·
Okunma
·
Beğeni
·
3865
Gösterim
Adı:
Anarşist Banker
Baskı tarihi:
2019
Sayfa sayısı:
48
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786057775153
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Zeplin
Baskılar:
Anarşist Banker - Şeytanın Saati
Anarşist Banker
Fernando Pessoa’nın sağlığında dergide yayımlanan anlatısı Anarşist Banker, iki karakterle ördüğü felsefi bir kurmaca metin. Bu iki karakter arasında gelişen diyaloglar ve Banker’in uzun monologlarında yararlandığı Antikçağ felsefesine özgü akıl yürütmeleri, okuru kışkırtan bir anlatıya dönüşüyor.

Burjuva topluma ve burjuvazinin alt edilebilmesine yönelik “anarşist” söylemler ile anarşizme dair olgu ve kavramların izahını yapmaya çalışan Anarşist Banker, yalnız yazıldığı dönemin okuru için değil bugün için de sarsıcı, özgün ve düşündürücü felsefi diliyle edebiyat dünyasının ölümsüzleri arasında yerini koruyarak okura sesleniyor.
120 syf.
Her zaman olduğu gibi yolluğunuzu şuraya bırakıyorum. :))
https://youtu.be/YR5ApYxkU-U


"Kimsenin kölesi de olma efendisi de, çünkü başka bir dünya mümkündür." Diye vaat eder anarşizm. Varsa vaktiniz, sizi o başka bir dünyaya götürmeye geldim. Pessoa’nın yardımı ile içinde güvende hissettiğiniz ve varlığına o kadar alıştığınız için görmeyi dahi fark edemediğiniz duvarları yıkmaya geldim. Ben anarşist banker. Sizi özgür kılamam belki ama yolu gösterebilirim.

Banker ve arkadaşının bir öğlen yemeğinde, Banker’in anarşist olmasının absürdlüğü üzerine girdikleri diyaloğu aktarıyor bize Pessoa. İnsanı yabancılaşmaya götüren ve özgürlükten mahrum eden toplumsal düzen ve onu işleten çarklara bir yergi ve sorgulama diyaloğu. Bu diyalog bize yeni bir toplumsal sözleşmeyi bozguncu bir mizah anlayışı ile veriyor. Ve ortalama üstü akıl sahibi kişilerin toplum çarklarına sıkışmış acı dolu haykırışını dile getiriyor.

Biraz bankerin karakterinden bahsetmek gerekir ki taşlar yerli yerine otursun. Banker hakikatini kanıtlamak için yanıltmacalara, çelişkilere ve inanılmaz çarpıtmalara başvurmakta tereddüt etmeyen, burjuva toplumunun görünür ikiyüzlülüğünü ortaya koyan kurnaz biri. Politikacıları aratmayacak şekilde söylemlerini kabul ettirmeyi başaran absürd bir ikna kabiliyeti var. Dolayısı ile savuşturulamaz ve amansız. Politikacılar oklarını yani söylemlerini gelişi güzel fırlatır, sonra düştüğü yere hedef çizerler. Sonuçta ne olur? Hedefi vurmuş olurlar. Bankerimizde aynen bu şekilde kendi kuramında nasıl mükemmel bir anarşist olduğunu anlatıyor. Gelin bakalım nasıl bir anarşistmiş.

Anarşist kimdir? İnsanları, doğdukları anda toplumsal bakımdan eşitsiz kılan adaletsizliğe isyan eden biri. (18*) Bankerimiz açlığa çok yakın ve hayatta kalmak için sürekli çalışmak zorunda olan bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geliyor. Kendince tek mal varlığı zekâsı. Ama zeki olan her insan gibi tatminsiz. İnsanların doğal sebepler harici emeksiz elde ettiği haklara karşı isyan ediyor. Doğal farklılıklardan gelen eşitsizlikleri kabullenebilirim diyor, bundan kaçınılmaz. Sonuçta haklı. Bir erkek doğurmadıkça kadın ve erkek anatomik olarak eş olamaz. Zaten mühim olan kadın ve erkeğin bir fotokopi çıktısı gibi benzer olması değil, aynı haklara sahip olmaları ve faydalanabilmeleri. Lakin birinin annesinin karnından çıktığında sahip olmadığı, ama mutlu bir rastlantı sonucu burnunu dışarı çıkarır çıkarmaz gökten zembille inen zenginlik, toplumsal konum, rahat yaşam gibi sonradan edinilen niteliklerle kendinden üstün olmasını kabullenemeyeceğini söylüyor.

‘’Kimileri eğitim görme, gezip dolaşma, kendini geliştirme olanağıyla doğarlar, dolayısıyla doğuştan zeki olanlardan daha zeki olma olanağına kavuşurlar. Her alanda bu böyledir. ‘’ (19*) Sözde ülkemizde, hadi hep kendi ülkemizi yermeyelim. Dünyada eğitimde fırsat eşitliği var. Amerika’da bir üniversitenin eğitim masrafını orta halli bir aile bile karşılayamaz. Ve öylesine bir vatandaş sırf fakir bir ailede doğduğu için eğitim almak yerine hamburgercide kasiyer olur. Üniversite sınavlarında dershane, özel ders, kaynak kitap alacak durumda olmayanlar ile eşit şekilde yarıştığınızı iddia edebilir misiniz gerçekten? İşte banker tüm bu adaletsizliği yaratan toplumsal kurgulara savaş ilan ediyor. Ama her ideoloji kafanın içinde güzel. Bakalım uygulamada nasıl sıkıntılar çekecek.

