Algı KapılarıAldous Huxley

·
Okunma
·
Beğeni
·
7.928
Gösterim
Adı:
Algı Kapıları
Alt başlık:
Cennet ve Cehennem
Baskı tarihi:
2012
Sayfa sayısı:
128
ISBN:
9789755331058
Kitabın türü:
Orijinal adı:
The Doors of Perception
Çeviri:
Mehmet Fehmi İmre
Yayınevi:
İmge Kitabevi Yayınları
Algı kapıları temizlenseydi herşey insana olduğu gibi görünürdü, sonsuz. William Blake İçinde 'hayal mumu' kendiliğinden yanmayanlar için, bu mumu yakmanın yollarını denemiş ünlü bir yaratıcının kaleminden kendi anlığının bilinmeyen bölgelerine başka yaratıcıların derinliklerine vuran ışık.
Okurken kitap ortalarında bir ara bırakmayı düşündüğüm ama halusinojenlerin etkisi ve bazen tanı tedavi amacıyla kullanılan sinir sisteminde etkili olan benzeri maddelerin kişide nasıl bir duygu uyandırdığını, genel kültür , akla hitap eden çok okunanlar arasında yer alan bir kitap olması sebebiyle bitirmeye çalıştım.Kitabin tam adı; 'Algı Kapıları Cennet ve Cehennem' .Kitabın konusu , meskalin adlı bir tür kaktüs bitkisinden elde edilen ve alındığında insan vücudunda 8-10 saat süreyle algıda değişiklik yaşanması gibi durumlara sebep olan, bağımlılık yapmayan bir maddeden bahsediyor.

Yazarın kendi bir deneye katılarak bağımlılık yapmadığı bilinen ve yasal olan bu maddeyi kullanarak bir deneyim yaşıyor ve bu yaşadığı deneyimin tamamı ile düşüncelerini, tüm nesneler, insanlar, etrafta olan bitenler hakkında algısının nasıl değiştiğini kitapta paylaşıyor. Kitap içeriği biraz daha karışık ve çok daldan dala atlama şeklinde yazılmış.
Bahsedilen ilginç bir nokta ise, bu maddenin alımı ile doktorlar bizzat kendileri bir şizofreni hastasının dünyasına direk olarak girebiliyorlar, başka bir deyişle; şizofren hastalığına sahip bir kişinin dünyayı algılayış biçimi ve içinde yaşadığı cennet ve cehennem birebir olarak bu madde ile normal insan üzerinde simule edilebiliyormuş. Hastaların yaşadığı deneyimleri paylaşmaları mümkün fakat birebir aktarmaları imkansız olduğundan doktorlar bu tip hastaların ne hissettiğini, nasıl düşündüğünü ve kendini nasıl bir ruh halinde bulduğunu görebilmek amacıyla nadir de olsa bu tarz deneylere başvurabiliyorlarmış.
Bir nevi, deliliğin; normal bir insanın aklıyla algılanabilmesi için çabalamalar diyebiliriz.
Kitabın barındırdığı ilginç bir konu ise; meditasyonve bununla bağlantılı olarak yapılan nefes alıp verme egzersizleri gibi aktiviteler insanın nefesini çok daha uzun süreler tutabilmesine sebep olduğundan, kanda ve akciğerde karbondioksit miktarının yükselerek, beynin indirgeme filtresi işlevini görmesini azalttığını belirtmesi. Başka bir deyişle bu aktiviteler uzun süre yapıldığında hayali ve mistik deneyimlerin bilince işlemesine sebep olarak, algılama fonksiyonunun farklı bir boyuta çekilmesine neden olabiliyorlarmış.

Algının 'normal' seviyeden alınarak farklı bir seviyeye 8-10 saat için bile olsa çekilerek, bu süre içinde tüm renkler, alınan kokular, insanlar, iç ve dış dünya, görülen ve duyulanlara verilen tepkiler algı seviyeleri sanki birer basamakmış ve her birine basarak bir yolculuk yapılıyormuş gibi aktarılmaya çalışılmış kitapta. Çok kısa da olsa, dahi insanların dünyasına ve onların algı seviyelerine değinen bir kısım yer bulunduruyor kitap içerisinde.Ilgili okurlara tavsiye olunur...
Beş duyu ile algıladığımız bu dünya aslında beynimizin sınırlamasına mı uğruyor? Kainat aslında algıladığımızdan daha fazla güzelliğe mi sahip? Aldous Huxley bu soruların cevabının 'evet' olduğunu düşünüyor. İnsan beyni duyular sayesinde algıladığı bu evreni işlerken bazı sınırlandırmalar getiriyor. Bu engel kaldırıldığı zaman algı kapıları sonuna kadar açılıyor ve de insanın iç dünyasını yansıtan betimlemer ortaya çıkıyor. Aldous Huxley beynin bu engelleyici özelliğini ortadan kaldırmaya yarayan Meskalin adında bir uyuşturucunun kullanıldığı bir deneyde gönüllü denek oluyor. Meskalinin etkisini gösterdiği sekiz on saatlik süreci anlatıyor Algı Kapıları bölümünde. Meskalin beyne giden glikoz miktarını azaltıyor ve beyin algı kapılarını engelleme özelliğini yitiriyor. Artık kâinatı olduğu gibi gördüğünü savunuyor Aldous Huxley. Bunu bu ilaç sayesinde gerçekleştirmesine rağmen, tarih içinde bu algı açıklığına erişen kişilerin olduğunu da iddia ediyor. Bu kişilerin sanatsal eserlerinden bahsederek Meskalin deneyimini tanımlıyor. Bunu resimlerle, müziklerle, heykellerle ve de edebi metinlerle yapıyor. O yüzden tam anlamıyla istifade edebilmek için sağlam bir sanat tarihi bilgisine sahip olmak gerekiyor. Ben bu bilgiden yoksun olduğum için kitabı okurken baya zorlandım. Sürekli örnek verdiği ressama ve resmine bakmak zorunda kalıyordum. Eğer sanat tarihine dair bilgisi varsa okuyucuya çok farklı bir deneyim yaşatacak bir kitap. Ama standart şartlar altında Meskalin kullanımının bu algı kapılarının açılması için çok ısrarla tavsiye etmesi yüzünden kitabı pek tavsiye etmem. Hem Meskalin kullanımının klinik açıdan verdiği zarar tam olarak net değil ama tehlikeli hem de algı kapılarını açmak için gerçekten Meskalin kullanımına gerek var mı? Kâinatı okumak için illa algı değişikliği gerektiği fikrini kabul etmiyorum. Çiçeğe, akar suya, dağa, ağaca, buluta veya kuşlara bakarken bakmasını bilmeli insan sadece. En güzel sanat şekliyle karışmızda duruyorlar zaten. Sadece tekdüze geçen hayat içinde, aşinalık perdesini çekmek gerekli her duyumuzdan. Etrafımızdaki şeyleri ilk defa görmüşçesine incelemek yeterli. O zaman bulutlardan en güzel resmi çizer, akan nehrin mükemmel melodisini dinleriz.

Benzer kitaplar

Freud kokaini insanlığın nevrotik mutsuzluğunda kullanılacak yegane ilaç olarak görüyordu. Bilhassa morfin bağımlılığı tedavisinde kokain'i kullanmayı önermiş hatta arkadaşı Ernst Fleischl von Marxow'un morfin bağımlılığında kokain ile tedaviyi uygulamış, sonuç olarak Marxow'un hem morfin hem de kokain bağımlısı olmasına sebep olarak muhtemelen erken ölümüne sebebiyet vermiştir. O zamanlar uzun vadede etkileri tam bilinmeyen kokain, Freud sonrası uzun klinik araştırmalarla tam bir zehir olduğunu ispatlamıştır.

Freud'un yukarıda ifade ettiğim bu fikrine benzer bir fikir de Huxley tarafından eserde ortaya konmaktadır. Huxley'in zehiri ise şuan uzun vadede etkileri tam bilinmeyen meskalin ve uzun vadede kalıcı hasarlara sebebiyet verdiği ispatlanan LSD üzerinedir. Huxley, ağırlıklı olarak meskalin'in etkileri ve açtığı "algı kapıları" üzerinde durmuştur. Meskalin'in temel etki mekanizması; meskalin'İn alımına müteakip 6-8 saat içerisinde beyne giden şekeri bağlaması, yaşamsal faaliyetler için gerekli şekeri bulamayan beynin "içsel" olarak ifade edilen algı şekline dönmesidir. Hayatta kalmamıza yardımcı olan duyular normal şartlarda sürekli açık ve kullanımda olurken, meskalin bu durumu tersine çevirerek beynin normalde farkında olmadığımız ya da olmamamız gereken halisünasyon formuna geçmesini sağlamaktadır.

