·
Okunma
·
Beğeni
·
13.524
Gösterim
Adı:
Altıncı Koğuş
Baskı tarihi:
1982
Sayfa sayısı:
152
Format:
Karton kapak
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Adam Yayınları
72 syf.
·Beğendi·10/10
‘’Asla Dilenci Olmam Hapse Düşmem Demeyeceksin’’
(Spoiler)
Gencecik insanlar tecavüze uğrayınca ‘bu nasıl insanlık’ deyip tepkimizi gösterdik.Sonra bunların son olacağını ümit edip derin bir ‘ohh’ çekerek uykularımıza daldık.Tekrak uyandık başka bir gün, bir saatte ama o aynı gözlerimizi açtığımız yerde başka insanların küçücük bedenlerinin kıyılara vurduğunu gördük. Çoluk çocuk demeden herkesin gözleri önünde insanlar bombalanıp bedenler paramparça olurken insanlığımızı sorgulayıp aynı havayı solumamızdan dolayı isyan ettik.Çok konuşup çok felsefe yapınca veya olumsuzluklar karşında hiç konuşmayınca arınmış olduğumuzu düşünüp kendimizi aklamaya çalıştık.
Çehov’un 6.Koğuş’u öyle bir öykü ki insanların,kurumların;dünyanın nasıl yozlaştığını gözler önüne seriyor.Yaşanan insanlık dışı durumlar hakkında en etkileyici konuşmamızı yapıp felsefenin doruğuna ulaşmakta üstümüze yok.Fakat eyleme geçme konusuna gelince kendimize oscar’lık(!) bahaneler üreterek yaşantımıza devam ediyoruz,tıpkı 6.Koğuş’un Doktoru İvan Andrey Yefimıç gibi:’’ “Andrey Yefimiç, vazifesini devir almak için şehre geldiği zaman, hastane gayet berbat bir vaziyette idi. Pis kokudan, koğuşlarda, koridorlarda, hastanenin avlusunda nefes almak bile güçtü. Hastane hademeleri, hastabakıcılar ve bunların çocukları, koğuşlarda hastalarla beraber yatıyorlardı. İnsanlara huzur vermeyen hamam böceklerinden, tahtakurularından, farelerden şikâyet ediliyordu… Hastanenin cerrahî kısmında yılancığın önüne bir türlü geçilemiyordu. Bütün hastanede ancak iki teşrih bıçağı vardı; bir tek termometre bile yoktu. Banyoların içine patates doldurmuşlardı. İdare memuru, çamaşırcı, cerrah muavini hastaları soyup soğana çeviriyorlardı. Şehirde bütün bu intizamsızlıklar mükemmelen biliniyordu. Fakat bütün bunlar sükûnetle karşılanıyordu… Bazıları hastaneye sadece köylülerle, orta halkın yattığını, bu gibi insanların ise, kendi evlerinde hastaneden çok daha fena bir hayat tarzı sürdüklerini, bu itibarla hastaneden şikâyetçi olamayacaklarını ileri sürerek bu intizamsızlıkları mazur görüyorlardı. Bunlara nazaran hastaları piliç kızartması ile besleyecek değillerdi ya! … Andrey Yefimiç hastaneyi tetkik ettikten sonra, bunun, fevkalâde yüz kızartıcı ve şehir halkının sıhhati için fevkalâde zararlı bir müessese olduğuna karar verdi. Yapılacak en iyi hareket, hastaları taburcu etmek ve hastaneyi kapamaktı. Fakat bunun için yalnız kendi arzusunun kâfi gelmeyeceğini ve bunun faydasız bir şey olacağını düşündü. Maddî ve manevî pisliği bir yerden kovsanız, o mutlaka oradan kalkıp bir başka yere konar. Bundan ötürü onun kendi kendine yok olmasını beklemek lâzımdır.İşinin başına geçen Andrey Yefimiç, bu intizamsızlıktan oldukça kayıtsızlıkla kabul eder göründü. Sadece, hademelerin ve hastabakıcıların koğuşlarda yatmamalarını tembih etti; âletler için iki dolap yaptırdı. İdare memuru, çamaşırcı, cerrah muavini ve yılancık hastalığı gene yerlerinde kaldılar…”

