·
Okunma
·
Beğeni
·
4.934
Gösterim
Adı:
Altın Gözde Yansımalar
Baskı tarihi:
Mart 2004
Sayfa sayısı:
128
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755105178
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Baskılar:
Altın Gözde Yansımalar
Altın Gözde Yansımalar
Altın Gözde Yansımalar
Altın Gözde Yansımalar
Altın Gözde Yansımalar, bir cinayet romanıdır. Bir ada gibi çevreden yalıtılmış askeri bir bölgede, boş zamanı ve güvenliğin bol olduğu barış zamanında bir cinayet işlenir. Bu cinayet öyküsünün kahramanları iki subay, bir er, iki kadın, bir Filipinli ile bir attır. Korkaklığını kabul etme yürekliliğini gösteremeyen bir Yüzbaşı, Yüzbaşının korkusuz karısı, ona aşık olan Binbaşı, Binbaşının hasta karısı, ona taparcasına bağlı çocuksu bir Filipinli ve aralarında uğursuz bir gölge gibi dolaşan basit bir er. Bu kişilerden her birinin aklı bir ötekine takılıdır, ama gene de hepsi kendi özel ve kapalı dünyasında yalnızdır, hepsi birer kapalı kutu olmanın yanı sıra sanki birbirlerinin görüntüsünü bilmeden çarpıtan birer aynadır. Carson McCullers´ın bu ünlü romanı 1967´de filme de çekilmiş, başrolleri Marlon Brando ile Elizabeth Taylor oynamıştı.
104 syf.
Spoiler İçerir.

Her sabah inanılmaz bir enerji ile sadece Müge Anlı'yı izlemek için mi uyanıyorsunuz? Arif Hoca ve Avukat Rahmi Bey'in sesleri 24 saat kafanızın içinde mi dolanıyor?

Palu Ailesi, Şaban E. , Zeynep Ergül gibi vakaları ağzınız açık mı takip ediyorsunuz?

O zaman doğru yerdesiniz.

Kitabımız aşk üçgeni degil, dörtgeni hiç değil, tamı tamına aşk beşgeni içeriyor. Sevgili yazarımız 40 sayfa daha yazabilseydi eğer altıgen, yedigen olması işten bile değildi.

Atlar, silahlar, boynuzlar, aşk, nefret, ihtiras hattâ ve hattâ Ankara Kedisi bile bu kitabın içinde.

Rezillikte son nokta olan bu şaheser kitabı okuyup, Müge Anlı vakalarını Rahmi Bey'den önce çözebilirsiniz.

Not: Yukarıdaki vakaları arama motorundan buldum. En ünlü vakalar olduğu yazıyordu. İçeriklerini okumadım. Çok az Palu'yu duymuştum. Keşke duymaz olaydım. Bunlar hep kitapta da görebileceğiniz gibi "Batının ahlaksızlıkları". Pis batı, kötü batı.
104 syf.
·3 günde·Beğendi·Puan vermedi
Altın gözde yansımalar kitabı yazardan okuduğum ilk kitap oldu. Gayet sade ve akıcı bir dille kaleme alındığını söyleyebilirim. Kitapta anlatılan olaylar ABD'de bir ordugahta geçiyor. Beş karakter üzerinden ilerleyen roman, bu karakterlerin birbiriyle olan ilişkilerini, bastırılmış duygularını, psikolojilerini ve bu psikolojilerinin kişiliklerine olan yansımalarını okuyacalarına sunuyor.

Kısaca hikayemiz yüzbaşı ile karısı ve binbaşı ile karısından oluşan iki aile arasındaki ilişki ve yüzbaşının karısının eşini binbaşı ile aldatması etrafında şekilleniyor. Kitabımız bu çarpık ilişkinin karakterlerimiz üzerinde oluşturduğu psikolojik durumun değerlendirilmesi üzerinden ilerliyor. Bu karakterlerimiz dışında bir de sürekli onları dışarıdan gözetleyen, içine kapanık, asosyal ve tehlikeli diyebileceğimiz Er Williams adında bir karakterimiz var.