Huxley'in bu kimyasalı bizzat deneyimleyip eserinde detaylıca anlattığını, yalnız bu tecrübelerinin zihnin bilinçaltına inmek için yapılan bir çalışma olduğunu da belirtmek gerekir. Burada kendi yorumum olarak bir insanın neden halüsinojen bir kimyasala ihtiyaç duyabileceğini anlamakta zorlandığımı belirtmeliyim. Her ne kadar Huxley, ilgili kimyasalın uzun vadede insana bir zararı olmadığını belirtmişse de aslen klinik bir değer kesinlikle taşımamaktadır. Ayrıca kimyasallar kullanarak bilinçaltına girildiğini varsaysak bile, bilinçaltı kendisini imgelerle ifade ettiği için bu imgelerin yorumlanması sıradan bir insan için mümkün olmayıp; Jung, Freud, Adler, Rank, Reich, Huxley gibi psikoloji profesyonellerinin belki izah edebileceği bir alandır. Eseri okuyucuya, özellikle de genç okuyucuya kesinlikle önermiyorum.
Algı kapıları, bilinci anlama yönünde ilerleyenler için doyurucu, ince tespitlerin olduğu başucu kitapları arasında yer alacak türden.
Altı çizilecek cümle, paragraflar oldukça fazla. Kitapta gereksiz bulduğum cümle olmadı. Okuyun, zihniniz şad olsun.
insanın algısını açmak için nasıl fiziksel veya ruhsal yollar olduğunu anlatan güzel bir kitap.çeşitli uyuşturucular alındıktan sonra gördüğümüz dünyanın değişmesi ve bunun benlikteki karşılığı çok şaşırtıcı.ayrıca fiziki değişimlerin ilahi yolu bulmakta nasıl kullanıldığı anlatılıyor
(Öncelikle bana kalsa bu kitabı bitirmezdim, yarım bırakır, atardım. Çok sıkıcı bir anlatımla bilikte ateist bir bakış açısıyla yaşamaya değer şeyin insanların kendini aşması, maddelere bir başka yolla bakmasından geçtiğiden bahsediyor yazar. Bütün dinlerin etkileyicikliklerinin sadece insana yaşamın ikinci boyutunu kazandırdıkları ve insan bu yolda gitmek istediği için varlığını sürdüyor diyor. Ne yazık ki ödev kitabımdı, okumak zorunda idim ve özetini çıkarmam gerekiyordu. Aşağıdaki inceleme, ödevim için yazdığım özettir.)


Meskalin bilinci soyutlamayan, insanı sarhoş etmeyen, algılarda muazzam şekillerde farklılıklar yaratan, diğer uyuşturuculara(eroin, esrar vb.) göre çok daha az zararlı bir uyuşturucu türü. Uzmanlar uzun süre meskalini akıl hastalarını anlayabilmek, dünyaya onların gözünden bakabilmek için kullanmış yazarında dediği gibi ‘’ deli olmanın gerçekten ne anlama geldiğini akıllılar nasıl bilebilir?’’(s. 11)
Uzun süren araştırmalar akıl hastalarını tam anlamaya yetmemiş tabi ama ortaya şöyle bir şey çıkarmış ki, akıl hastaları belki de çok farklı bir gerçeklikte yaşayan bizden daha sağlıklı insanlar, bu sonucu akıl almaz. Yaşamın bir ikinci boyutu var, belki de gerçek boyutu o. Her canlıda olduğu gibi insan da hayatta kalmak ve neslini devam ettirmek için çabalıyor. Beynimiz, aslında bilinçaltımız, içgüdülerimiz yaşamı sürdürebilmek ve neslin devamını sağlayabilmek için bilincimizi özel bir gerçeklik filtresi ile sınırlıyor.
Gerçekleri görmek, keyifli görsel deneyime ulaşabilmek için insanlar çok farklı yollar deniyorlar. Bu yollardan sadece biri meskalindir. Bunca araştırmadan sonra keşfedildi ki meskalinle aynı etkiye sahip birçok madde var. Bunların bir kısmı da insan vücudunda bir kimya atölyesi misali üretilebiliyor. Bunlar belki de 1 gram fazla olsa aklı iflas ettirecek kadar tehlikeliler. Bunlardan birinin de adrenalin olduğu ortaya çıkmış ve adrenalinin biraz fazlası insanı şizofreniye sürecek kadar tehlikeli, bu da gösteriyor ki hepimiz aslında birer şizofreni adayıyız. Ama bize yaradan tarafından verilmiş vücudumuz mükemmel bir şekilde bu tehlikeli maddeler olmadan hayatını sürdüremeyeceğinin de farkında olduğundan sürekli dengeyi korumakla meşgul.
İnsanlar içgüdüsel olarak ne kadar da nesli sürdürmenin peşinde olsa da bu keyif verici deneyimin her daim arkasından koşmayı da bir yana bırakamamıştır. Adrenalinin bu deneyimi sürüklediğinden örnekle bu bir takım insanların neden sürekli tehlike peşinde koştuklarını, dik dağ yamaçlarında insanların ne yaptığını, paraşütle atlamanın neden insanlara cazip geldiğini, çok yüksekten dalış yapmanın keyfini neden hepimizin merak ettiğini ve hızlı araba kullanmanın hazzını çok güzel ve yalın bir şekilde insanların önüne sunuyor.
Ve bu saydığımız tüm hisseleri yaşayanlar bize anlatsa da izi tatmin etmez ve keyif verici gerçekliği yaşatmaz. Çünkü sadece paylaşılan bilgilerdir. Hisler asla paylaşılmaz, yaşayan başkası bilmez. Bu gözleri görmeyen bir adama dünyayı, renkleri tarif etmeye benzer ki, o adam bu gerçekliklerin aslında ne olduğunu, ölüme kadar anlayamaz. Hisler paylaşılmaz da, insan bütün hisleri tek başına yaşamaya mahkûmdur. Yazarında kitapta belirttiği gibi, ‘’Birbirlerine sarılmış âşıklar, bireysel coşkunluklarını umutsuzca tek bir yüce benlik halinde kaynaştırmaya çalışırlar, ama boşunadır. Doğası gereği her vücut bulmuş ruh, tek başına acı çekmeye ve zevk almaya mahkûmdur.’’(s. 10) Burada yine insanların neden delileri anlayamayacakları bir kez daha vurgulanmış ve anlaşılmış oluyor.
Meskalin denilen maddeye dönmemiz gerekirse, bu maddenin bilince etkisi yok demiştik. Mantıklı düşünme yeteneğini etkilemiyor ama zaman ve mekân algılarını oldukça azaltıyor bu madde. Bunun yanında görsel izlenimleri muazzam bir şekilde etkiliyor ve arttırıyor. O kadar var ki maddeyi alan kişi ilk etkileriyle beraber kendi pantolonundaki kıvrımların aslında çok daha muazzam kıvrımlar olduğunun farkına varıyor ve bu kıvrımlardan farklı eksenlerde ışıkların yayıldığını görüyor. Köşeli şeylerden çok yuvarlak şeylere dikkat kesiliyor. Aslında çok basit görünen şeyleri bile doya doya izliyor, meskalin alanlar ve yazarımız, rafta hiç önemsemediği tozlu kitapların bile ışık saçıp onu kendisine çektiğinden bahsediyor.
Arıların gözlerinin renk konusunda çok zayıf olduğundan bahsediyor yazar. O kadar muazzam çiçeklerin arasında gerçekleri görememeleri insanların da ikinci boyuttaki gerçekleri görememelerine benziyor. İnsan kendi algısını dil ve benzeri sembollerle sınırlayıp duruyor. Bu sınırlamanın içinde doğuyor insan. Ve çoğu insan bu sınırları aşamıyor. Sembollerin ötesinde bir dünya olduğunu bilemeden ölüyor çoğu insan.
Sanatta bu sınırlayıcı sembol dünyasının gardiyanlarından biridir. Ne kadar güzel olurlarsa olsunlar gerçeği değil de görüneni sunar hep, Yemek değil de yemek tarifinden öteye geçemez. ‘’Sanat’’ diyor yazar ‘’kanımca, sadece acemiler içindir; ya da kendi çıkmaz sokaklarında çakılıp kalmakta kararlı olanlar; ya da Öylelik'in yedeği ile yetinmeye karar verenler, sembollerin temsil ettiklerini değil sembolleri, gerçek yemeği değil de özenle hazırlanmış tarifini tercih edenler içindir.’’(s. 24)
Meskalinin tefekküre giden yolu açtığını söylüyor yazar. Yapay bir tefekkür hali… Meskalin alan bireyler, diğer maddeleri alanlar gibi sağa sola saldıracaklarına bir halının desenine takılıp saatlerce düşünebiliyor. Eylem yanını zayıflatıyor insanın, çünkü insan nesnelerin aslında göründüğünden çok daha başka olduğunu ve birazdan bu maddenin etkisi geçince her şeyin aşırı monotonluğa döneceğini bilinçaltı ile biliyor ve ona göre davranıyor. Işık huzmeleri altında yaşamın aşkınlığını yaşamanın tadını çıkarıyor. Bu noktada yazar tefekkür sahibi insanlardan bahsediyor ve onların sağa sola sataşmayan yanlarını şöyle açıklıyor; ‘’Tefekkür içinde bir yaşamı tercih etmiş olanlar arasından hemen hemen hiç kumarbaz, muhabbet tellalı veya ayyaş çıkmaz; ilke olarak hoşgörüsüzlük ve savaş vaaz etmezler. Onlar için hırsızlığın, dolandırıcılık veya yoksullara eziyet etmenin anlamı yoktur.’’(s. 37) Çünkü insan tefekkürle, doğal tefekkürle nesnelerin ve ışıltıların ikinci aslında gerçek olan boyutunu keşfediyor ve insanı bunlarla uğraşmaktan ve sürekli değişen bu yapıları incelemekten başka hiçbir şey tatmin etmiyor.
Yazar bunu kendini aşma ihtiyacı olarak tanımlıyor. İnsanın bu deneyime varoluşsal olarak ihtiyacının olduğunu ortaya atıyor. İnsanların kendilerini tatmin etmek için uyuşturucuya, alkole sürüklendiğinden bahsediyor. Yaşamın ikinci boyutunu yaşayabilmek kötü sonuçlarından(kendine zarar vermekten ve ya başkalarına zarar vermekten) çok daha değerli olduğunu söylüyor. ‘’Önemli olan deneyimin nedeninden çok deneyimin kendisidir.’’(s.28) diyor yazar. Bu deneyimi bir kere yaşamış birinin bir daha yaşayabilmek için her şeyden vazgeçe bileceğini söylüyor.
Bir kısım insanlarınsa gülerek ve güldürerek bu deneyimi yaşamaya çalıştıklarını ancak bu gülme/güldürme işini cinayetler, vahşetler üzerinden yaptıklarına atıfta bulunarak şöyle diyor; ‘’yüzbinlerce insanın sarhoş sürücüler tarafından öldürülmesine ya da sakat bırakılmasına rağmen, popüler komedyenler hala alkol ve alkol bağımlılıkları üzerine şakalar yapabiliyorlar.’’(s. 54)
Zararlı uyuşturucu maddeler ve alkol yerine maskelini öneriyor. İleride teknolojinin de yardımıyla en iyi ve en zararsız bir uyuşturucu madde üretilebileceğini söylüyor. Ancak böyle sarhoşların trafik kazalarında öldürdükleri insanları kurtarabiliriz diyor.
Bunlar yazarın görüşleri. Birçoğumuz, ben de dâhil olmak üzere bunu çok saçma ve anlamsız buluruz. İnsanlığı kurtarmanın yolunun uyuşturucudan geçtiğini söylemek ancak güldürüyor insanı. Nuri Pakdil bu çağın, insanı tatmin etmez yanını Tanrı inancının eksikliğine bağlıyor ve bende o görüşteyim. Mekanikleşen insanın özüne dönmeye ve ölecekmiş gibi yaşamaya ihtiyacı var. Kendini aşmaya değil kendini bulmaya ihtiyacı var. Neden önceki dönemlerde halk huzur içindeyken şimdi sürekli iç ıstıraplar yaşıyoruz?

İkince bölüme gelindiğinde yazar, bir bir meskalinle aynı etkiyi oluşturan şeyleri saymaya başlıyor. Resimler, heykeller, ışıkları ve ışıklı şeyler, uzun süreli açlık, uzun süreli uykusuzluğun da bu etkiyi gösterdiğinden bahsediyor.
Önceden şehirlerin bol ışıklı görünümleri yokken, şehir ışıklandırmaları ve havai fişekler sadece özel günlerden kullanılırken çok daha etkiliydi diyor yazar. Duyarsızlaşmaya giden yol aynı zamanda değersizleşmeye de gider. Eskiden bir mum dahi hayat kurtarırken şimdi evlerimizde onlarca ampulün varlığının bizim için hiçbir önemi yok.
Hükümdarların giydiği şah sahalı giysilerinde insanları ikinci boyuta geçirdiğinden ve liderlerin bu şekilde halkın gözünde bir yücelik vasfı kazandığını belirtiyor. Böylece kralın bir sözü büyülü bir söz haline dönüşüyor.
Benzer şekilde heykellerden bahsediyor ama onların etkileyiciliğini ‘’derin dinginlik’’lerine bağlıyor yazar. Öylece duran şeylerin de insanı ayrı bir etkilediğini söylüyor. Bu aynı şekilde manzaralar da karşımıza çıkıyor.
Manzaralar durması bir yana uzakta olmaları nedeniyle de bizleri etkiliyor. Orta mesafede duran insana göredir, insandan bir parçadır diyor yazar. Ama uzaklaştıkça insandan olmaktan da uzaklaşır diyor. Tamamıyla kendi olur. Çok yakınlaşan şeyler de böyledir. Onlar da kendileri dışında her şeyden arınırlar.
Bu iyi ve keyifli deneyimlerin yanında bir de insanın algılarıyla oluşturduğu cehennem yanından söz ediyor yazar. Cehennemi yaşamaya bazen cennetin sonsuzluğundan korkmak sebep olur diyor. Korku ve kızgınlık bu muazzam cennet deneyimini bir anda cehennem olmaya itiyor. Algı kapıları ters yönde açıldığında, önceki yönünde nasıl her şey muazzam güzelse burada da muazzam bir berbatlık vardır. Ve birçoğunun da intihar sebebi…
Huxley bu kitapta LSD deneyimini öznel bir dille anlatıyor. Kızılderili yerlilerinin tören eşliğinde kullandıkları Peyote (benim okuduğum "Sezgi Kapıları" başlıklı baskıda Peryotl olarak geçiyor) bitkisinde keşfedilen bu madde, yakın zamanlarda yapılan çalışmalardan bildiğimiz kadarıyla beyin üzerinde ilginç etkiler yaratıyor.

Beynin normalde bağlantılı çalışmayan bölümleri arasında birkaç saatliğine bağlantılar oluşturuyor. Ayrıca, normalde beyinde görsel veri işlemeyen bölgeler de görsel veri işlemeye başlıyor. Bu da renk algısındaki inanılmaz değişimi ve insanın hiçbir şey yapmadan sadece nesneleri izlemek isteyişini açıklıyor.

Öte yandan beynin normalde aktif olan bazı bölgelerinin de bağlantısı kopuyor. Mekan algısı ve mekana ilişkin bellek bölgeleri devreden çıkıyor, ki bu da kişinin her şeyle bir olma hissinin nereden geldiğini anlamamıza yardımcı oluyor.

Fakat işin tehlikeli yanı, bu algıları yaratan küçük dozdaki LSD bedenden atılıp beyin normal işleyişine döndükten sonra, gelecekte herhangi bir anda beynin LSD etkisindeyken kurduğu bağlantıları tekrar kurup, kısa süreliğine de olsa, beklenmedik zamanlarda kişi üzerinde kontrolü dışında imgeletici almış hissi yaratma riski var. Dikkat gerektiren herhangi bir iş yaparken birden kendini bir nevi hayal aleminde bulabilecek olma riski çok ciddi bir tehlike.

