Alyoşka'nın Yüreği

·
Okunma
·
Beğeni
·
258
Gösterim
Adı:
Alyoşka'nın Yüreği
Baskı tarihi:
1976
Sayfa sayısı:
208
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Cem Yayınevi
Sosyalizmin ilk kuruluş yıllarında çekilen sıkıntılar ve 2. Dünya Savaşı sırasında halkın faşizme direnişi...
208 syf.
·37 günde·Beğendi·10/10
SOLOHOV : RUS TOPRAKLARINDA KOCA YÜREKLİ BİR DAYI

Yaşam Bu mu? kitabından sonra okuduğum 2. kitabı yazarın. Yine birkaç kısa hikaye , anlatı. 14 hikaye ve 6 savaş röportajı. Solohov hem iyi bir hikayeci hem de iyi bir gazeteci ve bir savaş tanığı.

Savaş,sefalet,garibanlık,yoksulluk,çilekeşlik,soğuk,sevgi(sizlik),
askerlik,çocuklar,kadınlar,adamlar,kısaca dertli ve bitimsiz dev Rus toprakları..

Hüzünle dolu olsa da kitap, yazarın yer yer neşeli üslubu da söz konusu, zaten başka türlü akıl sağlığını koruması zor görünüyor. Konu savaşlar olduğunda insanların ne kadar "yarınsız" ve karamsar olduklarını tahmin edebiliriz..

Bir neşeli alıntı, daha fazlası yok ama idare edin bununla :) #37554128

Bu kadar güldüğümüz yeter mi bakın, #39452408

Benim suçum yok, adam anlatmış işte her türlü gerçeği, duyguyu. Onun da suçu yok aslında, bir yüzyıl önceki dedeleri büyük yazarlar da anlatmadı mı benzer şeyleri.. Kim suçlu peki, kimsenin suçu yok belki de..

"Uçup giden kargalar mermi çeliği renginde yeni tüylere bürünmüşler."

Adamın zihni ne kadar savaşla örülü farkında mısınız? Karganın tüyünü de mermiyle anlatıyor..

Tek tek hikayelerin hepsinden bahsetmesek de olur. Hepsinin ayrı bir tadı var, bir tanesi çok ilgimi çekti, "Nefretin Bilimi" isimli hikaye, burada savaşın insanlarla birlikte doğaya ve özellikle de ağaçlara neler ettiğini anlatmış yazar.

"Savaşta ağaçların da insanlar gibi bir alınyazıları vardır."

"Yaralanmış çam gövdelerinin altında ölü Alman erleri yatıyordu.Paramparça olmuş gövdeleri yeşil eğretiotlarının içinde çürüyor, top mermilerinin çenttiği çamların reçineli kokusu dağılan cesetlerin boğucu,yağlı,keskin kokusunu bastıramıyordu."

"Ama çam ağacı top mermisi isabetiyle biçilmiş gibi düşer ve orada sadece iğneli,reçine kusan bir ağaç tepeciği kalırken meşenin ölümle karşılaşması başka türlü oluyor."

...........

Ve kitabın en can alıcı yeri, son birkaç sayfadaki savaşa tanıklık ettiği kısım,savaş ne kötü şey ki içinde ölmek ve öldürmekten başka kötülükler de barındırıyor.
Can korkusu,soğuk,açlık,susuzluk,umutsuzluk,yalnızlık,hastalık,
çaresizlik,düşüncesizlik,beyin yıkamalar,hırs,cehalet insana neler yaptırıyor..

6 kısa ama yoğun anlatı, 1941 senesinden ; alıntısız nasıl anlatılabilir, yazar o kadar sahici anlatıyor ki ne denebilir..

DON'DA

"İki duygu yaşıyor Don Kazaklarının yüreğinde : Yurt sevgisi ve faşist işgalcilere karşı nefret.Sevgi sonsuzluğa dek yaşayacak, nefret de,bırakalım,düşmanlar tümüyle darmadağın olana dek yaşasın. Bu nefreti ve halk öfkesinin o soğuk coşkunluğunu uyandıranın hali yaman olacak."

KAZAK KOLHOZLARINDA

Bakınız burada kadınların gücüne dikkat edin, savaşan bütün halklarda ne kadar güçlü ve cesur kadınlar var, tıpkı bizim Kurtuluş savaşımız gibi, Anadolu kadını gibi,

"-Cepheye gitmen gerekirse yerine geçecek birini yetiştirdin
mi?
-Elbette.
-Kim?
-Karım.
-Gerçekten yerini tutabilecek mi?
Güneşten ve tozdan esmerleşmiş Zelenkov gülümsüyor.Biçerin dümeninde çalışan genç bir kadın korkuluktan sarkıyor,
-Ben Zelenkovun karısıyım. Geçici olarak dümencilik yapıyorum,geçen yıl biçerci olarak çalıştım ve kocamdan fazla kazandım.
Karısının sözlerinin Zelenkovun hoşuna gitmediği apaçık belli, konuşma üstünlüğünü ele alıyor.
-Zorunluluk olursa yerimi tutabilir,diyor isteksizce,ama bizim düşüncemiz başka, birlikte cepheye gitmek istiyoruz.
Ama Marina Zelenkova da son sözü başkasına bırakacaklardan değil anlaşılan, kocasının sözünü kesiyor,
-Çocuğumuz yok,rahatça savaşabiliriz.Tankı da kocamdan kötü sürmem, merak etmeyin !

SMOLENSKİY'E DOĞRU

"Çiğnenmiş,tüyleri sanki sıkıntı verici bir biçimde dikleşmiş çavdarlar,kül edilmiş köyler,Alman bomba ve top mermileriyle yıkılmış kiliseler ve her yerde insafsız,hiçbir şeyin haklı çıkaramayacağı bir yıkımın korkunç izleri.Yürekli birliklerimizin karşı vuruşlarıyla sıkıştırılan Almanlar, yabancı toprak ve anlamsız yıkıntı meraklıları,izledikleri yol boyunca etrafı aceleyle çevrelenmiş,üstüne öldürülmüş Hitlerci askerlerin miğferleri giydirilmiş haçlı mezar tepecikleri bırakarak çekilmişler."

CEPHE YOLUNDA

"Altın rengi yaprakları sakin sakin parlayan,mucizeyle sağ kalmış tek bir ayçiçeğinin yangın yerinin hüzünlü fonunda inanılmaz,incitici bir görünüşü var.Yanmış bir evin temeli yakınında,çiğnenmiş patates yaprakları arasında duruyor ayçiçeği. Yaprakları yangın alevinden hafifçe kararmış, gövdesine tuğla kırıntıları serpilmiş ama yaşıyor ! Genel bir yıkımın,ölümün ortasında inatla yaşıyor ve doğanın bu mezarlıkta yarattığı biricik şeyin rüzgardan hafif hafif sallanan bu ayçiçeği olduğunu sanıyor insan."

İLK BULUŞMA

"Almanlar ağır toplarla ateş ediyorlar,dedi. Buraya geldiğimiz yolu dövüyorlar. Her gece taciz ateşi açarlar. Patlamalara boş verip uyumanızı salık veririm. Alışmak gerek buna. Almanlar düzenli millettir. Tam on beş dakika atıp susacak,bir saat sonra yeniden eğlendirmeye başlayacaklar bizi."

SAVAŞ TUTSAKLARI

"Adı Onbaşı Fritz Bergmann.
Hitlerci propagandanın umutsuz biçimde baştan çıkardığı bu genç namussuz öldürmekten yorulmamış. Öldürmenin tadını daha yeni almış,başkalarının kanını doya doya koklamaya fırsat bulamadan esir düştü. Ve şimdi sonsuzluğa dek zararsız duruma getirilmiş olarak önümüze oturup kıstırılmış,kana susamış bir kokarcanın gözleriyle bakıyor ve bize olan nefreti burun deliklerinden tütüyor."

Başka bir tutsak asker ama vicdanlısından,

"Ordumuzun yaptığı yıkıntıları,terkedilmiş tarlaları,doğuya gelirken yaptığımız her şeyi bol bol gördüm iki aylık savaş süresince. Uykumu yitirdim,boğazımdan lokma geçmiyor. Aşağı yukarı bütün Avrupayı aynı şekilde yakıp yıktığımızı ve Almanyanın bütün bunların hesabını korkunç bir şekilde ödemesi gerekeceğini biliyorum. Yalnız bu Hitler denen köpeğin değil,bütün Alman halkının hesap vermesi gerekecek.Anlıyor musunuz beni?

Yüzünü öte yana çevirip uzun süre susuyor.Eh fena bir düşünce değil.Çok ağır bir sorumluluğun ve kaçınılmaz hesap gününün bilinci Alman askerlerine ne denli çabuk erişirse, demokrasinin kudurmuş nazizm üstündeki zaferi de o denli yakın olacaktır."
208 syf.
·6 günde·Beğendi·7/10
1965 yılında Nobel Edebiyat ödülünü kazanan Şolohov'un bu kitabı iki bölümden oluşmakta.İlk bölümde sosyalizmin kuruluş yıllarını anlatan hikayeler,okuyucuyu sanki o dönemde yaşatıyor...( kar-kış,çamur,sıkıntılar,yoksulluk,fakirlik,gibi...)
İkinci bölümü ise yazarın savaş günlerinde gazete ve dergiler için yaptığı ropörtajlar oluşturuyor.
O döneme ışık tutan bu kitabı tavsiye eder, iyi okumalar dilerim.
208 syf.
Okunmayı bekleyen bir diğer kitaplardandı,sırası geldi,okuyup bitirdim.Yazar M.A.Sholokhov’un okuduğum ilk kitabı diğer kitaplarınında sırası gelince hiç şüphesiz okuyacağım .Eser hakkında birkaç cümle yazmam gerekirse : yazarın çok çarpıcı bir üslubu olduğunu ve okurken ara vermemek bir de üstüne derin derin nefes almanın elinizde olmayacağını şimididen belirteyim.Eserde ayrı ayrı hikayeler var ve genel olarak anlatılanlardan İkinci Dünya Savaşındaki Sovyetlerin savaştaki durumu gözüme çartptı .Bunun yanında okuduklarımdan
-savaşın acımasızlığını,çaresizliğini kendi içimde yaşadım ve ister inanın ister inanmayın ama yazarın üslubundaki ustalığından olsa gerek
- yokluk,imkanların kısıtlılığı ve herşey bir kenara ölüm sessizliği içinize işliyor.
Kitapta okuduğum bir bölüm aklıma takıldı onuda eklemeden edemeyeceğim.
*Rus ve Avusturyalılar savaş halindeyken boynuzları tele takılan bir hayvan yüzünden;
Avusturyalılar bağırıyorlar(Ruslara):Hayvanıkurtarın ateş etmeyeceğiz! Bunun üzerine Ruslardan bir komutan ve üç er tellere doğru koşar ve hayvanı kurtarmaya çalışırlar.Bunu gören Avusturyalılarda tüfeksiz koşa koşa tellere doğru gelirler.Ruslarda Avusturyalıları kendi siperlerine misafir ederler.
Rus komutan misafirlerden en yaşlısıyla konuşur ve şöyle der:Bizden düşman olurmu ,akrabayız biz!Bak ellerimizin nasırları geçmemiş daha.Gelin bitirelim savaşı.Bunun üzerine Avusturyalıda Rusları kendi siperlerine davet eder ve birkaç kişi birlikte Avusturyalıların cephesine giderler.Rus komutan ordada aynı şeyi yineler ‘Şavaşı bitirelim’ derken iki taraftakilerin gözlerinden yaşlar boşanır ve Rus komutana sarılmaya onu öpmeye başlarlar.Ruslar kendi cephelerine geri dönerler.Ve o gece çarın icabına bakılmıştır.
Not:Ruslar dediğim Kazaklar oluyor.
208 syf.
·1 günde·4/10
İç parçalardan bir yoksulluk izlencesi... Açlığın dayanılmaz baskısıyla aklı buharlaşan çıldırmış insanların vahşice birbirlerini parçaladıkları korkunç ve iç yakan bir tanıklık. Çok üzen bir eser... Bitirdikten sonra kendinize gelmek zaman alacak!
Anası kötü bir şey olduğunu sezmişti. Titrememeye çalışarak , sessizce içeri aldı Syomka'yı ve mum kalıntısını yaktı. Ocağın üstünde çocuklar hep bir ağızdan horluyorlar, ateş çatırdıyor ve tütüyordu.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Alyoşka'nın Yüreği
Baskı tarihi:
1976
Sayfa sayısı:
208
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Cem Yayınevi
Sosyalizmin ilk kuruluş yıllarında çekilen sıkıntılar ve 2. Dünya Savaşı sırasında halkın faşizme direnişi...

Kitabı okuyanlar 17 okur

  • Sel Aslan
  • Serkan
  • Zafer
  • nejla güldalı
  • Mehtap Yılmaz
  • *ilge
  • Zeynep Akman
  • G.
  • Adem Zeybek
  • Şevk-i

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%28.6 (2)
9
%28.6 (2)
8
%14.3 (1)
7
%14.3 (1)
6
%0
5
%0
4
%14.3 (1)
3
%0
2
%0
1
%0