Alemdağ'da Var Bir Yılan

·
Okunma
·
Beğeni
·
9.800
Gösterim
Adı:
Alemdağ'da Var Bir Yılan
Baskı tarihi:
Ekim 2012
Sayfa sayısı:
136
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053607205
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İş Bankası Kültür Yayınları
Baskılar:
Alemdağ'da Var Bir Yılan
Alemdağ
"İşte karşı karşıyasın. Haydi bakalım. Söyle söyleyeceğini. De diyeceğini. Dinler de. Tatlı tatlı dinler de. Sevgiden söz aç. Ne çıkar; o seni anlarsa değil, sen onu anlarsan bir şeyler olacak.(1)

Birdenbire bulunduğumuz odanın kapısı açılıverdi. İçeriye rüzgâr girdi. Soğukla beraber yapraklarını dökmüş bir ağaç girdi. Ağacın arkasından duman, dumanın arkasından bir kuş, kuşun arkasından bir bulut girdi."

"Yılan Uykusu" adlı öyküden
136 syf.
·28 günde·Beğendi·10/10
Koleksiyonculuk ne zengin adam işidir ne gariban işi. Kimin işidir diye sorarsanız, keyfi adam işidir. Bilmem siz keyfinize ne kadar düşkünsünüzdür. Bana sorarsanız, ben az düşkünümdür de çevrem pek öyle demez bu işe: “keyfe keder” derler, “senden rahatını görmedim” derler, “bu dünya sana güzel” derler bazı ağzı bozuklarda çeşit çeşit şeyler derler. Kimi pul toplar kimi plak ya; ben de kitap toplarım. Daha doğrusu toplamaya çalışırım.

Altın Kalem Serisine heves etmiştim bir ara Hayat Neşriyat’ın; çok da güzel, değerli kitaplar; çevirmenleriyle, kitap kaliteleriyle tam koleksiyonluk. Yahu dedim kendi kendime << Sen bu kadar değerli şeylere layık mısın, evvela bunlara bakamazsın, yarın bir yerden bir yere göçersin ziyan olur güzelim kitaplar; bırak da kadir kıymetini bilecekler toplasın>>. Cemal SÜREYA’nın ‘Papirüs’ üne meylettim sonra, bundan da caymam uzun sürmedi, birkaç sayısı durur hale elimde. Koskoca Cemal SÜREYA’yı popüler kültüre kurban etmişler, gerçi kimleri etmediler ya.

Bugünlerde yeni bir hevesim var, Bilgi Yayınevi’nin Sait Faik Serisi. Yalnız mavi kapaklı olanlarına, onu da özellikle belirtmek isterim. Onlar iki çeşittir ya; mavi ve yeşil, ben yeşili pek yakıştıramam Faik'e o mavidir; deniz mavisi, umudun mavisi. Onların peşinden koşuyorum. Koştuğum da iki kitapçı. Birine her hafta giderim, bazen haftada iki kere, diğerine ayda bir. Çoğumuz sahafları çok sever ya, ben pek rahat edemem oralarda. Dağınıklığı boğar beni. Benimkiler içtimaya çekmişler kitapları, soyadı sırasına göre, yerli ayrı yabancı ayrı. Girer girmez başlarım kontrole önce yabancı, Auster’den Zweig’a. Yerlide en baştan dördüncü rafa gelince bir tatlı huzur kaplar içimi.

Faik yeni bir meyhane keşfettim, derim. << Biz şu Beyoğlu’ndakine gidelim, orası bu saatte iyi olur,>> der. Çıkarız yola. Tramvaya binelim, derim, “Yürüyelim” der, “Daraldım”. Pek daralmaz o bilirim ya, yine de bozuntuya vermem. Belki iki tanıdıkla muhabbet edecek, belki iki güzel kız görecek. Tanımadığı da yoktur keratanın, kestanecisinden, sandalcısına; martısından, kedisine. Geçtiğimiz tezgahlardan, bir avuç kestane alır bir avuç leblebi. Para da vermez. Kimse de bir şey demez ona. Hop, derim, <<şiişştt>> der, << bizim aramızda para geçmez>>. Gökyüzünü gösterir,<< Bu>> der, << topal martının kardeşi, sen bilir misin topal martıyı>>, yok, derim, anlatır. Meyhaneye geliriz, herkesin gözünün içi parlar. Bilirler bizim Faik’i, az çok herkesle bir hoşbeşi vardır. Sonrası eğlence cümbüş sabaha kadar…