Bunları bir kenara bırakırsak, Huxley'nin LSD deneyimini yaşadığı sıralarda tam olarak neden söz konusu algıların ortaya çıktığı bilinmiyordu. Huxley'nin kendi yorumuna göre (ve tüm kitap da bu düşünce çevresinde şekilleniyor), LSD "özgür zihin"i serbest bırakıyordu. Yani insanı olması gereken, doğal, sağlıklı durumuna döndürüyordu. LSD alınmamış durum, algı/sezgi kapılarının tıkanmış olduğu sağlıksız bir durumdu.

Evet, Huxley'in yorumu böyle. Şu anki bilimsel bilgilerimizi çerçevesinde ise durumu sağlıklı/sağlıksız olarak sınıflandırmak çok da anlamlı görünmüyor. Biliyoruz ki, bu kimyasala maruz kalmayan bir beyin, maruz kalmış bir beyinden daha farklı çalışır ve sonucunda da malum deneyimler yaşanır veya yaşanmaz.

LSD ile özel olarak ilgilenmeyen okurlar için vakit geçirmek amaçlı okunabilecek bir kitap. Sadece okurken Huxley'nin LSD'ye ve "özgür zihin"e ilişkin söylediklerinin kendi öznel deneyim ve yargılarından ibaret olduğunu akılda tutmak gerek.
Bilinç ve algılar üzerine deney maksatlı 'madde' kullanan ünlü yazar Huxley' in deneyimlerini anlattığı bir eser. Büyük bilinç' e ulaşmak için kullanılan meditasyon, oruç, inziva gibi yöntemlerden biri olarak görür yazar bunu.

Yargıları, kendini ve yaşadığı dönemi kapsar elbette.
Eğer algı kapıları temizlenseydi.her şey insana olduğu gibi görünürdü; sonsuz.
William Bloke
Bütün ahlakın en azından yarısı olumsuzdur ve yaramazlığı dışarda bırakmaktan oluşur.
Aldous Huxley
İmge Kitabevi, EPUB
Var olan renklidir, sembol yaratıcı aklımız ve hayalimizin bir araya getirdiği ise renksizdir. Yani dış dünya renkli algılanır. Var olmayan, fakat kişisel bilinçaltınca oluşturulan rüyalar genellikle siyah beyazdır.
Bilinçli egonun bütün yapabileceği istekleri ifade etmektir, bunlar daha sonra egonun çok az denetlediği ve hiç anlamadığı güçler tarafından yerine getirilir.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Algı Kapıları
Alt başlık:
Cennet ve Cehennem
Baskı tarihi:
2012
Sayfa sayısı:
128
ISBN:
9789755331058
Kitabın türü:
Orijinal adı:
The Doors of Perception
Çeviri:
Mehmet Fehmi İmre
Yayınevi:
İmge Kitabevi Yayınları
Algı kapıları temizlenseydi herşey insana olduğu gibi görünürdü, sonsuz. William Blake İçinde 'hayal mumu' kendiliğinden yanmayanlar için, bu mumu yakmanın yollarını denemiş ünlü bir yaratıcının kaleminden kendi anlığının bilinmeyen bölgelerine başka yaratıcıların derinliklerine vuran ışık.

Kitabı okuyanlar 133 okur

  • Emir
  • Batuhan
  • ali1919
  • İlkay Şal
  • ayse
  • Samet ALICI
  • daral_1988
  • Uğur Demircan
  • Atakan Gazioğlu
  • GİZEM KARATEPE

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%1.7
14-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%18.6
25-34 Yaş
%25.4
35-44 Yaş
%40.7
45-54 Yaş
%6.8
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%6.8

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%45.5
Erkek
%54.5

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%33.3 (12)
9
%13.9 (5)
8
%19.4 (7)
7
%16.7 (6)
6
%2.8 (1)
5
%2.8 (1)
4
%2.8 (1)
3
%8.3 (3)
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları