Ana Tanrıça Şeytan

·
Okunma
·
Beğeni
·
393
Gösterim
Adı:
Ana Tanrıça Şeytan
Baskı tarihi:
Eylül 2003
Sayfa sayısı:
199
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789758460588
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Pencere Yayınları
Erkek olan kadınlar, kadın olan erkekler, önünden geçer sana selam ederiz.
Kadın fahişeler, erkek fahişeler, önünden geçer sana selam ederiz."
Sümerli yazarlar tanrıçaya sadece fahişe demediler; İnanna onlara göre "toplumun süsü"ydü; "Sümer'in neşesi"ydi; "sevgi kaynağı"ydı. O güzeldi... çekiciydi... şuhtu... şefkatliydi... en seçkin kadınlık özellikleri onda bulunurdu... Ama İnanna'nın bunlardan başka sembolize ettiği bir kavram daha vardı... o bereketi yönetmekteydi. Aynı Çatalhöyük'ün -henüz yazı bulunmadığı için adı çözülememiş- ana tanrıçası gibi.
Doğayı yenileyen, insanlara çoğalma gücü veren, doğal/doğanın kendisi bir tanrıça... Bu tanrıçanın tapımında seks ön planda olmayacaktı da kiminkinde olacaktı? Bu tanrıçanın tapınaklarında serbest seks yapılmayacaktı da kiminkinde yapılacaktı? Cinsellik o denli kutsal bir eylemdi ki, fahişelik de büyük verici bir göreve dönüşmüştü. Zamanın en saygın ailelerinin kız ve kadınları ona adanmış tapınaklarda bedenlerini satmak için yarışırlardı.
199 syf.
·3 günde·Beğendi
Bu kitap, biraz özensiz yazılmış da olsa, yazarın ciddi bir mitolojik araştırma yaptığı gayet net olan bir kitap. Çok tanrılı dinleri ve evren ile insanın yaradılışı ile hakkında bize öğretilenlerin temeline inmeye ve düşündürmeye odaklı olduğu için, okuyan herkesin kendisinin yorumlaması gerektiği kanısındayım.
199 syf.
·4 günde·Beğendi
Bu kitaba neden böyle düşük puan verdiklerini anlayamadım doğrusu. Çünkü tanrıçalar hakkında şu ana kadar okuduğum en ayrıntılı kitaptı. İçinde büyük bir bölümün Lilith'e ayrılmış olmasına karşın birçok uygarlıktaki birçok tanrıçayı ele almış yazar.

Konya Ovası

Bilirsiniz ki uygarlık ilk önce Konya, Çatalhöyük'te başladı. Ve tabii ki ana tanrıça tapımının ortaya çıkışı insanlığın uygarlık tarihi ile aynıydı.
Çatalhöyük kenti devrinin normu içinde çok gelişmişti. Özellikle tarım ileri ölçüde gelişmişti; buğday, arpa, bezelye, bakla geniş ölçüde üretilmekteydi. Çilek tohumlarından şarap yapıyorlardı, yaygın olarak bira tüketiyorlardı. Ve bir de adı bilinmeyen bir ana tanrıçaya tapıyorlardı. Bu ise, tanrıçanın iri göğüslü, geniş kalçalı bir formda resim ve heykellerini yaptıkları için biliniyor. Nerdeyse bütün uygarlıktaki tanrıçalar bu şekilde tasvir edilirdi. Çünkü tanrıçanın cinsel organlarını ön plana çıkarmak; doğurganlığı, bolluğu ve bereketi temsil ediyordu. Konya ovasından sonra diğer uygarlıkta da kadının ön plana çıkması ve tanrıların geri planda kalarak ana tanrıçalara tapınımı görüyoruz.

Mezopotamya, Sümerler

İÖ. 3500'de Sümer uygarlığı, dönemin en zengin uygarlığıydı. İnanna adında bir aşk tanrıçasına tapıyorlardı. Bu dönemde tanrıçaların cinselliği daha da ön plana çıkmış, cinselliği kutsallaştırmıştı. Öyle ki tanrıçalarına "Göğün Kutsal Fahişesi" adını vermişlerdi. İşin diğer bir boyutu olarak, fahişelik de kutsal sayılmaya başlanmıştı. Kadınlar çoğunlukta olsa da erkekler de fahişelik yapıyorlardı. İşin ne boyutta olduğunu anlamanız için İnanna'nın verimlilik ayinlerinde okunan şarkılarından biri:
"Erkek olan kadınlar, kadın olan erkekler;
Önünden geçer sana selam ederiz.
Kadın fahişeler, erkek fahişeler, önünden geçer sana selam ederiz."
Ayrıca güney Mezopotamya'da yapılan kazılar sonucu Sümerler ve İnanna hakkında yazılan tabletlerin bir kısmı İstanbul Arkeoloji Müzesinde bulunuyormuş.

