Adı:
A'mak-ı Hayal
Baskı tarihi:
Haziran 2018
Sayfa sayısı:
220
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786052021163
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Şule Yayınları
Bir gün, bir cesette hapsolduğumu hissediyor gibi acı veren bir hisle inlerken güya kâinatın bütün zerrelerine emanet olarak verilen sırlar birer birer bulunduğum cesette toplanmaya başladı. Renksiz ve mekânsız bir mana esintisi, cesedimi kaplayıp kuşattı. Doğuya dönmüş yüzümü, doğmaya başlayan altın ufka çevirmiştim. Her zerre güya beni selamlıyor, her taraftan burnuma amber kokusu geliyor, tüm varlığım bir muhabbet hakikatinin tesiri altında titriyordu. Kendimi biliyor, etrafımı görüyor, gördüğümü fark ediyor, her şeyi biliyormuş gibi davranıyordum. Bir kendinden geçme hâli, bir varoluş sarhoşluğu beni sardı. Mana diliyle, “Elhamdülillah!” dedim.
192 syf.
·61 günde·7/10 puan
Filibe yada bugünkü adıyla Plovdiv Osmanlı döneminde birçok entelektüel çıkarmış bir şehirdir . Ahmed Hilmi de bunlardan biridir. Onun kitaplarında o dönemi yaşıyormuş gibi hissedersiniz.

Keyifli okumalar dilerim.
204 syf.
·Puan vermedi
I. Bölüm: https://youtu.be/PADubJLQEyU
II. Bölüm: https://youtu.be/_MqrK51TsUg
Selam kitapçokseverler. Türk edebiyatının ilk felsefi ve gerçeküstü romanı kabul edilen, Filibeli Ahmet Hilmi’nin felsefi ve tasavvufi görüşlerini içeren A’mâk-ı Hayal yapıtını konuşuyoruz.

Romanımızın kahramanı Raci’nin, içindeki şüphe ejderhasını susturmak ve mutlak hakikate ulaşmak için mezarlıkta karşılaştığı Aynalı Baba’nın yardımıyla çıktığı manevi seyahatleri; Buda’yla Hiçlik Zirvesi, Yunan tanrılarının bulunduğu Olimpos Dağı, Hürmüz ile Ehrimen’in savaş meydanı, Simurg ve Kaf Dağı üzerinden Doğu ve Batı felsefesi, tasavvuf, mitoloji, dinler tarihi üzerine sohbet ediyoruz.

Keyifli dinlemeleriniz olması dileğiyle.

Sevgiler.
160 syf.
·Puan vermedi
Hayal ile gerçek arasında bulunan ince çizgiyi anlatan dini anlatımdır kardeşlerim.Tasavvufun derinliklerine inip içinde şüphe olanların tekrar tekrar okumasını tavsiye edeceğim ilmi yazılar bütünüdür.Eser ; hak yolunu bir çok din yaşamı ile anlatarak bizleri bilgi ve olayları kavrama yönünden kendine hayran bırakıyor.Kısa ve öz olarak kitap iki karekter arasında geçen manevi yolculuğu aktarıyor.Kendine bir hak inancı bulup , içindeki batılı yok etmeye çalışan bir fani kendisine bu konuda yoldaş bir alim bulur.Tasavvuf ve ilim yolundaki bu adımlar bizlere hakkı bulmaya çalışan karakterin rüyada gördükleriyle akılda kalıcı olaracak şekilde aktarılır.Daha bir çok yazılacaklar var ama amaç uzun uzun kitabı anlatmak değil , kısa ve özü geçirebilmek sizlere.Okuma notu sizin olsun...
192 syf.
·Beğendi·10/10 puan
Aynalı Baba ile bir yolculuğa hazır mısınız? Ama bu yolculuğa çıkmaya karar verirseniz bildiğiniz, değer verdiğiniz ve hatta taptığınız ne varsa sarsılacak. Şimdi tekrar düşünün ve öyle okuyun bu kitabı derim. Şeriat ile yaşayan bir canlının Tarikat'a girmesi, Hakikat ile sarsılıp Marifette yok olmasıdır bu kitap.
160 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Sana o sahneyi hatırlatacağım hani bazen kendi kendine düşünürsün ve ohaa ben ne düşündüm öyle dersin ya... Ve daha sonra ulan keşke video kaydı tutabilseydim beynimde dersin. Kulak arkasına tuşu falan olsıydı diye hayalden sapan düsüncelere dalarsın benim gibi.... Her neyse.

Bazen bir kitap ya da bir konuşma sonrası kendi kendinize hayallere dalarsınız...
Ne bileyim var oluş ya da daha ötesini düşünürsünüz ve daha sonra yüzünüzde bir gülümseme bir doygunlukla-açlık arası şehvet yüklü bir temaşa belirtirsiniz. O sahne canlandı mı gözünde? Yoksa sadece bana mı oluyor... arkadaş neden sizde de olmuyor
Yavv neden bu evrende kendimi deli gibi hissediyorum. Biliyorum sen de yapmışsındır o hayal ederkenki aptal gülüşü... İşte bu kitapta çokça yaptım onu.

Bu kitabı da nasıl ki (Bir Çift yürek kitabını Avatarlara filmine benzettiysem)
Bunu da Keloğlan masallarına benzettim. Başrol oynayan Raci keloğlan konumunda. Hayalleri düşlerde yaşatan bir roman. Sufi derinlikleri olan, hikmet ve hakikati arayan Keloğlan yani Raci her başından geçen hikâye için bize dolu dolu mesajlar vermektedir.

Asıl konuya gelelim. Size şimdi bir sahne izlettireceğim. Her ne hikmetse ben tüm Vahdeti Vücut doygunluğunu bu sahnede görebiliyorum.
"Cosmos çoklu evren sahnesi"
https://youtu.be/EKUYYp2oQUc
Her şeyin bir şeyde ve hiçbir şeyin herkeste olduğu sahne.
Büyük patlama ve evren oluşumunu kitapta bak nasıl anlatılmaktadır. Şu alıntıyı izlediğin video ile bağlantı kurarak bir oku...

#71044244


Kitap öyle bir güzellikte yazılmış ki
Okuduğun her olayadan tek vücuda varabiliyordun. Kitap hem Vahdeti vücudu anlatmış hem de kitabında uygulamıştır. Tek olayadan tüm kitabı, tüm kitaptan tek olayı çıkartmak. Neffis bir şey...
En küçükten en büyüğünü görebilmek...
Kan damlasından damara, damardan kalbe, kalpten beyne ve sadece beynde( Beyn arapça arasında, iki şeyin arası demektir.) kalmak yani ona ulaşmaya çalışmakla kalmak. Varmak değil yolda olmak en güzeli. Sevgiliye varmak ulaşmaya çalışmak kadar güzel değildi.

Peki neden Merak... ( İsmail ne diyorsun Allah aşkına kafa kalmadı bizde merak nereden çıktı şimdi)

İlgimi çeken konular arasında merak ve korku hep vardır. Onlar üzerine çok düşünürüm. Kitapta merak üzerine bir sahne var onu size gösterip incelemeyi bitiriyorum. Bu sahnede merakın büyüsünü gördüm.
#71044031


Göstermek istediğim şey merakın büyüsü iyileştirici özelliği ve aynı zamanda yok edici yanı...
--
Tasavvufla ilgisi olan değerli okuyucuların zihin dünyalarında yaşadıkları meyhaneyi bir tek o meyhaneye uğrayan anlar.

Buraya kadar okuyup değer verdiğin için gerçekten çok teşekkür ederim.
204 syf.
·4 günde
Ben sevemedim. Kitap okumak da bir zevk işi, herkes aynı tarzdan hoşlanacak diye bir şey yok. Veya biri çok beğendi diye bir kitabın aslında şaheser kabul edilmediği gibi; öteki beğenmedi diye de bir kitabı listenizden çıkarmamalısınız. Ben sevemedim çünkü gerçekten böyle doğa üstü kurgulardan pek hoşlanmıyorum. Benim için filmlerde de hakeza aynı olay mevcut.

İsmi "Hayalin Derinliklerinde"olan kitabin derinliklerine ben pek inemedim. Paçaları sıvadım, içerisinde iki üç adım ilerledim, bir kuyuyla karşılaştım, az eğildim, başımı aşağı sarkıttım ama yok ancak bu kadar oldu. Dilerim diğer okuyucular kitabın derinliklerine inip vay be ne kitaptı ya diyebilirler. Çünkü ben güzel olduğuna inanıyorum ve kendimi bu konuda eksik görüyorum. Anlamamak değil benim zorum, mantığa aykırı bulmak. Çok mu gerçekçi bir insanım acaba?

Kitaptan biraz bahsetme konusuna gelirsek Raci isimli ana karakterimiz mezarlıkta aynalı diye bir zat ile tanışıyor. Ardından manevi alemlerde gezintiler başlıyor. Kitabı okuyacakları çok şey bekliyor. Buda'lar, Zerdüşt'ler, Hürmüz Ehrimen'ler, Kaf Dağları oo neler neler. Her manevi gezintide farklı mesajlar var, anlayabilene. Felsefi bir boyut, tasavvufi bakış açısı... Okuyun bence, ben okuduğuma pişman olmadım ama biraz zor bitirdim çünkü beni sarmadı. Eğer bir kitabı yarım bırakma fobiniz varsa sarmayan kitabın size neler hissettirdiğini az çok bilirsiniz. Bu sebeple ben bu kitabı bir süre gözümün göremeyeceği yere kaldırmak istiyorum. Ama sonra söz, barışacağız. Keyifli okumalar :)
192 syf.
·5 günde·7/10 puan
İkinci Meşrutiyet döneminde yazılmış bir eserin bugüne yansıması nasıl olabilir merakıyla kitaba başladım. Kitabın önsözünde “bu kitabı hakikat endişesi ile dolu vicdanlar, sonu olmayan bahisleri seven insanlar zevkle okuyabilirler” demişti yazarımız.
Kitabın 1.bölümünde kahramanımız varlık ve yokluğu sorgularken Matrix filmini hatırlattı bana. Daha sonra yazarımız Raci’yi anlatırken bize, Tutunamayanlar’daki Turgut geldi aklıma. Şüphe, eğitim, alkol-eğlence ve felsefe yönüyle Raci’nin arayışıyla, Turgut ve Selim’in arayışının ortak bir çıkış noktasından beslendiğini düşündüm. Bir farkla ki, Raci’nin hayatında onu “Hayalin Derinliklerine” götürebilecek bir Aynalı Baba vardı.
Aynalı Baba bir kahve içilebilecek kadar bir zaman diliminde Raci’yi Buda, Zerdüşt, Brahmanizm’den başlayarak derin bir hayal dünyasında dolaştırıyor, bölümün sonunda tekrar Kainatın Efendisi’yle buluşturuyor ve bütün inanç ve dinler hakkındaki derin bilgisiyle okuyucuyu şaşırtabiliyor.
Yedinci Günde Aynalı Baba’nın bir kedi yavrusunun doğmasından dolayı sevincini anlatırken özellikle bir kralın oğlunun doğmasıyla karşılaştırmasını, “kralın oğlunun nasıl birisi olacağı belli değilken, hatta kral oğlu olduğu için kibirli ve bencil olma ihtimali yüksekken” zararsız bir kedi yavrusunun dünyaya gelmesinin sevinmeye daha layık oluşunu anlattığı bölümü çok beğendim.
İkinci bölümde ise Raci’nin Manisa Tımarhanesinde geçirdiği dönem ve buradaki hatıraları anlatılırken “delilik” ve “akıllılık” kavramları sorgulanıyor. Gerçek aklın bizi mutlak hakikate ve ebedi hayata götürmesi ile anlaşılabileceğine dair en çarpıcı önermeyi Taine’den aktarıyor; “İnsanlar yaratılış ve terbiye bakımından delidirler. Kazara akıllı bulundukları zaman çok kısadır!”
Raci’nin Aynalı Baba’yla çıkmış olduğu bu masalsı yolculuğu ve felsefi derinliği yazarın çok etkili bir şekilde aktarabildiğini düşünüyorum. Keşke biraz daha uzun olsa, yazarla ve kahramanıyla birlikte biraz daha seyahat edebilseydik daha güzel olurmuş, çabucak dünyamıza döndük ve “hafif delileri eğleyecek kadar zevk bulunan” hayatımıza devam ediyoruz!
190 syf.
Dünya hayatı dediğimiz bu yaşamın geçiciliği, faniliği, hatta 'ölünce uyanacağımız rüya' olduğu tartışmaya değmeyecek kadar aşikardır. Rüyalar gördüğümüz haliyle gerçektir; hayallerimiz ise bizim birikimlerimize dair tasavvurumuz ve bilinçaltına dayalı "kurgularımızdır". Hatta kelimesine ve bilgisine sahip olmadığımız şeyi hayal bile edemeyiz. Hayaller sınırsızdır sanırız. Gayet sınırlıdır! Kelime dağarcığımız ve kelimelerle sahip olduğumuz bilgi kadardır. "A'mak-ı Hayal" de yazarının 'derinliği' kadardır. Mitoloji, felsefe, tasavvuf ve dinler tarihi konusunda takdire layık birikime şahid oluyoruz. Eserdeki rüya ve hayal dünyasına değinmeden diğer taraftan da bilmemiz gerekir ki, rüya ve hayallerin muhtevasına baktığımızda bir yönüyle de ( %50) dünyalıdır. Bu dualite eserin hem iskeletine hem de temel mantığı ve felsefesine sirayet etmiştir. İskeletten kastım eserin hikaye ve roman özelliğine sahip olmasıdır. Yayıncılar roman olarak sunmuş, yazar kendisi ise hikaye demiş fakat parantez açmış (Acaba hikâye mi?) notunu düşmüştür. Bir okur olarak ben de bu ikilem arasında kaldım. Roman hacminde ve nispeten de özelliğinde olmasına rağmen hikaye unsurları daha fazladır. Fakat, ben yazarın zahmetine ve böyle bir denemesine teşekkür olsun diye eseri 'didaktik-felsefi roman' olarak nitelendirdim. Ayrıca, tarihi sürece bakıldığında hikayeden modern hikayeye veya romana geçiş sürecini dikkate alarak subjektif yorumlarımıza mümkün derece objektiflik kazandırabiliriz.

Eserin temel mantığındaki dualite ise şöyledir: bir ve iki, bir ve çok, var ve yok, çirkin ve güzel, hayr ve şer, iman ve küfür... Tasavvufi yönüne ise vahdet-i vücud anlayışı hakimdir. Çok'u görürüz fakat bir'in yansımasıdır. Yok olmanın hikmeti var'a ulaşma arzusudur. Bunun gibi... Eserde sansasyonel ve yeni bir şey yoktur aslında. Önemli olan bunların edebiyata aktarılması ve didaktik özellik kazandırılmış olmasıdır. Beklentiniz yüksek olmasın derim ama buna rağmen derin felsefi/tasavvvufi sorgulama imkanı sunduğu da inkar edilemez.

Bu eserin daha modern, daha ciddi versiyonu yazılsa, edebiyatımızda kendine, hiç şüphesiz müstesna yer edinir.

Okurken hikayelerin sonuna odaklı olmanızı tavsiye ediyorum ve burada bitiriyorum.
204 syf.
·8 günde·10/10 puan
Türk edebiyatının ilk felsefi ve gerçeküstü romanı kabul edilen Âmâk-ı Hayal...

Filibeli Ahmet Hilmi(1865-1914) Filibe’de(Bulgaristan) dünyaya geldi.Sürgünler ve kaçak yaşamakla geçen ömründe 2.Meşrutiyet döneminin önemli fikir adamlarından biri olan Ahmet Hilmi tiyatro,roman ve şiirin yanı sıra siyaset,felsefe,tarih ve tasavvuf gibi konularda eserler kaleme almıştır.

İnsan çevresinde doğayı ve bunun bütüncülüğünden oluşan renkli ve ahenkli evreni görür.Bu görülen evren insanın düşünce dünyasını ve duygusal dünyasını etkiler.Yine aynı insan hayatın bazı safhalarında doğa üstü alemin de var olduğunu hisseder.Bu alem beşere ait duyu organlarıyla değil,varlığında ki içsel bir duygusal sezişle hissedilir.Ve insan sezgisel olarak iç aleminin derinliklerine doğru yola çıkabilen bir varlık veya mahlûktur.

Romanın kahramanı Raci de içinde ki şüphe ejderhasını susturmak ve hakikate ulaşmak için mezarlıkta karşılaştığı Aynalı Baba ile manevi seyehatlere çıkar.Buda’yla Hiçlik Zirvesine,Yunan Tanrılarının bulunduğu Olimpos dağına,Hürmüz ile Ehrimen’in savaş meydanına,Kaf Dağına ve daha birçok yere gider.
Doğa,doğa üstü alem,efsaneler ve insan, birbirine geçmiş gizemli ve girift bir gerçeküstülükle okura sunulur.

Şeriat ile yaşayan bir canlının Tarikat’a girmesi,Hakikat ile sarsılıp Marifette yok olmasıdır bu kitap...
Ve ben;

Gözümü açtığım vakit milyarlarca mesafeyi kaplamış,lakin avucuma sığacak kadar küçük bir alem görüyordum... Âmâk-ı Hayal ile Hayalin derinlikleri...
Sevgi ve Muhabbetle...
160 syf.
·2 günde·10/10 puan
Amak-ı hayal, hayalin derinliklerine yolculuk.
Aynalı Dede ve Raci ile birlikte dokuz günde gezilen binlerce âlem, varlık ve yokluktaki teklik, tek bir kişi, yüzlerce sûret.

Bilhassa düşünmek için yeterli vaktimiz olduğunda, herhangi bir meşguliyetimiz olmadığında ve elbette gençliğimizin ilk çağlarında aklımıza düşen birtakım sorular vardır.
Madde nedir?
Ruh nedir?
Varlık nedir?
Biz şu an var mıyız yoksa bir hiç miyiz?
Nereden geldik ve nereye gitmekteyiz?
Mutluluk ve huzur nedir?
ve sâir sorular...
Bazı zamanlar kendimizce bulunan cevaplarla yetinilir, çoğu zaman bu soruların ağırlığını hissettikçe çıldırma noktasına gelinir. Raci'de tam çıldırmışlığın evresinde karşılaşır Aynalı Dede ile. Yaşıtlarından daha akıllı, entelektüel, okur-yazar lâkin onun da bir türlü cevabını bulamadığı sorular var.
Kitapta da geçer;
Hayvan yükü kadar kitap okuruz, birçok şey öğreniriz lâkin bunun sonucunda her şey belirli bir noktaya ulaştığında elimizde ne kalır? Hiç, kocaman bir hiç! Varlığımız sıfır noktasına ulaştığında ya hiçizdir ya da hep. Aynalı Baba için hiç ve hep aynıdır, tektir ve birdir.
...
Batıl veya semavî olsun birçok din ve inanışta rûh ön plandadır. Öyle ki dinler bedenlerimiz için değil ruhlarımız için vardır esasında. Bir müslüman niçin namaz kılar? Bedenini güzelleştirmek için mi? Hayır. Esas amacı rûhunda huzuru hissetmek ve Yaratıcısına şükrünü eda edebilmek içindir.
Bir budist yokluk tepesine yani nirvanaya ulaşmak için nefsinden ve zevkinden vazgeçmeyi göze alır. En sevdiği yiyecekleri görmez gözü, şehvetinden ve arzusundan vazgeçer. Materyalist düşünce ile baktığımızda yapılan bunca şey insanın kendisine yaptığı zulümden başka bir şey değildir. Lakin olayın diğer penceresi vardır ki orada olaylar tümden farklıdır.
Raci'deki esrârı ortaya çıkaran, rûhundaki keşfiyata eşlik eden Aynalı Dede kimdir peki?
Şu meşhur deli ama veli olanlardan. Meskeni bir mezarlık. Küçük bir kulübe, bir cezvesi, sazı, neyi ve aynası ile yaşayan ve yaşatan kişidir Aynalı Dede.
Kulağına taktığı ayna parçalarından mütevellit ismi böyle kalmıştır.
Meczup demiştik ama herkesten daha akıllı olduğu kesindir. Çünkü nerede deli olması gerektiğini gayet iyi bilir. Öyle ki bu durum bir zâtın dikkattini çektiğinde Aynalı Baba'ya bir sualde bulunur:
'Efendim, herkesten daha akıllı iken niçin deli gibi davranarak insanların sizle dalga geçmesine izin verirsiniz?'
Aynalı Dede'nin cevabı bellidir:
'Ben insanlardan o kadar çok ihanet gördüm ki, onlara kötülük etmemek şartıyla bu şekilde rahat bir yaşam sürmeyi daha uygun buldum.'
O hâlde meczupluk bir kaçış, belki de bir arayış yöntemidir.
...
Kitabı toplamda üç kez okudum ve üçüncü okuyuşumun sonunda bir şeyler yazabilme cesaretini kendimde buldum.
İlk okuyuşumda her şey kapalıydı, hiçbir şey anlamamıştım. Daha sonra tasavvufa olan ilgimi pekiştirdiğimde aslında kitabın bana açıldığını gördüm. Lâkin bazı yerler hâlâ karanlıktı. Son okuyuşumda ise bilmenin ağır yükü omuzlarıma konuverdi. Bilmek ve olmak ile okunan kitabın lezzeti bambaşka.
İlk okumada hamdım sonra piştim ve yandım.

İsterim bu kitabı herkes okusun. Lâkin önce olmak ve dahi bulmak gerekiyor. Derûni keşif ancak o zaman başlayacak.
Muhabbetle.
Halkımız içinde bir zümre var ki yalnız "bilmediğini bilmez", bundan başka her şeyi bilmek iddiasındadır.
Filibeli Ahmed Hilmi
Sayfa 107 - İş Bankası Kültür Yayınları
Şimdiye kadar kim bilir kaç hayvan yükü kitap okudun, ne anladın? Hiç, değil mi? İnsanların bilgisi nedir? Zevk ve kibirlerinin ihtiyacı olan sanayiye ait olanları diyelim ki bir şeydir. Lakin hak ve hakikate dair ne bilirler? Hiç! Akıl denklemiyle hakkı itiraf mümkündür. Fakat bilmek, anlamak mümkün mü?
Filibeli Ahmed Hilmi
Sayfa 12 - İş Bankası Kültür Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
A'mak-ı Hayal
Baskı tarihi:
Haziran 2018
Sayfa sayısı:
220
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786052021163
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Şule Yayınları
Bir gün, bir cesette hapsolduğumu hissediyor gibi acı veren bir hisle inlerken güya kâinatın bütün zerrelerine emanet olarak verilen sırlar birer birer bulunduğum cesette toplanmaya başladı. Renksiz ve mekânsız bir mana esintisi, cesedimi kaplayıp kuşattı. Doğuya dönmüş yüzümü, doğmaya başlayan altın ufka çevirmiştim. Her zerre güya beni selamlıyor, her taraftan burnuma amber kokusu geliyor, tüm varlığım bir muhabbet hakikatinin tesiri altında titriyordu. Kendimi biliyor, etrafımı görüyor, gördüğümü fark ediyor, her şeyi biliyormuş gibi davranıyordum. Bir kendinden geçme hâli, bir varoluş sarhoşluğu beni sardı. Mana diliyle, “Elhamdülillah!” dedim.

Kitabı okuyanlar 8,2bin okur

  • ah-u zar
  • Oldi
  • Ahmet SALMAN
  • Züleyha
  • Beyza Yaşar
  • Levent Yılmaz
  • Abdüssamed Hombaç
  • Nisanur Temiz
  • Hakkı
  • Sümeyye*

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0.2 (4)
9
%0.2 (5)
8
%0.2 (4)
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları