Anadolu Tanrıları

·
Okunma
·
Beğeni
·
1.690
Gösterim
Adı:
Anadolu Tanrıları
Baskı tarihi:
1955
Sayfa sayısı:
112
Format:
Karton kapak
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yeditepe Yayıncılık
Baskılar:
Anadolu Tanrıları
Anadolu Tanrıları
Halikarnas Balıkçısı bu kitabında, bu diyarın gerçek varislerinin bizler olduğunu, ama bunu dört bucağa mirasyedice saçtığımızı dile getirir. "Osmanlı Devleti zamanında dünyanın yedi harikasının elle tutulur sanat kalıntıları, babalarının mallarıymış gibi şimdi Batı"nın çeşitli müzelerindedir," diye de ayrıca belirtir.
148 syf.
·1 günde
Cevat Şakir’in ders kitabı niteliğindeki kitabı. Geçmiş çağlardaki gerçeği değil de efsaneleri, Homeros gibi ozanların söyleyişlerinden faydalanmış. Bu incelemelerle arkeolojik kazıların paralel gittiğini de belirtiyor yazar.

Asıl önemli olan kısım ise: Romalılar zamanında yapılan nüfus sayımında Anadolu nüfusu ile Türkler geldikten sonraki nüfus arasında bir iki milyonluk fark varmış. Demek ki Türkler, Anadolu nüfusunu şişirmemiş oranın nüfusuna karışmış. Yani Batılıların söylediği gibi tamamen yabancı ve barbar değil, o uygarlığın gerçek mirasçılarıyız.
148 syf.
·Puan vermedi
yazarın ilk eserini okudum dili harika... ayrıcı güzel bir inceleme... herkesin okuması ve yapılan araştırmalarda anadolu ki kadım tanrılar efsaneler ve hikayeleri bilmiş anlamamıza vesile kılabiliyor.
148 syf.
·4 günde·Puan vermedi
Anadolu Tanrıları, Anadolu Efsaneleri kitabının devamı niteliğinde bir kitap. ilk baskısı 1955 yılında yapılmış. Kitap, Halikarnas Balıkçısı Cevat Şakir Kabaağaçlı'ın yaşam öyküsü ve uzunca bir 'önsöz' ile başlıyor. önsözün bir yerinde kitap şöyle tanıtılıyor; 'Heredotos, "Homeros ile Hesiodos, Grek Tanrılar hanedanını kurdular, onlara adlarını taktılar, görevlerini ve sanatlarını tayin ettiler," diye yazar ve bu işin kendi gününden (M.Ö. 430) dört yüzyıl önce olduğunu ekler. (Homeros ile Hesiodos, bu Tanrıları tutup yoktan var etmediler. Anadolu Tanrıları adını verdiğimiz bu kitap, Tanrıların kökenlerini araştırmaya çalışır.)'
Anadolu Tanrıları, Olimposlu Tanrılar, Girit'te Minoenlerin Dinleri, Mykene Uygarlığı, Hititler, Kybele ana bölümleri altında, yaşadığımız bu toprakların mitolojik geçmişini anlatması bakımından yararlı ve okunası bir kitap.
148 syf.
·Beğendi·10/10 puan
Anadolu Tanrıları, aslında Anadolu Efsaneleri adlı kitaptan sonra okunmalı ancak ben ikinci kitabı önden okumuşum yanlışlıkla. Bu ay da daha önce okumam gereken Anadolu Efsaneleri'ni okuyacağım ancak genel olarak mitoloji bilgim yeterli sayılabilecek seviyede olduğundan benim için büyük bir kayıp olmayacak. Halikarnas Balıkçısı, bu eserinde önce Olymposlu (antik Yunan) tanrılardan bahsediyor. Ardından bu tanrıların kökenini irdeliyor. Görüyoruz ki, Batı medeniyeti bugün batılıların kabul veya iddia ettiği gibi yoktan var olmadı veya tamamen orijinal bir medeniyet değil. Batı medeniyetinin köklerine indiğimizde batı medeniyetinin büyük ve yoğun ölçüde Doğu medeniyetlerinden beslendiğini, tanrı ve tanrıçalarını bile Doğu medeniyetlerinden "ödünç alıp" kendilerine uyarladıklarını fark etmemiz zor değil. Balıkçı da aslında biraz da sitemkâr bir dille Türklerin köklerini bilmediğinden dem vuruyor. "Medeniyetlerin beşiği Anadolu" olarak nitelenen bu topraklar; Hititler, Frigler,Lidyalılar, İyonlar ve Urartular gibi pek çok devlete ev sahipliği yapmış, ki bunlardan bilhassa Hititler ve İyonlar son derece zengin kültürleri ile dikkat çekiyor. Anadolu medeniyetlerinin Mezopotamya medeniyetlerinden etkilendiği de yadsınamaz bir gerçek elbette ama zaten bunların hepsi Doğu medeniyetini temsil ediyor. Bilhassa İyonlar, Yunan medeniyetini derinden etkiliyor, ki zaten Olympos tanrı ve tanrıçalarının Anadolu medeniyetlerinden alınma olduğunu görüyoruz. Eski çağlarda Anadolu'da ana tanrıça (en büyük tanrıça) Kybele inancı hâkimdi, ki ana tanrıça kültü, anaerkil inanış ve toplum yapısına işaret ediyordu. Balıkçı da Yunan tanrılarının izini Anadolu'da Hitit, Mykene ve Girit medeniyetlerinde sürerken bu medeniyetlerinden karşılıklı kültür alışverişlerine de ışık tutuyor. Elimizi vicdanımıza koyduğumuzda gerçekten de kendi kültürümüzün köklerine ne kadar yabancı olduğunu fark edip üzülmemiz ve hatta vicdan azabı çekmemiz işten bile değil. Balıkçı'nın pek çok eseri gibi bu eseri de bu konudaki eksikliklerimizi gidermemiz için bize rehberlik etmesi ve ciddi bir farkındalık/merak, daha doğrusu tecessüs oluşturması hasebiyle büyük önem arz ediyor. Anadolu'daki tanrıça kültünün adı Anadolu'da Kybele (Yunanca Cybele, bugünkü "Sibel" adı ondan geliyor misal) ancak pek çok medeniyette aynı ana tanrıça farklı isimlerle anılmış (ör. Sümerlerde de tanrıça İnanna, Babil ve Asur medeniyetlerinde İştar). Mezopotamya medeniyetinin de Sümerler döneminde anaerkil bir yapıya sahip olduğunu görüyoruz. Ancak Babil dönemine geldiğimizde Mezopotamya'da anaerkil düzenin yerini ataerkil düzenin aldığını görüyoruz. Şu anda okumakta olduğum Babil yaratılış destanı Enûma Eliş'te de Babillilerin en büyük tanrısı olan Marduk'un ana tanrıça Tianna'yı alt edip öldürdüğünü ve "cesedin üzerine çıkıp tepinmek" suretiyle ataerkil düzeninin (mutlak erkek hegemonyasının) galibiyetini ilan ettiğini görüyoruz. Elbette Babil, Akkad ve Asur dönemlerinde de ana tanrıça kültü etkisi azalsa da devam ediyor ancak nasıl oldu da hâkimiyeti ataerkil düzen ele geçirdi, şimdilik bilemiyorum. Sadece tahmin yürütebilirim ancak Mezopotamya okumalarımı derinleştirdikçe bu soruma cevap bulabileceğimi temenni ediyorum. Ataerkil düzenin galibiyetini Yunanlılarda da görüyoruz. Tanrıça Hera da aslında ana tanrıça kültünün Yunanlılardaki tezahürü ancak Hera'nın Zeus ile evlenip hükümdarlığı Zeus'a bırakmasını da ana tanrıça kültünün katli ve mağlubiyeti olarak değerlendirebiliriz. Aslında bu konularda edecek çokça kelamım var ancak burada lafı çok da uzatmak istemediğimden burada sözlerimi noktalıyorum. Umarım eski medeniyetlerle ilgili okumalar yapmanıza vesile olabilirim, ki öyle olursa gerçekten bahtiyar olurum. Anadolu medeniyetleri konusunda da ilk başvurabileceğiniz isimlerden biri de Halikarnas Balıkçısı olmalı. Herkese keyifli okumalar diliyorum.

Kitapla ve sevgiyle kalın.
148 syf.
·Beğendi·8/10 puan
Efsanelerden sonra bir de Tanrılara giriş yapmak çok iyi olur diye düşünüyordum ve tam da öyle oldu aslında. Sadece denizciliğe ait ve sıkıcılığa kaçan romanlar yerine bu tarz bilgileri okumak daha hoşuma gidiyor. Şöyle bir de içerik bilgisini eklemek istiyorum her zaman ki gibi:
https://hizliresim.com/NVsvma
Bunun yanısıra iki tane daha çok güzel bilgi içeriğimiz var, sizlere bunu da aktarmak istiyorum:
https://hizliresim.com/qTR7a7
https://hizliresim.com/yH9FcS
Çok güzel, kendini merak ettiren bir eser olduğunu belirtmek istiyorum. Gün bitmeden kendini tamamladık çünkü okurken sıkmıyor. Biraz Anadolu merakınız varsa ve farklı bir pencereden bakmak istiyorsanız tam size göre olduğunu belirtmeliyim. Keyifli okumalar, iyi akşamlar, iyi iftarlar dilerim..
148 syf.
·Puan vermedi
yazarın ilk eserini okudum dili harika... ayrıcı güzel bir inceleme... herkesin okuması ve yapılan araştırmalarda anadolu ki kadım tanrılar efsaneler ve hikayeleri bilmiş anlamamıza vesile kılabiliyor.
148 syf.
·Puan vermedi
İlklerin öncüsü olan, bilimin, sanatın hatta dinin ortaya çıktığı güzel ülkemiz Anadolu topraklarının bütün tarihi ile gelmiş geçmiş akıllarda yer tutan bütün tanrılar kısa bir şekilde anlatılmaya çalışılmış. Gayet yararlı bilgiler sağlamakta. Hatta sünnet gibi ritüellerin ilk başlangıcının nasıl olduğu hakkında bilgiler edinebilirsiniz. Anadolu'da yaşayan eski halkların inandığı değerler hakkında bilgi toplamak herkes için ele geçmez bir fırsat.
148 syf.
Mitoloji sevmeyen birisi olarak ilk kez bu tarzda bir kitap okudum. Yazar aslında kitabın özünde Anadolu medeniyetinin Yunan ve diğer medeniyetlerden çok daha üstün olduğunu vurgulamaya çalışmış. Yazarın dili oldukça akıcıydı. Özellikle etimolojiye meraklı olanların ilgisini çekebilir. Bazı kelimelerin etimolojik kökeniyle ilgili ilginç bilgiler verilmiş. Mesela Kybele ile cahiliye devrinde Arapların taptığı Hubelin aynı olduğuna ve kıble kelimesinin de Kybele'den geldiğine değinilmiş. Kurban kestikten sonra alnına kan sürmenin de aslında ilahi gücü kendinde toplamak için yapılan ilk çağlardan kalma bir ritüel olduğunu öğrenmiş olduk.
Hitit etkisi çok yaygındır. Grekler Hititlerin tanrılarını, dinsel efsane ve törenlerini aldılar. Ama iş bu kadarla da bitmedi. Avrupa'da görülen örgütlenme yeteneği herşeyden üstün olarak kanuna uymak, kuralları kutsal sayarak bağlı kalmak, birçok belgelerden anlaşıldığı üzere kadınlara büyük saygı göstermek, yani modern Avrupa toplumlarının özelliklerinin hemen hepsinin kaynağını, Hititlerde aramalıdır.
Halikarnas Balıkçısı
Sayfa 101 - Bilgi Yayınevi, 4. Basım (1983)
Daha iyisini ve ilerisini yapma isteğinin, yani yaratıcı atılışın kökünde tecessüs ve merak duygusu vardır. Bu duygu, hiçbir pratik sonucu amaç edinmez. Yalnız öğrenmek ister ve araştırır. Pratik sonuç, keşiften çok sonra gelir.
Halikarnas Balıkçısı
Sayfa 14 - Bilgi Yayınevi, 4. Basım (1983)
Anadolu'da kerametli sayılan birçok dağlar ve tepeler vardır. Kocaya varmak isteyen kızlar, oralara çıkarlar. «Bahtım! Kocaya gidecek vaktim!» diye bağırır. Bunların vaktiyle Kybele’ye kutsal olan dağlar olmaları olasılığı büyüktür. Bunların biri de, Afyon kentinin ortasında yükselen ve üzerinde Keykubad'ın hisarı bulunan tepedir. Tepeden bağıran kızların sesleri kentten duyulur. Kızlar oraya çekinmeden gittiklerine ve bütün kentin işiteceği surette bağırdıklarına göre, onların bu hareketi ayıp sayılmıyor demektir. Böyle bir davranışın ayıp sayılmaması için, tepelerin ve bu davranışın dinsel bir nitelikte olması gerekir. Eskiden dinsel fuhuş bile, dinsel olduğu için, bir ahlaksızlık değil, bir erdem sayılırdı. Anadolu'da böyle tepelere Kısmet Tepesi, Kısmet Taşı, Kısmet Dağı denilir.
Halikarnas Balıkçısı
Sayfa 114 - Bilgi Yayınevi, 4. Basım (1983)
Avrupalıların İsa'dan iki bin yıl önce bir uygarlık ya da kültür yaratmış olmaları olanaksızdı. Çünkü onlar, ancak Rönesans çağında uyanabildiler ve bu uyanışları da kuzeyden değil, güneyden geldi. Oraya da doğudan geçmişti. Akhilleus’un Hamburg'dan, Artemis'in de Paris'ten geldiğini iddia etmek, Apollon'un Alpoğlan’dan, Artemis’in de Erdoğmuş'tan gelme olduklarını ileri süren bazı aşırı Türkçüleri bile yaya bırakır.
Halikarnas Balıkçısı
Sayfa 12 - Bilgi Yayınevi, 4. Basım (1983)
Eski insanlarca bitkilerin topraktan yetişmesi fensel bir konu sayılmazdı, onlarca tarım tamamıyla dinsel nitelikte idi. Toprağın verimsizliği, onun kısırlığına, gübre noksanına veya toprağın kazılmasına bağlı değildi. Onlarca bu hal, tanrılara küfür edilmiş veya tanrılara karşı bir günah işlenmiş olmasından ileri geliyordu. Şunu da unutmamalı ki; insan, çevresinde sonsuz bir evren görüyor, bu evrende herşeyi canlı sayıyordu, örneğin, rüzgârı, mutlaka birisi ağzıyla üfürüyordu. Öyle ya, rüzgâr bağırıyor, çağırıyor, gülüyor, çığlıklar salıyor, zıplayıp sıçrıyor ve herşeyi sarsıyordu; onun canlı olduğunu görmemek için, insan, kör olmalı idi! Örneğin, bir ağaca şimşek çarpıp da ağaç yıkılınca, eskilerce, birisi mutlaka ağaca savaş baltasını fırlatmış demekti...
Halikarnas Balıkçısı
Sayfa 106 - Bilgi Yayınevi, 4. Basım (1983)
En erken çağlarda, tanrılara insanlar kurban edilirdi. İlkçağ sünnetinde üreme organının bütünü kurban edilirdi. Sonraları bu da yumuşatıldı. Günümüzde daha yumuşak bir sünnet yöntemi yerleşti. Sünnetin, iklim gereği, eski Mısır’da bile yapıldığı ileri sürülür. Hiç de mantıksal olmayıp tamamıyla dinsel ve gelenek güdücü olan o yüzyılda, rasyonel bir düşünüş aramak boştur. O çağlarda, bu gibi eylemlerin hepsi de dinsel olurdu. Bugün, ılımlı biçimde bile, sünnet dinsel bir işlemdir. Bir itikada, bir dine girme, kısacası bir inisiyasyon törenidir. İbranî tarihine ait olan İncil’in baş tarafında, Hazreti İbrahim zamanında yapılmakta olduğu söylenir. Gene İncil'de, Hazreti Yakup, din önerdiği kavimlere, sünneti ilk koşul koşar. Bu dine giriş töreninin pek eski olduğu, sünnetin çok eski zamanlarda Güneydoğu Anadolu'da keskin çakmak taşları ile yapılmasından bellidir.
Halikarnas Balıkçısı
Sayfa 121 - Bilgi Yayınevi, 4. Basım (1983)
Eskiden, asalet iddia edilince, mutlaka, bir tanrının soyundan gelindiği ileri sürülürdü. Son zamanların sultanları bile, yeryüzünde Allah’ın gölgesi olduklarını iddia ederlerdi ya.

Bir ağaca şimşek çarpıp da ağaç yıkılınca, eskilerce, birisi mutlaka ağaca savaş baltasını fırlatmış demekti.

Yepyeni günü geçmiş günün bir olayına tamamıyla kurban etmekle, güzelim yepyeni güne yazık edilmiş olur.

Tanrıça Athena’ya alt bir efsane, zeytinin Yu­nanistan'a nasıl geldiğini ima etmesi bakımından önemlidir. Tanrıça Athena ile Denizler Tanrısı Poseidon, Atina kentinin koruyuculuğu için, yarışmaya girişirler. Kente en faydalı şeyi getiren, muzaffer sayılacaktır. Poseidon atı, Athena ise zeytin ağacını getirir. Athena kazanır ve kentin koruyucusu olur. O zamanın megaron denilen, iki gözlü evleri­nin alt odalarında pencere yoktu. O karanlıkta Poseidon'un atını oynatacak değil, kandil yakacaklar­dı. Zaten Yunanistan’da zeytin, azlığı yüzünden, kut­sal bir hal almıştı. Yarışlarda kazananların alınlarına, zeytin dalı çelengi konulurdu.

Doğru degilse,iyi uydurulmuş bir yalandır.

Rönesans çağında uyanabildiler ve bu uyanışları da kuzeyden değil, güneyden geldi. Oraya da doğudan geçmişti.

(Türkler şalvarı Anadolu'da buldular ve orada buldukları giyimi kabul ettiler.) Şalvar, Minoen fresklerindeki erkeklerde pek belli olarak görülür.
Pantolon, şalvarın pek değişmiş bir şeklidir. Pantolonu ata binmek için İskitler uydurdular. Asya steplerinden gelen Moğollar ve Türkler pantolon giyerlerdi.

Daphne
Defne, Trakofrigya dilinde, güneşin yükselmesiyle kaçan şafak pembeliğidir.

Biz bir yandan Batı kültürünü benimsemeye kalkışırız. Batı ise klasik kültürünü benimser ve kendisini o asıldan bilir. Ama biz, vaktiyle Anado­lu’da yaşamış olan atalarımızın yarattığı o kültürü yadırgar ve yabansarız. Dudaktan olarak Batılılaş­maktan sözederiz. Ne var ki, Anadolu'daki eski kültürün sözü geçtikçe,»Adam sen de! Yunan kültürü!» diye omuz silker ve konuyu baştan savarız. Bunun nedeni, Batının, kendisini sütbesüt klasik aslından, bizi ise barbar aslından, Asyatik sayması, bizim de Batının bu kanısına İçten içe katılmamızdır.

Anadolu Tanrıları, Halikarnas Balıkçısı
Apollon peri kızı Daphne'ye (Defne) âşık olmuştu. Kız güzel delikanlıyı görünce kaçmaya koyuldu. Apollon onu kovaladı. Kız, kurtulamayacağını anlayınca, yeryüzünden medet diledi. Yeryüzü açıldı ve Defnenin ayaklan yere girerek, ağaç kökü oldu. Saçlan, yeşil filizler gibi yere gölge saçtı. Apollon ağacı kucakladığı zaman, onun soğuk kabuklu gövdesinin içinde, kızın hâlâ çarpan yüreğini duydu. Üzüntü içinde, simge olarak, defnenin yapraklann- dan bir çelenk yaparak, taç diye başına taktı, îşte o zamandan beri şiir, müzik, türkü ve mimarî zaferleri, defne dallan ile mükâfatlandı- nldı.
“ ‘Ne olacak? Gâvur putu! Yabancı şeyler’ dedik. O eski mimarlık ve heykeltıraşlık anıtlarından çok daha önemli olarak, onlardan kalma bir de kültür zenginliği vardır.”

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Anadolu Tanrıları
Baskı tarihi:
1955
Sayfa sayısı:
112
Format:
Karton kapak
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yeditepe Yayıncılık
Baskılar:
Anadolu Tanrıları
Anadolu Tanrıları
Halikarnas Balıkçısı bu kitabında, bu diyarın gerçek varislerinin bizler olduğunu, ama bunu dört bucağa mirasyedice saçtığımızı dile getirir. "Osmanlı Devleti zamanında dünyanın yedi harikasının elle tutulur sanat kalıntıları, babalarının mallarıymış gibi şimdi Batı"nın çeşitli müzelerindedir," diye de ayrıca belirtir.

Kitabı okuyanlar 172 okur

  • Merve
  • Ceren Özalp
  • Gökhan BAŞER

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%3.2 (2)
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0