Algı Yönetimi ve Manipülasyon (Kanmanın ve Kandırmanın Psikolojisi)

·
Okunma
·
Beğeni
·
5,9bin
Gösterim
Adı:
Algı Yönetimi ve Manipülasyon
Alt başlık:
Kanmanın ve Kandırmanın Psikolojisi
Baskı tarihi:
Mayıs 2016
Sayfa sayısı:
320
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753524292
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Pınar Yayınları
İçinde yaşadığımız modern şehir hayatında, bir yandan görevler ve zorunlu ilişkiler içinde boğulurken, diğer yandan algı yöneticilerinin manipülasyona dayalı kandırma teknikleriyle baş etmeye çalışıyoruz. Zira gerçekle aramıza giren manipülatörler; gördüklerimizi, duyduklarımızı ve hatta dokunduklarımızı nasıl yorumlayacağımızı belirlemek için profesyonel bir çaba gösteriyor. Neticede algı yöneticileri kolaylıkla verebildiğimiz "hayır" deme ve itiraz etme tepkisini ortadan kaldırarak insanları edilgen hale dönüştüren uzman­lık kodlarından yararlanmakta son derece mahirdirler. Oysa bu teslimiyetçi durum aile, siyaset ve bilim ilişkileri başta olmak üzere toplumsal alanın farklı katmanlarında bizi türlü yalanların kurbanı haline getirebilir.
Peki, algı yöneticilerinin manipülasyonları karşısında "hayır" demek hepimize neden bu kadar zor gelir? Usta yalancıların yönettiği bir dünyada yaşadığımızın farkında mıyız? Onay­lamadığımız düşünceleri onaylar görünmek pahasına, bizi başkalarına uyum sağlamaya iten nedir? Dahası kandırmanın başarılı olmasında "niçin?" sorusunu sormayışımızın etkisi ne düzeydedir? Kampanyalar ve sürekli tekrar bizi nasıl yönlendirir? Manipülasyonları başarılı kılan unutkanlık, duy­gusallık ve düşüncesizlik zaaflarından kurtularak algı yöneti­cilerine karşı direnmeyi nasıl başarabiliriz?
Mücahit Gültekin, Algı Yönetimi ve Manipülasyon'da kanmanın ve kandırmanın psikolojisinin nasıl işlediğini çeşitli örneklerle gözler önüne seriyor. örnekler sağlık, eğitim, bilim, siyaset, sinema, ticaret ve İslam tarihi gibi farklı alanlardan seçilmiştir. Elinizdeki kitap manipülatörlerin tekrara dayalı kandırma süreçlerini sekteye uğratmak için her daim eleştirel düşün­menin gerekli olduğunun altını çiziyor. Gerçeğin peşinden sabırla yürüyerek yalanı, yalancıyı ve yalana maruz kalanı inceleyen yazar, algı yöneticilerinin operasyonlarına karşı direnememenin sebep olduğu sıkıntılardan kurtulmayı vaat ediyor.
320 syf.
·Puan vermedi
Yazarın okuduğum ilk kitabıydı. Kitaptaki bazı örnekler ve manipülasyon teknikleri bakış açımı değiştirdi. Bununla da kalmadı beni biraz paranoyak etti :D Şuan dünyaya biraz daha farklı bakıyorum diyebilirim. Tabi buna sadece yazar sebep olmadı. Ona kalmış olsa algı yönetimi için verdiği örnekler yüzünden şuan çok daha farklı bakıyor olurdum :D Bunu olumlu anlamda söylemiyorum :D Neyse birkaç örnek vererek bazı manipülasyon tekniklerine değinip incelemeyi noktalayacağım.

Manipülasyon nedir? Yönlendirmek, etkilemek, harekete geçirme diyebiliriz. Basit bir örnek vereyim. Bir müteahhitsiniz diyelim. Büyük abileriniz sayesinde gelecekteki bazı yapılacak planları biliyorsunuz. Şehirde güzel bir muhit var ve ileride müthiş değerlenecek. Sizde oradan bir arsa almak istiyorsunuz ama bunu ucuza kapatmak istiyorsunuz. Orada bulunan bölge halkını uyandırmadan bu durumu çözmek için kahvelerde, sokaklarda bir yalan söyletmeye başlıyorsunuz. Adamlarınız oralara gidip buranın deprem bölgesi olduğunu söylemeye başlıyor. Büyük abileriniz gerçekten de bölgedeki bazı yerlerin deprem bölgesi olduğunu size göstermiştir. Bunu kullanıp harekete geçiyorsunuz. Bölge halkı da çok sık duyulan bu yalana inanmaya başlıyor. Yalanın daha inandırıcı olması için oraya deprem uzmanı gönderir ve inceleme yaptırıyorsunuz. Yalancı uzman da halkın kafasını karıştırdı mı bu iş tamamdır. Uzman daha önce deprem bölgesi olmayan bu yerin zaman içerisinde böyle olduğunu halka anlatıyor. Amacınıza ulaşıyorsunuz. Bölge halkı kara kara düşünürken oraya gideriyorsunuz ve arsaları ucuza kapatıyorsunuz. Bölgedeki bazı yerleri değil her yeri deprem bölgesi olarak gösterdiğiniz için risksiz yerlerden arsa alsanız bile halk bu duruma uyanmıyor. Tabi senaryoya göre bölge halkı da sizin kadar çakaldır. Deprem bölgesindeki arsayı karşısındakine satmak istiyor. Bu senaryo gerçek olsa büyük ihtimal bizim ülkede olur zaten :D Çünkü bizim halk sözde iyidir. Deprem olur, ev kiraları artar. Havaalanında bomba patlar, taksici para ile hastaneye götüreyim der. Böyle bir ülkeyiz biz ne yazık ki. Deprem uzmanları gelip beni linç etmeyiniz. :D Tamamen uyduruyorum şuan. Fay hareketlerinden vs anlamam. Devam ediyorum.

Şimdi bu müteahhit hangi yöntemleri kullanarak halkı kandırmıştır?

1)Amacının asla bilinmemesini sağlamıştır. İnsanlar sadece depreme odaklanmıştır.

2)Gerçeğe yaslanmıştır.

Bölgedeki bazı yerlerin gerçekten de deprem bölgesi olduğunu gösterip gerçekle yalanı karıştırmıştır.

3)Uzman kullanmıştır.

Eminim internette dolaşan şu meşhur hangi mesleklere daha çok güveniyorsunuz anketini görmüşsünüzdür. Siyasiler ve din görevlileri en altta bilim adamları, uzmanlar, öğretmenler en üsttedir. Eğer müteahhit oraya deprem uzmanı yerine bir din adamı gönderseydi işler böyle olur muydu? Din adamı elinde Kur’anla gidip zina ediyorsunuz burada deprem olur, bakın Kur’an’da örnekleri var deseydi halk buna ne kadar inanırdı? Müslümanlar bana kızmasın. Acı ama gerçek bir tablo bu. Din adamlarının güvenirliliği sarsılmış durumda. Bunu da bir tür algı operasyonu yüzünden yapıyorlar diyebiliriz ama yukarıda da dediğim gibi gerçeğe yaslanmış bir operasyonla yapılıyor. Onların da hiç masum olmayan tarafları var. Ama bu demek değildir ki bilim adamları her zaman güvenilirdir. Onlar için de bir örneğim var.

4)Doğru zamanda doğru yerde olmak. Planını ince ince işleyen müteahhidimiz deprem söylentilerinin artık tamamen gerçek olduğunun düşünüldüğü ve bu gerçeğin kabullenildiği bir zamanda ortaya çıkmıştır. Bu olay hiç şaşmaz. Önce ortamı ayarlarsın sonra ortaya çıkarsın. En gerekli olduğu zamanda birden ortaya çıkarsın. Tarihte bir sürü örneği vardır. Örneğin 1.dünya savaşı için tüm şartlar sağlanmıştı ve bir tek başlaması için bir sebep aranıyordu. Ne oldu? Avusturya imparatorluk prensinin suikastını gerçekleştiren “Kara El” örgütü tam zamanında ortaya çıktı ve savaşı başlattı. Tarih kitapları da bunu sadece savaş bahanesi olarak yazar.

Geliyorum ikinci örneğe. Bilim insanları gerçekten güvenilir mi? 40 yıl boyunca dünyayı kandıran Piltdown Adamı vakasını duydunuz mu?
Kitaptaki örneği olduğu gibi kısaltarak, atlayarak yazıyorum.
“Amatör bir arkeolog olan Charles Dawson’un Doğu Sussex’e bağlı Piltdown bölgesinde bulduğu insan kafatası ve maymun çenesine ait olan kemik parçalarının, Geological Society Of London’da yapılan sükseli bir toplantıyla, aynı canlıya ait olduğu duyurulmuştu. Gerçekte duyurulan, tarihin en büyük keşfi değil, bilim tarihinin en büyük sahtekârlıklarından biriydi. 1918 Aralığında Arthur Smith Woodward ve Charles Dawson Eoanthropous ( Şafak İnsanı ) olarak adlandırdıkları erken Pleistosen dönemine ait bir kafatası ve çene kemiği fosili bulduklarını açıkladılar. Kafatası parçaları bariz bir şekilde insana aitti; ama beraberinde bulunan çene maymun çenesine benziyordu. Bulunan kafatası ve kemik parçalarına bakarak Piltdown İnsanı olarak adlandırılan yaratığı, Darwin’in modern insan ile maymun benzeri ataları arasındaki kayıp halkayı tamamlamaya aday olacak kadar eski olduğu düşünüldü. Woodward’un bulunan parçalar ışığında kafatasının bir modelini yapması böylesi bir olasılığı daha da güçlendirdi. Kafatası açık bir şekilde insana ait özellikler gösteriyordu; ancak beyni bilinen bütün maymunların beyinlerinden daha büyük olmakla birlikte, insanlarınkinden daha küçüktü. Çene ise bariz şekilde maymunsuydu. Çenenin bulunan parçasındaki iki azı dişi aşınarak dümdüz hale gelmişti. Bu tür aşınmış azı dişleri yalnızca insanlarda olur, çünkü maymunların köpek dişi, azıların aşınmasına neden olan çenenin yanlamasına hareketini engeller. Woodward yaptığı modelde böyle bir çene kemiğinin büyük bir köpek dişine sahip olacağını düşünmüştü. Woodward köpek dişini dışarıya doğru çıkıntılı yaptı. Böyle çene yanlamasına hareket edebilecek ve bu şekilde azılardaki benzeri görülmemiş yıpranmayı açıklayabilecekti.”
Bu sahtekârlık 40 yıl boyunca anlaşılmadı. Sizce niye bu kadar uzun sürdü? Bilim insanları bunu niye göremedi? Çünkü o zaman böyle bir yalana ihtiyaç vardı. Evrim teorisini desteklemesi için bir kanıt gerekiyordu. Bu fırsat önlerine altın tepside sunuldu. Onlarda atladı. Bilim camiasının hepsi bunu destekledi diyemeyiz ama büyük çoğunluk bunu destekledi ya da ses çıkarmadı. Başka türlü 40 yıl boyunca anlaşılamamasının açıklaması olamaz. Yukarıdaki arsa örneğindeki gibi gerçeğe yaslamak, uzmanları kullanmak, doğru zamanda ortaya çıkması bu manipülasyonun 40 yıl boyunca anlaşılamamasını sağlamıştı.

İncelemenin sonuna geldik. Açıkçası yazarın objektif bir kitap yazdığını düşünmüyorum. Birçok olayı kendi dini bakış açısından yola çıkarak anlatmaya çalışmış. Algı yönetimi örnekleri verirken kadına şiddetin ülkemizde medya tarafından abartıldığını sık sık vurguluyor. Erkeklerin aslında o kadarda suçlu olmadığını anlatmaya çalışıyor. Tabi bu dediklerim örneklerden bazılarıdır. Yazar algı yönetimi derken kendi algı oyunlarını bize kabul ettirmeye çalışıyor diyebilirim. Tarafsız gözle bakarsam bu kitaptan yine de bir şeyler öğrenilebilir diyebilirim. Tabi okurken cımbızla çekip öğrenmeye çalışmanız gerekiyor. Kavramları öğrenin. Sonra da yazarın örneklerinden çok kendi örneklerinizle düşünmeye çalışın. Yoksa manipüle olabilirsiniz :D Eğer bilgi edinmek, dünyayı anlamlandırmak adına size medyadan servis edilenlerle, çevrenizden duyduklarınızla yetinen biriyseniz kitabı okumayın. Size katacağı bir şey yoktur. Eğer kitleler tarafından sürüklenmekten bıkmış, ters tarafa gitmeyi istiyorsanız, kuşkucu biriyseniz ve bazı tekniklerle algı yönetiminin, yönlendirilmenin önüne geçmek istiyorsanız kitabı okumanızı tavsiye ederim. İyi okumalar dilerim.
320 syf.
·8/10 puan
Psikolojik Danışma ve Rehberlik ana bilim dalında Afyon Kocatepe Üniversitesinde öğretim görevlisi olan Mücahit Gültekin hocanın ismini zikredince bende uyanan intiba hâkim küresel anlayışı sürekli tenkit eden, sorular soran ve bu sorularla bizleri doğruya ulaştırma gayesinde olan bir Mümin olarak tebarüz etmesi. Nitekim konu edineceğimiz kitabında temsillerini getirirken popüler kültürü değil, Müslümanca düşünceyi merkeze alması ve olayları bu veçheden değerlendirmesi de bu intibayı -benim için- teyid eden hususlardan. Kitapta çok kıymetli bilgiler, tespitler olmakla beraber tenkit olarak söyleyebileceğim ise kelimeleri istimâl ederken acaba daha köklü olanlar seçilebilir/ ihtiyar edilebilir miydi sorusu . Mesela "Algı Yönetimi" yerine "İdrak Tahakkümü" ismi esere daha çok yakışabilirdi. Elbette bu bir seçim, belki de literatürde böyle iştihar ettiği için bu isim tercih edilmiş de olabilir.

Kitabın Muhtevasına Kısa Bir Nazar

Kitabımız altı bölümden oluşuyor. Birinci bölümde kandırmanın kuralları ele alınıyor.
1.Kural olarak "niçin" sorusunun gizlenmesinin algı yönetiminde (idrak tahakkümünde) bulunanların en büyük amacı olduğu ortaya konuyor.
Bu bölümde Edward Bernays "kadınları sigaraya başlatan adam" olarak takdim ediliyor. Özgürlük ile kadınların sigara içmesini algı yönetimi vasıtasıyla başaran Edward Bernays Amerika'da sigara satışlarının patlamasını sağlayan adam olarak tarihe geçiyor.
2.Kural olarak ise gerçeğe yaslanmak sunuluyor. İdraklerimize tahakküm etmek isteyen hizipler çoğu kez tamamen yalan bir şey üzerine bir inşada bulunmaktansa insanları daha kolayca kandırmak için bir takım doğrulara dayanıp, kendi yalancılıklarını maharetle gizliyerek gayelerine vâsıl oluyorlar desek yeridir.
3.Kural ise kandıran kişilerin "uzman, güvenilir merci" olduğunun halka kabul ettirilmesi. Zira bilgi teyid edilirken insanların "falan uzmanıadam diyor" diyerek bu bilginin içeriğinden ziyade sunanın rütbesi üzerinden değerlendirmeleri ve bu bilgiyi kolayca tasdik ettikleri bir gerçek.
4.Kural ise etkili bir taşıyıcı bulmak. Televizyonun taşıyıcılık için pek müsait bir mevzi olduğunu zikretmeye gerek var mı? Bunun yanı sıra Müslümanlar için ondört asırdır cem edici bir mekan olan Camilerin de algı yönetimlerine alet edilebileceği hakikatini aklımızda tutmamız gerekiyor.
5.Kural ise ön satış. Yâni birtakım insanlara bir şeyleri satmadan önce onlara bu satacağınız şeyin onlarda bir eksiklik olarak mevcut olduğunu belletmek meselesi.
6.Kural bütünden koparmak, 7. kural sürekli tekrar, 8. kural bilgiyi işlemden geçirmek yani ekleme ve gizleme ile vurgulamalar yapmak iken 9. kural ise akla değil duygulara hitap etmek.
10.kural tekasür kuralı (ekseriyet neredeyse orası doğrudur), 11.kural değerlere yaslanarak sizden biriyim demek iken 12. kural ise uyanmanın bedelinin ağır olacağına dair muhatabı ikna etmek ve ona içerisinde bulunduğu durum yanlış olsa bile geri dönmesinin çok şey kaybettireceğini kabul ettirmek. Bu bölümdeki 12 kural da en azından başlıkları üzerinden akılda tutulması gereken bir mesele. Zira modern dünyada işler bu 12 kural üzerinden dönüyor desek yeridir.

Kitabın ikinci bölümünde ise çağımızda çokca propogandası yapılarak her türlü fuhşiyatın meşrulaştırılmaya çalışıldığı bir kavram olan "özgürlük" meselesine değiniliyor. Bu bölümde kötülüğü pazarlamanın etkili araçlarına da vurgu yapılıyor.

Üçüncü bölüm hakikaten çok mühim. Bilim üzerinden sunulan bilgilerin ne kadar doğru olduğu ve nispette kabul edileceğine dair Piltdown adamı vakası gibi vakalara değinirken özellikle Kinsey raporu üzerinden Amerika'da dönüşüm ve geleneksel aile modelinin nasıl tersyüz edildiği defaatke okunması gereken bir bölüm. Zira Türkiye'de de bir asır önce Amerikada yapılanların benzerinin bu yıllarda yapılmağa çalışıldığı bir gerçek. Tabi görebilene!

Dördüncü bölümde ise Mekke ve Medine üzerinden algı yönetimine değinmesi, siyer okumaları, tarih okumaları yaparken bu okumalardaki ibret verici olaylara hangi gözle bakmamız gerektiği hususunda iyi bir fikir sunuyor. İfk hadisesi üzerinden müellifin yaptığı çıkarımlar okunmaya ve üzerinde düşünmeye hayli değer meseleler.

Beşinci bölümde kandırılmaya yatkın kişilik ve aldatılmanın psikolojisi ele alınırken yine Adem babamızın başına gelenleri,Şeytanla aralarında geçen münasebetleri müellifin bu bağlamda okuması dimağlarda ufuk açıcı bir okuyuş usûlü. Unutkanlık, duygusallık ve tefekkür zaafı üzerinden insanoğlunun şeytanın iğvasına kapılmasına dair çıkarımlar da mühim.

Son bölüm olan altıncı bölümde ise Algı yönetimi ve manipülasyona direnmenin yolarını açıklayan Gültekin'e getirebileceğim bir başka eleştiri ise Şii'lere dair serdettiği düşüncelerinin de acaba bir algı yönetimi sonucu kendi dimağında oluşmuş fikirler olup olmayacağı üzerinde tefekkür etmesi gerektiğidir. Zira vahdet derken Şii'lerin Müslüman coğrafyalarında neler ettiğinden bihaber olması mümkün değilse de Şii'lerin takiyye yapmasının normal olduğundan da haberli midir sayın hocamız?

