Adı:
Alfred Hitchcock
Baskı tarihi:
8 Ağustos 2014
Sayfa sayısı:
304
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786051032474
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Agora Kitaplığı
Yönetmenle söyleşilerden ve yönetmenin sinemasına dair derinlikli yazılardan oluşan, ayrıca Andy Warholla yapılan bir söyleşiye yer verilen bu kitap, Kuşlar, Rebecca, Gizli Ajan, Yaşamak İstiyoruz ve daha nice kült filmiyle dünya sinemasına Hitchcock dokunuşunu bırakmış olan yönetmenin sinemaya bakışı, çekim sürecine dair kilit ipuçları, korku duygusu ve seyirciyle kurduğu ilişkiye dair şaşırtıcı görüşleriyle Alfred Hitchcock sinemasına dair doyurucu bir çalışmadır...
304 syf.
·14 günde·Beğendi·10/10 puan
Alfred Hitchcock'un anlatıldığından çok farklı olduğunu anlamamızı sağlayan, Hitchcock'un röportajlarından oluşan bir kitap. Sinemaya katkıları, kendi filmlerini yapım aşamaları, oyuncularla ilişkileri, çalışma disiplini, aile hayatı ve birçok konu hakkındaki düşünceleri var. Kitabı okurken filmlerini de izlemek filmlerine farklı açılardan bakmanıza ve daha önce dikkatinizi çekmeyen ayrıntıları yakalamanıza yardımcı oluyor. Sinema ile ilgilenen, Hitchcock filmlerini sevenler ve sinema severlerin okumasını tavsiye ediyorum. Hitchcock'un zekâsına ve hayal gücüne hayran kalmamak mümkün değil.
Ölüm Korkusu’nda Kim Novak’la başka problemler de yaşadınız değil mi?

Evet, Kim’in kafası kendi fikirleriyle dolu olduğundan ondan istediğimi almam çok zordu. Fakat sonuçtan memnun olduğum sürece... Rol aslında Lekeli Adam’da çalıştığım Vera Miles’ındı. Kostümleri hazırlanmış, değişik saç renkleri denenmiş ve birinde karar kılınmıştı. Çekimlere hazırdık; ancak Vera ele geçirdiği hayatının fırsatının tadını çıkarmak yerine hamile kaldı! Bu filmle bir star olacaktı ama o, Tarzan’ı oynayan kocası Gordon Scott’a karşı koyamadı.
Hitchcock’un film çekme teorisi basit: Konuyu önemsemiyorum, oyunculuğu önemsemiyorum; fakat filmi ‘film’ yapan unsurları umursuyorum... İzleyiciye çığlık attıran bütün teknik kullanımları önemsiyorum.” Suçla özdeşim kurması konusundaysa, “Genellikle cinayet mahalinde en ilginç sonucun amatörlerden çıktığını düşünüyorum. İşini groteks bir anlayışla mayalayıp serinkanlılıkla ve zevke yapan insanlar var. Aydın insanların yarattığı nazik, iyi bir kargaşa hâli hâkim ve ben bunu seviyorum,” diyor.
Hiç daha önce kullandığınız bir yöntemi tekrar kullandığınız oldu mu?

Bir örnek verebilir misiniz?

Rebecca’da Joan Fontaine’in patronu sigarasını krem kutusunun içinde söndürüyor. Kelepçeli Âşık’taysa Jessie Royce Landis yumurtada.

Tekrarın farkındayım. İkinci örnek yumurtaya karşı olan mutlak nefretimi gösteriyor.
Çalıştığınız aktristleri kimsenin keşfedemeyeceği şekilde keşfediyorsunuz. Eva Marie Saint başka hiçbir filmde Gizli Teşkilat’taki gibi pırıl pırıl, çekici ve baştan çıkarıcı görünmedi.

Her saç teliyle ilgilendim. İki gardrop dolusu kostüm dikildi onun için; ancak deneme çekimlerini izlediğimde kostümlerin onu kimsesiz gibi gösterdiğini fark ettim. On The Waterfront (Rıhtımlar Üzerinde, 1954) filminde de ayrı kostüm tasarımcısıyla çalışmış. James Mason’ın filmde oynadığı karakter gibi davranmayı bıraktm ve Eva’yla New York’taki Bergdorf Goodman mağazasına gittim. Giydikleriyle bir model gibi önümde yürüdü; ben de seçtim.
Alfred Hitchcock: Trendeki Yabancılar’da bir daha yapmayacağım bir şeyi yaptım. Atlıkarıncayı kapatmak için onun altında dolaşan yaşlı bir adam vardı. Atlıkarınca gerçekti ve eğer adamın kafası iki santimetre yukarı olsaydı ben kasıtsız adam öldürmeden hapishanedeydim. Aklıma geldiğinde bile ter basıyor. “ALFRED HITCHCOCK CİNAYETLE SUÇLANIYOR “
Sıradan seyirci açısından dramatik etki başka nerede? Unutmamalısınız ki, Bisiklet Hırsızları İtalyan seyircisinin ilgisini çekmeyi başaramamıştı. Bu filmi örnek vermeniz komik oldu. Bisiklet Hırsızları’nın çekildiği dönemde Kaliforniya’nın kuzeyinde bir evimiz vardı ve yanımızda bir kelime bile İngilizce konuşamayan İtalyan bir anne ve kız çalışıyordu. Bir gün eşim ve ben ikisini San Francisco’ya götürdük. Eşim kıza bir şeyler almak istiyordu. Ben de Bayan Chiesa’yla tek başıma kalınca onu sinemaya, Bisiklet Hırsızları’nı seyretmeye götürdüm. Bir İtalyan filmi olduğundan ilgisini çeker diye düşünmüştüm. Salonda sadece yirmi kişi vardı. Film boyunca sadece bir kere, baba oğlunu tokatlayınca iç çekti. Film bitip dışarı çıktığımızda filmi beğenip beğenmediğini sordum. “Güzel, ama neden bir bisiklet ödünç almadı ki? dedi. Tabii bendeki her şeyi yıktı. Ben de, “Bayan Chiesa, nasıl filmlerden hoşlanırsınız?” diye sordum. “Ahh, Betty Grable müziklerini severim,” diye cevap verdi.
Film çekmeyi eğlenceli kılan en önemli ânlarınızı hangi filminizde yaşadığınızı düşünüyorsunuz?