Burada biraz da bizim Faik’den bahsetmeli: Faik’i herkes avare bellemiş, demiş ya bir yerlerde, hikaye yazmayı iş saydığım için başka iş yapmam, zannederler ki Faik serserinin biridir. Serseri değildir de avaredir, onun avareliği de bilgeliktendir. Şimdikiler gibi boşluktan avarelik yapmamıştır, bu onun hayat felsefesidir. Yoksa şimdiki değme aydınlara taş çıkartır hem de 1940’lardan gelerek. Kolej mezunudur zira, bu yetmemiş İstanbul Üniversitesi’nde edebiyat okumuştur bu da yetmemiş yurt dışında yıllarca eğitim almıştır. Türkçe Öğretmenliği de yapmıştır da hayatı avarelikte bulmuştur.

Hikaye de yazar Faik hem de bol bol. Öyle cümleler kurar ki, hem o anın görüntüsünü hem de duygusunu verir 5-6 kelime de. Hikayeleri hayat doludur. Demedi mi zaten, Bir insanı sevmekle başlar her şey, diye. Sait Faik’in bu düşüncesi bana da tezahür etti zira. Önceden -beni bilen bilir- karamsarın tekiydim, hem de öyle böyle değil. Faik ile tanıştığımdan beri bir yaşama sevinci doldu içime. Dünyayı farklı gözle görür oldum, dünyayı insanları sevdim.

Sait Faik hikayelerinden birkaç öneri; “Dülger Balığının Ölümü”, “Sinağrit Baba”, “Ermeni Balıkçı ve Topal Martı”.

Bu incelememi gönlü güzel kendi güzel kardeşim Yağmur./Duvar/ ’a ithaf ediyorum.

Bir de güzel bir şarkı.

https://www.youtube.com/watch?v=8BrWwloqGis

Herkese keyifli okumalar dilerim..
136 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Edebiyatımızın sevimli aylağı Sait Faik Abasıyanık. Türk Çehov'u, İstanbul hikayecisi, sorumlu avare, sokaktaki adamı en iyi anlatan. Hayatımızın bir köşesinde kesinlikle tanımışızdır o meşhur şapkasının altından gülümseyen bu mutlu adamı. Hiç hikayesini okumasak bile, en azından şarkılardan öğrenmişizdir; “Kiraz mevsiminin sevişme vakti olduğunu”, “Bir insanı sevmekle başladığını her şeyin” ya da arkamızdan gelen “Hişşt hişşt “ seslerini.

Mutlu bir adam mı? Kitaplarına bakarsak öyle. Semaver, Havada Bulut, Sarnıç, Lüzumsuz Adam, Şahmerdan ve daha bir çok kitabı, yüzlerce öyküsü var Abasıyanık'ın. Hemen hepsinde gördüğümüz; insan sevgisi, doğa aşkı ve İstanbul. Güzel ve duru kelimelerle hikayelerinde insanı mutlu eden bir yazar. Şu ana kadar okuduğum kitaplarından tek bir kelime çıkarmam gerekseydi kesinlikle "sıcak"olurdu bu. Gerçekten güzel bir insan Sait Faik ve o sıcaklığı başından sonuna okuyucusuna yansıtıyor.

Şu ana kadar diyorum, çünkü yazarın ölmeden önce basılan son kitabı olan “Alemdağ'da Var Bir Yılan”da alıştığımız Sait Faik'i göremiyoruz fazla. Burada şöyle bir girdi yapmak istiyorum. Sitedeki kitap incelemelerinde çoğu okurun Sait Faik'e ilk olarak bu kitapla başladığını görüyorum. Bence farklı herhangi bir kitabı (Semaver, Sarnıç, Mahalle Kahvesi vb.) Sait Faik'i tanımak için çok daha iyi bir seçenek olacaktır. Tabi ki diğerlerinden daha değersiz bir kitap değil bu. Açıkcası kendime en yakın hissettiğim hikayeleri bu kitapta yazarın.