Babil: Rahibe- Fahişelerin Ülkesi

Babil'in Hammurabi devrinde kadınlar ikinci plana atılmıştı. Hala tanrıçalara tapınım olsa da Hammurabi yasalarıyla birlikte kadınlar ikinci plandaydı. Birçok tablette yazdığına göre suçların büyük çoğunluğu cadılık ve kadın ihanetidir. Yasaya göre bu sanık kadınlar nehre atılıyor, kurtulursa suçsuz, ölürse suçlu olduğu varsayılıyormuş.

Babil halkı, Ishtar'ı baş tanrıçaları ilan etmişlerdi. Bu tanrıça aşk ve seksi yönetmekteydi.

Zaten fahişelerin kutsallaşmasını Sümerler'de görmüştük ama bu dönemde fahişelik, adeta kutsallıktan da öteye zorunluluğa dönüşüyor.
"Bir adı da Militta olan tanrıçanın tarikatında iki çeşit rahibe vardı:
a) Kadiştu: El değmemişler
b) Zermaşitu: Tapınak fahişeleri
Zermaşitu'lar her gece ünlü Babil Kulesi tepesinde sıra ile beklerler, baş tanrı Marduk, insan kılığında kuleye gelir de bir kadınla yatmak isterse diye nöbet tutardı."

"Sadece tanrının değil; insan erkeklerin de canı "kutsal seks" yapmak isyer diye birçok tapınakta rahibeler erkek tapınıcılarla "kutsal evlilik" oluşturmak için hazırda beklerlerdi." Bu fahişeler kutsal sayılırlardı. Hatta bazı kadınlar kutsallığa erişebilmek için bu tapınaklarda aday rahibe olmak isterlermiş.

Amaa işin bir de zorunluluk kısmı var ki ne mide bulandırıcı! Tarihçi Heredot'tan bir örnek: “Ünlü tarihçi I-199’da Babil’de her kadının yaşamında bir kere kendini yabancı bir erkeğe vermek zorunda olduğunu anlatıyor. Ve de tapınağın içinde yere gerili iplerle bölünmüş bölümlerde bir sürü kadın oturduğundan, önlerinden erkekler geçtiğinden, beğendiklerinin dizlerine altın para atarak onlarla seviştiğinden de söz ediyor. Ayrıca zengin kadınların bile -özel arabaları ve hizmetçileri ile gelip bekleyebilseler de- bu gelenekten ayrılmadıklarını yazmakta. Heredot’un anlattıklarına bakılırsa, tapımın daha da garip yönü, kadınların seçilmeden evlerine dönemeyeceği. Bu öylesine sıkı bir kural ki, alımlı ve çekici olmayanlar aylarca tapınakta kalıyorlar. Heredot, bekleme süresinin 3-4 yıla dek uzandığı kadınların varlığından bile söz etmekte!”

“Kaç para verdiği önemli değildir; kadının kabul etmemesi korkusu yoktur; din bunu yasak etmiştir, çünkü bu para kutsal olur. Kadın, kendisine ilk para atanın peşinden gider ve kim olursa olsun geri çeviremez. Birleşmeden sonra, kadın, tanrıçanın gönlünü yapmış olarak, evine döner”. (Heredot, Tarih, I-199)

Tabii bu olaylara bugünkü bakış açımızla bakmamak gerekiyor. O zamanlar kadınlık cinsellikle, doğurganlıkla birlikte kutsal sayılıyordu; bugünkü gibi çekingenlik, namus ve üslupla değil.
Peki bu algı nasıl değişti? Kutsal Kitaplarla ve tek tanrılarla birlikte! Tevrat ve İncil’i okumuş her insan, Tanrı’nın Babil’i nasıl lanetlediğini bilir.
Tek tanrı peygamberleri, tanrıça tapınımını ve cinselliği sapkın ilan etti ve putlarla savaşırken, aslında kadınlıkla savaştı. İnsanların algısı tamamen değişti.

AY TANRISI İLE GÜNEŞ TANRIÇASININ ÜLKESİ ARABİSTAN

Evet, Arabistan bile bir zamanlar anaerkildi! Bu kültür İÖ. 1000’lerde varlığını sürdürüyordu.
Arapların çok eşli olmayı sevdiğini biliyoruz. Ama bu sevginin sadece Arap erkeklerinde olduğu algısı hakim. Halbuki bu dönemlerde erkekler değil, kadınlar çok eşliymiş.
“Her kadın birden fazla erkekle evlenmesi sosyal yaşamın bir gereğiydi o dönemlerde. Erkeklerin, evlilikle birlikte ailelerini bırakıp kadının ailesine katılmaları ise bir gelenekti. Kadınların arzularının öylesine önemi vardı ki, bir kadının, çadırının kapısını üç gece üst üste doğu yönüne doğru kurmasıboşanmanın gerçekleşmesi için yeterliydi.”

