1000Kitap Logosu
Alemdağ'da Var Bir Yılan
Alemdağ'da Var Bir Yılan
Alemdağ'da Var Bir Yılan

Alemdağ'da Var Bir Yılan

OKUYACAKLARIMA EKLE
8.2
1.749 Kişi
6,4bin
Okunma
1.530
Beğeni
32,5bin
Gösterim
125 sayfa · 
 Tahmini okuma süresi: 3 sa. 32 dk.
Basım
Türkçe · Türkiye · İş Bankası Kültür Yayınları · Ekim 2020 · Karton kapak · 9786053607205
Diğer baskılar
Alemdağ'da Var Bir Yılan
Alemdağ'da Var Bir Yılan
Alemdağ’da Var Bir Yılan
Alemdağ’da Var Bir Yılan
Alemdağda Var Bir Yılan
"İşte karşı karşıyasın. Haydi bakalım. Söyle söyleyeceğini. De diyeceğini. Dinler de. Tatlı tatlı dinler de. Sevgiden söz aç. Ne çıkar; o seni anlarsa değil, sen onu anlarsan bir şeyler olacak.(1) Birdenbire bulunduğumuz odanın kapısı açılıverdi. İçeriye rüzgâr girdi. Soğukla beraber yapraklarını dökmüş bir ağaç girdi. Ağacın arkasından duman, dumanın arkasından bir kuş, kuşun arkasından bir bulut girdi." "Yılan Uykusu" adlı öyküden
4 mağazanın 11 ürününün ortalama fiyatı: ₺13,34
8.2
10 üzerinden
1.749 Puan · 249 İnceleme
Okur Sohbetleri
Alemdağ'da Var Bir Yılan'ı inceledi.
136 syf.
·
Puan vermedi
Podcast: Çarşıya İnemem, Sait Faik Abasıyanık
Podcasti dinlemek için YouTube linki: youtu.be/o-M04ziKj2Q Merhaba kitapçokseverler. Bu bölümümüzde Sait Faik Abasıyanık'ın Alemdağda Var Bir Yılan yapıtında yer alan Çarşıya İnemem hikayesi üzerine sohbet ediyoruz. Keyifli dinlemeleriniz olması dileğiyle.
Alemdağ'da Var Bir Yılan
OKUYACAKLARIMA EKLE
4
218
Abdulsamet Koç
Alemdağ'da Var Bir Yılan'ı inceledi.
125 syf.
·
4 günde
·
Beğendi
·
9/10 puan
Alemdağ'da Var Bir Yılan
Sait Faik ile tanışma kitabım oldu ve ne adammışsın be! Her hikayede düşünmeden kendini alamıyorsun. Bundandır ki her hikayeye kendimce bir iki kelime karaladım. İnceleme sonuna ekleyeceğim. Bir sonraki eserlerini okurken bunu yapar mıyım bilmiyorum ama yazmadan da edemedim. 17 hikayeden oluşan bu kitabın dili ağır olmamakla birlikte sizi sarıp sarmalıyor. Konuşmaya başladam her hikaye için uzun uzun konuşurum usanmadan. İlk hikaye "Öyle Bir Hikaye" ve son hikaye "Yılan Uykusu" beni diğer 15 hikayeden daha çok etkiledi. Sait Faik Abasıyanık'ın dikkatimi çeken özelliği insanı irdelemeyi seven aynı zamanda yalnızlığı derinden yaşayan biri olmasıydı. Bunu çoğu hikayede görüyorsunuz. Yalnız adam ama sanki bunun yanısıra insanlardan da uzaklaşan biriymiş gibi geldi bana. Yani hem seviyor hem uzaklaşıyormuş gibiydi. Betimlemeleri ustaca ki bu zaten kanıtlanmış birşey değil mi? Yine de belirtmek istedim. Hikayenin incelemesini yazarın son kelimeleriyle bitirmek isterim: "Kuş onun kafasından benim kafama, benim kafamdan onun kafasına konup duruyordu. Sabaha kadar kuşun kanat seslerini, onun mışıl mışıl uykusunu duydum." *Öyle Bir Hikaye: öyle bir gün *Yalnızlığın Yarattığı İnsan: yalnızlık bunalımı *Alemdağ'da Var Bir Yılan: İstanbul karmaşasından ve baskısından kaçış *Panco'nun Rüyası: monotonluktan kurtuluş *Melâhat Heykeli: yüzüstü bırakılış *Yani Usta: çocukluğa özlem ve yalnızlık *İki Kişiye Bir Hikaye: deniz insanı farklı *Rıza Milyon-er: paranın değeri? *Sarmaşıklı Ev: gerçekten de kimin evi? *Eftalikus'un Kahvesi: Sait Faik'in öykü yazması *Hişt, Hişt: yalnızlık ve ondan çıkmak isteyiş mi? *Dülger Balığının Ölümü: bir balık ve ardından insanı şikayet *Kafa ve Şişe: anlatıcının çevresini inceleyiş şekli *Çarşıya İnemem: çarşıya inemez :) *Dolapdere: bir semt gezintisi *Bir Hastalık: düşündürtücü *Yılan Uykusu: her cümle derin anlam
Alemdağ'da Var Bir Yılan
OKUYACAKLARIMA EKLE
19
Miss Nobody
Alemdağ'da Var Bir Yılan'ı inceledi.
136 syf.
Sait Faik'le tanıştınız mı?
Kitaba başlamadan önce -ki bu benim aynı zamanda yazarla tanışma kitabımdır- Alemdağ'ın Doğu Anadolu coğrafyasına ait bir dağ olduğunu zannettim. Ancak kitabın daha ilk sayfasında şaşırdım, meğer İstanbul'un meşhur caddesi olan Alemdağ'mış. Zaten kitabın tamamında İstanbul'a ait izler vardı. Örneğin defalarca gittiğim Çilek Sokak'ı Abasıyanık'tan duymak çok hoşuma gitti. Farkında değiliz çoğu zaman ama biz bu toprakları birçok sanat ustasıyla paylaştık, onlarla aynı sokaklardan geçtik, aynı sahil kenarında oturduk, aynı denize baktık, belki defalarca onların evinin önünden geçtik. Biz çok güzel sanatçılara sahiptik, aynı tarihi, aynı İstanbul'u, aynı Anadolu'yu paylaştığımız... Sait Faik de o değerlerimizden biridir. Diğer Türk Edebiyatı eserlerine nispeten bu eserinde kendimi yazarla aynı zamanda yaşıyormuş gibi hissetsem de aslında kitabın ilk baskısı 1954 tarihlidir. Bu hissi yaşama sebebim ise kitabın modern edebiyat ürünü olmasıdır. Kitabın genelinde diyaloglara sıkça yer verilmiş, karakterler bolca konuşturulmuştur. Karakterler sustuğunda ise yazar kendi kendisiyle konuşmuştur. En beğendiğim öyküler 'İki Kişiye Bir Hikaye' ve 'Eftalikus'un Kahvesi' olmuştu. 'Hişt, Hişt!..' öyküsünün ise anısı vardır bende. Seslendirme yapmak amacıyla başvurduğum sesli kütüphanede deneme kaydında bu öyküyü seslendirmiştim. Bilindiği üzere Abasıyanık durum öyküleri kaleme alan bir yazardır. Yani öykülerinde belli bir olay örgüsü yoktur ya da ön plana çıkmamıştır. Genellikle duygular anlatılır ancak kitabı değerli hale getiren bu duyguların anlatılış şeklidir. Kendine has bir anlatım tarzı olan yazar satırlarıyla bizi iç dünyasında gezintiye çıkarır çoğu zaman. Kimi öykülerinde bilinç akışı tekniği de kullanılmıştır. Kimi öyküler Abasıyanık'ın yarattığı hayali varlık olan Panco'ya anlatılır ya da Panco'yu anlatır. Abasıyanık'la Panco arasındaki ilişki bana Oğuz Atay'la Olric'i anımsattı. Benim okuduğum baskının son sözünde Fikret Ürgüp şöyle der: Sait'te rüya ile hayal birbirine karışmıştı. Onun yalnız dolaştığı zamanki yüzünü görmüş olanlar bunu kolaylıkla anlarlar... Kitabın tamamının ruhunu özetleyen cümlelerdir bunlar. Zira kitapta sürrealizm akımı kendisini epeyce hissettirir, bunda yazarın kompleks kişiliğinin dışavurumunun payı oldukça fazladır. Değer verdiğim birisi, yaptığımız bir konuşma esnasında bana, soğuk ve kapalı havaların İstanbul'a yakışmadığını söylemişti. Ben de ona 'Tevfik Fikret gibi konuştunuz' demiştim. Şimdi bu sohbete Sait Faik de dahil oldu :) "Yine hava karlı. Yine İstanbul çirkin... İstanbul çirkin şehir. Pis şehir. Hele yağmurlu günlerinde...Başka günler de köprüsü balgamlıdır. Yan sokakları çamurludur, molozludur. Geceleri kusmukludur...Sokaklar dardır. Esnafı gaddardır. Zengini lakayttır..." ( sayfa.24)  1954 te siroz hastalığından hayatını yitiren yazarımız öldüğünde sadece 48 yaşındaydı. Keşke daha çok yaşasaydı ve daha çok yazsaydı... Başka bir kitabında buluşmak üzere, iyi okumalar herkese:)
Alemdağ'da Var Bir Yılan
OKUYACAKLARIMA EKLE
3
77
İbrahim (Sisifos)
Alemdağ'da Var Bir Yılan'ı inceledi.
136 syf.