Gerçekten de önceki kitaplarındaki o İstanbul aşığı, sokak satıcılarına, balıkçılara, mahalle esnafına, işsizlere, serserilere, başıboş köpeklere, martılara , hemen her şeye sevgiyle yaklaşan Sait Faik'i göremiyoruz bu kitapta fazla. 40'lı yaşlarının ortalarını geçmiş, bazı kırgınlıklar, küskünlükler yaşamış, kitaplarının yayınlanmasına rağmen fazla para kazanamayan, yalnız, arayan bir insan var çoğu hikayede.
O çok sevdiği İstanbul'a bile küsmüş Alemdağ'da Var Bir Yılan öyküsünde, (#31789039). Evet , “Bir insanı sevmekle başlayacak her şey” diyor ama “İstanbul'da insanı sevince herşeyin bitiyor”u da ekliyor cümlenin sonuna. Çarşıya İnemem ve İki Kişiye bir hikayede her zaman severek anlattığı insanların iğrençliklerini de gösteriyor okuyucuya.

Panco var çoğu hikayede (Başta Panço sandım, ama her yerde Panco diye geçiyor). Panco'nun kim olduğunu kitabın ikinci hikayesinde öğreniyoruz. “Yalnızlığın Yarattığı İnsan” Panco. Yalnızlığı öyle güzel anlatıyor ki Sait Faik bu hikayede, milyonlar içinde yalnız olan yazarın hissettiği o kavun acısı sizin de içinize oturuyor. Panco kimi yerde ismiyle koyun kürkünden platosunun yakası, bembeyaz suratı, çıbanı ile belirsiz bir karakter olarak çıkıyor karşımıza. Kimi yerlerde ise isim vermeden bir dert ortağı, bir yoldaş ya da bir sevgili olarak. İşte bu sevgiliyi çağrıştıran cümleler yüzünden bu kitaptaki bazı hikayeleri “eşcinsel bir manifesto” olarak tanımlayanlar da mevcut. Toplumun yaşamasına izin vermediğinin kırgınlığıyla, yazarın kendine bir sevgili yarattığını söyleyen. Ben, ama, ne kadar doğru bilmiyorum, Panco'da kendisini hayal ettiğini düşünüyorum yazarın, yalnızlığın, kimsesizliğin, toplumsal düzendeki çirkinliklerin, sahteliklerin etkisiyle. Ama tam olarak bilemiyorum herkes gibi.

“Alemdağ'da Var Bir Yılan” Sait Faik hikayeciliğinin doruk noktası benim için (topu topu dördüncü kitabı bu okuduğum, o yüzden kale almayın fazla). Belki türk edebiyatındaki en iyi hikaye kitaplarından biri. Kitapta 17 hikaye var, o Marquez tarzı büyülü gerçeklikten sürreale kadar kayan hikayeler, yalnızlıkla dolu hikayeler, her şeye rağmen içinde hayat sevgisi bulabileceğimiz hikayeler, “Sait Faik hikayelerini nasıl yazar ?” sorusuna cevap bulacağımız hikayeler, insan hikayeleri, hayvan hikayeleri, güzel hikayeler. Hepsi güzel. Çünkü kaç yaşında olursa olsun, hep güzel insan Sait Faik.

Öldüğünde topu topu beş- on bin okur varmış Türkiye'de 20 milyonun içinde, arkadaşı Adnan Benk'in Dünya gazetesinde yayınlanan “ Sait Faik'i Yaşatamadık” yazısında yazdığına göre. Sokağında, mahallesinde kimse göz yaşı dökmemiş ardından. Umarım şu anda Panco'yla; kendisini seven, okuyan, anlayan İbrahim (Sisifos) gibi okurları, o her zamanki gülen gözleriyle seyrediyordur yukarıdan. Kendisi sayesinde mutlu olanların sayısı her geçen gün artıyor çünkü.
136 syf.
Kitap bittiğinde, eğer diğer kitaplarını da okumuşsanız, anlıyorsunuz ki üslup olarak yeni bir Sait Faik var karşınızda.
Bir kere kitap yazarın ölmeden önce çıkarttığı son eserdir.

<<<<< Neden vurguluyorum bunu, zira öldükten sonra çıkan diğer iki eseri “Az Şekerli” ve “Tüneldeki Çocuk” yayınevinin (Varlık) içinde zeka bulunmayan mantığıyla hazırlayıp yayınladıklarıdır. “Az Şekerli”de hem son dönemine ait öyküler var hem de ta ilk dönemlerine ait öyküler. “Tüneldeki Çocuk”ta her dönemine ait öyküleri ve onunla yapılmış söyleşiler var.

Daha da faciası, skandal bir işe imza atar yayınevi ve yazarın olmayan bir öyküyü “Az Şekerli” kitabına koyar. Öykünün ismi “Müthiş Bir Tren”dir. Ben bu öykünün olduğu kitabı okudum. Yayınevi farklıydı ama. Bunu hatırlama sebebim, bu yayınevinin (Bilgi) bastığı tüm Sait Faik kitaplarının kapakları çok farklıydı ve yıllarca kitaplığımda elimden geçtiler. Yani hem Varlık’ın bastığı hem Bilgi’nin bastığı kitapta bu öykü vardı ve Sait Faik’in diye geçiyordu. Biz gibi, o da bilemedi ve illa da bu öyküyü filme aldı Metin Erksan (1975’de TRT için-Youtube’de var, izlemenizi tavsiye ederim. Yayınlandığı sene TRT’den izlemiştim) Film yayınlanınca dananın kuyruğu koptu. Öğrendik ki S.F bunu Hürriyet’te 1948’de yayınlamış ama altına yazan değil, yayınlayan diye imza koymuş. Daha neler neler, meraklısı netten bulup okur. >>>>>

Günümüzde bu tür sürrealist unsuru kullanan yerli yazar çoktur. O zaman, toplumsal gerçekçilerin egemen olduğu edebiyat dünyasında bu tür gerçeküstü imgeler roman ve öykülerde pek azdı. Bu eserinde yer alan hikayelerde bolca imgeler, sürrealist unsurlar var. SF söyleyeceklerini, öykülerin biçimini değiştirerek somutu bırakıp, soyut anlatıma geçmiş gibidir. Okura öyküleri anlayabilmek için, yazarın üstü kapalı söylediklerini aydınlatmak düşer.

İlk öyküsünden itibaren dostunu öldüren helvacıyı cebine koyması, cebindeki susamın pire olması, dere tepe düz gitmesi gibi anlatımın sürrealist unsurları kitabı kaplamaya başlıyor.

Diğer öykülerinden farklı bir diğer ayırt edici öğe ise, bir öyküdeki bir kahramanın başka bir öyküde de kullanılmasıdır: Panço. Tekrar edilen sadece kahraman değil, ayrıca, yakası kürklü pardösü, çıban yarası, yılan gibi simgelerin kitabın kavramsal leitmotifleri olmasıdır. Bıkkınlık, yorgunlukla tanımlanan ihtiyarlık hissi de leitmotif olarak alınabilir.

Öykülerin arasında ilerledikçe öyle cümleler var ki, hissettiğinizin, anladığınızın doğruluğunu tasdik etmek için tekrar okumanızı gerektiriyor.
Panco’nun olduğu öykülerde anlatıcının Panco’ya ettiği duygusal sözler, okurda homoerotik bir yakınlık duygusu yaratıyor.

“Kara olmasalardı donuk esmer, altından kan akmazmış gibi solgun ve hiddetli rengi severim başka. Başkasında bulsam sevmem ki.” “Geç geldiği zaman deli olurdum. Merdivende ayak sesleri yabancılaşınca kudururdum. Sonra birdenbire onun ayak sesleri. Kapıyı açık bırakmış olurdum. Öteki seyyareden gelir gibi gelirdi. Gözlerinden öperdim.” “Tuhaf, hiddetli soluk yüzünde tatlı bir pembelik var.” “Geleceğine yüzde yüz emin olduğum günler beklerken uyuyakalırdım. Kapıyı tırmalar gibi vurduğu zaman nasıl duyardım rüyamın içinde. Yataktan fırlardım. Kapıyı açardım. Rengi solmuş, nefesi boğazından gelirdi. Masadan bir cigara alır yakardı.” “O hâlâ uyuyor. Kaşları ıslak ıslak. Nefesine yüzümü tutuyorum.” Tespit ettiğim bazı cümleleri ayrıca paylaşacağım.

“Yakası kürklü pardösü orda. Giyiyorum. Bileklerim dışarda kamburlaşmış dolanıyorum odada.” Bu cümle aklıma, sayfamda yorumladığım Ayşe Nart’ın “Ötekiler” romanını getiriyor. Sanki bir metamorfoz anlatıyor. Görünür kişiliğinden sıyrılıp, içinde gizlediği “ötekine”, gerçek kişiliğine dönüşümü.

Yılan Uykusu, kitaptaki son, 5 Mart 1954 tarihli öyküsü, bir rüya gibidir. Baştan sona imgeler, gerçeküstü unsurlarla dolu. Anlatıcının aşk duyduğu biri vardır. Hangisi hangi cinstendir, ayrı cinsten midirler net olarak belirtilmez. Söyleyememenin, açılamamanın karabasanı hakimdir öyküye.

Hikayelerde birinci tekil şahıs anlatıcı var. Çoğunlukla geçmiş zaman kullanıyor. Ara ara, hatırı sayılır yerde de anaforik zamana başvurmuş. İlk cümlede “baktı” derken, hemen ardından gelende, “saklanıyor”, gibi.

Bu kitabında, İstanbul sevdalısı Sait Faik gidip, yerine sürekli bu kentten bıkkınlıkla bahseden bir ihtiyarın gelmiş olması beni çok kederlendirdi.

Ve o müthiş, şarkılara, sevdalara ilham olmuş, kitaba ismini veren öykünün 71. cümlesiyle başlayan kelime dizisi. “Yalnızlık dünyayı doldurmuş. Sevmek, bir insanı sevmekle başlar her şey. Burda her şey bir insanı sevmekle bitiyor.”
96 syf.
·2 günde
Sait Faik'in bende özel bir yeri vardır.Bana hep çocukluğumu hatırlatır."Son Kuşlar" kitabı bana çocukluğumdan bir hediye, şuan hayatımda olmayan birinden.Bir daha cesaret edemedim diğer kitaplarını okumaya şu vakte kadar.
Son zamanlarda okuduğum kitapların ağırlığından olsa gerek bu kitap bana şiir gibi geldi.Bitsin istemedim ve kısa kısa hikayelerden oluşan kitabı sindirerek okudum.Yer yer hüzünlendim belki ama çokça gülümsedim.
İnsan acılarını gayri ihtiyari birileriyle paylaşırken fazlaca bir hüzün duyar, anlaşılamamanın verdiği his mi bu, yoksa anlatmak zorunluluğunu hissettiği için kendine mi kızmadır bilinmez.İnsan kendini daha bir aciz görür.Zaten biriyle konuşmanın verdiği faydasızlık bir süre sonra insanı kendiyle konuşmaya iter.
Insan kendiyle sohbet ettiğinde daha bir dürüst olur, yaşadığı olumsuzlukları tiye almaya başladığında ise, bilir yaralarını sadece kendi iyileştirebileceğini.Bu kitap bana bunu hissettirdi.Kendiyle sohbet eden, acılarıyla eğlenen, ince dokundurmalarla aslında kendine hedef alan biri gibi.
Unutmayacağım; rüya görmeyen Panco'yu, sevgisini "Deli gibi be abi!" Diye tarif eden Hidayet'i, Fatih parkındaki adamın "Benim bir karım var hemşerim.Suratını görsen bir aylık yola kaçarsın." serzenişini, yalnızlığın yarattığı yakası kürklü palto giyen karakterin anlam veremediğimiz "O benim bileceğim şey..." cümlesini, yılanın sadece Alemdağ'da olmadığını, bir rüyanın Panco'nun hayatını değiştirmesini, Melahat'ın heykelinin dikilmesi gerektiğini, en çok da " Karı değil mi be ağababa, severiz." kibarlığıyla Yani Usta'yı, içime dokunan Barba Yakamoz'un ölen topal martıya döktüğü gözyaşlarını (Haklısın ihtiyar; eskimeyen, eksilmeyen insanın kalbidir.), Rıza Milyon-er'in olmadık zamanda sonunu getiren 'Sair filmenam' hastalığını, bir türlü bulamadığımız Canvermez'in Sarmaşıklı evini, Eftalikus'un kahvesinde alaya alınma korkusuna rağmen, gencin hikâyelerimizi bilmesine duyduğumuz hazzı, nereden gelirse gelsin bir hişt hişt sesinin önemini, dülger balığı gibi insanları nasıl dönüştürüp öldürdüğümüzü,
"...Okumuş adam öğüt vermez de, dedi.
Ya ne yapar? dedim.
Adamı anlar, dedi, ne yapacak." cümlelerinde ki derin manayı, İstanbul'un garip semt isimleri gibi garip olayların döndüğü Dolapdere'yi, dalkavuklukluğun en vahim hastalık olduğunu, yılanın uykusunun ağırlığını ve tıpkı tıpkısına aynı insanoğluna benzemesini!


Bir Sait Faik geçti çocukluğumdan
Tuttu getirdi bana onu
Hala masum ve kırılgan
Hala çocuk! Teşekkür ederim...
136 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Sait Faik Abasıyanık'ın son yayınlanmış öyküleriymiş bunlar. Herkes sürrealist oluşundan, gerçeküstü simgelerden bahsediyor bu kitabın adı geçtiğinde.

