Alemdağ'da Var Bir Yılan

·
Okunma
·
Beğeni
·
19,8bin
Gösterim
Adı:
Alemdağ'da Var Bir Yılan
Baskı tarihi:
Ekim 2012
Sayfa sayısı:
136
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053607205
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İş Bankası Kültür Yayınları
Baskılar:
Alemdağ'da Var Bir Yılan
Alemdağ
Alemdağda Var Bir Yılan
"İşte karşı karşıyasın. Haydi bakalım. Söyle söyleyeceğini. De diyeceğini. Dinler de. Tatlı tatlı dinler de. Sevgiden söz aç. Ne çıkar; o seni anlarsa değil, sen onu anlarsan bir şeyler olacak.(1)

Birdenbire bulunduğumuz odanın kapısı açılıverdi. İçeriye rüzgâr girdi. Soğukla beraber yapraklarını dökmüş bir ağaç girdi. Ağacın arkasından duman, dumanın arkasından bir kuş, kuşun arkasından bir bulut girdi."

"Yılan Uykusu" adlı öyküden
136 syf.
·Beğendi·10/10
Koleksiyonculuk ne zengin adam işidir ne gariban işi. Kimin işidir diye sorarsanız, keyfi adam işidir. Bilmem siz keyfinize ne kadar düşkünsünüzdür. Bana sorarsanız, ben az düşkünümdür de çevrem pek öyle demez bu işe: “keyfe keder” derler, “senden rahatını görmedim” derler, “bu dünya sana güzel” derler bazı ağzı bozuklarda çeşit çeşit şeyler derler. Kimi pul toplar kimi plak ya; ben de kitap toplarım. Daha doğrusu toplamaya çalışırım.

Altın Kalem Serisine heves etmiştim bir ara Hayat Neşriyat’ın; çok da güzel, değerli kitaplar; çevirmenleriyle, kitap kaliteleriyle tam koleksiyonluk. Yahu dedim kendi kendime << Sen bu kadar değerli şeylere layık mısın, evvela bunlara bakamazsın, yarın bir yerden bir yere göçersin ziyan olur güzelim kitaplar; bırak da kadir kıymetini bilecekler toplasın>>. Cemal SÜREYA’nın ‘Papirüs’ üne meylettim sonra, bundan da caymam uzun sürmedi, birkaç sayısı durur hale elimde. Koskoca Cemal SÜREYA’yı popüler kültüre kurban etmişler, gerçi kimleri etmediler ya.

Bugünlerde yeni bir hevesim var, Bilgi Yayınevi’nin Sait Faik Serisi. Yalnız mavi kapaklı olanlarına, onu da özellikle belirtmek isterim. Onlar iki çeşittir ya; mavi ve yeşil, ben yeşili pek yakıştıramam Faik'e o mavidir; deniz mavisi, umudun mavisi. Onların peşinden koşuyorum. Koştuğum da iki kitapçı. Birine her hafta giderim, bazen haftada iki kere, diğerine ayda bir. Çoğumuz sahafları çok sever ya, ben pek rahat edemem oralarda. Dağınıklığı boğar beni. Benimkiler içtimaya çekmişler kitapları, soyadı sırasına göre, yerli ayrı yabancı ayrı. Girer girmez başlarım kontrole önce yabancı, Auster’den Zweig’a. Yerlide en baştan dördüncü rafa gelince bir tatlı huzur kaplar içimi.

Faik yeni bir meyhane keşfettim, derim. << Biz şu Beyoğlu’ndakine gidelim, orası bu saatte iyi olur,>> der. Çıkarız yola. Tramvaya binelim, derim, “Yürüyelim” der, “Daraldım”. Pek daralmaz o bilirim ya, yine de bozuntuya vermem. Belki iki tanıdıkla muhabbet edecek, belki iki güzel kız görecek. Tanımadığı da yoktur keratanın, kestanecisinden, sandalcısına; martısından, kedisine. Geçtiğimiz tezgahlardan, bir avuç kestane alır bir avuç leblebi. Para da vermez. Kimse de bir şey demez ona. Hop, derim, <<şiişştt>> der, << bizim aramızda para geçmez>>. Gökyüzünü gösterir,<< Bu>> der, << topal martının kardeşi, sen bilir misin topal martıyı>>, yok, derim, anlatır. Meyhaneye geliriz, herkesin gözünün içi parlar. Bilirler bizim Faik’i, az çok herkesle bir hoşbeşi vardır. Sonrası eğlence cümbüş sabaha kadar…

Burada biraz da bizim Faik’den bahsetmeli: Faik’i herkes avare bellemiş, demiş ya bir yerlerde, hikaye yazmayı iş saydığım için başka iş yapmam, zannederler ki Faik serserinin biridir. Serseri değildir de avaredir, onun avareliği de bilgeliktendir. Şimdikiler gibi boşluktan avarelik yapmamıştır, bu onun hayat felsefesidir. Yoksa şimdiki değme aydınlara taş çıkartır hem de 1940’lardan gelerek. Kolej mezunudur zira, bu yetmemiş İstanbul Üniversitesi’nde edebiyat okumuştur bu da yetmemiş yurt dışında yıllarca eğitim almıştır. Türkçe Öğretmenliği de yapmıştır da hayatı avarelikte bulmuştur.

Hikaye de yazar Faik hem de bol bol. Öyle cümleler kurar ki, hem o anın görüntüsünü hem de duygusunu verir 5-6 kelime de. Hikayeleri hayat doludur. Demedi mi zaten, Bir insanı sevmekle başlar her şey, diye. Sait Faik’in bu düşüncesi bana da tezahür etti zira. Önceden -beni bilen bilir- karamsarın tekiydim, hem de öyle böyle değil. Faik ile tanıştığımdan beri bir yaşama sevinci doldu içime. Dünyayı farklı gözle görür oldum, dünyayı insanları sevdim.

Sait Faik hikayelerinden birkaç öneri; “Dülger Balığının Ölümü”, “Sinağrit Baba”, “Ermeni Balıkçı ve Topal Martı”.

Bu incelememi gönlü güzel kendi güzel kardeşim Mira mira/Duvar/ ’a ithaf ediyorum.

Bir de güzel bir şarkı.

https://www.youtube.com/watch?v=8BrWwloqGis

Herkese keyifli okumalar dilerim..
136 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Edebiyatımızın sevimli aylağı Sait Faik Abasıyanık. Türk Çehov'u, İstanbul hikayecisi, sorumlu avare, sokaktaki adamı en iyi anlatan. Hayatımızın bir köşesinde kesinlikle tanımışızdır o meşhur şapkasının altından gülümseyen bu mutlu adamı. Hiç hikayesini okumasak bile, en azından şarkılardan öğrenmişizdir; “Kiraz mevsiminin sevişme vakti olduğunu”, “Bir insanı sevmekle başladığını her şeyin” ya da arkamızdan gelen “Hişşt hişşt “ seslerini.

Mutlu bir adam mı? Kitaplarına bakarsak öyle. Semaver, Havada Bulut, Sarnıç, Lüzumsuz Adam, Şahmerdan ve daha bir çok kitabı, yüzlerce öyküsü var Abasıyanık'ın. Hemen hepsinde gördüğümüz; insan sevgisi, doğa aşkı ve İstanbul. Güzel ve duru kelimelerle hikayelerinde insanı mutlu eden bir yazar. Şu ana kadar okuduğum kitaplarından tek bir kelime çıkarmam gerekseydi kesinlikle "sıcak"olurdu bu. Gerçekten güzel bir insan Sait Faik ve o sıcaklığı başından sonuna okuyucusuna yansıtıyor.

Şu ana kadar diyorum, çünkü yazarın ölmeden önce basılan son kitabı olan “Alemdağ'da Var Bir Yılan”da alıştığımız Sait Faik'i göremiyoruz fazla. Burada şöyle bir girdi yapmak istiyorum. Sitedeki kitap incelemelerinde çoğu okurun Sait Faik'e ilk olarak bu kitapla başladığını görüyorum. Bence farklı herhangi bir kitabı (Semaver, Sarnıç, Mahalle Kahvesi vb.) Sait Faik'i tanımak için çok daha iyi bir seçenek olacaktır. Tabi ki diğerlerinden daha değersiz bir kitap değil bu. Açıkcası kendime en yakın hissettiğim hikayeleri bu kitapta yazarın.

Gerçekten de önceki kitaplarındaki o İstanbul aşığı, sokak satıcılarına, balıkçılara, mahalle esnafına, işsizlere, serserilere, başıboş köpeklere, martılara , hemen her şeye sevgiyle yaklaşan Sait Faik'i göremiyoruz bu kitapta fazla. 40'lı yaşlarının ortalarını geçmiş, bazı kırgınlıklar, küskünlükler yaşamış, kitaplarının yayınlanmasına rağmen fazla para kazanamayan, yalnız, arayan bir insan var çoğu hikayede.
O çok sevdiği İstanbul'a bile küsmüş Alemdağ'da Var Bir Yılan öyküsünde, (#31789039). Evet , “Bir insanı sevmekle başlayacak her şey” diyor ama “İstanbul'da insanı sevince herşeyin bitiyor”u da ekliyor cümlenin sonuna. Çarşıya İnemem ve İki Kişiye bir hikayede her zaman severek anlattığı insanların iğrençliklerini de gösteriyor okuyucuya.

Panco var çoğu hikayede (Başta Panço sandım, ama her yerde Panco diye geçiyor). Panco'nun kim olduğunu kitabın ikinci hikayesinde öğreniyoruz. “Yalnızlığın Yarattığı İnsan” Panco. Yalnızlığı öyle güzel anlatıyor ki Sait Faik bu hikayede, milyonlar içinde yalnız olan yazarın hissettiği o kavun acısı sizin de içinize oturuyor. Panco kimi yerde ismiyle koyun kürkünden platosunun yakası, bembeyaz suratı, çıbanı ile belirsiz bir karakter olarak çıkıyor karşımıza. Kimi yerlerde ise isim vermeden bir dert ortağı, bir yoldaş ya da bir sevgili olarak. İşte bu sevgiliyi çağrıştıran cümleler yüzünden bu kitaptaki bazı hikayeleri “eşcinsel bir manifesto” olarak tanımlayanlar da mevcut. Toplumun yaşamasına izin vermediğinin kırgınlığıyla, yazarın kendine bir sevgili yarattığını söyleyen. Ben, ama, ne kadar doğru bilmiyorum, Panco'da kendisini hayal ettiğini düşünüyorum yazarın, yalnızlığın, kimsesizliğin, toplumsal düzendeki çirkinliklerin, sahteliklerin etkisiyle. Ama tam olarak bilemiyorum herkes gibi.

“Alemdağ'da Var Bir Yılan” Sait Faik hikayeciliğinin doruk noktası benim için (topu topu dördüncü kitabı bu okuduğum, o yüzden kale almayın fazla). Belki türk edebiyatındaki en iyi hikaye kitaplarından biri. Kitapta 17 hikaye var, o Marquez tarzı büyülü gerçeklikten sürreale kadar kayan hikayeler, yalnızlıkla dolu hikayeler, her şeye rağmen içinde hayat sevgisi bulabileceğimiz hikayeler, “Sait Faik hikayelerini nasıl yazar ?” sorusuna cevap bulacağımız hikayeler, insan hikayeleri, hayvan hikayeleri, güzel hikayeler. Hepsi güzel. Çünkü kaç yaşında olursa olsun, hep güzel insan Sait Faik.

Öldüğünde topu topu beş- on bin okur varmış Türkiye'de 20 milyonun içinde, arkadaşı Adnan Benk'in Dünya gazetesinde yayınlanan “ Sait Faik'i Yaşatamadık” yazısında yazdığına göre. Sokağında, mahallesinde kimse göz yaşı dökmemiş ardından. Umarım şu anda Panco'yla; kendisini seven, okuyan, anlayan okurları, o her zamanki gülen gözleriyle seyrediyordur yukarıdan. Kendisi sayesinde mutlu olanların sayısı her geçen gün artıyor çünkü.
136 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Sait Faik Abasıyanık'ın son yayınlanmış öyküleriymiş bunlar. Herkes sürrealist oluşundan, gerçeküstü simgelerden bahsediyor bu kitabın adı geçtiğinde.

Semaver'i okurken tanıdığım yazar gitmiş de yerine yaşlı, hasta, daha karamsar biri gelmiş gibi. Dilinin duruluğu, sadeliği yerli yerinde ama korkuları, rüyaları var anlamlandırmamız gereken, okurken düşünmemizi gerektiren. Metaforlar var, hikayeler arasında bağlantılar var geriye dönüp bakmamıza sebep olan. Ve de muazzam betimlemeler var süssüz, ışıltısız kelimelerden oluşan cümleler nasıl böyle parlar diye düşündüren.

Ünlü hikayelerinden olan Hişt hişt ve Dülger Balığı'nın Ölümü bu kitapta yer alıyor. 'Hişt hişt' ne güzel bir öyküdür yarabbim insana doğanın en saf haliyle de benzersiz olduğunu hatırlatan!

Herkese keyifli okumalar.
136 syf.
·2 günde·10/10
Kesin konuşmamakla birlikte zannediyorum bu öykü kitabı, Sait Faik'in en sevdiğim kitabı olacak, oldu bile.
Daha önceki öykülerini okuduğumda düz, sade bir anlatım gördüğümden, bu kitap beni müthiş şaşırttı ve kendisine, yazarın üslubuna hayran bıraktı. Sevgilisiyle dans ederken ona aşk dolu bakar gibi, bir çocuğa pamuk şeker vermiş adeta onu sevindiren mutluluk gibi bir yaşama sevinci ve sevgi çemberi var. Ben bu yüzden, bu kitabıyla birlikte Sait Faik'i artik daha çok seviyorum.
Saf insanı, yoksul insanın mahmurluğunu, varsılın kokuşmuş aç gözlü hırs azgınlığını, İstanbul'un kirli sokaklarını, hakir bakışlarını, bir o kadar da sade, güzel yerlerini böyle güzel anlattığın için teşekkür ederim Faik.
Hem sade bir dille hem de nefis bir betimleme tarzıyla beni çok etkiledi.
Kitaptan kendini aradığı vurucu birkaç cümleyi buraya bırakınca bana hak vereceksiniz:

"Çoktandır ne yaptığımı bilmiyorum. Ancak böyle dolaşırsam bir şeyler görebiliyorum. Yoksa gözümü dört açsam nafile! Böylece hiç kimseyi, hiçbir eşyayı, hiçbir olayı dört başı mamur gördüğümü ve duyduğumu iddia edemem... Beni bir şahitliğe çağırsalar hapı yuttuğumun resmidir... Şahitlikte pek zararlı bir adam olurdum ama şu hikâyecilik işinde zararı bana dokunuyor."

- Kafa ve Şişe isimli öyküde nasıl da kendini arıyor.

"Tanı, tanı, kendini tanı. İşe başla bir kere bu yönden. Sonra onu da anlayacaksını."

"Hâlâ dudağının kıvrımı, hâlâ kaşının yaramaz çocukluğundan kalma tüysüz yara çizgisi odanın içinde çocukların mütalaa (etüt) saatlerinde yapıp attıkları kâğıttan uçaklar gibi başıma düşüyorlardı."

-Yılan Uykusu öyküsünden.
Müthiş bir anlatım, nutkum böylece sayısız kez tutuldu...

Daha pekçok şey yazabilirim ama merakınızı öldürmek istemiyorum. Bu naçizane incelememiz kitap biter bitmez o büyük heyecanımla beraber yazdık.

Ruhuna sağlık Faik. Zira yıllar önce yazdıkların ruhumu derinden etkiledi.
Keyifle okuyun.
136 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Merhaba sevgili okurlar.
Alemdağ'da Var Bir Yılan, Sait Faik'in 17 öyküden oluşan hikâye kitabıdır. En çok "Yalnızlığın Yarattığı İnsan", "Dülger Balığının Ölümü", "Kafa ve Şişe" ve "Yılan Uykusu" hikâyelerini beğendim.
Sait Faik, yine; denizi, maviyi, balıkları, ağaçları, yeşili, bulutu, sevgiyi ve yalnızlığı kendine has üslubuyla yazmış. Günlük hayatımızda sadece bakıp geçtiğimiz, sıradanlaştığı için önem vermediğimiz ayrıntıları görmüş, görmemizi sağlamış, anlatmış.
Herkesin kitaplığında olması gereken bir kitap. "Yazmasam, deli olacaktım." diyen yazarın kitabı. İyi ki yazmış.
Sevgiyle ve kitapla kalın.
96 syf.
·1 günde·9/10
SFA hikayeciliğini üç döneme ayırır edebiyat uzmanları.Bu incelememe konu olan Alemdağ’ da Var Bir Yılan hikaye kitabı da üçüncü dönem SFA hikayeciliği örneğidir.

Kitap içerisindeki öykü başlıkları şöyle;

Öyle Bir Hikâye
Yalnızlığın Yarattığı İnsan
Alemdağın'da Var Bir Yılan
Panco'nun Rüyası
Melâhat Heykeli
Yani Usta
İki Kişiye Bir Hikâye
Rıza Milyoner
Sarmaşıklı Ev
Eftalikus'un Kahvesi
Hişt, Hişt!..
Dülger Balığının Ölümü
Kafa ve Şişe
Çarşıya İnemem
Dolapdere
Bir Hastalık
Yılan Uykusu

Bu öykü başlıkları içerisinde benim en beğendiğim ve keyifle okuduklarım ise ; Öyle Bir Hikaye, Çarşıya İnemem ve Yalnızlığın Yarattığı İnsan

Alemdağ’da Var Bir Yılan kitabı nasıl bir kitaptır? Hikayelere hâkim hava nedir? diye sorulduğunu uydursam zihnimde kitabı şu iki alıntıda özetlerdim.

1.ALINTI (Dülger Balığının Ölümü hikayesinden)

“İçimde dülger balığının yüreğini dolduran korkuyu duydum. Bu hepimizin bildiği bir korku idi: Ölüm korkusu.”

2.ALINTI(Kafa ve Şişe hikayesinden)


“Vitrinli frijiderin, yahut frijiderli vitrinin önünde direğin kenarındaki iki kişilik masaya oturmuştum. Yalnızdım. Yalnızdım ama muhayyel bir arkadaşım vardı karşımda.”

SFA bu hikaye kitabını ölmeden iki ay evvel basıma vermiş.
Genç ölmüş bir yazar(48yaş)
Siroz hastalığından ölüyor.
Yukarıda bahsi geçen hikayeleri hastalığını öğrendikten sonra annesiyle beraber yaşadığı Burgazada’da yazıyor..
İçine çekilmiş.
Hasta olduğunu öğrendiğinde Fransa’ya tedaviye gidiyor ama ölümcülmbir hastalığa sahip olduğunu öğreniyor.
Döndükten sonra ilk hikayelerinde olduğu gibi sokaklar, insanlar, kadınlar,işçiler, hamallar ,kahveciler,seyyar satıcılar kısaca insan kalabalıkları yazdığı hikayelerde yerini hayali arkadaşlara ve yalnızlığa ,ölüm kavramına bırakmış.

SFA ,insanlardan uzaklaşmış,hastalığının da etkisiyle iyice yalnızlaşmış ,düş ve gerçekliği harmanladığı hikayeler yazmış bu kitabında..

Mesela, Öyle Bir Hikaye’ de bir evden bir adam fırlıyor saklanmak için onu susam kırıntıları dolu cebine saklıyor başlıyor onunla konuşmaya..

Mesela, Kafa ve Şişe hikayesinde bir meyhanede masada yalnız oturuyor karşışında hayali arkadaşı..

Mesela bu kitapda birçok yerde ismi geçen Panço adında bir arkadaşı var,Yorganının altında hayal ettiği,ne yaşarsa yaşasın ona anlattığı beraber yanında yürüyen hayali arkadaşı..

SFA ,hikaye yazmayı meslek edinmiş bir yazar..

Hikayelerine otobiyografisini en fazla yansıtan yazarlardan biri, diğeri de tabiki Proust:))(kurgu onda hiç yok hatta).

Hikayelerinde en çok tekrarlanan kelimeler konulu bir araştırma yapılmış bu kelimeler tekrar edilme sıklığına göre sırasıyla; insan, İstanbul, kahve, lokanta, kadın, ada, park, ayna, anne, aşk, balık, balıkçı, kuş, beyaz, siyah, köpek, ölüm, güzel, kötü.

Gördüğümüz üzre yaşamayı, insanları ,iyiyi ,güzeli seven ,sevgi dolu bir insan..

Bir yerde okurken rastlamıştım SFA neden yalnız bir adam, yalnızlığı seven bir adam, yalnızlığı bilinçli seçmiş bir adam diye..

Aylak adam olmaya elverişli maddi kaygılardan uzak bir hayat alt yapısının yardımıyla bol bol hikaye yazabilmek için yalnızlığı seçmiş bir yazar..

Gene bir yerde okumuştum ,yalnızlığı çekilmez ve mecburi bir şey olarak görmeyin, yalnızlığı bir seçim olarak gördüğünüzde keyifli ve güzel vakitlere dönüşebilir diye..

Biz okurlara bu çoğunlukla keyifli yalnızlığın bir ürünü olarak bu hikayeler miras kalmış..

Aylaklığın hakkını veren adam

İyi ki yaşamışsın ve iyiki hikayeci olmuşsun:)
136 syf.
·Beğendi·8/10
Çok güzel bir hikaye kitabı.Sanki öyküler birbirini tamamlıyor.Hatta kitabın bazı bölümlerini birleştirseniz minik bir roman olur.Hayatı sorgulama, görünmezle konuşma, içsel eleştiri hakim kitaba.Hayatı boşvermiş saat doldurmak için yaşayan insanlar çok iyi tasvir edilmiş.Duru bir Türkçe içten ve anlaşılır bir anlatımı var.Ben yazarın üslubunu seviyorum.Sizinde severek okuyacağınızı tahmin ediyorum.
136 syf.
·Puan vermedi
Sait Faik'in bu son kitabı edebiyatımıza büyük bir armağandır. Harikulade yazarın vefatından neredeyse bir ay önce yayımladığı "Yılan Uykusu" adlı öyküsü de kitap içerisinde mevcut. Sade bu öykü bile insanı hüzünlendirmeye yeter, son cümlesi şöyle: "Sabaha kadar kuşun kanat seslerini, onun mışıl mışıl uykusunu duydum." Yaşama, öyküye son bir selam olarak düşünülebilir.

Gerçeküstü bir biçem bu kitapla zirveye çıkmıştır, Attila İlhan'ın da dediği gibi yazar bu son kitabında neredeyse; yalnızca kendinden, kendi çıkmazlarından, gelgitlerinden, huzursuzluklarından mevzu açmış ve modern öykücülüğümüzde derin bir iz, takip edilesi bir yol bırakmıştır.

Her daim okunması temennisiyle...
96 syf.
·Beğendi·10/10
“Sevgiden söz aç! Ne çıkar; o seni anlarsa değil, sen onu anlarsan bir şeyler olacak.”

Türk edebiyatının sempatik aylağı ve yerli Çehov’umuz Sait Faik’i hiç duymamış olsak bile “Kiraz mevsiminin sevişme vakti olduğunu”, “Her şeyin bir insanı sevmekle başlayıp onun topraklarında her şeyin bir insanı sevmekle bittiğini” ve durmaksızın sırtımızdan seslenen “Hişt Hişt!”lerini duymuşuzdur.

Hikayeciliğinde genelde mutlu ve refah içinde bir adam olan Sait Faik, ölmeden önce basılan bu son kitabında alıştığımız tarzının dışında hikayeler vermiştir. Ve bana öyle geliyor ki en samimi hikayeleri de bu kitapta yer alıyor. Öncesinde İstanbul’a aşkını dile getirirken bu kitabında maddi sıkıntılarından, 40’lı yaş bunalımlarından; kızgınlık, kırgınlık ve hüzünlerinden dem vurmuş.

Ölümünden sonra arkadaşı Adnan Benk’in bir gazete için yazdığı “Sait Faik’i Yaşatamadık.” adlı yazıya göre arkasından kimse gözyaşı dökmemiş. Eminim ki Panco bu ‘kimse’ denen taştan put sürüsünün içinde değildir. “Sabah uyandığımda aklımdaydın. Kalktım, bunu anlatmaya sana geldim. Ne dersin?” dediği, uyandığında ilk düşündüğü o imrendirici dost Panco. Umarım şimdi ikisi bir yerde çok mutlulardır.

Herkesin okuması gereken, insanın içine işleyen bir kitap.
96 syf.
·1 günde·10/10
Hikâyeciliğimizin usta ismi Sait Faik akıcı anlatımı ve duru Türkçe’ siyle yazdığı çok güzel bir eserle bir kez daha okuyucusuyla buluşmuş.

Yalnızlık duygusunun biraz daha ön plana çıktığı bu eserde gündelik yaşantısında rastladığı insanları, olayları gözlemci kişiliği ve sanat kaygısından uzak yaklaşımıyla başarılı bir şekilde okurlarına aktardığını görüyoruz.

Örneğin, Panco diye bir karakterden bahsediyor ki, kim olduğunu tam olarak çözemiyorsunuz doğrusu. Belki de yalnızlığını ve ulaşamadıklarını anlatmak için kullandığı bir imge.

Sonra karamsar ve çaresiz hissettiğinde sığınıp çare beklediği bir kürk imgesi çıkıyor karşımıza satır aralarında.

“Sevmek, bir insanı sevmekle başlar her şey. Burda her şey bir insanı sevmekle bitiyor.” sözleri, kendisini, durumunu, tercihlerini anlamayan topluma bir sitem gibi.

“Yine İstanbul çirkin. İstanbul mu? İstanbul çirkin şehir. Pis şehir. Hele yağmurlu günlerinde. Başka günler güzel mi, değil; güzel değil.” gibi satırlarda bir de İstanbul’a olan öfkesi dikkati çekiyor. Kendisini anlamak istemeyen topluma karşı bir tepki olarak algıladım bunu da.

Sorunlu iç dünyalarıyla hikâyeleştirdiği çeşitli karakterlerle kendi ruh halini yansıtmış ve bence hikâyelerinde bazı şeylerin ucunu açık bırakmış da biz anlayalım istemiş.

Öyle Bir Hikâye, Yalnızlığın Yarattığı İnsan, Alemdağ'da Var Bir Yılan, Panco'nun Rüyası, Melâhat Heykeli, Yani Usta, İki Kişiye Bir Hikâye, Rıza Milyoner, Sarmaşıklı Ev, Eftalikus'un Kahvesi, Hişt, Hişt!, Dülger Balığının Ölümü, Kafa ve Şişe, Çarşıya İnemem, Dolapdere, Bir Hastalık, Yılan Uykusu isimli hikâyelerden oluşan eser kısa ve anlatım akıcı olduğu için çabuk okunuyor. Ancak okuyup bitirdikten sonra insanın içine sindirecek zamana ihtiyacı var. Mesela ben, “Çarşıya İnemem” hikâyesini sindirmeye çalışıyorum hâlâ.

Türk hikâyeciliğinin usta isminin ailesi, eserlerinin telif haklarını Darüşşafaka’ya bağışlamıştır.
Saygıyla anıyorum.
136 syf.
·2 günde·Beğendi·Puan vermedi
Uzun süre siroz hastalığıyla mücadele sonrası hastalığa yenik düşmesiyle 1954 yılında hayatını kaybeden Sait faik'in ölmeden evvel yayımlanan son kitabıdır Alemdağ' da Var Bir Yılan.

Sait faik ile ilk tanışmam lise döneminde "Semaver" kitabıyla olmuştu. Kitaba ismini veren bu öykü beni çok derinden etkilemişti. o zamandan sonra hep uzak durdum bu özel yazarımızdan. Sanki bütün kitapları böyle öykülerle doluymuş gibi gelmişti. Zaman geçtikten sonra anlıyorsunuz ki öyle güzel öykü yazan insan hiç bırakılır mı?

Onca aradan sonra başlangıcı bu güzel kitapla yaptım. Sait faik'in çocuk ruhlu, halkın içinden ve samimi bir yapıda olmasından kaynaklı mı bilmem, karamsarlığın ve yalnızlığın öne çıktığı bu kitabı, yüzümde tebessümle okuduğumu fark ettim. Resmen herşeye rağmen o hiç kaybetmediği umudu ve yaşama sevincini bir şekilde size de aşılamakta. Belki bundan dı yüzümdeki masum tebessüm.
17 tane öykü bulunan bu kitap da hepsi birbirinden özel ama benim en sevdiğim öyküler;
- Öyle bir hikaye
- Eftalikus'un kahvesi
- Çarşıya inemem
- Yılan uykusu
Bütün hikayelerinde bizim rutin gündelik koşuşturmalarımız içinde göz ardı ettiğimiz o kadar çok güzel detaylar var ki. Mahallede ki çocuklar, kahvehanede ki amcalar, pencerelerde ki teyzeler... Anlatılan her olayın içindeymiş ve görüp dokunuyormuş gibi hissettirilmesi mükemmel bir başarı. Aslında ne kadar çok şey söylense azdır.
Elimde Türkiye İş Bankasının kültür yayınları var ve kitabın arka yüzünde Ara Güler'in objektifinden Sait faik'in biraz çekimser ve bir o kadar da içten fotoğrafı konulması ayrı bir güzellik katmış.
Bir çok insanın olduğu bu dünya da yalnızlığımıza rağmen insana umut , huzur ve yaşama sevinci veren Sait faik güzelliğinde insanlarla karşılaşmak dileğiyle...
"Yalnızlık dünyayı doldurmuş. Sevmek, bir insanı sevmekle başlar her şey. Burda her şey bir insanı sevmekle bitiyor."
Sait Faik Abasıyanık
Sayfa 25 - Türkiye iş bankası kültür yayınları
" Kuşlar anlatır mı? dedim. " Tabiî anlatır," dedi, " çocukken annem sen bugün mektepte hocaya dilini çıkarmışsın! Ayıp değil mi sana? derdi. Yalan vallahi anne, derdim, sana kim söyledi. Bana bir kuş söyledi, derdi.
— Okumuş yazmışa benzersin de...
— Ne olacak okumuş yazmışa benzersem?...
— Okumuş yazmış adam öğüt vermez de, dedi.
— Ya ne yapar? dedim.
— Adamı anlar, dedi.
Önce kafasını gösterdi:
— Kafa dediğin eskir, ihtiyarlar, ölür bile insan ölmeden, dedi.
Sonra kalbini gösterdi:
— Eskimeyen, eksilmeyen şey buradadır.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Alemdağ'da Var Bir Yılan
Baskı tarihi:
Ekim 2012
Sayfa sayısı:
136
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053607205
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İş Bankası Kültür Yayınları
Baskılar:
Alemdağ'da Var Bir Yılan
Alemdağ
Alemdağda Var Bir Yılan
"İşte karşı karşıyasın. Haydi bakalım. Söyle söyleyeceğini. De diyeceğini. Dinler de. Tatlı tatlı dinler de. Sevgiden söz aç. Ne çıkar; o seni anlarsa değil, sen onu anlarsan bir şeyler olacak.(1)

Birdenbire bulunduğumuz odanın kapısı açılıverdi. İçeriye rüzgâr girdi. Soğukla beraber yapraklarını dökmüş bir ağaç girdi. Ağacın arkasından duman, dumanın arkasından bir kuş, kuşun arkasından bir bulut girdi."

"Yılan Uykusu" adlı öyküden

Kitabı okuyanlar 3.943 okur

  • Dinçer Çalım
  • Liliyar
  • Elif
  • Umur Yılmax
  • Merve Akyüz
  • ö
  • Ayşegül İrem Sarıoğlu
  • Furkan Karakaş
  • Ahmet Miraç Yelimlibağ
  • Selim Özben

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%3.3
14-17 Yaş
%5.1
18-24 Yaş
%23.2
25-34 Yaş
%42.7
35-44 Yaş
%17
45-54 Yaş
%4.3
55-64 Yaş
%1.8
65+ Yaş
%2.5

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%56.3
Erkek
%43.7

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%23.2 (256)
9
%19.3 (213)
8
%24.2 (267)
7
%12.2 (135)
6
%6.3 (70)
5
%2.4 (27)
4
%0.7 (8)
3
%0.5 (6)
2
%0.2 (2)
1
%0.3 (3)

Kitabın sıralamaları