Öncelikle tek derdin eşitlikse neden sosyalist olmuyorsun banker? Çünkü o Sosyalizm ve Komünizm rejimlerinin nefret rejimleri olduğunu düşünüyor. Burjuvayı yıkmak emeli güden rejimler. Ve bir işin içinde nefret varsa doğal olamaz ve doğal olamayan yitip gitmeye mahkûmdur diyor. Nitekim öyle olmadı mı? Bunun üstünde fazlaca durmazsak asıl mevzu doğal ve toplumsal kurgu çatışması. ‘’En büyük kötülük, daha doğrusu tek kötülük, doğal gerçekliklere gelip yapışan toplumsal uzlaşma ve kurgulardır.’’ (20*) Nedir o toplumsal kurgular? Aile, para, din, devlet. İnsan zengin ya da fakir olmak için Katolik ya da Protestan olmak, İngiliz ya da Portekizli olmak için doğmaz. Bu kurgular neden kötüdür? Çünkü bunlar doğal değildir? Başka kurgular olsa yine kötü olurdu çünkü yine kurgu. En saf ve doğal olan insan olmaktır. Ötesinde her sıfat bizim kendimizi daha güzel hissetmek için kendi diktiğimiz elbiselerdir. Nitekim öyle değil mi? Kendimizi milletimizle, paramızla, mevkiimizle, erkekliğimizle, dişiliğimizle, dinimizle, hatta futbol takımımızla bile yahu bazısından ayrı, bazısından öte, bazısından üstün tutmuyor muyuz?

İşte bu yüzden tüm kurguları ortadan kaldırmayı hedefleyen saf anarşist sistem dışında tüm sistemler kurgudur. Neden anarşist olduğunu açıkladı. Ama anarşizmi birde uygulamaya dökmek var. Öyle kolay mı? Bakalım kolay mı değil mi?

Anarşist ne ister? Özgürlük. Kendisi ve başkaları için, tüm insanlık için özgürlük. Bu motto ile banker ve birkaç arkadaşı anarşist bir grup oluşturuyor gençlik yıllarında. ‘’Başkalarının özgürlüğünü amaç edinemediğim sürece özgürlüğü amaçlayamam.’’ Diyen Sartre çok güzel konuşuyor. Ama ya insanlar özgür olmak istemiyorsa? Saçmalama Howl herkes özgür olmak ister diyeceksiniz biliyorum. Ama dört yılda beş yılda bir tüm haklarınızını bir meclis dolusu insana vekâlet etmiyor musunuz? Özgür bir toplum yaratmayı hedefleyen arkadaşlarının ve kendinin, bir zorbalık, bir despotluk cundasından öte bir şey olamadıklarını fark eder. Sonuçta toplumun onlar gibi olmayan kesmine kendi fikirlerini dayatmaktadırlar. Bu şekilde bakıldığında devrimci diktatörlükten başka bir şey değildirler. Ve diktatör rejim diktatör rejimdir.

Amacımız ne özgür bir toplum oluşturmak. Araç olaraktan banker şu fikri sunuyor. Burjuva toplumundan, özgür topluma ani geçiş. Toplum zihnen özgürlük düşüncesine öyle güzel ısındırılmalı ki, toplumsal bir devrim gerçekleştiğinde devrim hiçbir direniş ile karşılaşmasın. Ama anarşistin derdi biter mi? Tüm toplumsal kurguları ortadan kaldırmak özgür bir topluma hizmet edeceği gibi yeni toplumsal kurgularda yaratabilir. Nitekim o kurguları kendi arkadaş grubu içinde görüyor. Anarşizmin reddettiği otorite etrafında yığılmış bir devrimci diktatöre dönüşmüş grubu terk ediyor.

Gerçekten de insanların, zorbalığı kendiliklerinden yaratan toplumsal kurgulara uzun süredir alışkın olmalarının, onların doğal niteliklerini doğuştan bozduğunu; böylelikle öteki üzerinde kendiliğinden zorbalık uygulamaya yöneldiklerini, hatta bunu yapmaya en az yatkın olanların bile böyle davrandıklarını varsayabiliriz. (39*)
Özgür bir toplum yaratmak isteyen arkadaşları bile yukarıda dediği gibi davranınca bankere hak vermemek elde değil. Arkadaşlarından kopup tek başına bir anarşist oluyor. Peki, tek başına nasıl anarşist uygulama yapabilir? Bir savaşta düşman ya yok edilir ya da esir alınır yani pes etmesi sağlanır. Otorite kurucu para babalarına suikast düzenleyip yok ederse eline ne geçer? Hiçbir şey. Çünkü ‘’Zorbalık toplumsal kurguların işidir onları temsil edenlerin değil.’’(50*) Düzen kendi para babalarını tekrar doğurur. Bu yüzden düzeni pes ettirmek mecburiyetinde kalır. Ve eğer paranın efendisi olursa ona boyun eğdireceğine ve bu toplumsal kurguların en büyüğü olan paranın hükmünü kırarsa özgürleşeceğine inanıyor banker. Ve burjuvaziyi kendi kazdığı kuyuya düşürüp para babası bir banker olarak özgürlüğünü eline alan bir banker oluyor. Ya da olduğunu sanıyor.

Üzgünüm banker ama Hegel’in köle-efendi diyalektiğinden haberin olsa asla özgürleşmediğini bilirdin. Kısaca anlatayım. Güçler eş olmadığında bir ‘efendi-köle’ ilişkisi doğar. Böyle bir ilişkide ‘köle’ de ‘efendi’ de bir tutsaktır. Gücünün yarattığı rolün tutsağı. Sonunda yüzü taktığı maskenin şeklini alır, sürekli güçlü görünebilmek için çabaladığı ve rolüne uymayan tüm fikirlerini törpülediği için artık kendisi değildir. En değerli şeyini, özgürlüğünü ve törpülediği fikirler yüzünden kimliğini kaybeder. İşte Pessoa ve işte gördüğünü, kendini sorgulayarak yarattığı absürd muazzamlıkta hikâye.

Şeytanın saati kendini tanıtmaya çalışan şeytanın uzun monoluğunu içeren aslen 16 sayfalık kısa bir hülya anlatısı. Varlıkla var olmayanın sürtüşmesini işler. Dini, felsefi ve edebi birçok isme ve kavrama değinir şeytanın saatinde. Aynı yerde başlayıp aynı yerde biten şeytanın asıl, sözle rahmine düşürdüğü gezgin’e seslendiği garip bir monolog. Pessoa’nın felsefi dünyasının fantastik bir izlencesi. Yaşam öyküleri için yapıt değil, yapıtları için yaşam öyküleri bulan Pessoa çok kişilikli yapısını bu monologda da gösterir. Hem Şeytandır hem değil hem kendisidir hem başkası. Anarşist banker ile bir basıldığı için anarşist bankerde konu üzerine yoğunlaşabildim. Ama Şeytanın saati de Pessoanın edebi yönünün ne denli zengin ve yetkin olduğunu gösteren güzel ve kısa bir yapıt.

(Nu*) bu ibareler alıntının kitaptaki sayfa sırasını beliritiyor. Son olarak. Sonuna kadar okuyan herkese en içten dileklerimle teşekkür ediyorum. Umarım ayırdığınız zamanın hakkını vermişimdir. Değinmek istediğim konular kitaplada aynı yolu paylaşınca kalemin mürekkebine acımadım.
120 syf.
·3 günde
Yine Pessoa ve yine beyin fırtınası :) Hacimce küçük, fikirce ağır bir kitap..... İki ayrı ağır anlatının bir araya getirilmesinden oluşmuş. Özellikle Şeytanın Saati Pessoa' nın ölümünden sonra ortaya çıkan 26 ciltlik eserlerinden biridir. İkisi de diyalog-metin şeklindedir ve böylelikle hem daha sürükleyici bir anlatı oluyor hem de sizi merakta bırakıyor. Yazarın bavulundan aynı anlatılara ait değişik bitişlerde ve gelişmelerde yazılar da bulunduğu için kitaba onlar da eklenmiş. Bu yüzden sizde cidden bir kafa bulanıklığı yapıyor. Ama çevirmenin başlarda ve sonlarda yazdığı incelemeler okumanıza ışık tutacak nitelikte....

Söz Pessoa olunca söylenecek o kadar şey var ki, belki onun için ayrı bir yazar incelemesi bile yapabilirim. Beni gerçek anlamda etkileyen iki anlatı okudum ve dönüp dolaşıp tekrar okuyacağım kitaplar arasına dahil oldu.

ANARŞİST BANKER: Şimdi bankerden de anarşist mi olurmuş diyeceksiniz. Pessoa öyle bir anlatmış ki inanmasanız da inanasınız geliyor. Çünkü ona göre, toplumun en zorba kurgusu paradır ve bu zorbalıktan kurtulmak için parayı kurtuluş olarak seçmiştir. Yani burjuvazi sistemden pratikte anarşizme geçebilmesi için paraya ihtiyaç duymuştur. Zenginliğin getirdiği özgürlük gibi düşünebiliriz. Ama kendince ürettiği samimi bir çelişki de var.

Banker konuştukça bak bu da olabilir diye hak veriyorsunuz. Hatta öyle ki anarşizmi anlatırken bile yer yer eleştirmiş. Özellikle teorikte anarşist olup da uygulamaya dökemeyenleri eleştirerek kendisinin öyle olmadığını savunmuş.

Özellikle özgürlük kavramı üzerine fazla durmuş Pessoa. "Eğer bir insan köle olmak için doğmuşsa, onun karakterine aykırı olan özgürlük, onun için zorbalık olacaktır." demiş mesela. Ama bir yandan da sosyalizm ve komünizm gibi sistemleri sadece eşitliği baz aldıkları ve özgürlüğe önem vermedikleri dolayısıyla eleştirmiş. O yüzden burjuva sistemden anarşist sisteme geçerken ara bir geçiş süreci olamayacak kadar kötü sistemler olduklarını anlatmış. İşte o ara süreci para doldurabilirmiş bankere göre.

Sizin de aklınıza kapitalizm gelmedi mi?

ŞEYTANIN SAATİ: Şeytan'la diyaloğa giren hamile bir kadın... Şeytan konuştukça kendisine hak verir hale geliyorsunuz. Öyle ki diyaloğun sonuna doğru kadın diyor ki şeytana: "Size merhamet duymaya başladım."

İnsanoğlunun çaputa, çula, türbeye bel bağlamasını, semavi olmayan tanrılara inanmasını bir güzel eleştirir. Pessoa'nın kendisi büyüye, fala, simyaya çok ilgili biri olarak bu anlatısında bol bol bu kavramlardan bahsedip eleştirmiş; arada kendisinden feyz aldığı Kant' a da el sallamış.

Düş kurmanın şeytanla iş birliği olduğunu söyler anlatısında. Hatta bir yerde der ki Şeytan: “Uzun, sıcak ikindilerde, o kadar düş görürdün ki düş gördüğünü düşlerdin hani, sana tüm mutluluğu verecek, seni sonsuza dek kucaklayacak birinin buğulu, hızlı karaltısını düşlerinin derinlerinden geçerken görmedin mi? Bendim o.”

Pessoa'nın hayatı boyunca bir düş aleminde yaşadığını bildiğimize göre, acaba burda kendisine de bir eleştiri mi getirmiş? Yoksa burda konuşan Şeytan, Pessoa'nın ta kendisi midir?
efla
efla Anarşist Banker - Şeytanın Saati'yi inceledi.
120 syf.
İnsanlardaki 'Hayvan Çiftliği' yaklaşımının yarattığı bir anarşist bankerin eylemlerini besleyen düşünce yapısını dinliyoruz bu kitapta...
120 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
"... olanaksızdan da öte bir mesafede, saçılmış yıldızlar gibi.."

İki farklı kısımdan oluşan bu eser, iki kapak arası çok fazla sayfa sayısı içermemesine rağmen ağzına kadar dolu. Özellikle Şeytanın Saati isimli kısım bir solukta okunacak mahiyette.

Pessoa okurken baştan güçlü bir sarsıntıyı göze alarak okumak lazım. Gerçek ve gerçek dışı başta olmak üzere her şeyi zıttıyla bütünleştiren, kendi kendine günlerce, aylarca konuşup, yine kendi kendini her konuda ikna edebilecek mükemmel bir düşünce dinamiğine sahip.

Her şeyi sorgulama ve geçersiz kılma boyutunda müthiş bir münazara yeteneği var.

Deli bir rüzgar gibi insan zihnini savurup duruyor, bir bakıyorsun ki nereden nerelere gelmişsin..

Bir şeyin kendisinin değil bize hissettirdiklerinin üzerinde yoğunlaşması en sevdiğim özelliği.

İnandırmak istediği şeye inandırmak, varmak istediği noktaya varmak için hiçbir kural tanımıyor.

Önsözünde bahsedildiği gibi, bu eser tam bir ateş gemisi..
120 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Şairlerin yaşamöyküsü yoktur, Onların yaşam öyküleri yapıtlarıdır.
Octavio Paz
Bu kitapta biraz Fernando Pessoa'u anlatıyor. Bazen toplumcu yazarları okusamda hep kapalı anlatım yapan Surrealist yazarları sevmişimdir. Alegori her eserin bence olmazsa olmazi olmalı Pessoa'da da alegorik anlatımı çokça gördüğüm yazarlardandır.
Anarşist Banker
1922’de Pessoa adıyla yayımlanan bu eser, gerçek bir ateş gemisidir; bugün de, basıldığı zamandaki kadar tehlikeli, bir o kadar patlayıcı ve coşkundur.
Eser, bir roman gibi okunabilir: hatalarıyla, tereddütleriyle ve nihayetinde muzaffer sonucuyla bir hayatın romanı. Sıfırdan başlayan Banker, bir servet kazanır: Neden ve nasıl? Acımasız bir keskinlikte ama bir o kadar da eğlenceli bir kötü niyet taşıyan bir dizi uslamlamayla bize göstermeye çalıştığı budur. Bu Banker, –katıksız ve sağlam bir anarşist olduğunu ilan eden– bize “hakikat”ini kanıtlamak için yanıltmacalara, çelişkilere ve inanılmaz çarpıtmalara başvurmakta tereddüt etmez. Kitaptan
"Sadede gelecek olursak, geçenlerde bana, eskiden sizin anarşist olduğunuzu söylediler.”
“Eskiden mi, hayır! Eskiden de anarşisttim, şimdi de anarşistim. Bu noktada değişmedim. Ben anarşistim.”
“Bakın hele! Siz bir anarşistsiniz, öyle mi? Hangi açıdan anarşistsiniz? Tabii eğer bu sözcüğe farklı bir anlam vermiyorsanız…”
“Bildik anlamdan farklı mı kullanıyorum? Kesinlikle değil. Bu sözcüğü en sıradan anlamıyla kullanıyorum.”
“Yani, şu işçi örgütlerinde görülen tipler gibi mi anarşistsiniz siz de bunu mu demek istiyorsunuz? Bombaları ve sendikalarıyla ortalıkta dolanan o tipler ile sizin aranızda gerçekte hiç fark yok mu?”
“Fark var elbette… Ama sizin sandığınız noktada değil. Siz belki de benim sosyal kuramlarımın onlarınkine benzemediğini sanıyorsunuz?”
“Aa, evet, anlıyorum! Siz kuramsal olarak anarşistsiniz; ama uygulamada…”
“Kuramda ne kadar anarşistsem uygulamada da o kadar anarşistim. Uygulamaya gelince fazlasıyla anarşistim; hem de sizin sözünü ettiğiniz tüm o tiplerden daha fazla. Üstelik tüm yaşamım da bunun kanıtı.”
“Anlamadım?”
'Tüm yaşamım bunun kanıtı elbette. Sizin bu sorunu bilinçli bir biçimde incelemediğiniz ortada. İşte bu yüzden, aptalca şeyler söylediğimi ya da sizinle alay ettiğimi düşünüyorsunuz.'"

"Anarşistin ideali öncelikle özgürlüktür; sonra özgürlük yoluyla eşitlik, nihayetinde ise özgürlük içinde eşitlik yoluyla kardeşliktir. Şunu unutmayın: Anarşist sistemde, eşitlik olarak var olabilecek şey özgürlükle birlikte gelmez, ondan kaynaklanır. Burjuva ve anarşist sistemler arasında ara bir sistem olması için ve birinden diğerine yumuşakça geçebilmek için, bu ara sistemin burjuva sistemden daha fazla özgürlük içermesi gerekir. Tersi durumda, bu, anarşizme doğru atılmış bir adım olmaz. Özgürlükte bir artış görülmezse, üstüne üstlük bir de azalırsa, burjuva sisteminin yerine farklı (ya da denk) bir sistemin geçmesinden başka bir anlama gelmez bu. Burjuva sisteminin yerine, bu noktada ona denk bir başka sistemi koymak, bütün çabaları feda edip, hatta belki de kan döküp, sonuçta toplumun aynı kalmasına yol açmak olur. Merkezden çok uzaktaki bir evi terk edip şehrin öteki ucuna, merkezden ilki kadar uzak yeni bir konuta taşınmak için vakit ve para harcamaya benzer bu.
Sorun, kapitalizm ile anarşizm arasında ‘geçiş sistemi’ olarak kabul edilebilecek ve özgürlükler bakımından kapitalizmden üstün olması bir yana, en azından dengi olabilecek hiçbir sistemin ortaya çıktığının görülmemesidir. Sosyalizm ile komünizm eşitlik fikri üzerinde temellenir. Ama özgürlük pek dert edilmez. Bireycilik üzerinde temellendiğinden en azından özgürlüğün tohumunu içeren burjuva sisteminden daha kötü zorbalıklardır bunlar. Sosyalizm ile komünizmin temellendirdiği ise mutlak erk sahibi bir Devlet’tir. Bütün insanları bu canavarın, öldürülecek bir bedeni bile olmayan bu Mutlak Kral’ın altında eşit kılarlar. Her ikisinde de burjuvazi her şeyini yitirir, emekçinin ise kazanacağı hiçbir şey yoktur. Burjuva köle değilken köle olur; burjuvanın dengi olmuş işçi, kendini yeni bir efendiyle birlikte bulur ve önceden olduğu gibi yine köledir. Burjuva sisteminde bir emekçi, her şeye rağmen ve emeği sayesinde ya da şans sonucu veya herhangi bir başka gerekçeyle kendisi için biraz para toplayabilir, toplum içinde yükselebilir, belli bir oranda özgürlük –en azından paranın sağlayabileceği oranda– elde eder. Sosyalist ya da komünist rejimde ise hiçbir umudu yoktur. Bu, cehennemin yeryüzünde kusursuzca geçekleşmesidir ve cehennemde, göründüğü kadarıyla, herkes eşittir."

Şeytanın Saati ise
Şeytanın Saati, Pessoa’nın bütün metinleri gibi insanın kendini ve ona yön veren birliği arayışındaki aynı güzergâhın etaplarından biridir ve yine diğer metinler gibi, o da bir puzzle parçası değildir: Pessoa eserlerinin belli başlı niteliklerini küçültülmüş olarak içeren bir bütündür. Bu bütünlük, hem içerik hem de biçem olarak söz konusudur. Pessoa’nın tüm eserleri gibi, edebi türleri tartışma konusu yapan ve hiçbir durumda aynı cinsten olmayan tüm türlere –öykülemeci tür, dramatik tür, lirik tür– benzeyen bu metin, aynı zamanda, sırrın ve bilginin bu gezgini tarafından gerçekleştirilen erişilmez hakikati arama yolculuğu olması bakımından da tüm türlerle arasında yakınlık kurar. Pessoa’nın belli başlı tüm konu ve saplantılarının, ezoterizmin bütün türlerinin, “aldatmaca”nın şiirsel mantığına karışan çelişkinin şiirsel mantığının Şeytanın Saati’nde seçki biçiminde bulunduğu söylenebilir ve varlıkla varlık olmayanın varlıkbilimsel takınağına da metnin her yerinde rastlanır. Dinsel, felsefi ve edebi sayısız düşsellikle dolu olan Şeytanın Saati, kökteş şairlerin eserlerine benzer bir tür sonsuz çokkişili söyleşiyle bizi karşı karşıya bırakır.

Eserden
Hiçbir zaman ne çocukluğum ne yeniyetmeliğim ne de dolayısıyla, erişeceğim erkeklik çağım oldu. Ben olumsuz mutlağım, hiçliğin cisimleşmiş haliyim. Asla elde edilemeden arzulanan, var olamayacağı için düşlenen şey – bu benim hiçlik krallığım ve bana verilmeyen taht bu. Bir ihtimal olan, var olması gereken şey, Yasa’nın ya da Yazgı’nın bahşetmediği şey – bunu İnsan ruhuna avuç avuç serptim ve bu ruh, var olmayanın yaşayan yaşamını hissedince allak bullak oldu. Ben, bütün görevlerin unutuluşu, tüm niyetlerdeki tereddütüm. Mutsuzlar ve hayat yorgunları, yanılsamalarından kurtulur kurtulmaz, gözlerini bana doğru kaldırırlar, çünkü ben de, kendimce, Parlak Sabah Yıldızı’yım. Hem de çok, çok uzun zamandır! Başka biri gelip benim yerime geçti.
İnsanlık pagandır. Asla hiçbir din içine işleyemedi onun. Sıradan insanın ruhunda, ruhun ölümsüzlüğüne inanma gücü bile yoktur. İnsan, ne nerede ne de niçin uyandığını bilmeden uyanan bir hayvandır.
Tanrılara taptığında, onlara fetiş gibi tapar. Onun dini gözbağcılıktır. Hep böyleydi, böyledir ve hep böyle olacaktır. Dinler, gizemlerden taşan ve dünyevi olan şeylerdir yalnızca ve dünyevi olan bunu hiç kavrayamaz, çünkü o, doğası gereği, dünyevi olamaz.
Dinler simgedir ve insanlar simgeleri yaşamlar olarak değil (oysa öyledirler), şeyler olarak kabul ederler (oysa öyle olamazlar). Sanki Jüpiter varmış gibi –ama asla yaşıyormuş gibi değil– ona yaranmaya bakarlar. (Jüpiter yaşıyormuş gibi, asla varmış gibi değil.) Tuz dökülünce, bir tutam da sağ elle sol omuz üstünden serpilir. Tanrı’ya karşı günah işlendiğinde, birkaç ‘Göklerdeki Babamız’ duası okunur. Ruh pagan kalmaya ve Tanrı, mezarından çıkarılmayı beklemeye devam eder. Pek az kişi, zaman geldiğinde geri almak üzere, Tanrı’nın mezarının üstüne akasya (ölümsüz bitki) bıraktı. Ama bunlar, iyi aradıklarından, onu bulmak için seçilmiş kişilerdi.
İnsan hayvandan, sadece bir hayvan olmadığını bildiği için ayrılır. O, görünür karanlıklardan başka bir şey olmayan ilk ışıktır. O, başlangıçtır, çünkü karanlıkları görmek, karanlıklardan ışığı almaktır. O, sondur, çünkü kör doğduğumuzu, görme duyusuyla bilmektir. Böylece hayvan, kendi içinde doğan bilgisizlik yoluyla insan olur.
Bunlar çağlarla zamanların sonsuzluğudur ve merkez noktasında hakikatin bulunduğu dairenin çemberi üzerinde yürümekten başka yapılacak şey yoktur.
Bilimin temeli cehaletimizi bilmektir. Bulunduğumuz yer olan dünya; olduğumuz şey olan ten; olmak istediğimiz şey olan Şeytan – üçü birden, o Büyük An’da, içimizdeki Efendi’yi, olmamıza ramak kalmış o Efendi’yi öldürdüler. Ve onun sırrı, ona dönüşebilelim diye sahip çıktığı sır kayboldu.
Ben de, bayan, Parlak Sabah Yıldızı’yım. Ben, daha Yuhanna konuşmadan önce buydum, çünkü Patmos’tan önce Patmos, bütün sırlardan önce sırlar vardır. Başka bir simge şemasında benim Venüs olduğumu düşündüklerinde (düşündüğümde) tebessüm ederim. Ama ne önemi var? Tanrısı ve Şeytanı’yla, içindeki tüm insanlar ve onların gördükleri her şeyle birlikte, bütün bu evren, sonsuza dek çözülmeye çalışılacak bir hiyerogliftir. Ben, meslek olarak, Büyü ustasıyım – yine de Büyü nedir bilmem.
Sırlara vâkıf olmanın en yüksek derecesi, var olan bir şey olup olmadığını bilmekte cisimleşen soruyla noktalanır. En büyük aşk derin bir uykudur, dalmaktan hoşlandığımız bir uyku. Ben bile, ki sırra en fazla vâkıf olması gerekenlerden biriyim, kimi zaman, içimde, Tanrı’nın ötesinde bulunan şeye sorarım, tüm bu tanrılarla yıldızların kendi uykularından, dipsiz derinliğin büyük unutkanlıklarından başka bir şey olup olmadıklarını.

Okunması gereken kisa bir eser.
120 syf.
·Beğendi·10/10
Başucu kitabım diyebilirim :) 2 yıl önce okumuştum.Kafka cafe var, Edgar Allen Poe kafe var .Fernando Pessoa kafe neden yok ? Bence olmalı bir tane
pessoa candır
120 syf.
·2 günde·Puan vermedi
*Anarşist Banker*

İki arkadaşın bir yemek sonrası aralarında geçen anarşizm, diktatörlük, sosyal sınıf burjuva sisteminin; bu anlayışları benimseyen kişi tarafından savunulan ve eleştirilen bir Pessoa anlatısı.

En temelden ayıklamaya başlarsak anarşistlik insanın özgürlük istemidir diyerek söze başlıyor Pessoa. Doğumla birlikte insanlar arasındaki eşitsiz kalan adaletsizlik... Ve buna isyan edenler.
Peki bu isyan ne için? İnsanların arasındaki eşitsizlik neyden kaynaklanıyor? Doğal olmayan kurgu ismini veriyor Pessoa. Bu kavram aslında hepimizin hayatında az çok yer edinmiş şekilde. Tüm herkes hayatta olmak istediği yerde mi? İstediği kişilerle mi birlikte? Olan enerjimizi, isteğimizi, azim ve çabamızı, yeteneklerimizi, düşüncelerimizi toplumsal kurgunun içinde kaybetmek... Bunu bir suç sayar Pessoa. Çünkü der, çünkü bu toplumu olduğu gibi bırakmayı açıktan açığa hedefleyerek toplumsal bir kargaşa yaratmaktır. Bu anlatısındaki anlatıcı ile birlikte, toplum üstündeki bu kargaşayı engellemek ister. Çesitli fikirler atar ortaya, diğer anarşist insanları toplar etrafına. Bu yöntem çok mükemmel gözükse de, bir zaman sonra özgürlükçü gruplar kendi içlerinde zorbalığa başlar. Beni dinleyip dediklerimi yapacaksınız, hepimiz özgür olacağız diyen insanların aynı anda hem baskıyı aşıladığı hem özgürlük istemesinin tezatlığı. Buna da getirilmiş güzel bakış açıları var anlatıda. Savunduğumuz fikir onu yapmaya çalıştığımız biçimde çelişiyor mu bunu bir düşünmek gerek. Zira özgürlükçü insanların hâli, savaşçı grup olmaktan bir adım öteye geçememiştir.

Anlatıcı hikayesine, toplu savunmanın getirdiği zorbalığı farkettiğini ve herkesin "ayrı ayrı" savunması gerektiğini ifade ederek devam eder. Böylece kimse kimseye üstünlük kabul ettirmiş olmayacak, ayrı şekilde yapılan düşünce savunuşları birer özgürlük temsili olacaktı. Biraraya gelen bütünün gücü ve yeni zorbalığın yokluğu.

Bu yeni fikire kimse katılmaz ve anlatıcımız yola tek başına devam eder. Bir şeyi düşünürsünüz, uygulamaya geçirmeniz gerekir. Yapmanız gereken ilk şey aradaki engelleri temizlemek olmalıdır. Ya yok etmeyi tercih edersiniz ya da güçsüz, etkisiz bırakmayı.

Tek kişi, yok etmek gibi bir konu konuşulamayacağına göre nasıl güçsüz bırakılırdı? İlk önce kendinden baslayarak. İnsanlığı etkisi altına alan, eşitsizlik sebebi olan, burjuva tabakası proleterya vs güç temsili PARA! Anlatının da isminden anlaşılacağı üzere Anarşist Banker, ne kadar çok para kazanırsa bu etkiden de o kadar çok kurtulacağını, o kadar anarşitliği savunacağını düşünmüş. Bu, bir nevi çok para kazanarak parayı satın almak gibi. Aynı şekilde, çoğalan paranın değerini küçülterek özgürlüğü büyütmek.

*Şeytanın Saati*

Şeytanın Saati'nden de kısaca bahsetmek gerekirse, hayatta aslında tek bir şeytanın bulunmadığını, her insanın davranışlarıyla, düşünceleriyle ve kendine belirlemiş olduğu çizgileri ile oluşturduğu imge şeklinde bahseden monolog ilerleyen bir anlatı demek mümkün.

*İki anlatı da kısa ve nokta atışı cümlelerle farklı bakış açıları kazandırıyor insana. Ve verilen içerikler, çok karakterli Pessoa ile fazlasıyla örtüşüyor.

Herkese keyifli okumalar dilerim.
120 syf.
·1 günde·Beğendi·6/10
İlk defa Pessoa’dan bir kitap okudum.
Güzel ve akıcı yazılmış. Sade bir dille okuyucusuna net bir tablo çiziyor.
Sıkılmaya yer vermeden, hafif bir mizah katarak yazılmış.
120 syf.
Fernando Pessoa'nın bu kitabı bana çok şey öğretti. Öğretici yanı ile birlikte düşündürücü bir yapısı vardı.
Kitabı genel olarak beğendim. Benim için farklı tarzda bir kitaptı. Kitapta yoğun bir olay örgüsünden çok sizi düşünmeye iten tartışma konuları vardı.
Kitap bilindiği gibi tek bir kitaptan oluşmuyor. Anarşist Banker bana göre anarşizmi, anarşizmin yapısını anlatan en iyi metindi. Şeytanın Saati'ne gelecek olursak bu kısmı Anarşist Banker kadar beni etkilemedi ama yinede okunmayacak kadar kötü hatta pişmanlık uyandıracak bir metin değildi. Bazen bazı kitapları sıcağı sıcağına anlamak mümkün olmuyor, belki de Şeytanın Saati'ni anlamadım ya da anlamam ve sindirmem için zaman gerekiyor.
Kısaca kitap hakkındaki yorumlarımı özetlemem gerekirse şunu söylemek istiyorum; kitap kesinlikle basit bir kitap değil. Ben okuduğuma pişman olmadım, umarım okumayı düşünen okurlar da memnun olurlar.
Herkese iyi okumalar dilerim, kitapla kalın :)
120 syf.
Anarşist bir banker var. Evet yanlış duymadınız hem anarşist hem banker Üstelik şişko.
Ve bu bankerin; Para, güç ve zorbalık üzeri anarşizme farklı bir bakışı var.

Ama bilin ki anarşist kardeşler, bu banker size bir bira ısmarlamaz. Sizinle jop yemez.
karşı cinsi etkileyecek bir afilli anarşist bir cümle kurmaz. Emma goldman dahi okumaz. Müzikten anlamaz. İşte bu da böyle bir anarşist. bunları bildikten sonra okumak istiyorsanız okuyun tabi. Güzeldir.
120 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Pessoa'nın da tıpkı Saramago gibi kendine has bir tarzı var; başta zorlanıyor insan ama okudukça alışıyor ve hatta bağlanıyor sımsıkı. Sabun köpüğü gibi uçup gidecek şeyler değil onun sözleri, olabildiğince ağır ama tam da yerinde. Anarşist Banker öyküsü adeta bir kılavuz: "Anaşizme Giriş: Hem Teoride Hem de Pratikte Nasıl Anaşist Olunur?" Muazzam bir anlatım tarzı, nokta atışı tespitler, sürekli devinim halinde olan bir beyne ait cümleler... Şeytanın Saati öyküsü ise, Pessoa'nın şeytana ve inançlara ilişkin düşüncelerinin özeti niteliğinde. Pessoa, nazarımca, üzerine derin incelemeler yapılması gereken muhteşem bir fikir ustası. Görüşleri tüm okurlarına hitap etmese de, onları ifade ediş biçimi ile "üstün bir kalem" olduğu kabul edilmelidir. Okumanızı tavsiye ederim. =)
" Hiç zeki olmamasına rağmen zeki olduğunu sanan, iyi biri değilken iyi olduğunu sanan, yakışıklı değilken yakışıklı sanan bir yığın insan var. Vız gelir tırıs gider! "
İnsanların, zorbalığı kendiliklerinden yaratan toplumsal kurgulara uzun süredir alışkın olmalarının, onların doğal niteliklerini doğuştan bozduğunu; böylelikle öteki üzerinde kendiliğinden zorbalık uygulamaya yöneldiklerini, hatta bunu yapmaya en az yatkın olanların bile böyle davrandıklarını varsayabiliriz.
Doğa karşısında bütün insanlar elbette eşit olamaz; büyükler ve küçükler, güçlüler ve zayıflar, zekiler ve daha az zekiler vardır.
"Elbette özgürlük istiyorlardı ama bir tepside sunulması ve kralın verdiği unvan gibi kendilerine verilmesi koşuluyla! Neredeyse hepsi böyleydi, gerçek bir uşak ruhlular sürüsü!”

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Anarşist Banker
Baskı tarihi:
2019
Sayfa sayısı:
48
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786057775153
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Zeplin
Baskılar:
Anarşist Banker - Şeytanın Saati
Anarşist Banker
Fernando Pessoa’nın sağlığında dergide yayımlanan anlatısı Anarşist Banker, iki karakterle ördüğü felsefi bir kurmaca metin. Bu iki karakter arasında gelişen diyaloglar ve Banker’in uzun monologlarında yararlandığı Antikçağ felsefesine özgü akıl yürütmeleri, okuru kışkırtan bir anlatıya dönüşüyor.

Burjuva topluma ve burjuvazinin alt edilebilmesine yönelik “anarşist” söylemler ile anarşizme dair olgu ve kavramların izahını yapmaya çalışan Anarşist Banker, yalnız yazıldığı dönemin okuru için değil bugün için de sarsıcı, özgün ve düşündürücü felsefi diliyle edebiyat dünyasının ölümsüzleri arasında yerini koruyarak okura sesleniyor.

Kitabı okuyanlar 311 okur

  • Anıl Alacaoğlu
  • cahit kaya

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%1.9 (2)
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0