Adı:
Ama Fareler Uyurlar Gece
Baskı tarihi:
Ekim 2003
Sayfa sayısı:
332
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789752931541
Kitabın türü:
Çeviri:
Kamuran Şipal
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Doğan Kitap
Baskılar:
Ama Fareler Uyurlar Gece
Ama Fareler Uyurlar Geceleyin
Ölümün kovaladığı, ama bir türlü başa çıkamadığı, her defasında artan bir öfkeyle ve başka kılıklara bürünerek peşine düştüğü öyküler. Ölüm, önce infazına ramak kalmış idam cezası, ardından Rus cephesi ve nihayet amansız bir hastalık olarak kovalayacaktır Borchert'in öykülerini. Binlerce yıllık varoluş öykümüzün dibe vurduğu, insanın bir tür olarak kendine inancını yitirdiği sahnelerden geçerek. Geceleyin karısından gizli fazladan bir dilim ekmek veren karısı, yıkıntılar arasında kalmış kardeşinin cesedini farelerden korumak için günlerce orada bekleyen dokuz yaşında bir çocuk, ellerinde kalan tek şeye, sokaklara kargalar gibi tünemiş savaş arttığı yorgun askerler, verecek bir ipek çorabı olmadığı için sevdiği kadının yataktaki sıcaklığından mahrum kalan bir adam, çevresindeki sevdiği kadının yataktaki sıcaklığından mahrum kalan bir adam, çevresindeki her şeyi bir anda silip, evrenin en önemli ve en güzel şeyine dönüşen hapishane avlusundaki sarı çiçekli karahindiba...
Sevgili Wolff ..
bana bu kelimeleri nereden yazdığını biliyorum...
yeryüzünde bir "Araf"dan. .
https://youtu.be/Szt4KQQ1VUk

Elbe'yi.. benden çok sevdiğini biliyorum ..ona bakışından ,kokusunu içine çekişinden,her fırsatta onu görmeye gidişinden ..
Seni ben ağlatamam..
..biliyorum ..
bir dilenci heykeli değilim çünkü Barlach'ın elinden çıkmış. .
Ateşin, hastalığın, yaşama hevesin değilim ...biliyorum ..
Her sabah, o "Hesse"gülüşlerine dahil değilim ...biliyorum

"Ama sana veda etmek güç "
...Sana veda etmek korkutuyor beni

#spoiler

"Iyi bir kitap okumak..
günlerinizi normal akışından dışarı çıkarabilmek demektir ..
"Iyi bir kitap. ..size şarkı söyleyen ve söyleten kelimeler demektir ..
"Ve iyi bir kitap içinizde bir yerlerde kalmasını istediğiniz kitaptır ..

kalbinize yakın ,her elinizi attığınızda orada olduğunu hissettiğiniz kitaptır ..

"Ama Fareler Uyurlar Gece " üstüne basa basa "IYI" bir kitaptır ..
Teknik_ taktik incelemek asla istemediğim...
Aksine bütün duygularımla besleyip büyütmek istediğim bir kar topu benim gözümde bu inceleme ve hatta _hatta kucak kucak kar ..
Bir yangın ,duman. .ve kül
Genç bir rüzgar yaşlı bir duvar
hummalı bir Malarya bu inceleme ..

Bu kitabı okurken bir insan boyunda kara kargalar olup çevrenize bakmalısınız ..

Mavi üniformalı köpekler güler halinize..
Gülsünleŕ ..son insanlık kırıntılarıdır bu onların ya da onlar öyle zanneder ..

"Karahindibaģ "ne menem bir çicekmiş acaba?? ..der araştırmalısınız..

Gece gidecek evleri olmayan ruhlara bakmak için pencerenizi açmalısınız..
Seslerini duymalı ..onları tek tek toplayıp yıldızlar gibi ellerinizle alıp saklamalısınız

Kalbinizde, karacigerinizde,kanınızda..
her yere girebilen "ölüm " kelimesinin nabız gibi attığı duymalısınız..

Çürümüş ceset kokuları burnunuzu sızlatmalı..

Trenler geçmeli düşlerininizden sesleri çocuk çığlığı ..

Kentler eklenmeli haritalarınıza .
.__Hamburg diye bir yer vardı ?
__Artık yok mu ?
__bir gece de mi?
Yüzümüzde "dehşetli " bir "gülümseme "
Kentler silinmeli hafızalarınızdan ..

Bu kitabi böyle "okumalısınız "

Dip nottan öte. .

Bir adım ileride sizi bekleyen sürpriz

on dokuz öykü sinemasından bir bilet çıkar piyangodan ..
Piyangodur Çünkü
Wolff artık ölmüştür. .
Kan kusarak ateşler içinde ..yabancı bir ülkede ..

25 yaşındayım !!!
Karnım Aç! !!

Diye feryad eden mısraların yaratıcısı artık yeryüzü araf'ından baska bir cepheye terfi etmiş ..hiç anlamadigi Tanrısının yanına gitmiştir..
"Biz Stalingrad'dayken Tanrı nerdeydi !!"
haykırışını bizzat Tanrının yüzüne sormak için. .

Ölümünden sonra yayınlanan bu ondokuz öykü hepsi birbirinden güzel ve benden tam referanslıdır ..hoş ben bir şey olduğum için değil ,o beni feth ettiği içindir. .bir yazara "dahil olma" çabamdır benim ..

Üç siyah Kral gibi ..
Radi gibi. .
"Ama gülme sakın " :)
Bu salı gibi ..
ve en sevdiğim
"Doktorlar da hiç bir şey bilmiyor " gibi
Sizi başka bir evrene taşıyacak hikayeleri OKUYUN ..
Maria'yı merak edin ..belki siz de... olmayan adalete bir çelme takar ..kendinizi Iyi hissedersiniz ..

Sevgiyle okundu ..
Aşkla yazıldı ..
Wolfgang BORCHERT anısına ..
Ve ben..
gerçekten...
https://youtu.be/1DWzKXY7R3g
"Seni Çok Sevdim "


.
Yıkım hangi nesnenin felaketi değildir ki! Hele ki insanda olursa yıkım hem fiziki hem de ruhani bir çöküşün mimarıdır.

Biri der ki kar bana Noel’i hatırlatır. Kar yaşamamış, hayatı tahayyül etmemiş bir insana, akla elbet Noel’i hatırlatır. Bilmiyorum nedendir lakin kara kaplı kitap bana boyuna karı anımsattı. Çünkü kar yokluktur, çaresizliktir ve ölümdür. Sıcak soba karşısında kahvesinin yudumlayan insan ne bilsin karı. Savaşı bilmeyen ise taraf tutmasın…

“...bir çiçeği koparmayı kafasına koyan biri, birkaç otun ayakaltında çiğnenmesini hiç düşünür mü?”

Hüznün alınyazısı başkalarının bir çift dudağı arasında olan savaşlar. Hep kutsal yanından baktığımız, bizlere öyle öğretilen kıyımın genel adı. Bir insan topluluğu hiç tanımadığı başka bir topluluğu neden düşman edinir. Hele ki savaşlarda ölenler bunlar kimdir? 15 yaşlarında 20 yaşlarında belki de 25 yaşlarını doldurmamış insanların ölümü hangi vatanı, hangi toprağı özgür kılar? Kanla yazılmış bir yaşamı, bir insanlığı meşru kılmak kimlerin işi? Elbet savunmak boyun borcudur, lakin saldırmak insanın hakkı değildir, hayvansal bir güdü.

“...duvarlar saatlerini ve resimlerini yitirdiler mi?”

Bir şehrin nasıl yıkıldığı duvarlara yazılıdır. Ne bir saat vardır orada ne de bir resim, grisine siyah çalınan, ayakta durmak için sendeleyen duvarları vardır üzerinden yıkım geçen şehirlerin. Ve bu yıkımlar; Kim için savaşmak? Ne için savaşmak? Ve niye savaşmak? Kişi sadece 1 kişiyi mi öldürür yivli bir silahtan çıkan bir hırçın mermiyle... Sadece ölen o mudur? Bir mermiyle kaç kişi ölür? Ya da ölür mü? Ya şehirleri öldürmek, o da bir yıkım değil midir? Bakın bir tarihinize kaç kere ağladı Halep, nasıl kavruldu Nagasaki, parça parça satıldı Trablus, azar azar yıkıldı Kâbil. Bir derya denizinde Titanik gibi usulca batırıldı umutlar, duvarlar önce saatlerini ve sonra resimlerini yitirdi bir bir.

“Herkesin bir dikiş makinesi var artık, bir radyosu, bir buzdolabı ve bir telefonu var. Bundan sonra ne üretebiliriz? diye sordu fabrikatör.
Bomba, dedi mucit
Savaş, dedi general.
Yapacak başka bir şey kalmadıysa hayhay, dedi fabrikatör.”

Bu bir edebi eser değildir. Bu bir kitap hiç değildir. Bu 26 yaşında yıkımdan yıkıma koşan bir genç adamın, içerisinde biriktirdiği duygu, düşünce, acı, keder ve savaştan, yokluktan, insanlıktan nasip almamış kişiler için içinde kopan fırtınaların kâğıda düşmüş halidir. Yazarın bir derdi ve bir acısı vardır, bizimle ise paylaşmak ister. Biz okuyan okurlar ise yazarın acısını paylaşır, en derinimizde hissederiz.

Kitap Yapı Kredi Yayınları 2. Basımdır. Çevirmen ehli Kamuran Şipal tarafından Türkçe edilmiştir. İçeriğinde Böll’ün bir önsözü hemen akabinde 54 öyküden oluşan yazı dizini devam etmektedir. Son kısımda ise “ek” diye tabir ettikleri yazarın dilinden düşen sayfalar ile en sonunda yazarın hayatı yer almaktadır. Kaliteli bir baskı, iyi bir çeviri ve hatasız sayfalar.

Yazarın sade dili okumayı kolaylaştırsa da kitap ile bütünleşmek için konsantrasyonu asla kaybetmemek gerekmektedir. Sırayla, seri bir şekilde okunacak öyküler hiç değildir. Zamana yaymalı, okunan öykünün ardından yazarı daha iyi anlamak için kendi içinizde düşüncelerinizi çatmalısınız. Kurduğu cümleler gösterişten çok uzak, genelde yıkım, çökmüşlük ve çaresizlik gibi birçok çağrıştırışlar yapsa da kendi türünde okuyabileceğiniz en muazzam kişiliklerden birisidir Borchert.

Özellikle beğendiğim hikâyelerin başında ise; en umarsız anlarda toprakta beliren bir “karahindiba” hikâyesiydi. Hemen ardından “Radi” ve daha sonrasında kitaba ismini veren “Ama Fareler Uyur Geceleyin” hikâyesi ise anlatılmak isteneni çok güzel dile getirmekle kalmayıp, okura ders verir nitelikteydi.

Sevgi ile kalın…


Yazarın size söylemek istediği bir şeyler var. Lütfen Dinleyiniz.

Sen makine başındaki, sen atölyedeki adam: Sana yarın su boruları ve tencere üretmeyi bırakıp çelik miğferler ve makineli tüfekler üretmeni emrederlerse, yapacağın tek şey var:
HAYIR demek!

Sen tezgâh başındaki, sen bürodaki kız! Yarın sana mermilerin içine barut doldurmanı ve keskin nişancıların tüfekleri için dürbünler üretmeni emrederlerse, yapacağın tek şey var:
HAYIR demek!

Sen fabrika sahibi! Yarın sana pudra ve kakao yerine barut üretmeni emrederlerse, yapacağın tek şey var:
HAYIR demek!

Sen laboratuvardaki araştırmacı! Yarın sana eski yaşama karşı yeni bir ölüm bulmanı emrederlerse, yapacağın tek şey var:
HAYIR demek!

Sen odandaki şair! Yarın sana aşk şiirleri değil de nefret ve kin şiirleri yazmanı emrederlerse, yapacağın tek şey var:
HAYIR demek!

Sen hasta yatağının başındaki doktor! Yarın sana hasta kişilerin raporlarına “savaşabilir” diye yazmanı emrederlerse, yapacağın tek şey var:
HAYIR demek!

Sen mihraptaki rahip! Yarın sana cinayetleri takdis etmeni, savaşı kutsamanı emrederlerse, yapacağın tek şey var:
HAYIR demek!

Sen gemideki kaptan! Yarın sana geminle bundan böyle buğday değil, top ve zırhlı araçlar taşmanı emrederlerse, yapacağın tek şey var:
HAYIR demek!

Sen hava alanındaki pilot! Yarın sana bir kentten bir kente bomba ve fosfor taşımanı emrederlerse, yapacağın tek şey var:
HAYIR demek!

Sen tezgâh başındaki terzi! Yarın sana bundan böyle yalnızca asker üniformaları dikmen emrederlerse, yapacağın tek şey var:
HAYIR demek!
Sen cüppeli yargıç! Yarın sana bundan böyle “divanıharpte” çalışmanı emrederlerse, yapacağın tek şey var:
HAYIR demek!

Sen istasyondaki görevli! Yarın sana bundan böyle cephane ve asker taşıyan trenlerin kalkışı için işaret vermeni emrederlerse, yapacağın tek şey var:
HAYIR demek!

Sen köydeki, sen kentteki adam! Yarın seni silahaltına almak istediler mi, yapacağın tek şey var:
HAYIR demek!

Sen Normandiya’daki, sen Ukrayna’daki, sen Frisko’daki, sen Londra’daki, sen Hoangho’daki ve sen Mississippi’deki, sen Napoli’deki, sen Hamburg’daki, sen Kahire’deki, sen Oslo’daki anne, siz yeryüzünün dört bir yanındaki, siz bütün dünyadaki anneler, sizlere yarın askerî hastanelerde hemşirelik yapacak kızlar ve yeni savaşlar için askerler doğurmanızı emrederlerse, yapacağınız tek şey var:
HAYIR demek!

Hayır demezseniz sizler, hayır demezseniz siz anneler...

- Devamındaki 8 paragraflık yazıyı lütfen kitaptan okuyunuz -
Yıkım edebiyatının en tanınmış isimlerinden Wolfgang Borchert. O henüz 18 yaşındayken  başlıyor savaşlar ile beraber gelen huzursuzluk. Ruhların bile donduğu soğuk Rus cepheleri. Gençliğini parçalayan korkunç hastalıklara sebep oluyor ve karşılığı, vatan hainliği ile suçlanmak, idamlarla korkutulmak.

Çok şey sığdırmak zorunda kalmıştır saygı değer Borchert bu kısacık 26 yılına. Böyle parlak bir zeka böyle derin ruh nerelere mezar oluyor! Savaş-cepheler, sürgünler, hücreler... Korkunç,  bizler içinde çok büyük bir kayıptır bu derin ruh.

"Sagt nein" hayır de.. Savaşa hayır de, o hasta hali ile bağırsa bile başkaları hep susuyordu ve hâlâ susmaya devam ediyor.
 Sevgi değer Borchert.. Kısacık 26 yıl dedik bir de kısacık iki yılın var, yazmaya harcayabildiğin, kutsal bir iki yıl. Bu kadar kısa zamanda sen nasıl yazabildin bunları. O savaşlarda, o soğuklarda bir de geceler hayat  bunlarken nasıl taşırdın eserleri. belli de olur çok üşüdüğün hikâyelerinde.
Soğuk , gece, savaş, hücreler hepsi zihninde hepsini yaydın ellerinle.. Sol yaralanan ellin. inanmamışlardi belki ama niye? O öpülesi eline kelepçe mi yakıştı?

Ilık rüzgarların esintisi yoktu hayatında, sen soğukta yetişmeyi öğrenmiştin o kasırgalarla..

Borchert ile tanışmama ve Maria hikâyesini merak sarmama vesile olan Ebru İnce'ye teşekkürler, belki geç belki de hiç tanımayabilirdim bu iki güzel insanı.

Sizlere kitaptan: Bir asker. Pazar sabahlarının en temizinin şimdiye dek asla görülmemiş bu kar beyazında bir leke. Pek canlı bir savaş tablosu, nüansça zengin, suluboya resimler için çekici bir konu: kan, kar ve güneş. Soğuk kar ve içinde buram buram sıcak kan. Ve hepsinin üstünde güneş baba. Güneş babamız. Yeryüzündeki çocuklar der ki: güneş baba, güneş baba Ve güneş bir ölü­yü, bütün ölmüş kuklaların işitilmeyen çığlığını haykıran bir ölüyü aydınlatıyor suskun, korkunç, suskun çığlığını, içimizden kim, kalk ayağa saz benizli kardeşim... Kar, buna göğüs gerebilir, buzsu kar. Ve güneş. Güneş babamız.

Nürnberg'e yazıklar olsun hücrelerinin kapılarını açtığı için ve sizler Borchert'in kitaplarını okuyacaklar, çok yaşayın, güzel yaşayın ve yaşatın. Sevgiler!
Yirmi altı yaşında ölmüş yazar. Ama öyle böyle ölmemiş; ölümün her aşamasını sindire sindire, hissede hissede, can çekişerek, yaşayarak, öyle aramızdan ayrılmış. Haliyle öykülerinde de sadece yaşadığı yıkım var. Çığlıkları kelimelerin içinden fışkırıyor adeta. İnsanlığın imdat çığlıkları... Havada asılı kalacağını ve aynı masada oturduğu dostlarının kulağına ulaşamayacağını bile bile haykırıyor Wolfgang. Nazi Almanya'sında bir Alman, savaş karşıtı olabilir mi? Yirmi yaşında kız arkadaşına yazdığı mektuplar arama sonucu ele geçince, düşünceleri tehlikeli bulunarak ölüme mahkûm ediliyor. Yirmi yaşında! Zindanlarda türlü işkencelere maruz kalarak ölümü bekliyor. Gücü elinde bulunduran iktidar, altı hafta sonra suçu çok büyük olan yazarın hayatını lütfedip bağışlıyor. Ama bırakmıyor dışarı. Altı ay daha hapsediyor. Sonra çıkartıyorlar fakat bir şartla; savaşacaksın! Hem de en ön safta. Rus cephesine gönderiliyor. Savaşın kanlı ve kirli yüzünü daha derinden görüyor. Bir daha iyileşmeyecek biçimde elinden yaralanıyor. Salgın hastalıklara yakalanıyor aynı zamanda. Geri hizmete düşünce, cephede askeri tiyatroya giriyor. Tam her şey yoluna giriyor derken, koğuşta anlattığı politik bir fıkra onun yeniden içeri girmesine neden oluyor. Mahkemelerde sürünüyor. Affedilmez yeni günahının cezasını çekmek üzere Nürnberg'e gönderiliyor. Cezaevinde hastalık ilerliyor, hücrede ölümü bekliyor. Her gün şehrin tepesine bombalar yağıyor, herkes kaçıyor, sığınaklara sığınıyor, ama o; hücrede terkedilmiş Wolfgang bekliyor, seyrediyor, duyuyor sesleri, biriktiriyor. Ülkesi tamamen bir yıkıntıya dönüştüğünde çıkıyor dışarı, ama kendisi de bir yıkıntıdan ibarettir artık. Yazmak için topu topu iki yılı kalmıştır elinde. Yazıyor, yazıyor... Çığlıklar atarak... Sancılar içinde... Hastane günleri başlıyor. Almanya'dan kaçıyor. İsviçre'de tanımadığı insanlar arasında 1947'de, yirmi altı yaşında ölüyor. O ölüyor ama yıkım edebiyatı doğuyor onunla birlikte. Hayat hikayesi kısaca böyle Wolfgang Borchert'in. Acı çeken bir ruhun bu kadar sarsıcı bir biçimde açığa çıkması kaçınılmazdı sanırım. Öykülerin gerçekçiliği ve etkili vuruşları karşısında sersemlememek imkansızdı. Savaşmış, yaralanmış, sakatlanmış ve geri döndüğünde sloganlarla büyümeye devam eden halkın arasına yeniden karışmış biri olarak diyebilirim ki genç Wolfgang, seni çok iyi anlıyorum. Seni düşünüyorlar, ama pastalarını da yemeye devam ediyorlardı. Sarı çiçekler papatyagillerden Karahindiba'lar! Şimdi çayır çimen her yerdeler. Kitabın açılış öyküsü. Hapishane avlusunda yeşermiş bir umudun simgesi. Artık gözüme çok daha farklı görünüyor Karahindiba... diye yazıp gitmişim zamanında... Herkese iyi okumalar olsun..
27 yaşında ölen W.Borchert antimilitarist bir yazar. 2.Dünya savaşı'nda Rusya'ya saldıran Alman birliğinde. Nasyonal sosyalizm ve savaş karşıtı sözlerini mektuplarında paylaşınca önce 8 ay sonra 9 ay hücre cezası alıyor. Çıktığı zaman hastalıklı vücudu 2 yıl dayanabiliyor.Asıl ününü kapıların dışında adlı- savaş karşıtı oyunuyla yapıyor. Bu tüm öykülerinin toplandığı kitabı ise bir solukta okunuyor. Çok sade, yalın bir anlatımı var ama ayrıntılarda yoğunlaşıyor. İnsanı insana çok güzel anlatıyor. Beni en çok etkileyen öyküsü kitaba adını veren öyküydü. bu yazarı mutlaka tanıyın derim.
Benim için bir ilk, okuyup bitirdiğim ilk pdf kitap.
Hayata gencecik gözlerini yummuş bir yazar, kanaatimce birazcık bile daha yaşasaymış büyük yazarlar arasında kendine rahatlıkla yer bulurmuş.
Etkileyici hikâyeler...
İnsanı sıkmayan, rahatsız etmeden anlatımını güçlendiren tekrar cümleleri...
Savaş, acı, gençlik, hastalık, ölüm, aile...

Tek tek hangileri olduğunu yazamasam da çok çok beğendiğim hikâyeler var içinde.

"Korkunç bir sesi vardır zifirî karanlığın. Elinden kurtulamazsın, göz açıp kapamadan yenik düşü­rür seni, dize getirir. Anılarla çullanır üzerine..."

Gece ve anılar üzerimize çullanmadan birkaç alıntı daha bırakayım...

#36302584

#36060979

#36061134

#36302148
Wolfgang Bourchert kısa ömründe öyle satırlar bırakmış ki geride öyküleriyle 2. Dünya Savaşı'nın gerçek, çirkin yüzünü gösteriyor.
Kitabın adını aldığı öyküde 9 yaşında ki bir çocuk yıkık bir evin üzerinde gece gündüz bekliyor. Birden düşen bomba sonucu toprağın altında kalan 4 yaşında ki kardeşini farelerin yemesini engellemek için. Öğretmeni farelerin uyuduğunu söylemediği için sürekli bekliyor. Öyle bir dili sahip ki kitap Kamuran Şipal'in emeği belli oluyor.
Bir diğer öyküde bowling oyununa benzetiyor cepheyi yazar. Siperden çıkan kafalar makineli ateşiyle uçuyor.
Yaşam boyunca acılar çeken Dünya'nın son 100 yılda çektiği acıları tren yolları, su kanalları, ağaçlar vb şeyler aracılığıyla aktarıyor.
...bir çiçeği koparmayı kafasına koyan biri, birkaç otun ayak altında çiğnenmesini hiç düşünür mü?
Wolfgang Borchert
Sayfa 23 - Yapı Kredi Yayınları - 2. Baskı - 2018 - Çeviren: Kamuran Şipal
İnsan kalkıp düşüncesizce ben falan ya da filan kişiyle bir arada yapamam diyor, oysa asıl kendisi insan için pek katlanılacak biri değil.
-Ölüleri yiyor da fareler.
-İnsanları yiyor.
-Hep insanları yiyerek yaşıyorlar.
-Kim diyor?
-Öğretmenimiz söyledi.
Wolfgang Borchert
Sayfa 146 - Yapı Kredi Yayınları
İki adam aylardan beri çukurdaydı.
Çok baş dağıtmışlardı.
Ve
hep de hiç tanımadıkları insanların başı.
Onlara kötülük yapmamış insanların ve dillerini bile bilmedikleri insanların.
Ama biri bulmuştu işte dakikada altmıştan çok atış yapan tüfeği.
Ve biri de
ateş etmelerini buyurmuştu.
Bu zıvanadan çıkmış dünyada yeniden, dönüp dolaşıp yeniden sevmek istiyoruz!
Wolfgang Borchert
Sayfa 300 - Yapı Kredi Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Ama Fareler Uyurlar Gece
Baskı tarihi:
Ekim 2003
Sayfa sayısı:
332
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789752931541
Kitabın türü:
Çeviri:
Kamuran Şipal
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Doğan Kitap
Baskılar:
Ama Fareler Uyurlar Gece
Ama Fareler Uyurlar Geceleyin
Ölümün kovaladığı, ama bir türlü başa çıkamadığı, her defasında artan bir öfkeyle ve başka kılıklara bürünerek peşine düştüğü öyküler. Ölüm, önce infazına ramak kalmış idam cezası, ardından Rus cephesi ve nihayet amansız bir hastalık olarak kovalayacaktır Borchert'in öykülerini. Binlerce yıllık varoluş öykümüzün dibe vurduğu, insanın bir tür olarak kendine inancını yitirdiği sahnelerden geçerek. Geceleyin karısından gizli fazladan bir dilim ekmek veren karısı, yıkıntılar arasında kalmış kardeşinin cesedini farelerden korumak için günlerce orada bekleyen dokuz yaşında bir çocuk, ellerinde kalan tek şeye, sokaklara kargalar gibi tünemiş savaş arttığı yorgun askerler, verecek bir ipek çorabı olmadığı için sevdiği kadının yataktaki sıcaklığından mahrum kalan bir adam, çevresindeki sevdiği kadının yataktaki sıcaklığından mahrum kalan bir adam, çevresindeki her şeyi bir anda silip, evrenin en önemli ve en güzel şeyine dönüşen hapishane avlusundaki sarı çiçekli karahindiba...

Kitabı okuyanlar 45 okur

  • Ademy
  • Ayşe*
  • Ece A
  • Berat Ceylan
  • Yavuz Selim SEFEROĞLU
  • Tuğçe Açay
  • Asuman Cebioğlu
  • Enver Erdemir
  • Ferda Çalışır
  • Lily

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%38.5 (10)
9
%3.8 (1)
8
%7.7 (2)
7
%3.8 (1)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0