“İslam öncesinde Arabistan yarımadasında çok tanrılı bir sistemin -ki buna İslam literatüründe putperestlik denir- yaygınlığını görürüz. Bu tanrılar isim olarak çok büyük farklılıklar gösterse de, genelde baş tanrı hep tanrıçaydı. Tanrıça o denli önemliydi ki bu bölgede, güneş ile özdeşleştirilmişti. Adı, “güçlü iyilik ve yardım ışınları gönderen” anlamındaki Dhat Hamym’di. Oysa tanrıça, bin yıllar boyunca, tüm dünya üzerine yayılmış tapım sistemlerinde hep ay ile eş tutulmuştur. Tarihinde ilk ve tek olarak Arap yarımadasında güneş ile sembolize edilmiş, ay tanrısı olmak ise -yine din tarihinde ilk kez olarak- kocasına düşmüştür.”

Bu zamanlarda Arabistan bolluğun, bereketin ülkesiymiş. Hatta Romalılar onlara “Arabia Felix” yani, “Mutlu Arabistan” derlermiş. Bu gelişmişlik İslam’ın ortaya çıkmasından sonra birkaç yüz yıl daha sürmüş.

Arapların bu anaerkil kültürü Kuran’a bile işlemiş. Tapınılan tanrıçaların isimleri kurana girmiş, annelik kutsal sayılmış ve cinsellik, Tevrat ve İncil’de olduğu gibi, yok sayılmamıştı.

“Bize haber verin Lat ve Uzza’yı. Diğer üçüncüsü olan Menat’ı. Erkek sizin de, dişi onun mu? Öyle ise bu çok insafsız bir taksim. O putlar hiç birşey değil, ancak sizin ve babalarınızın uydurduğu isimlerdir. Allah onlara hiçbir hüccet indirmedi. O kafirler, yalnız zanna ve nefislerin sevdasına tabi oluyorlar. Halbuki kendilerine, Rableri katından doğru yolu gösteren geldi”.( Necm suresi 53:19-23.) Lat, Uzza ve Menat o zamanların tapınılan en ünlü üç tanrıçasıymış. Bunların en ünlüsü ise Uzza imiş.

“Kurayş kabilesi Uzza Kabe’yi tavaf ederken söyle derlerdi:
El-lat, el-Uzza ve onların yanındaki üçüncü idol Menat adına,
Gerçekten de onlar yalvarılması gereken en yüce hanımlardır”. (al-Khalbi, Book of ldols.)
Hatta İslam gelip, putlara tapımı yasaklayınca Kurayş kabilesinin tepkisi: “Bu yasaklama Kurayş kavmine çok ağır geldi. Ebu-Ubayha (Sa’id ibn-al-’As ibn-Umayyah ibn-’Abd-Shams ibn-’Abd-Manaf), son günlerini geçirdiğini belli eden çok kötü bir hastalığa tutuldu. Ölüm döşeğinde yattığı birgün ebu-Leheb yanına geldi ve onu ağlarken buldu.” (Sira, 231, 233, 276; Taberi, vol. I, 1170-1172; el-Marif, 60-61)

Tek tanrılı dinler öncesi döneme meraklıysanız, hatta teolojiye meraklıysanız kesinlikle okumanız gereken bir kitap. Ülkemizde bu konularla alakalı yazılmış ve çevrilmiş pek kitap yok maalesef. Üstte de belirttiğim gibi gayet ayrıntılı bir kitaptı.

İyi okumalar.
199 syf.
·25 günde·8/10
Oldukça sıradışı bir yazar Elvin, zaten merakım olan ezoterizm'e ilgimi arttırdı. Kitap tektanrılı dinler öncesi mitoloji ve çok tanrılı dinlerde kadının; dolayısı ile ana tanrıçaların (hepsinin tezahürü) her şeyi yaratan olduğu ve seks'in de bu bağlamda bir ibadet gibi görüldüğünü daha sonra anaerkil toplumlardaki bu inanışın yok edilerek günümüzde tevrat ve incil'e kadar nasıl sindirilip, kötülenip, tanrıçalarında şeytan simgesi ile tekrar ortaya çıktığını kaynaklardan alıntılar yaparak anlatıyor.
Ben büyük bir keyifle kitabı okudum, ilgisi olanlara tavsiye ederim.
Ülkemizde hiç de tanınmayan Lilith, batıda fırtınalar koparacak kadar popüler.
Adına dergiler çıkartılıyor, forumlar düzenleniyor, gruplar kuruluyor. Kimliği ve “ne”liği hakkında kimseler tam bir karara varamasa da çoğunluk onu Yahudilik mistisizminden tanımış.
Bu nedenle de tanrıya baş kaldırmış bir demoness (dişi cin, dişi ifrit) olduğunda neredeyse herkes hemfikir. Yine de onun hakkında yazılmış yüzlerce kitabın çoğu -sözleşmişçesine- şöyle başlıyor:
“Lilith; kaynağı çok karışık ve içinden çıkılması güç bİr konudur
Gerçekte kim Aphrodith, kim Venüs, kim İştar, kim “bilmem-kim” diye fazla analizlere de pek gerek yok; çünkü asıl önemli olan Ana Tanrıçanın -ya da dişilik prensibinin- yok edilmiş olması.
Yaşam bir döngüdür.
“son” kavramı yanlıştır, her şey esnektir, katı kurallar/ hatta doğrular diye bir şey yoktur, kesin kaderler yalandır,her şey değişkendir"
Peki Musa’nın ölümünden sonra işler düzelmiş midir?
Tabii ki hayır! Yahudiler, Yahudiliğin dört büyük peygamberinden olan ve Tevrat’ta iki kitabı olan peygamber Yeremaya (Jeremiah) devrinde bile “Gökler Kraliçesi” olarak adlandırdıkları Astarte’ya tapmayı sürdürmeye çalışmışlardır:
“Bize Rabbin ismiyle söylediğin sözde seni dinlemeyeceğiz. Fakat gökler kraliçesine buhur yakmak ve ona dökülen takdimeler dökmek için ağzımızdan çıkan her sözü mutlaka yapacağız. .
Şimdi bir adım daha ilerleyelim…
Bir adım daha yaklaşalım İsa’nın doğuşuna… Ve bu kez gözlerimizi Anadolu’ya çevirelim; Frigya’ya. Orada bir başka ana tanrıça var. Frigya’lıların taktığı isimle çağıracak olursak Kybele ya da Kibele
İnsanoğlu korkusunun üzerine giderek onu her yendiğinde bir kapı açılacak pozitif enerji çağlayarak dökülecektir.
Sır ve bilgi buradadır.
tarih İÖ 4000’lere geldi dayandı… Mezopotamya’da ilk kentler görülmeye başlandı… 3500’de de Sümer uygarlığı aşağı Mezopotamya’da yükselime geçti.
Tanrıça bu kez İnanna adını almıştı.
Kimi görünümlerinde hâlâ kalçalı ve doğurgan olarak betimlense de, çoğu kabartmalarda artık daha çağdaş bir tipteydi.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Ana Tanrıça Şeytan
Baskı tarihi:
Eylül 2003
Sayfa sayısı:
199
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789758460588
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Pencere Yayınları
Erkek olan kadınlar, kadın olan erkekler, önünden geçer sana selam ederiz.
Kadın fahişeler, erkek fahişeler, önünden geçer sana selam ederiz."
Sümerli yazarlar tanrıçaya sadece fahişe demediler; İnanna onlara göre "toplumun süsü"ydü; "Sümer'in neşesi"ydi; "sevgi kaynağı"ydı. O güzeldi... çekiciydi... şuhtu... şefkatliydi... en seçkin kadınlık özellikleri onda bulunurdu... Ama İnanna'nın bunlardan başka sembolize ettiği bir kavram daha vardı... o bereketi yönetmekteydi. Aynı Çatalhöyük'ün -henüz yazı bulunmadığı için adı çözülememiş- ana tanrıçası gibi.
Doğayı yenileyen, insanlara çoğalma gücü veren, doğal/doğanın kendisi bir tanrıça... Bu tanrıçanın tapımında seks ön planda olmayacaktı da kiminkinde olacaktı? Bu tanrıçanın tapınaklarında serbest seks yapılmayacaktı da kiminkinde yapılacaktı? Cinsellik o denli kutsal bir eylemdi ki, fahişelik de büyük verici bir göreve dönüşmüştü. Zamanın en saygın ailelerinin kız ve kadınları ona adanmış tapınaklarda bedenlerini satmak için yarışırlardı.

Kitabı okuyanlar 10 okur

  • ZEHRA YİĞİTER
  • Ebru Ince
  • htc
  • irem
  • Deniz Yavuz
  • Berna Batman
  • Gökmen AKDAĞ
  • Yok
  • Aydın Nasuh
  • Nigar

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%16.7 (1)
9
%0
8
%66.7 (4)
7
%0
6
%0
5
%16.7 (1)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0