Arka Pencere bunu yaşadığım en önemli filmimdi diyebilirim. Kız katilin odasındadır ve yan pencerede de katili görürüz. Katil koridordan geçerek kızın bulunduğu odaya gelir. Bu seyiriciyi sıkılmaktan kurtarıyor. Daha önceden edinilen bilgilere dayanan bir duygusal gerilim söz konusu. Sapık’taki duygusal gerilimse evin etrafından bıçaklı bir kadının olduğunu bilmemizdi. Bu eve giren birine belki saldırılabilinirdi. Tabii bu sadece bir evham ama ilk cinayet olmasaydı bu hissi yakalayamazdınız.
Hiçbir katil kendini ele vermez. Filmlerdeki katillerin sıklıkla çekici olmayan tipler olarak gösterildiğini fark etmişsinizdir. Bunun her zaman çok ciddi bir hata olduğunu söylemişimdir. Çekiciliği olmayan bir katil nasıl kurbanının yanına yaklaşabilir ki?
V.F.: Oyunculara sert davranıp bağırdığınız oldu mu?

Alfred Hitchcock: Hiç bağırmam. İnsanlar beni yönetirken hiç görmediklerinden bahsederler. Çünkü her şeyi önceden kostüm odasında konuşurum. Kamera önüne geçtiklerinde yanlarına gidip de bir yönetmen gibi davranmanın anlamı yok. Kime faydası var ki bunun? Böyle bir yönetmene hiç rastlamadım. Asla. Sadece bir kez. 1938’de Paramount Pictures’da gezinirken oyuncularını hoparlörle yöneten bir yönetmene rastlamıştım ve kendi kendime, “Aman Tanrım, nasıl bir çalışma şekli bu... Ben böyle yapamam” dedim.
Seyircilerin birtakım açıklamalara ihtiyaçları oldukları kanısında mısınız?

Kesinlikle. Her zaman dediğim gibi, bir filmin yapısını kurarken ilk yarıda belli boşluklar bırakılmalı ki film bitmeden önce o boşlukları kapatın. ‘Mantılı’ olmak için o kadar da planlı olmanıza gerek yok. Mantıklı olmak çok sıkıcıdır; o açık olan boşluğu beklenen ânda kapatır.
“Ses kullanmamızın daha iyi olacağını düşündüğümüzde çoktan çekimlere koyulmuştuk. Birden başrolü oynayan kadın oyuncunun kırık bir aksanla konuştuğunu fark ettim. O günlerde dublaj hakkında hiçbir şey bilmiyorduk. Dolayısıyla bu büyük bir problem oldu. Sonunda bir çözüm buldum: Anny Ondra konuşur gibi yaparken onun yerine kenara yerleştirdiğim kız konuşacaktı.”
“Sessiz sinemadaki tek hata, ağızların açılması fakat bir şey duymamamızdı,” diyor. “Sesli filmlerin problemiyse çoğunun sadece konuşan insan görüntülerinden meydana gelmesi. Şanzelize Bulvarı üzerindeki sinemalarda birçok Fransızca altyazılı film izledim ve seyircilerin neler çektiklerini düşündüm. Bütün akşamlarını okuyarak geçiriyorlar.”

“Her zaman, kelimelerle anlatabileceğim gibi görüntülerle de anlayabileceğime inandım. İşte Almanlardan öğrendiğim bu.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Alfred Hitchcock
Baskı tarihi:
8 Ağustos 2014
Sayfa sayısı:
304
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786051032474
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Agora Kitaplığı
Yönetmenle söyleşilerden ve yönetmenin sinemasına dair derinlikli yazılardan oluşan, ayrıca Andy Warholla yapılan bir söyleşiye yer verilen bu kitap, Kuşlar, Rebecca, Gizli Ajan, Yaşamak İstiyoruz ve daha nice kült filmiyle dünya sinemasına Hitchcock dokunuşunu bırakmış olan yönetmenin sinemaya bakışı, çekim sürecine dair kilit ipuçları, korku duygusu ve seyirciyle kurduğu ilişkiye dair şaşırtıcı görüşleriyle Alfred Hitchcock sinemasına dair doyurucu bir çalışmadır...

Kitabı okuyanlar 6 okur

  • Eren Cura
  • Ertaç Çelik
  • Umut sözüer
  • Yağmur Yamaç
  • Şadan Çağlar
  • Duygu Göze

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%33.3 (1)
9
%0
8
%33.3 (1)
7
%33.3 (1)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0