Açıkçası gerek konusuyla, gerek anlatımıyla benim için yavan kalan, çok doyurucu olmayan bir eser oldu. Fakat herkeste aynı etkiyi oluşturacak diye bir durum söz konusu değil tabiki. Okumayı düşünen herkese şimdiden keyifli okumalar dilerim...
104 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Öncelikle bir müzik ve bir alıntıyla başlamak istiyorum incelemeye.

({Bu kısım kitapla ilgili değildir, kitapla ilgili bilgi edinmek için bu incelemeyi okuyacak dileyen arkadaşlar burayı hiç okumadan doğrudan normal parantezin sonuna geçebilirler.}

...Ama ondan da önce bir iki yüzlülüğe de değinmek istiyorum. Bu kitabı sadece 67 kişinin okumasıyla ilgili. Bu düşüncem hem bu kitapla hem de Katherine Mansfield isimli yazarla ilgili. Onun kitaplarını da 7-8 kişi okumuş toplamda 60’ı 70’i geçmez yani. Hepsine denk gelemedim ama belki bu türden yazarlar daha fazladır. Neden bu kadar az okunmuş olabilir diye düşünüyorum, bir sebep bulamıyorum. Yayınevi kötü desen değil, aksine modern klasiklerde basılmış İş bankası yayını, çeviri kötü desen değil alanında usta kaç kitap çevirmiş biri çevirmiş, kitap kötü anlaşılmıyor desen e o da değil.

Tamamiyle piyasa pazarlaması diye düşünüyorum. Bu aralar Zweig, Kafka gibi yazarlar popüler mesela. Etrafta istemediğiniz kadar Zweig öyküsü var. Çok mu iyiler, hayır. Çok mu kötüler hayır. Birkaçı dışında normal öyküler diyebilirsiniz. Neredeyse her yayınevi Zweig’in adını duymadığımız öykülerini, kitaplarını basma konusunda birbiriyle yarışa girdi. Her arz kendi talebini yaratır mantalitesiyle ortalık Kafka veya Zweig sever kaynıyor. Neden basıyorlar? Çünkü piyasa bunu istiyor. Hem kitapların kısa olması, hem ucuza alınabiliyor olması hem de ucuza aldığınız kısa zamanda tüketebileceğiniz bu yazarın, dünya edebiyatında adından söz ettirebilen bir yazar olması. Bir taşla birden fazla kuş vurabiliyorsunuz. Alan razı, satan razı.

Bir de acı tarafı bu yazarlardan birkaç kitap okuyan, bu alanda söz söyleyebileceğini düşünüyor onu okumayanları ya da onlar kadar okumayanları bilgisizlikleriyle cahillikleriyle suçluyorlar. Bana biraz komik geliyor biraz da üzücü. Çünkü çok sevdiğim iki yazarın böyle popüler hale getirilip her kahvenin, çayın yanına meze yapılmasından rahatsızlık duyuyorum. Umarım bu grotesk durum kısa zamanda stabilleşir.

Ek: Bu tür kitapların popüler olmasının olumlu yanı yok değil tabiki. İnsanlar en azından popüler olmak için dahi kitap okuyorlar okumaya çalışıyorlar en azından. Zaten okuma oranı az bir ülkede kitap okuyanları eleştirmek doğru bir tutum değil ama bu kitap işinin salt ekonomik bir düzeye indirilmesine de zamanın şartlarına uymasına da bir iki cümle söylemeyi kendi sorumluluğum içerisinde hissediyorum. )

Müzik herkesin aşina olduğu bir eser. Beethoven-Silence. Peki neden bu müziği seçtim. Şundan dolayı bu müziği YouTube’da saatlerce aralıksız dinlemişliğim vardır. Ve müziğin her saniyesi bana sanki bir sonraki saniyesinden farklı olacakmış hissi verir. Tamamını bilmeme ve yüzlerce kez dinlememe rağmen her seferinde farklı bir şeyler olacak diye beklerim. Yani tamamiyle benim için beklentinin müziği. Aynı bu kitap gibi.

Bir kitap düşünün başından sonuna kadar sizi bir beklenti içerisinde tutsun. Nasıl spoilersiz yazacağım bilmiyorum ama sürekli bir şeylerin istediğim gibi olmasını bekledim. Ve kitap bana bunu son sayfasında şöyle ifade etti, aynen alıntılıyorum. “Büyük ama bilinmeyen bir şok beklendiğinde, zihin içgüdüsel olarak bir an için şaşırma yetisini yitirerek kendini hazırlar. O savunmasızlık anında yarı yarıya tahmine dayanan çeşit çeşit olasılıklar öne çoklar ve felaket biçimlendiğinde bunu doğaüstü bir yoldan önceden anlamış olma duygusu oluşur. “

Kitap bitene kadar bende bir çok olasılık ve tahminler yürüttüm ama hiçbiri olmadı. Adeta hevesim kursağımda kaldı. Küskün kahvenin türküsü kitabından bariz bir şekilde daha iyi olan bu “psikolojik” roman, bizleri çok başka dünyalara götürüyor. Neden psikolojik, hem karakterlerin davranış tutumlarıyla, hem düşündükleriyle hem düşünmedikleriyle. Bunları okurken sizde ruh halinden ruh haline geçiyorsunuz. Sinir oldum resmen hadi artık lütfen istediklerim olsun diye. Herneyse olmadı işte.

Ama yinede her yönüyle güzel bir romandı. Tavsiye ediyorum.
104 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Yazarın ilk okuduğum kitabı fakat akıcı tekdüze bir anlatım ile bir çırpıda okuyacaksınız.
Hikayemiz yüzbaşı ile karısı ve binbaşı ile karısından oluşan iki aile arasındaki ilişki ve yüzbaşının karısının eşini binbaşı ile aldatması etrafında şekilleniyor.
Kitabımız bu çarpık ilişkinin karakterlerimiz üzerinde oluşturduğu psikolojik durumun değerlendirilmesi üzerinden ilerliyor.
Bu karakterlerimiz dışında bir de sürekli onları dışarıdan gözetleyen, içine kapanık, asosyal ve tehlikeli diyebileceğimiz Er Williams adında bir karakterimiz var.

Altın gözde yansımalar bizi ruhun karanlık dehlizlerinde dolaştıran romanlardan…
104 syf.
·6/10 puan
5 karakter üzerinden sizi psikolojik tahlil yapmaya sürükleyen bu kitap bende aman aman bir duygu oluşturmadı dürüst olmak gerekirse. Belki de kitabın bitiş sahnesinden ötürü öyle düşündüm emin değilim ancak kitap içerisindeki olay örgüsü türk dizisi olsa rahat 6 sezon boyunca görebilirdik. İçeriği dolu tutmayı başarsa da okuyucuyu elinde tutmayı başarabildi mi, emin değilim açıkçası. Diğer okuyucular ne düşünür bilmiyorum ama ben sürekli bir 'ee sonrası ne peki?' modundaydım ama sonrası gelmeden başka bir olaya çoktan geçmiş oluyoruz.
104 syf.
·1 günde·Beğendi·8/10 puan
Yazarın ilk okuduğum kitabı fakat akıcı tekdüze bir anlatım ile bir çırpıda okuyacaksınız. Bundan sonraki kitaplarına da (erken ölümünden dolayı sadece 4 kitap diye öğrendim) göz atmayı ihmal etmeyeceğim...

Kitabın konusuna gelecek olursam ;bir ordugahta 6 karakter arasında geçen hikaye ben de biraz tiyatro oyunu izliyormuşum tadı bıraktı.Sürekli duygularını bastıran yüzbaşı-nefret ettiği asi karısı-karısının aşığı aile dostları olan binbaşı-her şeyin farkında binbaşının hastalıklı mutsuz karısı-kadınin Filipinli yardımcısı ve bunlardan alakasızken bir anda olayların merkezine yerleşen er.Ordugahın sıkıcı atmosferinde yaşamak zorunda kalan bu insanların iç duygularıyla beraber trajediye doğru evrilen son.Buram buram bunalım kokan ama okumaya başladığınız andan itibaren ne olacak merakıyla elinizden bırakamayacağınız bir 104 syf.
104 syf.
Gerçek bildiğimiz şeyler her zaman geç ortaya çıkar ve o anda Deli diye nitelendirdiğimiz insanların aslında ne kadar gerçekçi olduğunun, içinde yaşadığımız yanılsamanın ise ne kadar sahte olduğunun çarpıcı farkındalığına geçte olsa varırız. Alison kitaptaki bahsedilen Deli Yaftası yapıştırılan tek masumdu. Sadakatsiz Mankafa kocası Binbaşı Moris, Manyak korkak bir o kadar da hasta ve bilgili Yüzbaşı (ki ismi söylenmeye bile layık değil) ve onun sadakatsiz aptal karisi Leonora artı tuhaf Er William... İşbankası yayınlarındaki kapak resmi ise ayrı bir etkileyicilige sahip, 44. 45. Sayfalarda kapak resminin manasını o kadar güzel betimlemiş ki... Kitap İsmini ise Er William'ın karakterini çözdüğünüzde daha iyi anlayabiliyorsunuz.
Ayrıca Carson McCullers'i daha iyi anlamak için kitaplarını yazılma tarihi sirasina göre okumanızı tavsiye ederim. Ben ilk kitabı Yalnız bir Avcıdır Yürek'i okumama rağmen tekrar okuma kararı aldım. Çünkü o kitabı yanlis zamanda okuduğumdan çok şey kaçırdığımı düşünmekten kendimi alamıyorum
104 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10 puan
Bu kısa kitabın ilk sayfasından son sayfasına üzerinizde yaklaşan bir kıyamet hissi olacak. Kitap yalnızlık ve izolasyondan bahsediyor. Aynı zamanda bizi bir saplantı dünyasına getiriyor. Her karakter kendi eksantriklikleriyle öne çıkıyor. Biraz umut verebileceğiniz tek bir kişi bile bulamayacaksınız. Oturup tüm hayallerinizi ve üzüntülerinizi onlarla paylaşmak istemeyeceksiniz.

Hikaye, 1930'larda olduğunu düşündüğüm(?) bir Güney ordusu üssünde gerçekleşir. Ana karakter bir röntgenci olarak karşımıza çıkıyor. Bu kendi içinde beni ürpertmek için yeterliydi. Ama röntgencimiz pencerelerden geçerken, bu işkence gören insan grubunun hayatlarını da gözetliyoruz. Kitapta hem eşcinsel hem de heteroseksüel doğanın cinsel baskısı vurgulanmaktadır. Bireye, kendisi olmak için izin verilmediği zaman, ne gibi yan etkileri vardır? Bir kişinin arzularını gizli tutması gerekiyorsa, sonuçlar sonunda tüm karakterlere yansıyacaktır. Askeri görevi sahne olarak kullanmak, kapalı ve disiplinli bir topluluk olduğu için etkileri göstermek için mükemmel bir yol olmuş. İki subay arasındaki tartışma, romandaki çatışmayı en iyi şekilde aydınlatıyor.

Gerisini kendi başına keşfetmen için bırakacağım. Eseri okuduktan sonra aydınlanmayı beklemeyin, sadece tamamen tatmin olmayı bekleyin.
104 syf.
·3 günde·6/10 puan
Merhabalar.
Kötü desem değil, iyi desem hiç değil fakat ilginç bir aurası var kitabın. Kısa bir hikaye olduğu için elbette sıkmıyor ama şahsi kanaatim gereksiz öyküleyici ve betimleyici anlatımlar kullanılmış, daha sade ve daha akıcı olabilecekken olmamış, olamamış. ABD’de bir ordugahta geçen hikayemiz beş adet ilginç mi ilginç – bana göre gerçekdışı- karakterimizin başından geçenler ve kendilerinin saplantıları, takıntıları, birbirinden tuhaf tavır ve davranışlarının ekseninde ilerliyor ve çok da sükse yapmayan, şaşırtmayan bir finalle son buluyor.

Buradan sonrası spoiler içeriyor:

Kitaptaki ilişkiler Aşk-ı Memnu'yu aratmıyor adeta, oldukça da irrasyonel. Yüzbaşı Penderton mesela; hangi yüzbaşı aldatıldığını bile bile buna göz yumar? O karakterde, o tıynette bir insan nasıl bir askere hükmedebilir ya da binbaşılığa kadar yükselebilir? Subay dediğin biraz sert mizaçlı olmaz mı efendim? Bana pek mantıklı gelmiyor. Lady Penderton zaten ayrı bir dünya; e sevmiyorsa boşansın eşinden, biricik sevdiceği Binbaşı Langdon da dul kaldı, neden zoraki bir ilişki yürütüyor sonuna kadar? Binbaşı Langdon; eşini aldatmaktan geri durmasın fakat ölünce koca bir boşluğa düşsün, üstüne bir de hüngür hüngür ağlasın, olacak iş değil. Er Williams sapkınlığında birisi var mı dünyada bilmiyorum, böylesine ancak böylesi bir kitapta rastlayabilirsiniz zaten. Kitaptaki en tutarlı, en mantıklı karakter ise kesinlikle binbaşının eşi Alison’du. Fakat o da bir nevi akıl hastası ilan edildi ve sanatoryuma gönderildi, ironiye bak…
Tabiki bunları eleştiriyorum ama bunlar kitabın belirli bir tabana oturtulmuş hikayesinin temel öğeleri. Bunlar olmasa okunacak kıymette ilginç bir hikaye de olmazdı. Fakat hikayecilikte rasyonaliteyi, tutarlılığı, gerçekçiliği seviyorum ben; uçuk kaçık şeyler arasam gider Wells okurum, Asimov, Bradbury falan okurum. Bu yöne önem verenler için kitap tatmin edici olmayabilir.
Nacizane kanaatim kafa dağıtmalık olarak okunabileceği yönünde. Keyifli okumalar dilerim.
104 syf.
·1 günde·7/10 puan
Öncelikle kitap toplamda 4 bölümden oluşan 104 sayfalık kısa bir kitap. Kitabın ilk bölümünde biraz fazla betimlemeyle de olsa karakterleri tanıyoruz, kim kimdir nedir öğreniyoruz. Sonrasında olaylar böyle kısa bir kitap için biraz yavaş ilerlese de benim içimde merak uyandırıp acaba bütün bu olanlar nereye ve nasıl bağlanacak acaba dedirtti. Ayrıca kitabın arka kapağında belirtilmeyen iki önemli karakter daha var kitapta, birisi Binbaşı'nın karısının Filipinli uşağı Anacleto, diğeri de Yüzbaşı'nın karısının atı Firebird. Kitabın arka kapağında bu iki karakterden bahsedilmemesi kitabı okurken beni çok şaşırttı, çünkü olaylar içerisinde önemli yer tutuyorlardı.

Kitabın sonlarına kadar merak ve nereye bağlanacak düşüncesiyle güzel bir kitap derken sonlarında maalesef beni hayal kırıklığına uğrattı. Böyle güzel başlayıp ilerleyen bir kitapta daha iyi bir son yazılmasını beklemiştim açıkçası.

Sonuç olarak yine pek fazla bilinmeyen bir modern klasikten çok da fazla tatmin olmayarak ayrılıyorum. Hem konusu hem de ilk iki bölümüyle güzeldi diyebileceğim bu kitap son iki bölümüyle beni üzdü ve beğenmedim diyerek ayrılmak zorundayım.
104 syf.
·4 günde·6/10 puan
Kitap yorumlarımı görmek için beni @kitapdusum instagram sayfasından takip edebilirsiniz.


Kitapta anlatılan olaylar ABD’de bir ordugahta geçiyor. Penderton ailesi , Langdon ailesi ve Er Williams olmak üzere 5 karakter üzerinden ilerleyen roman , bu karekterlerin birbirleriyle olan ilişkilerini , bastırılmış duygularını , birbirinden sakladıkları gerçekleri , psikolojilerini ve bu psikolojilerinin kişiliklerine olan yansımalarını okuyucuya sunuyor.

Kısaca hikayemiz yüzbaşı ile karısı , binbaşı ile karısından oluşan iki aile arasında aldatma ile şekilleniyor. Bu çarpık ilişkinin karakterler üzerinde oluşturduğu psikolojik durumun değerlendirilmesi üzerinden ilerliyor.Bu karakterler dışında bir de sürekli onları dışarıdan gözetleyen , asosyal , içine kapanık , benim gözümde tehlikeli ve psikopat olan Er Williams var. Kitap içindeki olay örgüsü ile 6 sezon Türk dizisi çekebilirler fakat buna rağmen kitap benim için yarım bırakılmış gibi. En son sayfasını okuduğumda ‘ee sonrası ne peki ?’ Diye soru sormama sebep oldu. Benim için yarım kalmış bir kitapta olsa tavsiye eder miyim ? Kesinlikle ederim. Alın okuyun Yüzbaşı Penderton’u , kitapta tek masum ve acı çeken Allison’u tanıyın.
104 syf.
·4 günde·6/10 puan
Modern klasik okumalarıma çok tavsiye edilen bu kitapla devam ettim. Hikaye, ABD’de barış zamanı bir ordugahta geçmektedir ve beş ana karakter etrafında şekillenmektedir. Sesiz, sakin bir gözetleyici ve bir o kadar da tehlikeli Er Ellgee Williams, içine kapanık, huzursuz Yüzbaşı Penderton ve delidolu, umursamaz karısı, onun aşığı ve komşusu Binbaşı Morris Langdon ve hasta karısı. Bu kişilerin yaşadıkları yansıtılmaktadır. Çeviriyi çok başarılı buldum; bu sayede kitap akıcı ve sürükleyici olmuş. Vurucu karakter Er Williams diyebilirim. Yüzbaşının karısına aşık olur ve her gece gizlice evlerine girip kadını izler. Kitapta belli bir olay örgüsü yok. Genellikle durum anlatılan kurguya sahip. Olaylardan çok kişilerin psikolojik tasvirlerine değinilmiş. Çehov tarzı sevenler bir, iki günde bitirebilir.
Yaşama ve ölüme karşı iki büyük içgüdü arasında kurduğu dengede, terazinin bir kefesi adamakıllı ağır geliyordu: Ölüm kefesi.
Zihin, renklerin duyusal deneyimlerden damıtıldığı ve motifin aklın kıvrımlarından süzüldüğü, sık dokunmuş bir halı gibidir.
...pazar günleri kilisede vaaz veren babasından kadınların erkekleri kör, sakat ve cehennemlik eden ölümcül ve bulaşıcı bir hastalık taşıdıklarını öğrenmişti.
Kızgınlıkların, düş kırıklıklarının ve yaşamsal korkuların sperm hücreleri kadar kıpır kıpır olup nefret yoluyla salıverilmelerinin gerektiği zamanlar da vardır.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Altın Gözde Yansımalar
Baskı tarihi:
Mart 2004
Sayfa sayısı:
128
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755105178
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Baskılar:
Altın Gözde Yansımalar
Altın Gözde Yansımalar
Altın Gözde Yansımalar
Altın Gözde Yansımalar
Altın Gözde Yansımalar, bir cinayet romanıdır. Bir ada gibi çevreden yalıtılmış askeri bir bölgede, boş zamanı ve güvenliğin bol olduğu barış zamanında bir cinayet işlenir. Bu cinayet öyküsünün kahramanları iki subay, bir er, iki kadın, bir Filipinli ile bir attır. Korkaklığını kabul etme yürekliliğini gösteremeyen bir Yüzbaşı, Yüzbaşının korkusuz karısı, ona aşık olan Binbaşı, Binbaşının hasta karısı, ona taparcasına bağlı çocuksu bir Filipinli ve aralarında uğursuz bir gölge gibi dolaşan basit bir er. Bu kişilerden her birinin aklı bir ötekine takılıdır, ama gene de hepsi kendi özel ve kapalı dünyasında yalnızdır, hepsi birer kapalı kutu olmanın yanı sıra sanki birbirlerinin görüntüsünü bilmeden çarpıtan birer aynadır. Carson McCullers´ın bu ünlü romanı 1967´de filme de çekilmiş, başrolleri Marlon Brando ile Elizabeth Taylor oynamıştı.

Kitabı okuyanlar 566 okur

  • Ilgım
  • Zilly
  • Güneş Güneş
  • piktobet
  • Doğukan Kurtdere

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0