Semaver'i okurken tanıdığım yazar gitmiş de yerine yaşlı, hasta, daha karamsar biri gelmiş gibi. Dilinin duruluğu, sadeliği yerli yerinde ama korkuları, rüyaları var anlamlandırmamız gereken, okurken düşünmemizi gerektiren. Metaforlar var, hikayeler arasında bağlantılar var geriye dönüp bakmamıza sebep olan. Ve de muazzam betimlemeler var süssüz, ışıltısız kelimelerden oluşan cümleler nasıl böyle parlar diye düşündüren.

Ünlü hikayelerinden olan Hişt hişt ve Dülger Balığı'nın Ölümü bu kitapta yer alıyor. 'Hişt hişt' ne güzel bir öyküdür yarabbim insana doğanın en saf haliyle de benzersiz olduğunu hatırlatan!

Herkese keyifli okumalar.
136 syf.
·Beğendi·8/10
Çok güzel bir hikaye kitabı.Sanki öyküler birbirini tamamlıyor.Hatta kitabın bazı bölümlerini birleştirseniz minik bir roman olur.Hayatı sorgulama, görünmezle konuşma, içsel eleştiri hakim kitaba.Hayatı boşvermiş saat doldurmak için yaşayan insanlar çok iyi tasvir edilmiş.Duru bir Türkçe içten ve anlaşılır bir anlatımı var.Ben yazarın üslubunu seviyorum.Sizinde severek okuyacağınızı tahmin ediyorum.
136 syf.
·2 günde·Beğendi·Puan vermedi
Uzun süre siroz hastalığıyla mücadele sonrası hastalığa yenik düşmesiyle 1954 yılında hayatını kaybeden Sait faik'in ölmeden evvel yayımlanan son kitabıdır Alemdağ' da Var Bir Yılan.

Sait faik ile ilk tanışmam lise döneminde "Semaver" kitabıyla olmuştu. Kitaba ismini veren bu öykü beni çok derinden etkilemişti. o zamandan sonra hep uzak durdum bu özel yazarımızdan. Sanki bütün kitapları böyle öykülerle doluymuş gibi gelmişti. Zaman geçtikten sonra anlıyorsunuz ki öyle güzel öykü yazan insan hiç bırakılır mı?

Onca aradan sonra başlangıcı bu güzel kitapla yaptım. Sait faik'in çocuk ruhlu, halkın içinden ve samimi bir yapıda olmasından kaynaklı mı bilmem, karamsarlığın ve yalnızlığın öne çıktığı bu kitabı, yüzümde tebessümle okuduğumu fark ettim. Resmen herşeye rağmen o hiç kaybetmediği umudu ve yaşama sevincini bir şekilde size de aşılamakta. Belki bundan dı yüzümdeki masum tebessüm.
17 tane öykü bulunan bu kitap da hepsi birbirinden özel ama benim en sevdiğim öyküler;
- Öyle bir hikaye
- Eftalikus'un kahvesi
- Çarşıya inemem
- Yılan uykusu
Bütün hikayelerinde bizim rutin gündelik koşuşturmalarımız içinde göz ardı ettiğimiz o kadar çok güzel detaylar var ki. Mahallede ki çocuklar, kahvehanede ki amcalar, pencerelerde ki teyzeler... Anlatılan her olayın içindeymiş ve görüp dokunuyormuş gibi hissettirilmesi mükemmel bir başarı. Aslında ne kadar çok şey söylense azdır.
Elimde Türkiye İş Bankasının kültür yayınları var ve kitabın arka yüzünde Ara Güler'in objektifinden Sait faik'in biraz çekimser ve bir o kadar da içten fotoğrafı konulması ayrı bir güzellik katmış.
Bir çok insanın olduğu bu dünya da yalnızlığımıza rağmen insana umut , huzur ve yaşama sevinci veren Sait faik güzelliğinde insanlarla karşılaşmak dileğiyle...
136 syf.
·6 günde·Puan vermedi
Ben hiç hikaye sevmezdim. Okumayı erteledikçe erteler, kitaplığımda da ( neden almışsam artık) arka raflara yerleştirirdim. Romanlar daha yoğun ayrıntılar olduğundan , tanıdık bilgilerle ilerlemek bana daha iyi geliyordu. Çünkü her hikaye ayrı kişi,ayrı mekan, ayrı olay örgüsü vesaire barındırdığından ondan çıkıp yenisine girişmek beni memnun etmedi hiçbir zaman.

Bir şekilde bu algımı yıkıp Mustafa Kutlu okumaya başladım. Onun hikayeleri sıcacık ve birbiri ile bağlantılı olduğundan adaptasyonum daha kolay oldu. Tabii ben Mustafa Kutlu hikayeleri okurken beni canım(!) Sait Faik'e hazırladığından bihaberdim.

Bende değerli mi değerli olan biri dedi ki Demet Sait Faik okumalısın, o da iyidir diye. Eh dedim, vardır bir bildiği , başlamak artık farz diye ikna ettim kendimi. Iyi ki diyorum, iyi ki etmişim. Yoksa çok şey kaçırırdım.

Ah ah..
Ne adamsın sen Sait Faik! Ama sen söyleme ben biliyorum ne adam olduğunu, halk adamısın sen.

İçinden dolu dolu hayat taşan, herkes gibi bakmak yerine görmek algısına sahip, bütün bu debdebenin içinde bizlere güneşi, ağacı, bulutu hatta insanı bile sevdiren bir adamsın.
Sait Faik okuduğumda farkında olmadan ferahladığımı hissettim, aman canım bu da dert mi bak şurda kediler pek mutlu, hava da hafif ısınırsa senden iyisi yok işte dedi sürekli içimden biri. Beni yaşamaya çağırdı. Normal şartlarda hiç hoşlanmadığım sarhoş figürü bile daha sempatik hale geldi gözümde. :)

Okumağım kitapları hala var. Şimdi büyük bir iştahla onlara sarılacağım.

Iyi ki geçmişsin dünyadan Faik efendi.
Nazım'ın da dediği gibi;
Sahi, ya doğmasaydın?
136 syf.
·2 günde·9/10
"Alemdağında Var Bir Yılan" adıyla yayımlamış Varlık Yayınları bu eseri ilk basımında. Sait Faik, bu duruma sinirlenmiş, yayınevini arayarak kitabın kapağının hemen düzeltilmesini istemiş. Kitabın diğer baskıları da Alemdağda Var Bir Yılan olarak düzeltilmiş. Nedense benim de ağzıma "Alemdağında Var Bir Yılan" olarak dolandı.

Sait Faik fantastik unsurlara yer veriyor bu kitaptaki hikayelerinde. Son yıllarında yazıldığı anlaşılıyor, daha vurdumduymaz, daha farklı hikayeler mevcut.

Bambaşka dünyalarda, değişik hayallerde, sıradan yurdum insanları bekliyor bizi. Onur Ünlü'nün Sen Aydınlatırsın Geceyi filmi hatrıma geldi bu şekilde tarif edince kitabı.

Yazarın sürrealist diye tabir edilen bu eseri de kitaplığımdaki yerini aldı ve bir Sait Faik eseri daha okuduğum için mutluyum.
96 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Modern Türk Hikayeciliğinin öncüsü,durum hikayeciliğinin en önemli temsilcisi olan Sait Faik kişi ve nesnelerin anlık durumlarını, olaylara bağlı kalmadan tasvir etmekte oldukça usta.
Balıkçıları, toplumdan dışlanan kişileri, işsizleri,kenar mahalleleri, meyhane ve kahvehaneleri, sıradan küçük insanları ; sıcak , samimi ve canlı bir dille anlatıyor.
Yazarın ,1954’te hayatını kaybetmeden evvel yayımlanan son kitabı Alemdağ’da Var Bir Yılan; kendi yaşama sevincini ve hayata bakışını , sürrealist bir biçimde ele aldığı hikayelerden oluşuyor. Okur ; Abasıyanık’ın bir nevi günlük tutar havada olan iç hesaplaşmasına şahit olurken,aynı zamanda rüya ile realite arasında kurulan köprüden aşağı düşmeden başarıyla geçiriliyor.
Halk dilinde yazılan Alemdağ‘da Var Bir Yılan ,“Panco” imgesiyle beraber okuru yazarın iç dünyasına girdiriyor, Rıza Milyoner ve Canvermezle beraber uzun bir seyahate sürüklüyor.
“Muhayyel” bir arkadaş gibi onun yanında geziyor adeta sokakları bir kamerayla arşınlıyor, kimi zaman tebessüm , kimi zaman iç burukluğuyla karşılaşıyorsunuz.
Faik sizinle sohbet edip dertleşiyor, yaralarını tekrar deşiyor, hayat sevincine sizi “Bir insanı sevmekle başlar her şey” diyerek dahil ediyor.


Kısa zamanda bitirdiğim ve çok sevdiğim hikaye kitabı olan , Alemdağ’da Var Bir Yılan, düzenli aralıklarla okunması gereken Sait Faik eserlerinden biri. Kim bilir okundukça daha bize neler söyler ,nerelerde çay ısmarlar, hangi tekneyle balık avına çıkartır, hangi meyhanede bize içini döker? Bilinmez...
136 syf.
·13 günde·Puan vermedi
Bu kitap Sait Faik'in en sevdiğim hikaye kitabı.
Sait Faik okurken insanın hikaye yazası geliyor. Hele birde bu kitabı okuyorsa şiirimsi hikayeler uçuşuyor zihnine...
Kullanılan dilin sade olması mı yoksa insancıklara farklı bakışı mı özel kılıyor bu kitabı bilmem ama özel bir kitap.
136 syf.
Türk edebiyatının mahzun çocuğu olan, hikaye ile roman arasında kaybolup giden öykünün elinden tutan ve Türk Edebiyatının Anton Çehov'u olarak nitelendirilen şahsiyetidir Sait Faik. Bedensel sağlığını tamamen ruhsal sağlığını ise ha kaybetti ha kaybedecek bir ruhsal kişiliği yansıtan insanın belki de yaşadıklarına belki de geçmişine isyanıdır bende bıraktığı iz ki yanılmıyorsam bu kitaptan bir müddet sonra vefat ediyor. Yalnışım varsa lütfen düzeltin. Ama okumanızı tavsiye ederim.
"Yalnızlık dünyayı doldurmuş. Sevmek, bir insanı sevmekle başlar her şey. Burda her şey bir insanı sevmekle bitiyor."
Sait Faik Abasıyanık
Sayfa 25 - Türkiye iş bankası kültür yayınları
Önce kafasını gösterdi:
— Kafa dediğin eskir, ihtiyarlar, ölür bile insan ölmeden, dedi.
Sonra kalbini gösterdi:
— Eskimeyen, eksilmeyen şey buradadır.
-Bir yere girelim, dedim.
- Girelim, dedi. Girelim ama içmeyelim artık.
- İçelim, dedim.
-Öleceksin be dedi.
-Öleceğim, dedim.
— Öyle bir şey; uzatma canım. Neye soruyorsun bu kadar ne iş yaptığımı?
— Okumuş yazmışa benzersin de...
— Ne olacak okumuş yazmışa benzersem?...
— Okumuş yazmış adam öğüt vermez de, dedi.
— Ya ne yapar? dedim.
— Adamı anlar, dedi, ne yapacak.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Alemdağ'da Var Bir Yılan
Baskı tarihi:
Ekim 2012
Sayfa sayısı:
136
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053607205
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İş Bankası Kültür Yayınları
Baskılar:
Alemdağ'da Var Bir Yılan
Alemdağ
"İşte karşı karşıyasın. Haydi bakalım. Söyle söyleyeceğini. De diyeceğini. Dinler de. Tatlı tatlı dinler de. Sevgiden söz aç. Ne çıkar; o seni anlarsa değil, sen onu anlarsan bir şeyler olacak.(1)

Birdenbire bulunduğumuz odanın kapısı açılıverdi. İçeriye rüzgâr girdi. Soğukla beraber yapraklarını dökmüş bir ağaç girdi. Ağacın arkasından duman, dumanın arkasından bir kuş, kuşun arkasından bir bulut girdi."

"Yılan Uykusu" adlı öyküden

Kitabı okuyanlar 1.599 okur

  • Kürşat Han Kurşun
  • Sebahattin Çetin
  • Elmas YILMAZ
  • Beyza Arıgün
  • Dilan
  • Caner Çelik
  • Richard Wagner
  • Hüma
  • Gülistan Ceryan
  • eray adıgüzel

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%3.3
14-17 Yaş
%5.1
18-24 Yaş
%23.2
25-34 Yaş
%42.7
35-44 Yaş
%17
45-54 Yaş
%4.3
55-64 Yaş
%1.8
65+ Yaş
%2.5

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%56.3
Erkek
%43.7

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%22.3 (106)
9
%23.4 (111)
8
%30.5 (145)
7
%9.9 (47)
6
%5.9 (28)
5
%2.5 (12)
4
%1.1 (5)
3
%0.4 (2)
2
%0
1
%0.2 (1)

Kitabın sıralamaları