Tahakküm Edilmeye Çalışılan Zihinlerimize Dair Birkaç Cümle

Modern dünyada yaşıyoruz. İçerisinde bulunduğumuz zaman ağının (zeitgeist) bize dair değerlerle meknûz olmadığı bir hakikat. Bu hakikatin tefrikine varanlar bir şeyler yapma uğraşındalar. Geriye kalanlar çağın onlara temin ettiği vurdumduymazlık hassalarıyla baş başa bir ömür sürmekten fazlasıyla memnunlar. Bir yalan ağının ortasına düştüğümüz de bir gerçek. Bu ağa nereden düştük ve nasıl düştük soruları belki bize yardımcı olabilir. Ancak bilmek gerek ki tedavi olmanın ön koşullarından biri de hasta olduğunu tasdiktir. Ben hasta değilim diyen adama vereceğiniz ilaçlar onun için intihar hapı mesabesindedir. Ve insanlık evet, marâzi bir illetle baş başa ancak bu illeti derûnileştirmenin derdinde. Gelin biz bu ağı suallerle açalım, açmazlarımızla baş başa çözülmez denilen düğümleri gerekirse keselim. Ama yolda olduğumuzun şuuruyla dâima dikkatle yürüyelim. Yürüyüşümüz bizi çıkışa ulaştırmasa da geride kalan insanlığa numune-i imtisal olur ve şerefimizle var olmuş oluruz ya!

Algı Yönetimi Yahut Şeytanın İğvasının Cazibesi ve Son Söz

Müslümanlar olarak her gördüğümüz sakallıyı dedemiz zannetmemiz ne kadar yanlışsa modern dünyanın açmazlarını tahlil ederken birtakım kötü niyetli insanların iğvasını da insanoğlunu yolundan saptırmak için var olan şeytandan beri olarak var kabul etmek o denli yanlıştır. Şeytan vardır ve en büyük mahareti ise insanları kendisinin olmadığına inandırmaktır. Algı yönetimi dediğimiz zaman (hislere tahakküm de diyebiliriz, ben bu tamlamayı daha çok tercih ederim) ortada kandıran, kandırılan, kandırma konusu ve bağlam olarak dört mevzinin olduğunu müşahade ederiz. Gültekin'in mezkûr kitabının 2,3 ve 4. bölümleri konu ve bağlama değinirken 5 ve 6. bölüm ise kandırılan üzerinden tahlillerde bulunmakta.
Algı yönetiminde bulunma gayesinde olan hiziplerin ilk gayelerinden biri "niçin" sorusunun muhatap addedilen kitle tarafından sorulmaması üzerine yoğunlaşmakta. İnsanoğlunun yaptığı tüm amellerinin nereye denk düşeceği ve değerinin ne olduğunu anlamlandıracak kadar ehemmiyetli bir sual olan "niçin" sorusu sorulduğu takdirde şüphe ardı sıra bir karşı koyuşu getirebilir çünkü. Bizler Müslümanlar olarak özellikle teknik üzerinden bize sunulan dünyanın suni ve izafileşmiş bilgilerini kabul etmek şöyle dursun bunları sorular ışığında tartmak mecburiyetindeyiz. Ve son söz olarak sâbitesi olmayanların sükûnet bulacakları bir mekan olmadığından önlerine çıkan her mekanı kendi mekanları ittihaz etmeleri ve mekanlar arasında daima sürüklenerek "yok" olmaları işten bile değildir! Var olmak sabiteleri muhkem tutarak doğru yolu ittihaz edinip mevziye temekkün etmek demektir. Allah şeytanın iğvalarından ve çağın cazibelerinden tüm Müminleri berî kılsın.
320 syf.
·1 günde·10/10 puan
Hayatın her anına şüpheyle mi bakmak istiyorsun ? O zaman oku derim :) Gerçekten hayatın her anında ki düşüncelerinizi yıkacak türden bir kitap. Deneysel anlatımı sizi korkutmasın. Gerçekler ile yüzleştikçe okudukça okuyasınız gelecek..
320 syf.
·19 günde·Beğendi
Kitap ve yazar birbiriyle okadar uyumlu ve gösterişsiz ki çok hoşuma gitti. Araştırma sevenler için Kur'an ve sünnet ışığında insanın kandırma ve kandırılma eğilimini sürecini ve sebeplerini sonuçlarını gayet iyi açıklamış.Dunyada olan olayların hiçbirinin nedensiz ve sonuçsuz olmadığını bize tarihteki olaylar ışığında açıklamış. İnsanın uyutulduğu bu çağda uyanık kalmanın zorluklarını ve mecburiyetini anlamaya yetiyor.Umarim sizlerde okursunuz ve faydalanır siniz, her insanda farklı ufuklar açmak dileğiyle
320 syf.
Yaşadığımız şu çağda neler dönüyor?
İstemeden değilde bilmediğimiz ve gözlerimiz kapalı olduğu için bize zararı dokunacak neleri onaylıyoruz?
Kitap her şeyin toz pembe olmadığını öğretiyor bize.
Tek bir cümlede ne oyunlar döndüğünü,insanları kendi amaçları için nasıl kullandıklarını anlatan güzel bir kitap.
Olayların tarihi seyirleriyle çok güzel bir şekilde öğretiyor bize neler yapıldığını.
Okuduktan sonra büyük bir sorgulama içine giriyor insan, bende öyle oldu yani
Şiddetle okumanızı tavsiye ediyorum
320 syf.
Hayatın hemen hemen her alanında bize yol gösteren, nasıl yaşamamız gerektiğini vurgulayan uzmanların en büyük manipülatörler olduğu konusuyla başlamış yazarımız. Buraya dikkat zira kendisi de bir uzman.. Uzman psikolojik danışman.

Öncelikle dünyadaki sosyal, ekonomik ve politik örneklerden bahsetmiş. Bu konuyla ilgili olan bir çoğumuzun haberdar olduğu deneyleri ve olayları açıklamış. Bunlar; miligram deneyi, ilaçların etkilerini araştıran deneylerin yine ilaç şirketleri tarafından finanse edildiği vurgusu, yıllarca Amerika'nın komünizm propagandası yapıp, Sovyetler dağıldığında bu propagandayı İslami Terör adı altında devam ettirmesi, Irak savaşını başlatmak için dünyaya nükleer silah algısı oluşturması, gibi gibi youtubeda da bolca bulunan örnekler..

Algı yönetimi ve amaçlarını bu örneklerle açıklarken, kendisi de kitabı okuyan üzerinde algı oyunlarına başvuruyor. Çalışan kadının tüm dünyada ve ülkemizde mutlu gösterilmeye çalışıldığını, aslında arka planda bunun doğru olmadığını, kendi seksist görüş ve fikirlerine başvurarak desteksiz çürütmeye çalışıyor. Seksist yaklaşımını her fırsatta dile getiren yazarımız korunmamızı söylediği manipülatif oyunlara ''kadına şiddet'' konusuyla devam ediyor. Kadına şiddet konusunun ülkemizde medya tarafından abartıldığı, cinayet rakamlarının şişirildiği haberleriyle algımızın yönetildiğini öne sürüyor. Bu konunun algı ve manipülasyon aracı olduğu gafletine düşerken konunun ciddiyetini yok sayan uzman eğitimci yazarımız cani hemcinslerini koruyarak kitabında algı aracı olarak kullanıyor.

Yurt dışında gerçekleşen pedofili vakalarını, eşcinsellikle bağdaştıran yazarımız yüzlerce haberi örnek gösterebiliyorken, ülkemizdeki kadına şiddet ve pedofili vakalarının haberlerdeki çokluğunu abartılı buluyor.

Eşcinsellik konusuna da takmış olan yazarımız muhafazakar Amerika'nın bugünkü ahlaki çöküntüsünün sebebi olarak Alfred Kinsey'in raporunu göstermiştir.

Amerika'da yayınlanan rapora göre çeşitli insanlara sorular yönlendirilerek cevapları gizli tutulup, eşcinsel ilişki yaşamış, mastürbasyon yapan, evlilik dışı ilişki yaşamış insanların, yüzdeleri hesaplanarak toplumun cinsellik haritası çıkarılıyor. Yazar neredeyse kitabın yarısında bu rapordan bahsederek, ahlaki çöküntünün, eş cinselliğin, pedofilinin artmasını bu rapora bağlıyor. Rockefeller ailesinin bu raporun araştırmalarına finansal destek verdiğini sıkça vurguluyor. Muhafazakar Amerika'nın cinsellik algısını değiştiren adam Kinsey'in raporunu detaylandırmadan ve yanlı şekilde inceliyor. Türkiye'de eşcinselliğe karşı oluşmuş beli bir muhalif kesim yok diye eleştiride bulunan yazarımız nedense bu raporun detaylarını incelerken, rapora muhalif olan isimleri öne çıkarıyor.

Kitap haricinde edindiğim ek bilgilere göre o dönem Kinsey'in raporuna karşı çıkan bazı grupların onun Amerika'nın değerlerini zayıflatmak amaçlı komünistler tarafından görevlendirildiğini öne sürdüğü, başta destek veren Rockerfeller ailesinin de finansal desteğini Kinsey araştırma ekibinden çektiğiydi. Yazarın kitapta sürekli vurguladığı Rockerfeller desteğinin devam etmediğinden bahsetmezken, bir Amerikan algısı olan komünistlerin bu adamı görevlendirdiği konusundan da aynı şekilde söz etmiyor.

Kinsey'in raporuna konu olan insanlara ulaşılamamasını ve araştırmaların uydurma olup olmadığı konusunu sorgularken, kendisinin de psikoloji alanında uzman olduğunu unutarak, soruların yöneltildiği en mahrem sırlarını açıklayan deneklerin ''gizlilik konusunu'' adeta çiğniyor, kendi mesleğinin gerektirdikleriyle çelişiyor.

Kitapta geçmişteki dini olaylar üzerinden de manipülatif örnekler veren yazarımız, algı oyunlarından korunma yöntemlerini ayet ve hadisler üzerinden açıklamıştır. Kısacası yazar algı yönetimi oyunlarını anlatıp önlem almamızı söylerken, ateist ya da eşcinsel olan arkadaşların algı oyunlarını öğrenme hakkını da elinden alarak, son derece subjektif bir kitaba imza atmıştır.

Kitabı okurken sık sık yarım bırakma düşüncesine kapıldım, lakin yarım bırakmaktan hiç hoşlanmadığım için devam ettim, belki beklentimi karşılayacak daha farklı bilgilere rastlarım diye. Özellikle ikili ilişkiler konusunda da uzman yazarımızın bilgiler vermesini beklerdim, bu konuda da ayrıca hayal kırıklığına uğradım.

Yazarın sürekli tekrara düşmesi, kendisiyle çelişen, tamamen ideolojilerini dayatmak üzere yazdığı bu kitap beni gerçekten okurken çok yordu.

Kitaptan çok sayıda alıntı yaptım. Bu alıntılar ilgili olduğum, katıldığım ve konuyla ilgilenen arkadaşların da ilgileneceğini düşündüğüm bölümlerle ilgilidir. Tabiri caizse bu alıntıları yazarın kendi değer yargılarından biraz olsun ayırarak cımbızladım.
320 syf.
·4 günde·Beğendi·8/10 puan
Yagmurun yağma sebebini bilmek, yağmurun yağma amacıyla ilgili bilgi vermez.
Sebebler var olanı bulmayı, amaçlar çıkarım yapmayı ve öngörmeyi gerektirir.
320 syf.
·Beğendi·8/10 puan
Günümüz dünyasında olan bitene ışık tutan samimi kitaplardan biri. Hiç bir söz sakınılmamış ve saklanmamış. Yazarın üzerinde durduğu bir başka konu ise eleştirel düşünme ve sorgulama. Okuyalım ve okutalım arkadaşlar.
320 syf.
·19 günde·7/10 puan
Kitap aslında bildiğimiz bir çok şeyle dolu en azından kitap okuyan, araştıran herkesin az çok bileceği şeylerle dolu. Üstten bildiğimiz şeylerin derinine inerek dünyayı ,ülkeleri ,toplumu;din , dil, ırkı kullanarak nasıl algılarımızın kapatıldığını ve rahat bir şekilde manipüle edildiğimizi anlatan , derinlemesine anlaşılması gereken bir kitap. Yedire yedire okunmalı. Her şeyi özelden değilde genelden görmek gerektiğini anlatıyor. Yanı sanki toplum bir yerde, sen ona bakan bir kuşbakışı halindesin . Hayatı , olayları kuşbakışıyla görebileceğimiz gözlerimizin olması dileğiyle....
320 syf.
·14 günde
Bir kişinin kandırılması onur kırıcı bir şeydir. Ama ondan daha acısı, kandırıldığımızın farkına varmamaktır. Bu kişilerin durumu, mezbahaneye kesilmeye götürülen koyunun hala otlamaya çalışmasına benzemektedir. Biraz sonra kesileceğinin farkında değildir. Bir kaç dakika sonra kesilecek olan koyunun otlamaya çalışması trajik bir tablodur...
Nasıl kandırılıyoruz ve neden kanıyoruz?Cevaplar kitapta!
Keyifli okumalar...
320 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10 puan
Hani hep denir ya bir kitap okudum,hayatım değişti.bu kitap o olabilir veyahut olmayabilir bu biraz da anlatılandan ne anladığımızla ilgili bir durum gibi görünüyor.fakat kitabı okuduktan sonra içinde yaşadığımız günlük durumlara karşı örnek verecek olursak haberler,ikili insan ilişkileri okuduğumuz kitaplar,söylenen sözler, duyduklarımız, gördüklerimiz, düşündüklerimiz'in "neden" ve "niçin" sorularını sorarak eleştirel bir bakış açısıyla bakmamızı, bunların "sebeb"e mi yoksa "amaç"larının ne olduğunu neler olabileceğini düşünmemizi,uyanık olmamızı ve sonunda eleştirel bir bakış açısı kazanmamızı sağlayan bir kitap olduğunu düşünüyorum.
Günümüzde medya, eğer bir konu üzerinde ansızın durmaya ve konuyu sık gündeme getirmeye başlamışsa muhtemel bir algı yönetimi süreciyle karşı karşıya olduğumuzu düşünebiliriz.
Bugün özgürlüğün geliştiği ülkelerde bir taraftan "her şeyi yapabilirim" duygusu, düşüncesi toplumlara yerleşirken, diğer taraftan herkesin sayısal/elektronik bir sistem içinde kontrol edilebildiği bir düzen oluşmuştur.
Eğer siz toplumda herkesin kırmızı gömlek giydiğini düşünüyorsanız/görüyorsanız sizin de kırmızı gömlek giymenizin iyi bir şey olduğunu düşünürsünüz. Tabi ki, bunun tersi de mümkündür. Yani siz kırmızı bir gömlek giyiyorsanız, toplumda kırmızı gömlek giyme oranının da yüksek olduğunu düşünüyor olabilirsiniz.
Hz. Ali'nin söylediği "İlim bir noktaydı onu cahiller çoğalttı." sözü, bilgiyle kirletilen günümüz dünyasını tarif ediyor gibi.
Sosyal medya bize en yakınlarımızı bulma özgürlüğü verirken, başkalarına bizim en yakınlarımızın kimler olduğunu bilme özgürlüğü de veriyor.
Aslında temel ilke basittir. Eğer silah üretiyorsanız savaşa , ilaç üretiyorsanız hastalığa, bilgi üretiyorsanız cehalete ihtiyacınız vardır.
Hz. Ali (r.a)'nin bir söz söyleyinceye kadar senin esirindir; söz söylendikten sonra sen sözün esiri olursun. İfadesi; öfkeyle, korkuyla, şehvetle konuşmanın bizi mâhkum edeceğini vurgulamaktadır.
Ülkemizde ve dünyada uyuşturucu yasak ama uyuşturucaya götüren bütün yollar serbest. Bugün genel olarak hiçbir kötülüğü "ahlaki" gerekçelerle yasaklayamıyoruz. Karşımıza hemen "bireysel özgürlükler" argümanı çıkıyor. Diğer taraftan kötülükle değil, kötülüğün sonuçlarıyla mücadele etmeyi "kötülükle mücadele" olarak yansıtan ustaca düzenlenmiş bir algı operasyonu işlemeye devam ediyor.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Algı Yönetimi ve Manipülasyon
Alt başlık:
Kanmanın ve Kandırmanın Psikolojisi
Baskı tarihi:
Mayıs 2016
Sayfa sayısı:
320
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753524292
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Pınar Yayınları
İçinde yaşadığımız modern şehir hayatında, bir yandan görevler ve zorunlu ilişkiler içinde boğulurken, diğer yandan algı yöneticilerinin manipülasyona dayalı kandırma teknikleriyle baş etmeye çalışıyoruz. Zira gerçekle aramıza giren manipülatörler; gördüklerimizi, duyduklarımızı ve hatta dokunduklarımızı nasıl yorumlayacağımızı belirlemek için profesyonel bir çaba gösteriyor. Neticede algı yöneticileri kolaylıkla verebildiğimiz "hayır" deme ve itiraz etme tepkisini ortadan kaldırarak insanları edilgen hale dönüştüren uzman­lık kodlarından yararlanmakta son derece mahirdirler. Oysa bu teslimiyetçi durum aile, siyaset ve bilim ilişkileri başta olmak üzere toplumsal alanın farklı katmanlarında bizi türlü yalanların kurbanı haline getirebilir.
Peki, algı yöneticilerinin manipülasyonları karşısında "hayır" demek hepimize neden bu kadar zor gelir? Usta yalancıların yönettiği bir dünyada yaşadığımızın farkında mıyız? Onay­lamadığımız düşünceleri onaylar görünmek pahasına, bizi başkalarına uyum sağlamaya iten nedir? Dahası kandırmanın başarılı olmasında "niçin?" sorusunu sormayışımızın etkisi ne düzeydedir? Kampanyalar ve sürekli tekrar bizi nasıl yönlendirir? Manipülasyonları başarılı kılan unutkanlık, duy­gusallık ve düşüncesizlik zaaflarından kurtularak algı yöneti­cilerine karşı direnmeyi nasıl başarabiliriz?
Mücahit Gültekin, Algı Yönetimi ve Manipülasyon'da kanmanın ve kandırmanın psikolojisinin nasıl işlediğini çeşitli örneklerle gözler önüne seriyor. örnekler sağlık, eğitim, bilim, siyaset, sinema, ticaret ve İslam tarihi gibi farklı alanlardan seçilmiştir. Elinizdeki kitap manipülatörlerin tekrara dayalı kandırma süreçlerini sekteye uğratmak için her daim eleştirel düşün­menin gerekli olduğunun altını çiziyor. Gerçeğin peşinden sabırla yürüyerek yalanı, yalancıyı ve yalana maruz kalanı inceleyen yazar, algı yöneticilerinin operasyonlarına karşı direnememenin sebep olduğu sıkıntılardan kurtulmayı vaat ediyor.

Kitabı okuyanlar 776 okur

  • AA
  • muallime
  • Rubé
  • Mehmet Yağcı
  • Kenan ulker
  • Tuğba
  • Meryem yetim
  • Acuze
  • Hasan Battal
  • Vefa...

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%47.4 (117)
9
%21.1 (52)
8
%15.8 (39)
7
%6.9 (17)
6
%3.2 (8)
5
%2.4 (6)
4
%1.6 (4)
3
%0.4 (1)
2
%0.4 (1)
1
%0.8 (2)