A'mâk-ı Hayâl (Günümüz Türkçesiyle Tam Metin)

·
Okunma
·
Beğeni
·
31231
Gösterim
Adı:
A'mâk-ı Hayâl
Alt başlık:
Günümüz Türkçesiyle Tam Metin
Baskı tarihi:
7 Mayıs 2018
Sayfa sayısı:
225
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786054322602
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kapı Yayınları
A’mâk-ı Hayâl, roman tekniği ile geleneksel anlatı geleneğini birleştiren bir yapıttır. Bu yüzden, öğreticilik amacı güttüğü söylenebilirse de, tezli bir roman olma savı taşımaz. Kalkış noktası, hep vurgulandığı gibi salt İslâm tasavvufu değildir. Ahmed Hilmi’nin tasavvufta içselleştirilmiş ortak Doğu bilgeliğine yaslandığını söylemek daha doğrudur.

Bir sanat yapıtının ille de yaşamı, yaşamın gerçeklerini yansıtması gerektiği söylenemez. Bununla birlikte A’mâk-ı Hayâl’in yaşamdan ve gerçeklerinden tümüyle kopuk olduğu da öne sürülemez. Eserin giriş, “Manisa Akıl Hastanesi” ve “Aynalı’nın Sonsuzluk Yurduna Göçüşü” bölümleri, son derece gerçekçi bir yaklaşımı yansıtır. Özellikle son bölüm, ruhsal deneyimlerle, düşsel gezilerle ulaşılan gerçekliklerin yaşamdaki karşılığını araştırması bakımından ilginç ve önemlidir. Bu bölümlerde yalnız kişiler değil, önemini bugün bile koruyan hastanelerin durumu, hafızlık ve halkın Kur’an konusundaki bilgisizliği gibi sosyal sorunlar, son derece gerçekçi biçimde ortaya serilir.
N. Ahmet Özalp
192 syf.
·Beğendi·10/10
Bazı kitaplar vardır ki aslında insanın hayat güzeranı içinde yaşayacağı ve hangi duraklardan geçeceğine dair birşeyler fısıldamak için sırada bekler sanki insanı..Amak-ı hayal beni sırası gelmeden daha tabiri caizse ön sıralara kaynak yaparak bulmuş bir kitap.. o yüzden hakkını veremediğimi düşündüğüm bir nevi tamam okudum geç dediğim bir kitaptı..
Sizden üst boyutta olan bir insanın söylediği ama sizin idrak edemediğiniz cümleler sanki başka bir dilden konuşuyor gibi gelir ya insana işte ilk anda bende öyle oldum..kelimelerin ve anlatılanların büyüsünden sıyrılıp bırakamadım da..okudum müthiş bir tad bıraktı ama tam anladım mı o esnada hayır..
Raci ile Aynalı baba.. mezarlıkta bir fincan kahve bazen de ney le gelen o lahuti sesin büyüsüyle Racinin Aynalı Baba yla olan manevi katmanlardaki yolculuğu..soğan gözlü adamlardan tutun hiçlik tepesine yolculuğu ve meydan savaşında Aşk ın ve diğer duyguların kıyasıya dövüşü..alıır götürür insanı..
Ben bu kitabı okuduktan ve anlamadıktan yıllar sonra akraba ortamında eskaza bu muhabbetin açıldığı Aynalı Baba'nın hayali bir şahsiyet olmadığını ve İstanbul'da yaşamış olduğunu öğrendiğimde çok şaşırmıştım..hatta ortaöğretim seviyesinde olup da insan olmanın kaygısını manen çeken akrabalarım ''aa nasıl anlamadın sen o kitabı yahu'' dediklerindeki hissiyatımı ise tarif edemem.. bazı yollar akılla alınmıyor.. kalple devam etmek gerekiyor..bunu anladığım ilk kitap..
o gün bugündür sıradaki kitapları okur ama bi kenardan melül melül bakan Amak-ı hayali tekrar okumaya cesaret edemem.. kimbilir belki de hayalin derinliklerinde bir raci olmayı hala göze alamıyorumdur..
192 syf.
·Beğendi·10/10
Aynalı Baba ile bir yolculuğa hazır mısınız? Ama bu yolculuğa çıkmaya karar verirseniz bildiğiniz, değer verdiğiniz ve hatta taptığınız ne varsa sarsılacak. Şimdi tekrar düşünün ve öyle okuyun bu kitabı derim. Şeriat ile yaşayan bir canlının Tarikat'a girmesi, Hakikat ile sarsılıp Marifette yok olmasıdır bu kitap.
192 syf.
·6 günde·10/10
Kitap hakkında birkaç cümle yazmadan önce biraz yazardan bahsetmeliyim. Zamanında çok iyi eğitim almış Filibeli Ahmed Hilmi. Hem batı felsefesini hem doğu felsefesini çok incelemiş umduğunu batıda bulamayınca doğu felsefesinde aramış. Ve araştırmalar sonunda da vahdeti vücud felsefesini benimsemiş. Zaten kitabı okuyunca da anlayacaksınız ki kitapta tek gereksiz cümle yok. Her satırı üzerinde düşünülmüş. Tartılmış. Biçilmiş. Kitap sayfa sayısı olarak az ama hacim olarak ağır bir kitap. Kitabın bazı yerlerinde de herkesin sorduğu o soruya cevap aramaya çalışmış " Neden yaşıyoruz?" ,".Ruh nedir?, Ben nedir? Ben var mıyım?" gibi felsefenin temel sorularına cevap arıyor. Örneğin şöyle bir cümle geçer kitapta: " Nereden geldik? Nereye gidiyoruz? Saf, temiz bir inancın gayet güzel cevap verdiği bu soruya akıl ve fen bilimleri maalesef cevap veremiyordu. Bir kez daha tabiata baktım. "
Kitap masal tadında bir anlatıma sahip. Baş karakter Aynalı dede'nin yanına gidiyor aynalı dede onu farklı rüyalara gönderip cevaplarını aradığı sorularla başbaşa bırakıyor. Her bölümde bir fikiri incelemeye çalışıyor. Okumanızı şiddetle tavsiye ederim. Zaten sayfa sayısı pek uzun değil.

Kitapta beğendiğim en ince tespit ise şu oldu:
".... Gerçekten garip bir fikir! Bir kısmı ise Ramazan kandillerini gördüğü zaman Müslüman olduğunu hatırlayan Müslümanlardandı. Kandiller yandı mı ellerine tespihlerini alır, dinlememek ve hiçbir şey anlamamak şartı ile camileri dolaşarak Kuran-ı Kerim ve vaaz dinlerlerdi. İkindi vakti kalkmak şartı ile oruç bile tutarlardı. Oruç tuttuğu halde namaz kılmaya lüzum görmeyenleri de vardı. Uzun bir namaz olan teravihe hiçbiri yanaşmazdı. Ramazan bitti mi, bunların din duygusu da “elveda” der, giderdi. Mevsim elbisesi giyme şeklinde olan bu çeşit dindarlığa ben her sene hayret ederdim."
192 syf.
·5 günde·7/10
İkinci Meşrutiyet döneminde yazılmış bir eserin bugüne yansıması nasıl olabilir merakıyla kitaba başladım. Kitabın önsözünde “bu kitabı hakikat endişesi ile dolu vicdanlar, sonu olmayan bahisleri seven insanlar zevkle okuyabilirler” demişti yazarımız.
Kitabın 1.bölümünde kahramanımız varlık ve yokluğu sorgularken Matrix filmini hatırlattı bana. Daha sonra yazarımız Raci’yi anlatırken bize, Tutunamayanlar’daki Turgut geldi aklıma. Şüphe, eğitim, alkol-eğlence ve felsefe yönüyle Raci’nin arayışıyla, Turgut ve Selim’in arayışının ortak bir çıkış noktasından beslendiğini düşündüm. Bir farkla ki, Raci’nin hayatında onu “Hayalin Derinliklerine” götürebilecek bir Aynalı Baba vardı.
Aynalı Baba bir kahve içilebilecek kadar bir zaman diliminde Raci’yi Buda, Zerdüşt, Brahmanizm’den başlayarak derin bir hayal dünyasında dolaştırıyor, bölümün sonunda tekrar Kainatın Efendisi’yle buluşturuyor ve bütün inanç ve dinler hakkındaki derin bilgisiyle okuyucuyu şaşırtabiliyor.
Yedinci Günde Aynalı Baba’nın bir kedi yavrusunun doğmasından dolayı sevincini anlatırken özellikle bir kralın oğlunun doğmasıyla karşılaştırmasını, “kralın oğlunun nasıl birisi olacağı belli değilken, hatta kral oğlu olduğu için kibirli ve bencil olma ihtimali yüksekken” zararsız bir kedi yavrusunun dünyaya gelmesinin sevinmeye daha layık oluşunu anlattığı bölümü çok beğendim.
İkinci bölümde ise Raci’nin Manisa Tımarhanesinde geçirdiği dönem ve buradaki hatıraları anlatılırken “delilik” ve “akıllılık” kavramları sorgulanıyor. Gerçek aklın bizi mutlak hakikate ve ebedi hayata götürmesi ile anlaşılabileceğine dair en çarpıcı önermeyi Taine’den aktarıyor; “İnsanlar yaratılış ve terbiye bakımından delidirler. Kazara akıllı bulundukları zaman çok kısadır!”
Raci’nin Aynalı Baba’yla çıkmış olduğu bu masalsı yolculuğu ve felsefi derinliği yazarın çok etkili bir şekilde aktarabildiğini düşünüyorum. Keşke biraz daha uzun olsa, yazarla ve kahramanıyla birlikte biraz daha seyahat edebilseydik daha güzel olurmuş, çabucak dünyamıza döndük ve “hafif delileri eğleyecek kadar zevk bulunan” hayatımıza devam ediyoruz!
218 syf.
Sakın alem büyük bir tımarhane olmasın? dedim kendi kendime.