Gözleri önünde yaşanan dayağa,hakarete;insanlık dışı muameleye ses çıkarmayıp harekete geçmeyen Andrey Yefimiç’e ceza olarak sadece vicdani azap olamazdı tabi.Doktor’un son yaşadıkarı aslında hepimize ,tüm insanlığa ders niteliğinde
‘’ Doktorun 6. Koğuş’a kapatılmasından birkaç gün sonra…Karanlığın basması ile beraber korku ve hakaret görmüş olma hissinden can sıkıcı daha bazı şeyler de Andrey Yefimiç’i taciz etmeğe başladı. Nihayet o, bunun sigara ve bira içme arzusu olduğunu idrak etti. “Ben buradan çıkacağım azizim” dedi. “Buraya ışık getirmelerini söyleyeceğim! Ben böyle kalamam. Buna tahammülüm yok.”Andrey Yefimiç kapıya doğru gitti ve kapıyı açtı. Fakat Nikita derhal fırladı ve onun yolunu kesti. “Nereye gidiyorsunuz?” diye sordu. “Olmaz, olmaz! Şimdi uyku zamanı.” Andrey Yefimiç şaşırdı: “Fakat ben bir dakika için çıkacağım, şöyle avluda biraz dolaşacağım” … Andrey Yefimiç, Bütün vücudu titreyerek: “Aç!” diye haykırdı. … Nikita süratle kapıyı açtı, Andrey Yefimiç’i iki eli ve iki diziyle kabaca itti. Sonra alabildiğine hız alarak adamcağızın suratına bir yumruk indirdi. Andrey Yefimiç, muazzam, tuzlu bir dalganın kendisini baştan aşağı örttüğünü ve yatağa doğru sürüklediğini sandı. … Sonra her şey sustu. Ayın berrak ışıkları parmaklıkların arasından süzülüyor, döşemenin üzerinde ağa benzer bir gölge uzanıyordu. Ortalık korkunçtu.
………….. kafasında korkunç, tahammül edilmez bir fikir parladı: Demek ki, ay ışığı altında, siyah gölgeler halinde görünen bu insanlar da, senelerce, her gün, böyle bir acı çekmişlerdi. Yirmi yıldan fazla süren bir zaman zarfında nasıl oluyor da o bunu anlamamış, anlamak istememişti?
Yerinden fırladı. Bütün kuvvetiyle haykırmak ve derhal Nikita’yı, sonra Hobotov’u, hastane müdürünü, cerrah muavinini en sonra da kendini öldürmeğe koşmak istedi. Fakat göğsünden bir şada bile çıkmadı, bacakları ona itaat etmedi. Tıkanarak kaputunu ve gömleğini şiddetle üzerinden çekti, parçaladı ve hissiz olarak yatağına düştü. … Akşama doğru Andrey Yefimiç nüzul isabetinden öldü.”

Kitaba başlarken Gramov’un ‘’Asla dilenci olmam,hapse düşmem demeyeceksin’’ diye söylediği o ‘asırlık Rus Ata sözü’ aslında tüm kitabın özetini geçerken Çehov’un da bir tımarhanenin o iğrenç ‘6.Koğuş’undan dünyaya ve de tüm insanlara vermek istediği mesaj gerçekten de o ‘asırlık atasözü’nde saklı.

İyi Okumalar
10/10
72 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
''Her türlü zorbalığın toplum tarafından makul ve yerinde bir gereklilik olarak karşılandığı,beraat kararı gibi her türlü merhamet göstergesinin toplumda tatminsizlik ve intikam duyguları uyandırdığı bir dünyada adaleti düşünmek gülünç değil midir ? ''(Sayfa 8-İş Bankası Yayınları) (Altıncı Koğuş-Çehov)



Toplumun belirli kurallarına uymak,sisteme uyum sağlamak...Sosyal yaşamın tekdüzeliğinden onun kurallarından çıktığın zaman başına ne mi gelecek ? Altıncı Koğuşa sürgün(Akıl Hastanesi)


Düşünme eylemi,toplumda alışılmışın dışına çıkmak neden hep ürkünç gelir toplumun yapı taşlarına ?


-İnsan tıpkı maskelerden sıyrılıp tamamen suskunluğuna bürünemez mi Persona filmindeki gibi ?

https://www.imdb.com/...060827/?ref_=nv_sr_1

Sonunda ne olur peki ? Sen hastasın doğru deliler evi yani akıl hastanesi !



-Ya da dış dünyayın anlamsız yüzeyselliğinden kendi fildişi kulesine kapatmış kendi içinde yalnzılığı ile tasasız yaşayan KİEN dış dünyaya açıldığında başına öyle işler gelir ki onu deli edecek kadar ! KÖRLEŞME kitabından...

Körleşme


-''Bana yaşamasını öğretmediler '' (Sayfa 611-İletişim Yayınları) (Tutunamayanlar-Oğuz Atay) dediği gibi neden içsel dünyasından zevk alan dış dünyanın koyduğu kurallara karşı çıkan insanlar için neden sonu hapishane olmasa bile çareyi böyle insanları akıl hastanesine tıkmayı uygun görürler ?

Tutunamayanlar



-''Nihayet şuna geliyoruz baylar:En iyisi hiçbir şey yapmamak ! Bilinçli tembellik hepsinden iyi ! Onun için yaşasın yeraltı ! '' (Sayfa 41-İş Bankası Yayınları) (Dostoyevski-Yeraltından Notlar)

Yeraltından Notlar



-Ya da içimizdeki Bozkırkurdu'ya göre neden yaşayamıyoruz ? Toplum,bizim gibi içimizde birer 'Bozkırkurdu ' olanları bile sahiplenmekten uzak mı ? Toplumda yaşayanlar ve onun kurallarına bağlı kalanlar 'at gözlüklerini' takmaya devam edecek kadar mı sığ görüşlü ? Farklılıklarımız zenginliğimizdir ama bunu tek düze bakış açısına sahip insanlara nasıl dikte edebilirsin ki ?

Bozkırkurdu



-Ama çözüm sessiz kalmak değildir,tıpkı GUGUK KUŞU filminin sonundaki gibi KIZILDERİLİ'NİN yaptığı gibi bize layık gördükleri akıl hastanesinden kurtulmayı bilmeliyiz.(Başlarda otoriteye karşı bu mücadeleyi akıl hastanesindeki JACK NİCHOLSON yapıyordu ama zamanla o da sistem tarafından uyuşturuldu ve buna dayanamayan KIZILDERİLİ...)

https://www.imdb.com/...073486/?ref_=nv_sr_1




-Kitabın içeriğini mi soruyorsunuz ? Size yukarıda anlattıklarım yetmiyor mu ? Akıl hastanesinde zeki bir deli ve onun değerli sohbetine dalan bir doktor...Daha fazla ileri gidemem Spoiler vermek olur,Yukarıda verdiğim örnekler size yeter de artar ! Daha fazlasını istiyorsanız lütfen okuyun,şiddetli tavsiyemdir !
72 syf.
Yükte hafif, fikirde ağır diye tabir ettiğimiz ince kitaplardan biri kabul edilebilir Altıncı Koğuş… Uzun zamandır bu kadar etkilendiğim, sevdiğim bir öykü okumadım. Bu kitabı özlerim ben; tekrar okur, karakterleriyle hasret gideririm… Eminim! Okuyan birini gördükçe İvan’ a selam gönderirim. :) Vardır böyle başucu kitaplarımız.

Kitaba gelecek olursak; (Belki bazı noktalar size spoiler verebilir.)
Kitabın kapağını açar açmaz harika betimlemeler karşılıyor sizi. Kitap üç boyutlu bir görsel şölene dönüşüyor ve Altıncı Koğuşun bakımsız kötü şartlarına; hastane ortamında bulunan hastalara doğru yol alıyorsunuz. Hepsiyle tanışıyorsunuz. Garip hikayeleri var. Betimlemeleriyle size kitabı yaşatan yazarların peşini bırakmamak gerek. Bu bağlamda beni kendine çeken, en çok etkileyen yazarlardan ilki Orhan Pamuk’tur. Diğeri Gorki… Şimdi buna Çehov eklendi. Henüz yolun başında bir okuyucu olarak bu listeye başka yazarlar da eklenecektir muhakkak.

İvan Dmitriç ; devamlı takip edildiğini zanneden bir hasta olarak Altıncı Koğuşta yatmakta. Aslında çok sorgulayan, haksızlıklara karşı tahammül edemeyen, olumsuzluklardan etkilenip acı çeken, eğitimli, hastaneye yatmadan daha doğrusu düşünmeye,sorgulamaya başlamadan önce çok kitap okuyan bir karakter. Daha sonra doktor Andrey Yefimıç ile tanışır. İkisi arasındaki diyaloglar kitapta ençok dikkat çeken bölümler… Doktor Yefimıç ise; hastanenin kötü şartlarını farkında olan, her şeyin kendiliğinden düzelmesini bekleyen,akla ve gerçeğe önem vermesine rağmen güçlü bir karakter olmadığı için stoacı görüşlere sığınan bir karakter... İvan ile gerçekleştirdiği sohbetlerden sonra ruhsal ve düşünsel değişikliğe uğrayan doktor, zamanla çevresini eleştiren, herkesten farklı düşünmeye başlayan bir karaktere dönüşür. Daha sonrasında çevresindeki toplumsal sorunlar ve insanlar arasındaki iletişimsizlik doktoru tiksindirmeye başlar. Ve böylece doktorun yalnızlaşma süreci başlar. Doktorun kendisine koyduğu teşhis ise kitapta en beğendiğim cümleler arasında:
"... Benim hastalığım, yirmi yıl içinde bütün kasabada tek bir akıllı adam bulabilmemdir. Ama o da bir deli!"
Başından beri deliliği de sorgulatan kitap burada deliliğin aslında ne olmadığı konusunda düşünceleri had safhaya çıkarıyor.

Düşünmenin ve sorgulamanın suç teşkil ettiği toplumlarda, bir şekilde hapsedilmenin yalnızlaştırmanın öyküsüdür bu kitap. Okurken dönemin şartlarını dikkate almadım. Çok ta vakıf değilim… Ama kitabı okurken biraz yazar hakkında fikir sahibi olmak yeterli… Konu evrensel olunca çok ta yabancı hissetmiyorsunuz kendinizi kitaba… Her sayfası önemli, altını çizeceğiniz cümlelerle dolu, kendinizi ve hayatı sorgulatan akıcı ve yalın anlatıma sahip muhteşem bir eser…
72 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Daha önce iki tane oyununu okuyup beğendiğim Anton Pavloviç Çehov'un ilk kez okuduğum uzun öykü kitabı Altıncı Koğuş oldukça beğendiğim bir yapıt oldu. Oldukça kısa ve sürükleyici olduğundan hemen bitti fakat güzel tat bırakıyor gerçekten. Öykü olmasına rağmen bir roman havasında geçen kitapta hiçbir ayrıntı atlanmadan güzel bir biçimde ifade ediliyor. Rus eserlerinde pek çok kez rastladığımız karakter ve mekan incelemeleri burada da mevcut. Dili oldukça anlaşılır ve betimlemelerin güzel olduğunu söyleyebilirim. Okurken hemen ve kolayca gözünüzün önüne geliyor, ortamları yaşatıyor size. Koğuş kelimesini görünce ya hapishane ya da tımarhane hikayesi diye düşündüm ve tımarhane çıktı. Fakat okuduğumuzda iki mekanın birbirine olan benzerliklerini farkediyoruz. Tek farkı birinde doktorlar diğerinde gardiyanlar ziyaret ediyor o kilitli odaları. Hikayeye gelecek olduğumuzda; küçük bir kasabanın oldukça kötü koşullara sahip bir akıl hastanesinde yatmakta olan Ivan Dmitriç adında son derece eğitimli ve takip edilme takıntılı bir hastayla, oldukça iyi bir geçmişe sahip ama hiçbir şeyi umursamayan rahat tavırlı Doktor Andrey Yefimıç arasında geçen muhabbetler ve doktorun yaşadığı ilginç hayatı okuyoruz. Hastanelerde yaşanan rezaletler ve hastalara gösterilen ilgisizlik bir bir karşımıza çıkıyor. Üst tabakadan kimselerin başkalarına tepeden bakmaları, kendi gibi olmayan kimseleri hasta olarak damgalamak ve kendi gibi düşünmeyenlere kendi fikrini dayatma baskısını anlatıyor bize yazar. Andrey Yefimıç'ın normalde etrafınca sevilen, ekonomik açıdan rahat bir insanken nasıl sefil durumlara düştüğü ve düşürüldüğü eserde açıl bir şekilde gözlerimizin önüne geliyor. Bir anlamda tok açın halinden anlamaz durumunu işlemiş Çehov. Oldukça merak uyandıran ve sürükleyici bir anlatım var. Ortam ve kişi tasvirlerini okumak ayrıca güzel. Aslında çıkarılacak önemli dersler var, insan hayatının ne kadar değersiz olduğunu gösteren önemli eserlerden biri. Oldukça beğendiğimi söylemeliyim. Zaten oldukça ince bir kitap fakat dolu dolu olduğunu belirtmek gerekir. Çehov için öyküde uzman diye duymuştum demek yalan değilmiş. Daha fazla bir şey söylemeye gerek yok, alın okuyun kısacası.
72 syf.
·1 günde·9/10
Şu hayatın adaletsizliğine bir türlü alışamıyorum. Benim yaşayıp yaşamamam değil mesele. İnsan olmanın en önemli yanı değil miydi başkalarının duygularına ortak olabilmek? Peki ya başkalarının ne yaşadığını anlayamayanlar insan mı, hatalı üretim mi yoksa? Yahut koşulların getirdiği bir sonuç mu? Nasrettin Hoca diyordu ya "bana doktor değil, eşekten düşen getirin" diye. Bütün o tespitleri gibi bunda da ne kadar haklıymış demeden edemiyor insan. Aslında Çehov'un bu kadar cümleyle anlatmaya çalıştığını özetlemiş tek cümle ile. Zaten bu konular üzerine herkes konuşuyor, herkes yazıyor herkes çiziyor ama gelgelelim iş eyleme dökülünce herkes toz olmuş. Yahut herkes kendine çevirme derdinde. Ruhun yüceliğinden dem vuran ne kadar zavallı ruhlarız esasında.

Ben aslen 'Maupassant tarzı öykü' tutkunu olarak Çehov'dan bu kadar zevk alacağıma ihtimal vermemiştim doğrusu. Arada sırada önüme çıkan öykülerini okumuş olsam da bu kadar ağır bir eleştiri beklemiyordum. Üstelik öyle alttan alta vereyim, bilinçaltına işleyeyim mesajı da yok, doğrudan doğruya insanın yüzüne vuruyor. Bana mı diyor diye düşünüyor insan. Evet bana söylüyor, sana söylüyor , herkese söylüyor. Sen değil misin elindeki telefondan "kadına şiddete hayır!" Diye tweetler atarken kafanı kaldırdığında sokakta şiddet gören kadına acıyarak bakıp geçen yalnızca? Sohbet konularına alçakgönüllüğü, iyi yürekliliği meze edip masaya yaklaşan garsona bağırıp çağıran kim peki? Sokak köpekleri öldürülmesin diye change.org'da imza atıp da sokakta bir deri bir kemik kalmış köpeklere belediye bunları niçin toplamıyor diye söylenen de sen değilsin yani? Ah! Insanlığım ağrıyor. Nasıl desem, bu dünya bize biraz fazla sanki. Deli olanlar kim onu bile bilmiyorum. Deli olmak da değil mesele. Adı ne olursa olsun, ister tımarhane, ister hapishane ister vicdan parmaklığı; içerde hapis olanların hepsi hak ediyor mu cidden orada olmayı? Peki ya dışardaki herkes masum mu cidden? Masum muyuz sahiden?
72 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Pek öykü kitabı okuma alışkanlığım olmamasına rağmen, daha önce nadir olarak okuduğum bir öykü kitabına yaptığım inceleme sırasında, 1K'da değer vererek takip ettiğim bir arkadaşımın önerisiyle bu kitabı aldım ve okudum. Böylece de Anton Cehov'la tanışmış oldum.

Benim okuduğum kitapta ''altı numaralı koğuş'' isimli öyküden başka üç kısa öykü daha vardı. Ama tabii ki en önemlisi kitaba ismini veren ''altı numaralı koğuş'' öyküsü olduğu için, onunla ilgili yazacağım.

Öyküde, Çarlık Rusya'sı döneminde bir taşra kasabasında ve buradaki hastahane de olan olaylar anlatılmaktadır. Orada ki bir doktor ve hastaların, yapılan toplumsal yanlışlıklarla karartılmış hayatlarının, dramatik hikayesi bize aktarılmaktadır. O dönemdeki Rusya'da yaşanan sosyal adaletsizlikler, haksızlıklar, kokuşmuşluk ve içler acısı insan manzaraları . Yazar, bütün bunlara kayıtsız kalındığında insanların başına neler gelebileceği hakkında bizi düşünmeye sevketmektedir.

Yazar hakkında bu kitapta bulunan dört öyküsüne göre bir değerlendirme yaparsak ;
öncelikle müthiş bir yer, zaman, kişi ..vs tanımlamaları var. Bunları çok ayrıntılı ve muhteşem bir şekilde yapıyor. Konular sosyal içerikli olma özelliği taşıyor. Dönemin havasını çok iyi yansıtıyor. Haksızlık ve adaletsizlikleri gözler önüne açık açık seriyor. Döneme ait bir çok konuyu sosyal ve felsefi açıdan değerlendirerek insanlara mesajlar veriyor. Kısaca söylemek gerekirse Anton Cehov, sadece öykü yazmış olmak için değil , içinde bulunduğu dönemi eleştirmek ve kendi halkına doğru yolu göstermek için öykü yazmış görüntüsünü veriyor.

İncelememin başında da yazdığım gibi bu kitap, yazarla tanışma kitabım oldu. Çok beğenerek okudum. Kesinlikle okunmasını da tavsiye ediyorum. Bana gelince ben Anton Cehov'un diğer eserlerini de okuyacağım galiba.
72 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10
Kitabı bitireli aslında epey oluyor, ama hazmedip birkaç kelime edebilmem için biraz zaman gerekti.
Tek kelimeyle 'yıkıcı' bir kitap.
Eğer sizi anlamayan insanlarla aynı evi, mahalleyi, aynı işi yahut aynı ülkeyi paylaştığınızı hissediyorsanız buyurun sonunuzu okuyun! Öyle bir kitap...
Okurken insanın yüreğine erimiş demir yığınları döküyorlar sanki. Kitabı okuyan siz değil okunan siz oluyorsunuz birkaç sayfadan sonra ve o son kahramanın değil sizin başınıza geliyor.
Nasıl olur! Neden? Bana bunu nasıl yaparlar! Nasıl yapabildiniz! Diye etrafa naralar atmak geliyor içinizden.
İçinizde biriktirdiğiniz tüm o anlaşılmazlık, yanlış insanlar için harcadığınız zaman, kendinizi hiçe sayıp başkalarını memnun etmek için yaptıklarınız, sustuklarınız, yuttuklarınız koca bir BEN BUNLARI HAK ETMEDİM! diye bağırarak kopuyor içinizden.
Ben kitabı bitireli epey oluyor dediğim gibi ama hazmetmek de iki çift söz söylemek de çok zor bu kitap için. En kolay olanı ise karar almak.
Bu kitabı bitirdikten sonra kalan son gücünüzü kendinize harcamak için hayatınızda yeni kararlar alacağınızdan, yeni bir sayfayı çok kolay açacağınızdan "hayır önce ben!" diyeceğinizden ve bu zamana kadarki tüm lüzumsuz fedakârlıklardan ötürü kendinizden özür dileyeceğinizden eminim.
Neden eminim, çünkü sonunuz öyle olsun istemeyeceksiniz. Çünkü o sona çok yaklaştığınızı ve eğer şimdi de bu kararları almaz, o lüzumsuz insanları hayatınızdan bir çırpıda çıkarmaz, hak ettikleri sözleri nezaketi bir kenara bırakıp yüzlerine tek bir nefeste saymazsanız, yutmaya devam ederseniz, köprüden önceki son çıkışı kaçıracağınızı ve o sonu artık hak etmek durumunda kalacağınızı ve kendinizden başkasını artık suçlayamayacağınızı öngöreceksiniz.
Eminim!
72 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
"Bu Ruslar Neler Yazıyor Be! " de bu hafta

Anton Çehov ismiyle bu kitapta tanıştığım için kısaca Anton Çehov'dan da bahsedeceğim.

19. yüzyılın büyük tiyatro ve durum öyküsü yazarı olan "Anton Pavloviç Çehov" lisede Yunan ve Latin klasiklerini temel alan bir eğitim gördü. Moskova'da tıp okudu ve fakülteyi bitirip doktor oldu. Hayatı boyunca da bir çok kısa öykü ve tiyatro eseri yazdı. Tuco Herrera hocamın da dediği gibi adam dış görünüş olarak Sergen Yalçın'ın KAYIP İKİZİ. Belki de Sergen Yalçın, Anton Çehov'un soyundan geliyor olabilir.

Bir kasabadaki sefil durumdaki akıl hastanesinde geçen bu öyküde, eğitimli bir hasta (bana göre üstün zekalı) olan İvan Dmitriç ile doktoru Andrey Yefimıç arasındaki felsefi karşıtlığı anlatılıyor. İvan Dmitriç haksızlığın, adaletsizliğin ve kendisine uygulanan hapsine bir sessiz haykırışı iken Andrey Yefimıç ise ilk başlarda bu haykırışa karşı çıkan ancak sonrasında İvan Dmitriç'e destek veren bir kişiliktir. Akılsız bir kasabada, iki akıllının hapsidir anlatılan. Sonuçları da ertelenemez bir kaosla bitiyor.

Anton Çehov'un aldığı eğitimler bu kitapta karşımıza çıkıyor. Aralarda Yunan felsefesine de değiniyor. Ancak öykü olmasından dolayı dili sade ve anlaşılır. 72 sayfa olmasına rağmen 1 megaton tutabilecek bir eser. Ama öyle "Ben bir saatte hemencecik bitiririm." demeyin. Yavaş yavaş okuyun gerçekten çok yoğun ve felsefi bir eser.
72 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
Bir durum hikâyesi yazarı olan Anton Çehov’un okuduğum ilk kitabıdır Altıncı Koğuş. İlk defa bu sene tanıştım Çehov’la. Dilini, üslubunu beğendiğim önemli bir yazar oldu özellikle okuduğum eserinden sonra.

Kitabımız bir Rus kasabasında geçiyor. Bu kasabının kendine ait küçük hastanesinde. O küçük hastanedeki Altıncı Koğuşta bulunan akıl hastalarıyla. Koğuştaki beş kişiyle. Özellikle İvan ile. (üzerimde hâlâ Nazan Bekiroğlu esintileri var :D)

Bir de doktorumuz var. Bir din adamı olmak istediği halde babasının zoruyla doktor olan doktorumuz. Babasının isteği üzerine doktor olduğu için halinden pek de memnun olmayan doktor. Kasabadaki bu kötü hastanede doktorluk yapan Andrey Yefimıç.

Biraz spoiler var buradaa:

Önemli karakterler bu ikisi. Bu ikisi bir gün Altıncı Koğuş ’da karşılaşırlar ve sonra doktor İvan’a karşı bir yakınlık hisseder. Üniversite görmüş İvan’ın görüşleri, söylemleri onu etkiler. Sonra bir de Mihail Averyanıç var. Postane müdürü ve doktorun yakın arkadaşı Mihail. Yine Mihail, doktorun hastaneye yatmasına göz yuman…

Kitaptaki en sevdiğim bölümler doktorla İvan’ın konuşmaları oldu. İvan’ın bazı sözlerinde, kendimi buldum. Özellikle "Doya doya, delicesine yaşamak istiyorum ben!" diye haykırması bana İvan ile benim ortak bir yönümüz olduğunu düşündürttü. İvan bir akıl hastanesinde bir mahkûm gibiydi, ben ise kendi yaşamımda hiçbir şey yapamayan özgür bir mahkûm. Tüm bunlardan sonra tekrar belirtmeliyim ki bu kitap gerçekten iyi ki okudum dediğim kitaplardan biri oldu benim için. Eserle tanışmamı sağladığınız için sizlere teşekkürlerimi sunuyorum :))
72 syf.
·6 günde·Beğendi·8/10
Anton Çehov'un bulunduğu ortamda değiştiremediği veya değiştirmek için gayret göstermediği olumsuzlukların zamanı gelende kendisini o sistem içersinde nasıl erittiğini gayet güzel bir dille anlatmış.bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın mantığının ne kadar yanlış olduğunu ve o yılanın zamanla kendine de dokunacağının en güzel tahlili.
''Bence kitaplar notaya,sohbet ise şarkı söylemeye benziyor.''
''İnsanın huzuru ve memnuniyeti dışarıda değil,içindedir.''
“...eğer ölüm herkes için olağan ve meşru bir sondan ibaretse insanların ölmelerine engel olmak niye?
“Tek bildiğim, Tanrı’nın beni sıcak kandan ve sinirden yarattığıdır...Acıya karşı bağırarak, gözyaşlarıyla cevap veririm. Yapılan alçaklıklara öfkeyle, iğrençliklere ise tiksinti duyarak tepki gösteririm. Bana göre bu hayatın ta kendisidir. Bir canlı ne kadar basitse o kadar az duyarlıdır ve uyarılara karşı daha zayıf karşılık verir. Ne kadar gelişmişse, gerçekliğe karşı daha fazla duyarlıdır ve daha enerjik biçimde tepki verir. Bunu nasıl bilmezsiniz? Doktorsunuz ama böyle temel şeylerden haberiniz yok!”
''Acıyı küçümsersiniz,ama parmağınızı kapıya sıkıştırdığınız zaman en yüksek perdeden inlersiniz!''
68 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Altıncı Koğuş, Hakan hocamın başlattığı etkinlik sayesinde okuduğum ilk Anton Çehov kitabı.

YAZININ BU KISMI KİTAP HAKKINDA İPUCU İÇEREBİLİR!


Kitap ilk başta Altıncı Koğuşun betimlenmesiyle başlıyor. Ne betimleme ama! Daha sonra içindeki hastalardan birkaçının nasıl Altınca Koğuşa geldiğinden bahsediyor. Doktor Andrey Yefimıç ve hasta olan İvan Dmitriç'in felsefi konuşmasına odaklanıyor kitap. Oldukça felsefik konuşmalar yapan İcan Dmitriç, doktor Andrey Yefimıç'in dikkatini çekiyor ve bu konuşmalar bir süre devam ediyor. Doktorun arkadaşı olan Mihail Averyanıç bu konuşmalardan dolayı onun akıl sağlığından şüphe etmeye başlar ve onu yurt dışına çıkarır. Bu seyahatinde tek dostu olan Mihail Averyanıç'a karşı bakış açısı değişir doktorun ve ondan iyice soğumaya başlar. Kasabaya döndüklerinde ise doktoru Altıncı Koğuşa yatırırlar ve orada Andrey Yefimıç orada can verir.

Bu felsefik ve eleştirel dille yazılmış kitap beni çok etkiledi. Kısa ama etkili bir eser. Betimlemeleri çok güzeldi. Ben beğenerek okudum ve herkese tavsiye ederim. Keyifli okumalar.
72 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Birbirinden ayrı , tamamen ayrı ve aslında toplumun temel çatışmalarından birini konu alarak bunu iki karakterin cümleleri ile bize aktaran muhteşem kitap.Anlatım dillere destan olmak ile beraber acı nedir ve insan acı ile ne yapmalıdır gibi büyük bir soruya sadece 68 sayfada tokat gibi yanıt veren Çehov bir başyapıt çıkarmıştır kuşkusuz. Okumakta bu kadar geç kaldığım için gerçekten hüzünlendim. Okuyunuz , okutturunuz.
Doktor kızdırdın bizi.Sonra düşündürdün ve en sonunda da yaraladın bizi.
Rusya gerçekten korkunç bir ülkedir.Özellikle hastaneleri hala 21. yy.'da bile rezalet haldedir. Gözümün önüne oradaki o korkunç tıbbi koşulların olduğu hastaneler geledursun bir kapik versene cümlesini her okuduğumda gözlerim doldu.
Çizilen insan portreleri o kadar güzeldi ki.Öykülerine birkaç cümle ile tanık olup da etkilenmemenin elde olmadığı o kadar güzel karakterler vardı ki...
Ne söylesek tarifsiz kalır.Her okuduğum kitaptan sonra bir çıkarım yaparım ben.
Acıyı sevmek lazım , ama önce acıyı bilmek lazım. Bu kitaptan da işte bunu çıkardım ben.
“…ama yeni bir hayatın şafağındayız, doğruluk ve adalet galip gelecek ve o zaman sıra biz ezilmişlere gelecek! Ben bunu görecek kadar yaşamayacağım, ölüp gideceğim, ama bazılarının torunlarının torunları görecek o günleri. Onları bütün kalbimle selamlıyorum ve onlarla birlikte mutluluk duyuyorum! İleri!”
Isırgan otunun bir yerinizi dalamasından korkmuyorsanız, paviyona giden dar yoldan birlikte yürüyelim, içeri şöyle bir göz atalım.
Anton Çehov
Sayfa 5 - Yankı Yayınları - 1966
Altıncı Koğuşta yatanlardan yalnız onun, koğuştan h a ttâ hastane avlusundan çıkmasına izin vardı. Besbelli bu imtiyazı hastanenin demirbaşı, uslu, zararsız bir deli ve şehrin soytarısı olduğu için kazanmıştı.
Anton Çehov
Sayfa 8 - Yankı Yayınları - 1966
Çılgınca sıraladığı sözleri kâğıda aktarmak güç. Nelerden bahsetmez : insanların alçaklığından, gerçeği çiğneyen zorbalıktan, zamanla yeryüzüne gelecek yepyeni, güzel bir hayattan; zulüm ve duygusuzluğu her an hatırlatan demir pencere parmaklığından... Tıpkı eski ama henüz sönmemiş şarkılardan kesik, kopuk bir potpuriye benzerdi Gromov’un konuşmaları.
Anton Çehov
Sayfa 10 - Yankı Yayınları - 1966
Zilin, kapının her çalmışında ürperiyor, ev sahibesine gelen her yabancı ona ecel terleri
döktürüyordu.
Anton Çehov
Sayfa 16 - Yankı Yayınları - 1966
Bir yıl geçti. Gromov şehirde tamamiyle unutuldu, ev sahibesinin sundurmasındaki kızağa yığılı kitaplarını sokak çocukları çekip çekip götürdüler.
Anton Çehov
Sayfa 19 - Yankı Yayınları - 1966

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Altıncı Koğuş
Baskı tarihi:
1982
Sayfa sayısı:
152
Format:
Karton kapak
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Adam Yayınları

Kitabı okuyanlar 2.124 okur

  • ismail abdullah
  • Sezer Kaya
  • C Atalay
  • Ulaş Sari
  • Merve
  • Hüseyin Molla
  • ironik
  • Murat Bölükbaşı
  • Burcu Ünlü
  • Nur

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0.1 (1)
9
%0.3 (3)
8
%0.1 (1)
7
%0.1 (1)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları