,insan psikolojisine,psikoloji bilimden daha çok daha derinlemesine nüfuz eder...Ruhumuzda ne kadar önem verdiğimizi bilmediğimiz şeyler vardır. Ya da bunlar olmadan yaşıyorsak,onlara sahip olmayı başaramama veya acı çekme korkusuyla her gün ertelediğimiz içindir. Duygu dünyamızın çatısını ayakta tutan şey,daima görünmez bir inançtır,bu inanç Yok olduğu anda çatı sallanmaya başlar .
Kahramanımız bir tatilde tanıştığı Albertine aşık olur ve Albertine'nin gidişiyle başlayan 300 sayfalık kitap boyunca Albertine'den başka bir şey düşünmez. Hayatındaki yaşanan bütün olaylar onla ve ona olan sevgisiyle alakalıdır.
Birinin birini(ne kadar yakının olduğu önemli degil) anlamasının imkansız olduğunu farkettirdi kitap bana, kimse kimseyi tamamen anlamaz, yalnızlık kalıcıdır.
Kayıp Zamanın İzinde serisinin 6.kitabı.
Altını o kadar çok çizdiğim satırları var ki, tekrar tekrar okuyorum. Zaten Marcel Proust’u okurken su gibi akıp gitmez metin. Aynı kendi iç dünyası gibi gelgitlidir.Tekrar tekrar satır başına dönüp okursunuz.

Kitabın isminden yola çıkarsak Albertine kim, onun için ne ifade ediyordu, aralarında geçen olayların hissiyatı nasıldı, şimdiden geçmişe bakarak bu hisleri nasıl değişti onu okuyoruz Marcel’in dünyasından.

Detaycılığını, kurgularını, duygularını katman katman ayırarak aktarıyor adeta. Anlatılamaz bir eser. Her okurun kendi içinde yeniden kurgulayıp, yaşadığı nadide eserlerden. Bu kadar değerli olmasının sebebi de bu zaten.
Albertine gidişi kahramanımız kadar beni de derinden etkiledi. Sondan bir öncesi olduğu için olaylar yavaş yavaş tamamlanıp kapanıyor. Hep bu aşkın sonu nolcak ne zaman gerçeği görecek diyordum ama maalesef gerçeği görmesi çok zorlaştı. Kitapta beni şaşırtan bir evlilik ve daha net ortaya çıkan başka bir cinsel kimlik var. Bütün karakterlere hakim olduğum için okuması çok çok kolaydı. Hatta uzattım çünkü bitsin istemedim. Şimdi serinin son kitabına geçiyorum. Elimden geldiğince ağır okumayı planlıyorum. Çünkü şimdiden kendimi boşluğa düşmüş gibi hissetmeye başladım. Bakalım bu kadar olay bu kadar karakter içinde kaçan zamanı yakalamak nasıl olcak. Hep beraber görcez.
Kayıp Zamanın İzinde” serisinin 6’ncı kitabı olan “Albertine Kayıp”, artık bize gerçek anlamda Marcel Proust’un, biz normal insanlardan daha fazla duyuya sahip olduğunu kesin bir şekilde kanıtlıyor. Gördüklerini, duyduklarını, hissettiklerini ve hatta hayal ettiklerini, hepimizden farklı bir biçimde yorumlayarak derinlemesine analiz etmesi ve bambaşka anlamlara taşıması tüm okurları hayretler içinde bırakmaya fazlasıyla yetiyor. Hatta bu anlam taşımaları, aynı olay veya hisler üzerinde bir anda o kadar değişken olabiliyor ki, hayret ve hayranlık seviyesini arşa ulaştırabiliyor.

Bu kitaptaki en dikkat çekici değişkenliği ise, Marcel’in ölüm karşısında duyduğu hisler oluşturuyor. Daha önceki kitaplarda anneannesinin ölümü karşısındaki o yoğun duygusallığı hatırlarsınız; öyle bir duygu yüklemesi yapmıştı ki, bizlere adeta kendi yakınımızı kaybetmişiz gibi hissettirmiş, oturup ağlatacak kadar duygulandırmıştı. Ama bu kez ölüm karşısındaki duruşu ve hisleri çok farklıydı. Elbette üzüntüsünü yine hissettiyor; ancak bu üzüntü sadece kaybetmenin verdiği duygusallık değil de, “Keşke hayatta olsaydı da benden sakladıklarını öğrendiğimi bir bir yüzüne vursaydım!” tarzındaki bir ‘yüzleşme-hesap sorma-intikam alma’ niteliğindeydi.

Doğal olarak insanoğlu, bir yakınını kaybettiğinde hatıralara sarılır. Marcel Proust da bu kitabında, bol bol geçmişe dönüşler yapıyor. Yaptığı bu geçmişe yolculuklarda, yaşadıklarını analize devam ediyor. Yeni öğrendiği bazı gizli kalmış olayları, geçmişteki olaylar ile karşılaştırıp serinin başından beri anlaşılmamış noktaları ve düğümleri çorap söküğü gibi bir bir çözümlüyor.
E tabiki alıştığımız ve hala büyük bir hayranlıkla izlediğimiz o mükemmel gözlem yeteneğine de bol bol şahit olmaya devam ediyoruz. Özellikle 3’üncü bölümdeki Venedik seyahati, bizlere kısa ama doyurucu bir Venedik turu yaşatıyor.

Sürpriz isimlerin sürpriz evlilikleri sayesinde, yine Fransız yüksek sosyete hayatına dikteli dokunuşlar içeren cümleler ve sosyete hayatındak ahlaksızlıkların en büyüğü olan eşcinsel yaklaşımlara yaptığı yorumlar ile bizlere sosyolojik mesajlar vermeyi de ihmal etmiyor.

Ayrıca Marcel bize kısacık da olsa edebiyat hayatına attığı ilk adımdan da bahsediyor. Zamanın Fransasının ünlü bir gazetesinde yayınlanan yazısı Marcel’e “ Hazzı sosyetede değil, edebiyatta bulacaktım artık.” cümlesini sarf ettirerek, yazarlığının nasıl başladığını ve edebiyat dünyasına yazar olarak girmesinin ilk adımını bizlere sunuyor.

Son kitap olan “Yakalanan Zaman”da, bakalım Marcelimiz kayıp zamanın izini yakalayabilecek mi?
Serinin son kitabında buluşmak üzere…

Saygılarımla….

Albertine Kayıp – Kayıp Zamanın İzinde 6. Kitap
Marcel Proust
Yapı Kredi Yayınları
Türkçesi: Roza Hakmen
282 Sayfa, 2001
Ben bir Albertine olduysam eğer bu kitabı defalarca okuduğumdan..
Metaryalistler, gerçekçiler ve Proust'un sezgisel var olma teorisi. Varlığını hissetmiyorsanız yok mudur ? Proust gibi düşünüyorsunuz zihninizde varlığını yitirenler, yoktur. Sezgisel olarak olmayan Ay bile, sizin hayatınızda aslında hiç olmamıştır.
Bu felsefesini severek okumaya başladım kitabı. Proust felsefesi hakkında derin araştırmalar yaparsanız kitap okumaktan daha zevkli olduğunu anlayacaksınız.
Biz sevmesek onlar aslında yoklar.
Hiç önemsemediği, varlığını hiçe saydığı, gözlerinin de kalbinin de görmezden geldiği Albertine gitti. Istırap o an layık olduğu yere uzun süre kalmak için yerleşti.
Birini anlamak imkansızdı onun için. Albertine'in gidişiyle bunu öğrenmişti. Bir insan öylesine severken, bağlıyken nasıl hiçbir şey söylemeden, veda etmeden gidi verirdi. Nasıl katlanıyordu ölmeden. Aşkına karşılık bulamadığı günlere nasıl dayandıysa öyle dayanıyordu belki de.
Proust insanlara sevme dersi veriyor. Ruhumuzun derinliklerinde hissedilenleri ancak kaybettiğimizde gün yüzüne çıkarıyoruz. Böylece birine karşı duyulan arzu, sevgi, merhamet duygusu yerini ıstıraba bırakıyor.
Kitabı okumak çok zor. İnsanın doğumundan ölümüne hissettiği her duyguya yer vermiş. Psikolojisi üzerinize çöküyor ve ruhunuzu kitaba teslim ediyorsunuz. Her satırda yazar ne hissettirmek istediyse onu hissediyorsunuz.
Kitap bittiğinde var olduğuna inandığınız her şeyi sorgulayabilir hatta birçoğunun hiç olmadığına kanaat getirebilirsiniz..
Geçmişten bir kuğu hatırlar kendini Muhteşemdi ama.kurtulusu yoktu. Soyleyemeyecekti hayatın sarkisini. Kısır kışın kara kasvetli ışığında
Seri içerisinde en az beğendiğim kitap bu oldu herhalde. Diğerlerinden oldukça kısa olması bir yana konu anlamında da en dar olan kitabı diyebilirim. Özellikle kitabın yarısını bulan birinci bölümü bitirmekte oldukça zorlandım. Felsefe ve edebiyatın bu kadar iç içe geçtiği bir romanda olay akışının neredeyse hiçe indirgenmesi, okunması zor bir metin ortaya çıkarmış.
Daha başındayım yolun lakin şimdiden balyoz yemiş gibi hissediyorum. Yazarımızın cümleleri ise insanın canına okumaya yetiyor. Satırlarca süren kelime dizilerine yeni bir boyut kazandırmış.
Ufak tefek önerilerim var bu kitapla ilgili. İlk olarak karşınızdaki zor bir kitap, bunu bilerek başlayın, kendinize güvenerek başlayın, cümlelerin üstüne gidin, olayın ötesine dikkat edin; böylece kitaptan çok daha fazla zevk alırsınız.
Son olarak okunması gereken bir kitap mıdır? Kesinlikle! Herkes okuyabilir mi? İM-KAN-SIZ.
Biraz karmaşık bir inceleme oldu lakin açıkçası bu kitabı başka türlü nasıl anlatırım bilmiyorum.
Bir başka insanla ilişkilerimizde en önemli hata kaynakları, iyi kalpli olmak veya o insanı sevmektir. Bir tebessüm, bir bakış, bir omuz yüzünden âşık oluruz. Bu kadarı yeterlidir; sonra, umut veya hüzün dolu uzun saatler boyunca, bir insan imal eder, bir kişilik yaratırız. Ve ardından, âşık olduğumuz kişiyle görüştüğümüzde, karşımıza ne kadar acımasız gerçekler çıkarsa çıksın, o bakışın, o omzun sahibinden, bu iyi yürekli mizacı, bizi seven kadın kişiliğini bir türlü ayıramayız; gençliğinden beri tanıdığımız bir insan yaşlandığında, gençliğini ondan ayıramayışımız gibi.
Sevilmek istediğimiz için anlaşılmak isteriz ve sevdiğimiz için de, sevilmek isteriz.
Hiçbirimiz tek bir insan değilizdir, hepimiz ahlaki değerleri farklı çok sayıda insan barındırırız içimizde...
Biz görme duyusuna sahip olduğumuz için, nesneler renklidir; yüzlerce duyuya sahip olsaydık, kim bilir başka ne sıfatlara layık olacaklardı?
Dünya her birimiz için bir hamlede baştan sona yaratılmamıştır. Yaşadıkça, hiç aklımızdan geçmeyen şeyler eklenir dünyamıza.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Albertine Kayıp
Alt başlık:
Kayıp Zamanın İzinde - Altıncı Kitap
Baskı tarihi:
2001
Sayfa sayısı:
282
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750803000
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Albertine Disparue - A la recherche du temps perdu
Çeviri:
Roza Hakmen
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
" 'Mademoiselle Albertine gitti!' Istırap, insan psikolojisine, psikoloji biliminden çok daha derinlemesine nüfuz eder. Daha bir dakika önce, hislerini tahlil ederken, Albertine'le son bir kez görüşmeden, bu şekilde ayrılmanın, en çok istediğim şey olduğuna kanaat getirmiş, Albertine'in bana verdiği hazların vasatlığıyla beni mahrum ettiği hazların bolluğunu karşılaştırıp kendimi çok zeki bulmuş, onu artık görmek istemediğim, sevmediğim sonucuna varmıştım. Oysa, 'Mademoiselle Albertine gitti' sözleri, kalbime öyle bir acı saplamıştı ki, bu acıya pek uzun süre dayanamayacağımı hissediyordum. Benim nazarımda bir hiç olduğunu zannettiğim şey, demek ki aslında bütün hayatım, her şeyimdi."

Marcel Proust'un dev yapıtının altıncı cildi Albertine Kayıp, tam da Mahpus'un gittiği yerden başlıyor: "Mademoiselle Albertine gitti!" Hizmetçi Françoise'ın bu ünleminin yankısı, romanı genişleyen halkalarla kuşatıyor: Andree'yle yüzleşme, birbirini izleyen telgraflar, Boulogne Ormanı'ndaki sarışın, birbirini yankılayan Combray ve Venedik... Gelgitin ardından, bir gondol gezintisinde ağır ağır açılan yeni ufuklar.

Kitabı okuyanlar 220 okur

  • Yağmur
  • Dilan Aydogdu
  • Not Defteri
  • Ozan Erol
  • çokokur azhatırlar
  • Zeribanc
  • Hiç...
  • Yeşim deli
  • Zeynep
  • Nisa

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%5.3
14-17 Yaş
%8.4
18-24 Yaş
%21.1
25-34 Yaş
%34.7
35-44 Yaş
%23.2
45-54 Yaş
%5.3
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%2.1

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%70
Erkek
%30

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%42.2 (35)
9
%18.1 (15)
8
%14.5 (12)
7
%9.6 (8)
6
%10.8 (9)
5
%3.6 (3)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%1.2 (1)

Kitabın sıralamaları