Anadolu Mayası

·
Okunma
·
Beğeni
·
151
Gösterim
Adı:
Anadolu Mayası
Baskı tarihi:
Eylül 2007
Sayfa sayısı:
368
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789757352099
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Cedit Neşriyat
"Bu kitap, Anadolu mayası üzerine bir incelemedir.

Anadolu mayası, Anadolu Türk kimliğinin esasıdır; yok olmak, yok edilmek tehlikesi içine düşürüldüğümüz bu safhada, kurtuluşun yenge yoludur ve nihai dayanağıdır.

Anadolu mayasının esası, cümle varlığın birliği ve kardeşliğidir. Toplum fikrini, ferdi bireyin de esası olan bu nokta itibariyle ele aldık. Bu meyanda dilin mahiyetini inceledik ve maya itibariyle Türkçe'nin önemini anlattık."

Prof. Dr. Yalçın Koç'un Önsözü'nden
368 syf.
Nereden gelip nereye gittigimizin şuuruna vardıracak bir kitap olduğunu düşünüyorum.
Yazarın dili oldukça ağırdır.Bu kitabı daha yalın bir dille kaleme almış. Türklerin mayasının ne olduğunu nerelere dayandığını merak edenlere tavsiye ederim mutlaka okuyunuz. Yalçın Koç
"Sophronei, gnothi seauton" söyleminin anlamımı, Eflatun'un "fikriyatı" itibariyle, Türkçe'de, "yaklaşık" olarak şöyle ifade ederiz:

"Tanımayı örten iştah ve öfkeden nefs'ini arındırarak, nefs'ine mahsus 'öz'ü' gör.
Anadolu mayası''nı ''bilmeyen'', ''mevcut durum''u, ''Anadolu'' için ''son(final)'' zanneder. Oysa, “Anadolu”nun, nice “son” zannedilen “safha”yı, “sonlandırdığını” hatırlayamaz. Nasıl hatırlasın?
Yalçın Koç
Sayfa 368 - Cedit Neşriyat
"Attike" bilinmeden, "Eflatun" anlaşılamaz; "Eflatun'un sahnesi", "Attike"ye mahsustur. Buna, "Attike sahnesi" deriz.

"Attike'li Eflatun"un, "Sokrates" isimli "taş ustası"ndan "etkilendiği", hem Eflatun'un kendi yazdıklarından, hem de başka kaynaklarda bildirilen malumatlardan anlaşılmaktadır.

"Taş ustası Sokrates" in "etkiledikleri" arasında, kayda değer bir şahsiyet de "Ksenophon"dur.

Ancak, "Ksenophon"un "metinlerinde" bahsettiği "Sokrates" ile, "Eflatun"un "söz" yoluyla "tesis" ettiği "Sahne"de ortaya çıkan "Sokrates", neredeyse "esas" itibariyle farklıdır.

Ksenophon"un bahsettiği şekliyle "Sokrates", gerçek bir "Attike'li"ye daha yakın durmaktadır.

Eflatun'un "tesis" ettiği "sahne"de, yani "söylem"de, temsilen "tekhne" icraatında bulunan, yani "ustalığını" sergileyen "sophos Sokrates", Eflatun'un bizzat kendisine "giydirip kuşattığı" bir "kılık"tan ibarettir. Bu "kılık", elbette ki, "taş ustası Sokrates"in kendisine de temas eder; "zenne"nin sahnedeki "elbisesi"nin, "taklid'in esası"na temas ettiği ölçüde.
Bu diyarda "Kilise", "düşünceyi(rasyonel yetiyi) ve algıyı aşan" bazı konulara da işaret ederek, "birey"in bizzat "kendi esası"na yönelmesini engelleyen, "bireyin bizzat kendisinde derinleşme imkânı"nı ortadan kaldıran ve,"birey"i "yığınsal birey"e dönüştürerek,"yığınsal birey"lerden "yığınsal toplum" düzenleyen "kendinden menkul" bir "mevzuat manzumesi"dir.

Anadolu Mayası, sf. 17

-----------------------------------

Yığınsallık için asal sayıları örnek veriyor Yalçın hoca. Asal sayılar kendisi ve "1" ile bölünebildiğinden "asal"dır. Yani kendisi ve diğer doğal sayılar ile düşünülen "bölünebilirlik" ilişkisi yoluyla ortaya çıkıyor. Mesela "7" sayısı tek başına ele alındığında asallığı bizzat kendinden kaynaklanmıyor. Zira "birey" olmak, "kimlik" gerektiriyor ve bunlar da özünde "birlik" gerektiriyor.
"Maya", dilimize Farsça'dan geçmiş bir sözcüktür; "esas, asıl, öz" anlamına gelir. Mesela, süte çalınan ve bu sütü uygun koşullarda yoğurda "dönüştüren" maya, bu yoğurdun aslıdır, esasıdır, özüdür.

"Maya", "mayalanma" neticesinde oluşan şeye "birlik" kazandırır. "Birlik" kazanan şey, birliğinin "esası" itibariyle "tek bir şey"dir. (...)"Maya", "kültür" sözcüğü ile karşılanamaz; "kültür" kavramı, "maya" kavramını örterek kuşatamaz.

"Kültür", Latince kaynaklı bir sözcüktür; bir şeyin yetiştirilmesi amacıyla bir ortamın hazırlanmasının ve bu şeyin bu ortamda yetiştirilmesinin yolu yordamı anlamına gelir. Ortamı bir tarla olarak seçer ve burada, mesela ıspanak yetiştirirsek, bu işin yolu yordamı da bir "agro-kültür", yani "tarla kültürü"dür; bu "kültür"ün genel bilgisi "tarım" ismi ile anılır.

Tarım yapmak, yani "tarla kültürü" oluşturmak için önce toprak hazırlanır; sonra tohum toprağa ekilir. Tohum uygun koşullarda yeşerip büyür; varsa meyvesini, tohumunu verir ve ölür. Böylece tarım süreci, yani "tarla kültürü" süreci tamamlanır.

"Maya"nın esası "birlik"tir.
"Kültür" ün esası, "görsel(empirik) esası 'dış-sal koşullar manzumesi"dir; bu koşulların "dışsal esaslı bir düzen(nizam)"e tâbi olan "bütünlüğü"dür. "Kültür" kavramı "dışsal"dır ve "birlik" fikrini esas almaması sebebiyle, "Maya"yı örterek kuşatamaz.

"Maya", "asıl, öz, esas" olması sebebiyle "dış'sal" olanı hem "örterek kuşatır" hem de "aşar".

"Ispanağın Mayası nedir?" sorusunun "Kültür" kavramı itibariyle bir anlamı yoktur. Dersek ki "ıspanağın mayası ıspanak tohumudur", anlamsız bir söz etmiş oluruz; tohumun bizzat kendisinin maya olabilmesi için, yeraldığı ortamı "dönüştürerek" bizzat kendisinin çoğalmış olması gerekirdi; yani, ıspanak tohumu "maya" olsaydı, ekildiği toprağı "kendisine dönüştürerek" kendisini çoğaltırdı. Bu mümkün değildir.

Dersek ki: "Ispanak da tohum verir ve bu tohumların mayası ilk ektiğimiz tohumdur", "ıspanağın Mayası" hakkında bir şey söylemiş olmayız.

"Ispanağın mayası" için, yeraldığı ortamı "kendine dönüştürerek", kendisinden ıspanakların meydana geldiği ıspanağı bulmamız gerekirdi ki, bu da "anlamsız"dır.

"Tarla'ya ıspanak mayası çaldık" diyemeyiz; "tarla'ya ıspanak tohumu ektik" deriz.

Tohum ekildiğinde ve yeşermeye başladığında, içinde bulunduğu ortamı, yani toprağı tohuma dönüştürmez; sadece ortamdan da yararlanarak başka bir şeye, bitkiye "dönüşür"; bu "mayalanma" değildir.

Ispanak tohumunu tarlaya ekeriz, ıspanaklar yetişir, ıspanakları devşiririz; tarla yerinde kalır. "Kültür", "tarla" ile "ürün" arasında "asli birlik" kurmaz ve "tarlanın kimliği", "Kültür süreci"nde "dönüşmez".

Süte yoğurt mayalarız; maya tuttuğunda, süt "dönüşmüş", sütün "kimliği" değişmiş ve ortaya "yoğurt" çıkmıştır. Yoğurt mayası, süte yeni bir "birlik" ve buna bağlı olarak yeni bir "kimlik" verir; oysa ıspanak tohumlarının tarlaya ekilmesi ve ürün alınması tarlanın mevcut birliğini ve kimliğini değiştirmez.
Bu diyara mahsus "fikriyat" yoluyla, "İnsan" kavramını tesis etmek imkânı bulunmaz. "İnsan" kavramının bulunmadığı diyarda, "maya"dan ve "öz"den söz edilemez.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Anadolu Mayası
Baskı tarihi:
Eylül 2007
Sayfa sayısı:
368
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789757352099
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Cedit Neşriyat
"Bu kitap, Anadolu mayası üzerine bir incelemedir.

Anadolu mayası, Anadolu Türk kimliğinin esasıdır; yok olmak, yok edilmek tehlikesi içine düşürüldüğümüz bu safhada, kurtuluşun yenge yoludur ve nihai dayanağıdır.

Anadolu mayasının esası, cümle varlığın birliği ve kardeşliğidir. Toplum fikrini, ferdi bireyin de esası olan bu nokta itibariyle ele aldık. Bu meyanda dilin mahiyetini inceledik ve maya itibariyle Türkçe'nin önemini anlattık."

Prof. Dr. Yalçın Koç'un Önsözü'nden

Kitabı okuyanlar 4 okur

  • Feride Yeter ARI
  • Havva Bozkurt
  • Masum Gökyüz
  • Muhammed Ali

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%100 (2)
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0