·
Beğendi
·
10/10 puan
Koleksiyonculuk ne zengin adam işidir ne gariban işi. Kimin işidir diye sorarsanız, keyfi adam işidir. Bilmem siz keyfinize ne kadar düşkünsünüzdür. Bana sorarsanız, ben az düşkünümdür de çevrem pek öyle demez bu işe: “keyfe keder” derler, “senden rahatını görmedim” derler, “bu dünya sana güzel” derler bazı ağzı bozuklarda çeşit çeşit şeyler derler. Kimi pul toplar kimi plak ya; ben de kitap toplarım. Daha doğrusu toplamaya çalışırım. Altın Kalem Serisine heves etmiştim bir ara Hayat Neşriyat’ın; çok da güzel, değerli kitaplar; çevirmenleriyle, kitap kaliteleriyle tam koleksiyonluk. Yahu dedim kendi kendime << Sen bu kadar değerli şeylere layık mısın, evvela bunlara bakamazsın, yarın bir yerden bir yere göçersin ziyan olur güzelim kitaplar; bırak da kadir kıymetini bilecekler toplasın>>. Cemal SÜREYA’nın ‘Papirüs’ üne meylettim sonra, bundan da caymam uzun sürmedi, birkaç sayısı durur hale elimde. Koskoca Cemal SÜREYA’yı popüler kültüre kurban etmişler, gerçi kimleri etmediler ya. Bugünlerde yeni bir hevesim var, Bilgi Yayınevi’nin Sait Faik Serisi. Yalnız mavi kapaklı olanlarına, onu da özellikle belirtmek isterim. Onlar iki çeşittir ya; mavi ve yeşil, ben yeşili pek yakıştıramam Faik'e o mavidir; deniz mavisi, umudun mavisi. Onların peşinden koşuyorum. Koştuğum da iki kitapçı. Birine her hafta giderim, bazen haftada iki kere, diğerine ayda bir. Çoğumuz sahafları çok sever ya, ben pek rahat edemem oralarda. Dağınıklığı boğar beni. Benimkiler içtimaya çekmişler kitapları, soyadı sırasına göre, yerli ayrı yabancı ayrı. Girer girmez başlarım kontrole önce yabancı, Auster’den Zweig’a. Yerlide en baştan dördüncü rafa gelince bir tatlı huzur kaplar içimi. Faik yeni bir meyhane keşfettim, derim. << Biz şu Beyoğlu’ndakine gidelim, orası bu saatte iyi olur,>> der. Çıkarız yola. Tramvaya binelim, derim, “Yürüyelim” der, “Daraldım”. Pek daralmaz o bilirim ya, yine de bozuntuya vermem. Belki iki tanıdıkla muhabbet edecek, belki iki güzel kız görecek. Tanımadığı da yoktur keratanın, kestanecisinden, sandalcısına; martısından, kedisine. Geçtiğimiz tezgahlardan, bir avuç kestane alır bir avuç leblebi. Para da vermez. Kimse de bir şey demez ona. Hop, derim, <<şiişştt>> der, << bizim aramızda para geçmez>>. Gökyüzünü gösterir,<< Bu>> der, << topal martının kardeşi, sen bilir misin topal martıyı>>, yok, derim, anlatır. Meyhaneye geliriz, herkesin gözünün içi parlar. Bilirler bizim Faik’i, az çok herkesle bir hoşbeşi vardır. Sonrası eğlence cümbüş sabaha kadar… Burada biraz da bizim Faik’den bahsetmeli: Faik’i herkes avare bellemiş, demiş ya bir yerlerde, hikaye yazmayı iş saydığım için başka iş yapmam, zannederler ki Faik serserinin biridir. Serseri değildir de avaredir, onun avareliği de bilgeliktendir. Şimdikiler gibi boşluktan avarelik yapmamıştır, bu onun hayat felsefesidir. Yoksa şimdiki değme aydınlara taş çıkartır hem de 1940’lardan gelerek. Kolej mezunudur zira, bu yetmemiş İstanbul Üniversitesi’nde edebiyat okumuştur bu da yetmemiş yurt dışında yıllarca eğitim almıştır. Türkçe Öğretmenliği de yapmıştır da hayatı avarelikte bulmuştur. Hikaye de yazar Faik hem de bol bol. Öyle cümleler kurar ki, hem o anın görüntüsünü hem de duygusunu verir 5-6 kelime de. Hikayeleri hayat doludur. Demedi mi zaten, Bir insanı sevmekle başlar her şey, diye. Sait Faik’in bu düşüncesi bana da tezahür etti zira. Önceden -beni bilen bilir- karamsarın tekiydim, hem de öyle böyle değil. Faik ile tanıştığımdan beri bir yaşama sevinci doldu içime. Dünyayı farklı gözle görür oldum, dünyayı insanları sevdim. Sait Faik hikayelerinden birkaç öneri; “Dülger Balığının Ölümü”, “Sinağrit Baba”, “Ermeni Balıkçı ve Topal Martı”. Bu incelememi gönlü güzel kendi güzel kardeşim Mira mira/Duvar/ ’a ithaf ediyorum. Bir de güzel bir şarkı. youtube.com/watch?v=8BrWwloqGis Herkese keyifli okumalar dilerim..
Alemdağ'da Var Bir Yılan
OKUYACAKLARIMA EKLE
21
248