-Bu alemin bütün zevki hiçliği ümit etmektedir.

-Gerçekten insanlarda mercimek kadar akıl olsaydı, değil ebedi hayatı aramak, bu berbat ve geçici hayata bile katlanmayıp sonu bir eyvahtan ibaret olan bu zevkleri ve hayat külahını Yokluk Sultanına sunarlardı.

Ve kitaptan daha nice sözler...

Uzun zamandır ertelediğim, ara sıra kitaplığıma bakınca bana göz kırpan bu kitabımla hasbihal etmek geldi içimden. Gün boyunca konuştuk, bana Zerdüştten, Budha dan, Sokratesten, Eflatuna, Aristo dan, daha nicesine bir dünya sundu.

Kendimi bildim bileli kendime sorduğum okuduğum kitaplarda aradığım şeylerin aynadaki suretini gösterdi. Hani utanmadım değil sen kitabı al 4 ay sonra oku olacak iş degil hakli hele de böylesini.

Neyse sözü uzatmayacağım bir adam düşünün her türlü eğitim almış birini ama arayışta bir gün yolu her zaman girmek istediği mezarlığa düşer ve orada Aynalı Baba ile karşılaşır.

Aynalı Baba ona hikmetli sözler ve ney çalarak garip alemlere salar kiminde 8 yaşındaki bir şehzade ,kiminde çinli bir öğrenci ,kiminde ise istanbullu bir müezzin olur daha mı daha neler neler...

Ejderhalar, periler, Kaf dağı, Anka kuşu bol alegorik tasvirler ve yerler. Şark edebiyatının bu muazzam eseri kaçırılacak gibi değildir özellikle ilmi konuları seviyorsanız.

Kitabı kaknüs yayınlarından okumanızı tavsiye ederim zira ağır gelebilecek bir anlatımı var hele de kelime hazineniz zengin değilse bir günde okumaya kalkmayın far görmüş tavşan gibi olursunuz alimAllah :D

Evet bana da biraz ağır geldi ama alegorik anlatıma alışkın biriyim ki yaşantım boyunca bu merakımı doyurdum ve doyurmaya devam ediyorum. Sözün özü içinizde durduramadığınız bir arayış varsa mutlaka okunması gereken bir eser.

Raciye ve Aynalı Babaya selamlar.
192 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
İyi bir tahsil görmüş olan Raci, kendini aramaya ve uyuşmuş vücudunun bu dünyada ki amacının ne olduğunu merak ederken, evlerine yakın olan mezarlıkta Aynalı Dede ile karşılaşıyor...

Aynalı Dede ise onun her gelişinde şekerli kahve hazırlıyor ve Raci'nin rüyalar aleminde varlığın birliğini olan tasavvuf felsefesi ve öğretisini (VAHDET-İ VÜCUT) öğrenmesi için onu ruhani yolculuklara çıkarıyor...

Raci, Aynalı Dede'den, bu öğretide insan ruhunun Yaratıcının ruhundan bir parça olduğunu ve insanda tecelli edişini rüyalar aleminde yaptığı yolculuklar ile öğrenmeye başlıyor...

Aynalı Dede yeri geliyor ney üflüyor yeri geliyor gazeller okuyordu. Raci ise her iki durumda da mest olup artık akıllılık ve delilik arasında gelip gidiyordu...

Rüya aleminde Raci, en büyük sırrı keşfetmeye çalışıyordu. Bu sırrın adı "AŞK" tı...

Felsefi yönü derin ve insanı düşünmeye sevk eden güzel bir eser. Ben özellikle son bölümde Aynalı Dede'nin defterinden olan hatıraları çok beğendim, özellikle "Mutluluk" adlı hatırasını çok anlamlı buldum.Gazellerin Türkçe yazılmasını isterdim hepsini anlamadığım için fakat okurken rahatsız olmadım...
192 syf.
Yazarının birçok sırrını bizlere sunduğu A'mak-ı Hayal'de birbirinden ilginç benzetmelerle tebdil edilmiş hakikatler sizleri alıp kaf dağına oradan alıp kefene saracak kadar büyüleyici olacaktır. Bir şeyh ve bir derviş adayının vu sürükleyici yolculuğuna hazır olmadan başlamak sağlığınız için tehlikeli olabilir.
188 syf.
·3 günde·8/10
A'mak-ı Hayal yani Hayalin Derinlikleri... Gerçekten hayal gibi bir kitaptı. Kitabı okumaya başladığınızda hayatınızın amacı ile ilgili bir arayış içindeyseniz kendinizi Raci’ye yakın hissedebilirsiniz. Raci de bu arayış sayesinde Aynalı Baba ile karşılaşıyor ve 9 gün boyunca hayalin derinliklerinde değişik diyarlara gidiyor. Bu 9 günlük seyahatin her bir günü aslında detaylandırılarak ayrı ayrı kitap olarak bile sunulabilir. Kitabı okurken biraz araştırma yapmanızda fayda var. Çünkü içinde budizme dair ögeler veya vahdet-i vücut gibi tasavvufi konular yer alıyor. Benim yabancı olduğum konular olduğu için kitap beni biraz araştırmaya da itti. Bu konulara çok daha hakim kişiler eminim kitaptan çok daha fazla zevk alacaktır. Kitapta eleştireceğim nokta keşke gazellerin orijinalleri ile birlikte günümüz Türkçesine uyarlanmış halleri bir arada bulunsaydı. Gazel kısımlarını fazla anlayamadığım için Osmanlıcadan bazılarının çevirilerini internetten bulup okudum. Bir de kitabın ikinci kısmını fazla beğenmedim. İkinci kısımda, 9 günlük bu seyahatten sonra Raci’nin bulunduğu durum ve Aynalı Baba’nın birkaç hatırası yer alıyordu. O kısımlar dağınık ve taslak gibi geldi bana. Ama kitapla ilgili şöyle de bir durum varmış; yazar Filibeli Ahmed Hilmi vefat ettikten sonra kitabın ikinci baskısında birçok özensizlikten dolayı kitap çeşitli bozulmalara maruz kalmış. Belki de bu dağınıklığın sebebi bundan dolayıdır. Kitabın birçok baskısı var günümüzde. Hatta çizgi roman haline getirilmiş hali de var. Bir ara filminin yapılması da gündeme gelmiş ama her biri ayrı bir dünya olan 9 günü filmleştirmek kolay olmasa gerek. Kitap benim hoşuma gitti ama şu an ben kitabı tamamen anladım, özümsedim diyemem. Çünkü bence bu kitap bir sefer okumakla özümsenecek bir kitap değil.
160 syf.
"Neden aşk var? Neden sefillik var? Neden zevk var? Neden üzüntü var? Niçin, niçin?"

Kitabın konusu: Raci adındaki girişte alıntıladığım sorularla hayatın anlamını arayan birisi. 'Neden varoluş var? Varoluşun anlamı nedir?' gibi cevaplanması zor soruları soruyor ve cevaplarını kendi kendine bulamıyor. İçkiye meylediyor, okuldaki arkadaşları ile zevkü sefa takılıyor. Bir gün Aynalı Dede adındaki evliya ile karşılaşınca hayatı değişiyor. Aynalı Dede sayesinde vahdedi vücut anlayışına adım atıyor ve birin içinde bir olduğunu kavrıyor.

Yazar, mutluluğa felsefe ile ulaşılamayacağını Raci üzerinden anlatmak istemiş; mutluluğa Allah'a varmakla ulaşılacağını anlatmak istemiş. Bunu yaparken Aynalı Dede neyiyle Raci'yi gerçeklikten çıkarıp fantastik deneyimler yaşayacak alemlere yükseliyor: Zerdüştlerle, Budistlerle, Brahmanlarla, tüm peygamberlerin olduğu meclisle ...
Raci'nin ney dinleyerek yükselmesi ve alemlerde seyahat etmesi aklıma, Cosmos Belgeseli'nde sunucunun bindiği hayali taşıtla evreni gezmesi geldi.

Kitapta bunun karşıtı olarak gösterilebilecek sözler bulunsa da insanın haz ve arzularını kötü, dünyayı bir hayal gibi gösteren anlayışa karşıyım ve hoşuma gitmiyor. Kitabın peygamberlerin toplandığı meclis bölümünde peygambere: "Ey Beşeriyet! Mutluluk; hayatı olduğu gibi kabul etmek, ağır işlerine razı olmak ve bunların iyileştirilmesine çalışmaktadır." şeklinde söyletilse de Raci'nin timarhane serüveninde olsun, kitapta anlatilan öykülerin genel havası sebebiyle olsun dünyanın hayal olduğu, insanın arzularının değersizliği mesajı baskın gelmektedir. Buna kitaptan bir söz olarak örnek: "Karşısında diz çöktüğün, varlığını ve ruhunu teslim ettiğin çirkin yüzlü cadıya, dünyaya git!"

Bunların dışında, yazarın dili, anlatımı akıcı. Bu şu açıdan önemli: Tasavvuf özellikle vahdedi vücut anlayışı zor anlaşılabilir bir kavram. Bunu basit bir dille, fantastik öykülerle açık bir şekilde anlatabilmiş. Buna karşın, olayın genel kurgusu basitti: Felsefeyle uğraşan genç arayışa içindedir, çıkmaza girer: İçkiye, zevkü sefaya düşer (Kötü yola diyebiliriz). Sonra bir gün yolu ak sakallı bir dedeye rastlar ve hayatı değişir,onu doğru yola iletir. Biraz samanyolu mini dizileri gibi olmuş.


"Bu yolculuğun, bu gidişin başlangıcı ve sonu yoktur, dedi."
285 syf.
·2 günde·7/10
Bu kitabi, hakikat aşkıyla yanan, akılla kavranamayacak konuları merak eden insanların zevkle okuyacağı kanaatindeyim. Bu millet geçmişte bir suru Raciler yetiştirmiştir, gelecekte de yetiştirmeye devam edecektir.

Okuyucularımıza sunduğumuz bu hikayeler (bunların hikaye olup olmadığı iyi düşünülmelidir) eğer beğenilirse kendimizi bahtiyar sayacağız. Zira, bu kitaba rağbet edilmesi, insanların ciddi meselelerle ilgilendiğini göstermesi bakımından çok önemli. Böyle okurların bulunduğuna inanıyorum. Zira bu millet hassas bir kalbe sahiptir. Bunu birçok defa ispat etmiştir.

Ahmed Hilmi

Filibeli Ahmed Hilmi hayatını İzmir, İstanbul, Beyrut, Mısır, Fizan ve Bursa’da sürdürmüş bir felsefeci. Bu kadar değişik coğrafyalarda yaşamış olmasının sebeplerinden biri dönemin padişahı II. Abdülhamid ile hem de İttihat ve Terakki ile geçinemediğinden sürekli sürgünlere gönderilmiş olması.
Eseri A’mâk-ı Hayâl'i Osmanlıca ile kaleme almış. Adı "Hayalin Derinlikleri" anlamına gelen bu Türk Klasiği iki ayrı kitaptan oluşmaktadır.
Özetlemek gerekirse hikayede; henüz yirmili yaşlarının başlarında olan ve hayatı sorgulayan Raci adlı bir gencin, sorularına cevap ararken, içinde yaşadığı çatışmaları sonuçlandırmaya uğraşırken karşılaştığı bir alimin rehberliğinde çıktığı bir yolculuk konu edilmiş.
Hayali seyahatlerden oluşan bölümler, Raci’yi her seferinde ayrı bir diyara götürüyor. Kahramanımız kendisini bazen bir prens, bazen bir yolcu, bazen de bir gezgin suretinde buluyor, çözmesi gereken problemlerle ve peşinde olduğu hedeflerle karşılaşıyor. Aynı zamanda da her öyküde farklı bir inancın önderiyle muhatap oluyor ve birlikte insana dair iyi ve kötü ne vara birlikte keşfediyorlar... Keyifli okumalar dilerim.

http://www.tuicakademi.org/amak-i-hayal/
208 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10
'Filibeli Ahmet Hilmi ve ismini çok kez duyduğum ve okuma fırsatını sonunda bulduğum kitabı, Amak-ı Hayal. Hayal ve gerçek arasında geçen yolculukta ruhun yol alışı ve kalbe hitap eden bir kitap. Bir arayışın hikayesi aslında, yaşamın anlamını sorgulayan bir arayış. İçinde birçok dinden, inanıştan öğeleri barındıran, felsefik, dini, tasavvufi birçok öğeyi de içinde bulunduran bir kitap Amak-ı Hayal. Kitabın içinde verilen öğeler, kelimeler bilmeyenler için araştırmaya iten bir yönü de var. Kitap dediğimiz de zaten bu değil midir? Herkese tavsiyemdir. :)
Ne arıyorsun?
Ebedi hayatı mı?
Zavallı dostum!
Bu gecici hayatta ne buldun ki onun ebedîsini arıyorsun?
Sana soruyorum: Bu hayatta ne var?
Kim bilir şimdiye kadar kaç hayvan yükü kitap okudun? Ne anladın? Hiç, değil mi? İnsanların bilgisi nedir? Bencillik ve zevklerinin ihtiyaç olan sanatlara ait şeylerdir. Ancak hak ve gerçekle ilişkili ne bilirler? Hiç!
Filibeli Ahmed Hilmi
Sayfa 19 - Gülhane Yayınları
"Yine neyin var ?" dedi.

"Hiç" dedim.

Bu "hiç" yalnız halimi tarif için söylenmemişti.
Ağzımdan çıkan bu "hiç" sözü kâinatın sıfatı idi.
Filibeli Ahmed Hilmi
Sayfa 25 - Palet Yayınları 1.Basım

Kitabın basım bilgileri

Adı:
A'mâk-ı Hayâl
Alt başlık:
Günümüz Türkçesiyle Tam Metin
Baskı tarihi:
7 Mayıs 2018
Sayfa sayısı:
225
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786054322602
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kapı Yayınları
A’mâk-ı Hayâl, roman tekniği ile geleneksel anlatı geleneğini birleştiren bir yapıttır. Bu yüzden, öğreticilik amacı güttüğü söylenebilirse de, tezli bir roman olma savı taşımaz. Kalkış noktası, hep vurgulandığı gibi salt İslâm tasavvufu değildir. Ahmed Hilmi’nin tasavvufta içselleştirilmiş ortak Doğu bilgeliğine yaslandığını söylemek daha doğrudur.

Bir sanat yapıtının ille de yaşamı, yaşamın gerçeklerini yansıtması gerektiği söylenemez. Bununla birlikte A’mâk-ı Hayâl’in yaşamdan ve gerçeklerinden tümüyle kopuk olduğu da öne sürülemez. Eserin giriş, “Manisa Akıl Hastanesi” ve “Aynalı’nın Sonsuzluk Yurduna Göçüşü” bölümleri, son derece gerçekçi bir yaklaşımı yansıtır. Özellikle son bölüm, ruhsal deneyimlerle, düşsel gezilerle ulaşılan gerçekliklerin yaşamdaki karşılığını araştırması bakımından ilginç ve önemlidir. Bu bölümlerde yalnız kişiler değil, önemini bugün bile koruyan hastanelerin durumu, hafızlık ve halkın Kur’an konusundaki bilgisizliği gibi sosyal sorunlar, son derece gerçekçi biçimde ortaya serilir.
N. Ahmet Özalp

Kitabı okuyanlar 3.608 okur

  • A
  • KCelk
  • Vera
  • Atticus
  • Rabia Nur Uğurlar
  • Eda baykara
  • mustafa taşpınar
  • Zeynep Bozkurt
  • Erhan koyuncı
  • Elif Çankır

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0.1 (1)
9
%0
8
%0
7
%0.1 (1)
6
%0.1 (1)
5
%0
4
%0.1 (1)
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları