Adı:
Altıncı Koğuş
Baskı tarihi:
Ekim 2020
Sayfa sayısı:
96
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786051723907
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yordam Edebiyat
Büyük usta Çehov’un kaleminden Altıncı Koğuş, ilk yayınlandığında muazzam bir etki yarattı; olayların geçtiği taşra hastanesinde akıl hastalarının kapatıldığı koğuş, Çarlık Rusyasının bir alegorisi olarak değerlendirildi. Altıncı Koğuş’u okuyup bitirdikten sonra “kendimi o koğuşa kapatılmış gibi hissettim” diyen Lenin, hikâyenin kendisini bir devrimci yaptığını söylüyordu.

Felsefi tartışmalar etrafında dönen Altıncı Koğuş, hırsızlık ve adaletsizlikle mücadele etmek yerine onlara göz yummayı seçen aydınlara çarpıcı eleştiriler getiriyor. Tartışmanın bir tarafında entelektüel seviyesi yüksek bir akıl hastası yer alırken, diğer tarafında, kayıtsızlığına Stoacı bir kılıf geçiren, koğuşun içinde ya da dışında olmanın bir önemi olmadığını, zira acı çekmenin zihinsel olduğunu savunan bir hekim var.

Altıncı Koğuş, etkisinden uzun süre kurtulamayacağınız olağanüstü bir anlatı. Hasan Âli Ediz’in güzel Türkçesi ile...
72 syf.
·8 günde·8/10
Hasta Gramov ile doktor Andrey arasında geçen Rus klasiklerinden olan Çehov'un yazdığı bu eseri, bir tuğla ustası gibi tek tek örmüş resmen. İçinde müthiş tahliller olan Sayfa sayısı olarak gayet az ama muhtevası yüksek olan eser bir solukta okunabiliyor. Kitap hakkında Lenin kitabı okuduktan sonra "kendimi altıncı koğuşa kapanmış hissettim" dediği rivayet edilir. Bir hasta ile doktor arasındaki hak hukuk tartışmaları size günübirlik güzel bir aktivite olacaktır.

Keyifli okumalar diler, böyle güzel bir mecrayı bizlere sunduğu için 1K ekibine teşekkür ederim.
72 syf.
·2 günde·Beğendi
Rus Klasikleri= Dostoyevski
Hikaye= Çehov

Neredeyim ben? Burası neresi? Evime, evime gitmek istiyorum!

Bir taşra kasabasında bulunan bir akıl hastanesinde geçen bir olayı, bir söyleyişi, bir çatışmayı anlatmaktadır. Hastanede bulunan eğitimli İvan Dmitriç ile doktor Andrey Yefimıç ile arasnda geçen felsefi konuşmalar daha kitabı elinize alır almaz sizi içine çekecektir. İvan Dmitriç hastanede maruz kaldığı adaletsizlik ve koşullara şiddetle karşı çıkan biridir. Ancak Andrey Yefimiç bunları görmezden gelir.

Kitap hakkında birkaç şey yazacağım.

Bakın! Bir kitapta olmazsa olmaz, görseldir. Bir yemeği düşünün, onu görmeden kokusundan iyi olduğuna kanaat getirebilirsiniz, uzaktan bakınca onun sunumuna dikkat edersiniz ve önünüze gelince de görseline. Aslında siz yemeği henüz tatmadınız! Kitap kapağı o kadar can alıcı ki, bırakın ilgili olmayı, hiç alakasız bile olsanız mutlaka ilginizi çekecek türden. Kitap öyle bir şey ki, okurken 'Altıncı koğuş' ta olduğunuzu ve İvan Dmitriç'in konuşmalarını tekrar ediyorsunuz, hissediyorsunuz, haykırıyor, çığlık atıyorsunuz. Ben bir kitabı almadan önce çok iyi araştırma yaparım, bakın internette gezinirken, şöyle bir şey çıktı: ''Lenin kitabı okuduktan sonra dehşete kapıldığı, bir süre kendine gelemediği ve “Kendimi Alıncı Koğuş’a kapatılmış gibi hissettim” dediğini okudum.

Kitabın kahramanı şüphesi İvan Dmitriç'tir. İvan Dmitriç'i hiç kuşkusuz Suç ve Ceza kitabında yer alan kahramanımız 'Raskolnikov' ile karşılaştırdım. O kadar çok benzer özellikler var ki... haksızlığa gelememe, toplumdan nefret etme, insanlardan uzak durma, ikilem, duygusal baskı, adaletsizliğe karşı haykırış...

Kitaptan birkaç şey yazmak gerekirse;


''Evet, hastayım. Halbuki düzünelerce, yüzlerce deli serbest olarak dışarıda dolaşıyor; çünkü sizin cahaletiniz onları sağlam insanlardan ayırd edebilecek bir kudrette değildir.''

İvan Dmitriç'in felsefi anlayışına ne denebilir ki, bir şey, en ufak bir şey? Hayır mı?

Rusya'nın sorunlarını anlattığı bu kitabı okumanız gerektiğini düşünüyorum. Zamanın adaletsizliğini ön plana çıkaran Çehov, dönemin vurdum duymazlığını ve halkın sorunlarını görmezden gelerek bir kenara itip onları uzaktan izlemeye yeltendiğini açıkça vurgulaması olağandışıydı.

''Bu dünyada tımarhaneleri ziyaret etmek heveslisi insanlar da pek azdır.''

Eğer mümkünse bir gün ziyaret edin; inanın sandığınız kadar korkutucu bir yer değil. Çünkü deli olan onlar değil, sizlersiniz!

https://www.youtube.com/watch?v=mmCnQDUSO4I (Dinlemek isterseniz eğer, arşivden :) )

Keyifli okumalar.
72 syf.
Çehovla tanıştığım ve okuduğum onun ilk kitabı. İtiraf ediyorum; evet bu kitabın ince olması beni kendine çekmişti. Hani şöyle değişik ve çok sıkmayan kısa soluklu bir kitap okuyayım dedim ve Altıncı Koğuşu elime aldım. Evet kitap oldukça ince ve çabuk bitiyor ama kitabın bende bıraktığı etki gerçekten çok büyük. Bu kadar az sayfaya bunca anlam nasıl böyle muhteşem ve etkileyici bir şekilde yüklenebilir ki...
İki doktor arasındaki felsefi konuşmalar gerçekten çok hoşuma gitti.

Kitaptan oldukça çok alıntı paylaştım çünkü bu kitabın sizlerin dedi dikkatini çekmesini istedim.
"Tımarhane ziyaret etmeyi seven de pek bulunmuyor."
"Önyargılar, gündelik yaşantımızdaki bütün bu pislik ve iğrençlikler gereklidir, çünkü bunlar gübrenin kara toprağa dönüşmesi gibi zamanla faydalı bir şeye dönüşür. Kökeninde pislik barındırmayan iyi bir şey dünya üzerinde bugüne kadar görülmemiştir. "
" Gerçi elimizin altında kitaplar var, ama bu canlı bir sohbetin, karşılıklı ilişkinin yerini tutmuyor. Çok da doğru olmayan bir kıyaslama yapmama müsaade edecek olursanız, bence kitaplar notaya, sohbet ise şarkı söylemeye benziyor. "
Kitapta hoşuma giden o kadar çok cümle var ki; sadece yukarıda paylaştığım bu alıntılar bile kitabın kalitesi hakkında fikir sahibi olmanızı sağlayacaktır. Kesinlikle herkesin kütüphanesinde olması ve defalarca okunabilecek bir kitap.
68 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10·
Çehov' un bendeki yeri ayrı. O öykülerini bile tiyatral sunar okuyucusuna. Eserlerinin her birinde felsefik bir alt yapı bulunur. İzleyicisini (öyküler dahil) düşündürmekten zevk alır. Nihai bir sonuca varmaya çalışmak yerine (mutlu son, mutsuz son gibi) anlam derinliğiyle kapıyı açık bırakır. Bu kapıyı açık bırakmasının sebebi de izleyicinin kafasını içeri sokmasını beklemesidir. Yani sanat emek ister, derken eseri okuyan veya izleyenin de emek harcamasını ister. Yani net bilgiyi vermek yerine ucu açık sorularla izlencin çeşitlenmesine fırsat verir Çehov. Uzun uzadıya tasvirleriyle sıkmaz sizi fakat karakterlerin alegorsini yapmadan da geçemez.

Altıncı koğuş bir nevi Deliliğe Övgü ' dür aslında. Normal' in çileden çıktığı bir dönemde Anormalin empatisini yaptırmış bu eserde. Sahi delilik neydi? Hızla akan hayatı hiç ölmeyecekmişcesine yaşamak; tüketim çılgınlığı, sosyal çürümüşlük, bireysellik adı altında yaşanılan yozlaşma, günden güne insanın hareketsizleşmesi (otomatik popo temizleme zırzavatı v. s.), anlamadan dinleme ya da cevap vermek üzere dinleme, sosyal medya, saçmalama üzerine fahri ünvan verilecek challange' lar, mafyaların küreselleşen dünyaya ayak uydurarak yutıbır diss' leri falan filan. Bu böyle uzar gider...

Sanıyorum ki delilik küreselleşmediğine göre (anormalliğin normalleşmesi) en azından küçük bir saygıyı hak ediyorlar gibi geliyor bana.

Allah aşkına okuyun, okutun. (:
Ben yatar
72 syf.
Şarkıyı şuraya linkliyorum!!!
https://m.youtube.com/watch?v=lwSdV3OG6Ks

Çehov sen ne yapıyorsun Anton Çehov 68 sayfalık kitapla beni yerle bir ettin, iki saatlik işi vardı bu kitabın bir günlük değil... Ruslar yazmayı biliyor. Gerçekten yazarken ne düşündüklerini bilmek isterdim.

Çehov tarzı öykü kavramını hep duyuyordum ama hiç bu Anton Çehov kim diye düşünmemiştim. Kendi alanımı okumaktan böyle lüksüm olmamıştı. Her neyse önümüzdeki üç ay işsizlik grubuna dahil olduğum için bol bol kitap okumaya kararlıyım.

Betimlemelerle başlayan bir kitap hadi diyorsun içine gir ve gez bu kitabın. Arada gözümü kapatıyorum bir mekanı hayal etmek ve ona göre kitabı okumak acayip zevklidir. Arada mekanın dekorunu kendinize göre değiştirmeyi unutmayın. Altıncı Koğuş ne dedim ve açıkçası hapishane olarak düşünmüştüm. Akıl hastanesiymiş, deliler koğuşu:))

Kişileri tek tek tanıtmak neyin nesi? Ben böyle tarif görmedim. Bakınız: bozkırdaki çoban köpeklerini andıran sarkık kaşları. Gel de okuma şimdi!!

Bu koğuşun sakinleri sıradan deliler değil...
Bakınız: "Her türlü zorbalığın toplum tarafından makul ve yerinde bir gereklilik olarak karşılandığı, beraat kararı gibi her türlü merhamet göstergesinin toplumda tatminsizlik ve intikam duyguları uyandırdığı bir dünyada adaleti düşünmek gülünç değil mi?"

Zorbalığı normalleştirmek ve insanın kendi içindeki o parmaklıkları kıramadığı bir dünyada adaleti hangi yöne baksak hep eksik ve yarım bulacağız. Çünkü toplum sürü psikolojisine bağlıdır onların arasında onlar gibi olmadığı sürece soyutlanmış ve altıncı koğuşa yollanmış olacaktır. Bütün gücünüzle içinizde ki o parmaklıkları sarssanız bile toplumun daha güçlü olduğunu bir kez daha anlamaktan başka hiçbir şeyin değişmediğini tekrar öğrenmiş olursunuz. En tehlikeli şey insanın kendi zincirlerini kıramamasıdır. İnsanın başıma gelmez dediği her şeyi yaşamasına neden olan en güçlü şey Sürü Psikolojidir. Delilik içinde akıllılık ararsınız.

Korkunç olan şey sizin içinize düştüğünüz durum değil sizi buna alıştıracak kadar kuvvetli olmalarıdır. Herkes sıradandır sıradan olmadığını farkettiği ana kadar. O an işte aklınızın başına geldiği, aslında dışarıda gezenlerin içeride yaşayanlardan daha deli olduğunu farkettiğiniz andır!!

Önyargılar olmasa, akla ve doğruluğa aşırı önem verilse, dürüstlük dünyanın her yanına dağılsa, inanç dolu bir hayat yaşamak için o kadar kolay bulunan bir şey olsa, akıl herkes tarafından kullanılabilse içimizdeki koğuşların yıkımı altına bir dinamit koyup havaya uçurularak kadar kolay olsa bu dünyanın adaleti gülünç bulması ve insanların kendini kendi zihinlerine kapatması asla mümkün olmazdı. O zaman ölüm bir gerçeklik olarak kabul edilebilir miydi?

Edilemezdi... Fikirler, düşünceler, duygular, yaşayışlar hep canlı ve sonsuza kadar canlı kalabilirdi.

İnsan kusursuz olmak için güllük gülistanlık bir yaşamı asla tercih etmez çünkü acı çektikce olgunlaştığını, yaraları tedavi ettikçe işe yarar olduğunu, birinin üzerinde zorbalık ve hakimiyet kurarak varoluşunu tatmin ettiğini, adaletin iplerinin ancak kendi elinde olduğunu bilerek kusursuz olduğunu düşünür. İşte BUDALALIK!!

Mantığa bürünmek insanın doğasında var?? Yaşadığı şeylerin ancak ve ancak bir Tanrı'nın suçu olduğunu söylemek, kendi sorumluluk ve bilincini bir başka maddeye yüklemek, yaptıklarının altında bilncinin değil başkalarının etkisi olduğunu düşünmek ve vicdanın o rahatsız edici varlığını inkar etmek ancak ve ancak aklını kullanmayan insanın eseridir.

Eğitimli olmak, belirli sıfatlarla tanımlanmak, ahlaklı olmak, namuslu olmak, aç olmak, tok olmak, hayırsever olmak vs. delirmemek için bir sebep değildir. Hepimiz içimizden derin bir nefes alıp verelim ve herkes muhakkak biraz delirmek üzerine inşa etmiştir bilincini:)))

Ve bu bilinç varlığının anlamını öğrenmek, bilmek ister doğasında vardır. Hayat bu bilme olayının en büyük tuzağıdır. O tuzağa bir kere düşen insan eskisi gibi olamaz artık. Sorgulamak insana rahatsızlık verir. Bu kadar muazzam incelikleri ile yaratılmış insam neden ölümsüz değil? Beynin her kıvrımk, en küçük noktası bile vücudumuzu, bilincimizi, algılarımızı ve işleyişimizi kusursuz bir şekilde devam ettirirken:) Maddenin Dönüşümü.. Cevap bu kadar basit olamaz, böyle bir cevabı kabul etmek aptallık bile olamaz, insanın aptallığında bile bir bilinç vardır!! Kitaba bakınız çok detaylı yazarsam akşam olur:))

Yolda yürüdüğümüz zaman, toplum içine girdiğimiz zaman, insanlarla etkileşim kurduğumuz zaman hangisinin deli olduğunu, iyi-kötü olduğunu bile bilecek kadar üstün güçlerimiz yok ama CEHALETİMİZ var akıl hastanelerinde yaşayanlara DELİ dışarıdaki DELİLERE akıllı yaftasını yapıştıracak kadar CAHİL CESARETine sahibiz:)) sen, ben veya o fark etmez.!!

İyiyi kötüyü, deliyi akıllıyı kendimizde bulmalıyız çünkü hayvandan bizi ayıran en temel özelliğimiz AKIL yetilerimizdir:))

Bir şeyi düşünmek onu yaşamaya ve oluşumuna temel hazırlamaya neden olur yani yaşadıktan sonra düşünmemiz olanaklı mı?? Ağrıyı, acıyı düşündüğümüz için hissediyoruz ya hissedemeyenler?? Dere kenarında ot, ağaçta yaprak, tarlada taş farkınız ne??

Siz sanıyorsunuz ki; deliler doğuştan deli. Sanıyorsunuz ki; olmayız deli!!!

Bakınız: "Acıyı küçümsersiniz, ama parmağınızı kapıya sıkıştırdığınız vakit en yüksek perdeden inlersiniz!!"

Sanıyorsunuz ki tecavüz, adaletsizlik, istismar sadece haberlerde okunur bizim kıyımızda, yaşamımızda uğrak bir noktası yok!! Sesini çıkarmayanların yerine çığlık atanlar Delidir ama Akıllılara göre:))

İnsanlar(sürü psikolojisi) sizi olmadığınız bir şeye ikna edecek hem de çok çabuk o koğuşa bir sakini olarak siz de gideceksiniz sesini çıkarmayan Akıllıların yerine bağıran Deliler için, bir zamanlar sesinizi çıkarmadığınız için!!!

Çehov'a saygılarımla...
68 syf.
·3 günde·10/10
Andrey’in “Benim hastalığım, yirmi yıl içinde bütün kasabada tek bir akıllı adam bulabilmemdir. Ama o da bir deli!” sözü bu hikayenin tek başına özeti aslında.

Kitap, bir akıl hastanesi doktoru olan Andrey Yefimiç ve hastası İvan Dmitriç arasındaki çatışmayı konu ediniyor.
Kendilerine yapılan saygısızlığı, adaletsizliği, aydınlıktan yoksun olduklarını belirttiği doktoru tüm haksızlara göz yumuyor, tabiri caizse tıpış tıpış her koşulda haksızlığa imzasını atıyor.
Aralarındaki felsefi ve keskin sohbetten sonra olanlar oluyor...
Zihinsel sorgulamanın dibini yapıyor doktorumuz, sorguladıkça balkaldırıyor, başkaldırdıkça ‘deli’ konumuna sokuluyor.


Hem çok kızdığım hem de sonunda beni bir miktar hüzünlendiren bir karakterdi Andrey, aklı ve deliliği onun gibi ben de sorguladım, sorgulamaya devam edeceğim.
Kesinlikle iki kere okunulması ve okutulması gereken muazzam kitaplardan, bir çırpıda okunup rafa kaldırmayın, okuyun ve düşünün, zaten Çehov bunu istiyor...
68 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
İlk okuduğum Anton Çehov kitabı olması dolayısıyla diline biraz yabancı kaldığım doğru olmakla birlikte Çehov'un kalemini çok sevdim. Altıncı Koğuş bana direkt olarak beni hatırlattı. Aslında beni, bizi, hepimizi. Bir çoğumuzun muzdarip olduğu meseleleri ele alan bu kitap başlarda gri, soğuk ve kasvetli gelse de diyaloglar ilerledikçe kitap bana çok güzelleşti.

Bir çoğumuz kendimize göre sohbet edecek bir insan bulamamaktan yakınırız. Herkesin zevkleri, ilgi alanları başka başkadır evet ama yine bir ortak nokta bulunabilir. Ortak noktanın bulunamadığı bir şey var ki o da zekadır. Aptal bir insandan zekice bir tartışma bekleyemezsiniz, ortak bir noktanız olsun olmasın aynı seviyede sohbet edemezsiniz. Siz ona elmayı ısırarak yeme dişin acır dersiniz, tamam der ama gider armutu ısırarak yer. Sonrasında da size "sen bana elmayı ısırarak yeme dedin armutu değil" der. Oysa mevzu elma değil, dişinin acımasıdır. Anlatamazsınız. Ben bu gibi durumlarda önce çabalar sonra çabamın beyhude olduğunu görünce kendi kabuğuma çekilirim. Amiyane tabirle o hıyardan bana cacık olmaz der, aynada kendimle konuşurum daha iyi. İşte doktor Andrey de böyle bir insan. Çoğu insanı sığ bulup hayatına pek kişi almıyor ama derken karşılaştığı pek sevgili hastası deli ama zeki adam İvan... Bütün zekilerden zeki olan deli.

Bu kısacık kitaptaki hasta doktor arasındaki konuşmalar benim için çok etkileyiciydi. Hele de doktorun, hastasının deli ama aslında çok zeki olduğunu fark ettiği an yaşadığı coşkuyu bizzat yaşadım. Ben kitabın özellikle ikinci yarısını hissederek okudum, çokça beğendim. Okurken hissettiğim sanki İvan da benim, Andrey de... O kadar alışmışım ki kendi kendime konuşmaya, bu bile normal geldi. Aslına bakarsanız bu kitaptan sonra herhangi bir tımarhaneyi gidip ziyaret edesim var. Ben bir İvan, bir Andrey bulamam muhtemelen ama malum kitapta olduğu gibi, gitmişken beni de misafir ederler belki.

Tavsiye ediyorum, bu novella'yı okuduğunuza pişman olmayacaksınız.
68 syf.
·3 günde·Beğendi·7/10
Anton Çehov'un 1892 Kasımında yayımlanan novellası.

Rusya’nın fakir bir kasabasında akıl hastanesinde yatan ve eğitimli bir hasta olan İvan Dmitriç ile Doktor Andrey Yefimıç arasındaki felsefi çatışma...

İvan Dmitriç maruz kaldığı adaletsizliğe, içinde yaşamaya zorlandığı berbat koşullara karşı çıkarken, özünde iyi bir insan olan Andrey Yefimıç bunları görmezden gelmekte ısrar eder ve durumu değiştirmek için kılını bile kıpırdatmaz. Sonunda içine düştüğü felsefi yanılgının farkına vardığında ise artık çok geçtir.

İnsan topluluğu tekdüzeliğe, toplum tarafından bize dayatılana, bencilliğe, duyarsızlığa ve kayıtsızlığa o kadar alışmış ki tam tersini yapan bir insan görünce hastalıklı ve anormal olarak adlandırılıyor. Binlerce insanın içinde bir kişi farklı olsa, belki sadece o kişi doğru olsa bile, maalesef sorunlu olarak mimleniyor. Kitap bize şu soruyu soruyor; akıl hastası olanlar aslında kim?

Çehov, ustalıkla yarattığı bu atmosferle yine bizi öykünün içine çekmeyi başarıyor...
68 syf.
·3 günde·Beğendi·Puan vermedi
Kitapları genelde sona ulaşmamak için sindire sindire okurum çünkü sona ulaştığım an o kitapla tanışıklığımız biter gibi hissederim. Bu kitap hakkında söyleyeceğim tek şey: "Empati denen duygu ne kadar güçlü olsa da içinizde, gerçekten yaşamadan empati sadece içinizde bir duygu olarak kalır."
72 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
"Bu Ruslar Neler Yazıyor Be! " de bu hafta

Anton Çehov ismiyle bu kitapta tanıştığım için kısaca Anton Çehov'dan da bahsedeceğim.

19. yüzyılın büyük tiyatro ve durum öyküsü yazarı olan "Anton Pavloviç Çehov" lisede Yunan ve Latin klasiklerini temel alan bir eğitim gördü. Moskova'da tıp okudu ve fakülteyi bitirip doktor oldu. Hayatı boyunca da bir çok kısa öykü ve tiyatro eseri yazdı. Tuco Herrera hocamın da dediği gibi adam dış görünüş olarak Sergen Yalçın'ın KAYIP İKİZİ. Belki de Sergen Yalçın, Anton Çehov'un soyundan geliyor olabilir.

Bir kasabadaki sefil durumdaki akıl hastanesinde geçen bu öyküde, eğitimli bir hasta (bana göre üstün zekalı) olan İvan Dmitriç ile doktoru Andrey Yefimıç arasındaki felsefi karşıtlığı anlatılıyor. İvan Dmitriç haksızlığın, adaletsizliğin ve kendisine uygulanan hapsine bir sessiz haykırışı iken Andrey Yefimıç ise ilk başlarda bu haykırışa karşı çıkan ancak sonrasında İvan Dmitriç'e destek veren bir kişiliktir. Akılsız bir kasabada, iki akıllının hapsidir anlatılan. Sonuçları da ertelenemez bir kaosla bitiyor.

Anton Çehov'un aldığı eğitimler bu kitapta karşımıza çıkıyor. Aralarda Yunan felsefesine de değiniyor. Ancak öykü olmasından dolayı dili sade ve anlaşılır. 72 sayfa olmasına rağmen 1 megaton tutabilecek bir eser. Ama öyle "Ben bir saatte hemencecik bitiririm." demeyin. Yavaş yavaş okuyun gerçekten çok yoğun ve felsefi bir eser.
88 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10
Yazarın okuduğum ilk kitabıydı.

Kısacık olması dolayısıyla hemen bitiririm desem de içinde barındırdıkları buna izin vermedi. Üzerinde durup düşünülecek onlarca cümle olan bu eser; taşra kasabasındaki bir akıl hastanesinde doktor olan Andrey Yefimiç ile hastası olan Ivan Dimitriç ile olan diyaloglarını konu ediyor. Doktor kasabada yeterince zeki insan olamaması düşüncesi sonucunda hastasıyla sohbete başlıyor.
Hasta hastanedeki yolsuzluklardan, hilelerden, adaletsizliklerden şikayetini dile getiriyor, doktorumuz bunlara göz yumduğu için kendini suçlu hissediyor ama elinden bir şey gelmiyor. Aklı başına kendini de altıncı koğuşta hasta olarak bulması sonucu geliyor, ama ne fayda.
Akıcı dili olan ve ustaca betimlemeleri barındıran kitap sizi kendine bağlıyor, keyifli okumalar :)
"Elimizin altında kitaplar var ama bu canlı bir sohbetin, karşılıklı ilişkinin yerini tutmuyor."

Bence kitaplar notaya, sohbet ise şarkı söylemeye benziyor.
Anton Çehov
Sayfa 22 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları 5.Basım
— İnsanın huzuru dışarıda değil, içindedir.

+ Nasıl yani?

— Sıradan bir insan iyiyi, kötüyü dışarıdan bekler. Düşünen bir insan ise kendinde bulur.
Anton Çehov
Sayfa 37 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları 5.Basım
İnsanın huzuru dışarıda değil, içindedir.

Nasıl yani?

Sıradan bir insan iyiyi, kötüyü dışarıdan bekler. Düşünen bir insan ise kendinde bulur.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Altıncı Koğuş
Baskı tarihi:
Ekim 2020
Sayfa sayısı:
96
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786051723907
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yordam Edebiyat
Büyük usta Çehov’un kaleminden Altıncı Koğuş, ilk yayınlandığında muazzam bir etki yarattı; olayların geçtiği taşra hastanesinde akıl hastalarının kapatıldığı koğuş, Çarlık Rusyasının bir alegorisi olarak değerlendirildi. Altıncı Koğuş’u okuyup bitirdikten sonra “kendimi o koğuşa kapatılmış gibi hissettim” diyen Lenin, hikâyenin kendisini bir devrimci yaptığını söylüyordu.

Felsefi tartışmalar etrafında dönen Altıncı Koğuş, hırsızlık ve adaletsizlikle mücadele etmek yerine onlara göz yummayı seçen aydınlara çarpıcı eleştiriler getiriyor. Tartışmanın bir tarafında entelektüel seviyesi yüksek bir akıl hastası yer alırken, diğer tarafında, kayıtsızlığına Stoacı bir kılıf geçiren, koğuşun içinde ya da dışında olmanın bir önemi olmadığını, zira acı çekmenin zihinsel olduğunu savunan bir hekim var.

Altıncı Koğuş, etkisinden uzun süre kurtulamayacağınız olağanüstü bir anlatı. Hasan Âli Ediz’in güzel Türkçesi ile...

Kitabı okuyanlar 17,4bin okur

  • Hasan
  • maviokur
  • Hikmet Boğa

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0 (1)
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları