Anılar, Düşler, Düşünceler

·
Okunma
·
Beğeni
·
3588
Gösterim
Adı:
Anılar, Düşler, Düşünceler
Baskı tarihi:
2013
Sayfa sayısı:
336
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750720154
Orijinal adı:
Erinnerungen, Traume, Gedanken von C.G. Jung
Çeviri:
İris Kantemir
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Analitik psikolojinin kurucusu Carl Gustav Jung, 1957 baharında 81 yaşındayken, tüm bir yaşam öyküsünü meslektaşı ve yakın dostu Aniela Jaffé'ye anlatmayı kabul etti. O güne dek yaşamöyküsünü yazması yolundaki tüm önerileri geri çevirmiş olan Jung, belirli aralıklarla düzenlenen söyleşilerde, yaşamının hiç bilinmeyen yönlerini Jaffé'ye anlattı. İki yıldan fazla bir zaman kendini bu uğraşa adamakla kalmadı, 1961'deki ölümüne kadar kitabın son biçimini almasına katkıda bulundu.

Anılar, Düşler, Düşünceler, insan zihninin en büyük kâşiflerinden birinin, yaşamının en gizli köşelerine kadar uzanan içten açıklamalarından oluşuyor. Bu benzersiz kitap, kişilik, rüyalar ve fanteziler ile din konusunda tüm insanlığı etkileyen düşünceleri geliştirmiş olan Jung'un, ilginç ve bir o kadar da saklı kişiliğini kendi ağzından gözler önüne seriyor. Önce hayranı olduğu, sonradan derin görüş ayrılıklarına düştüğü Sigmund Freud'la ilişkilerine birinci elden ışık tutuyor.

Carl Gustav Jung'un özyaşamöyküsünü, fotoğraflar eşliğinde ve İris Kantemir'in Almanca aslından yaptığı çeviriyle sunuyoruz.
336 syf.
Psikoloji okumayı seven herkes gibi benim de favorilerim; Alfred Adler, Sigmund Freud ve Carl Gustav Jung. Dünyanın bu en iyi 3 psikoloğundan biri olan Freud ' in çalışmalarına baktığımız zaman toplumsal ve ikili ilişkilere yoğunlaştığını görürüz. Ama Jung, Freud' in aksine bireysel çalışmalar yapmıştır. Yani kişileri değil, kendini geliştirmenin peşinde olmuş. Hani Monteigne' nin felsefesine " kendini tanı " demiştim ya, Jung ' un amacı da " kendini keşfet " diyorum ben. Jung daha çocukluk döneminde iki farklı kişiliği, karakteri olduğunu farketmeye başlamıştır ve bunun ardına düşmüştür. Tıp dilinde bunu " bölünme " ya da " kopukluk " diye tanımlıyorlar. Ama Jung' a göre bunun bölünmüşlükle ilgisi yok. Her insan çift kişiliklidir ama her insan bunu farkedecek kadar zeki değildir. Misal; çok sakin, sessiz bir insanın, aniden parlaması, aşırı tepki vermesi çift kişilikli olmasından kaynaklı, Jung' a göre.


Babası, amcası, dayısı yani kısacası ailesindeki erkeklerin tümü rahip olan ve kendini keşfe çıkan Jung, çocukluk döneminde aynı zamanda tanrı, din arayışlarına, sorgularına da çok fazla kafa yormuş. Ama bunca din adamının olduğu bir ailede bunu dillendirememiş. Hayattaki anlam ve anlamsızlık kaosu, kozmosun sonsuzluğu, tanrı-şeytan, iyilik-kötülük gibi konular kafasını kurcalamaya başladığı için ve çevresinde bu düşüncelerini paylaşacağı kimse olmayan ve mütecessis kişiliğinden dolayı öğrenme merakı da olan Jung, kitaplara yönelmiş. Özellikle Pithagoras, Herakleitos, Empedokles, Sokrates ve Platon’un savları üzerinde çok fazla araştırma yapmış. Ama kendine en yakın Kant ve Schopenhauer ' i bulmuş. Çünkü tanrının sandığımız kadar iyi niyetli olmadığını düşünen Jung " Tanrı en yüce iyilikse O’nun yarattığı bu dünya, neden bu denli kusurlu, bu denli acınası ve bozuktu? Büyük bir olasılıkla Şeytan onu böyle zehirlemiş ve bir karmaşaya sürüklemiş, diye düşünüyordum. İyi de Şeytan da Tanrı’nın bir yaratığıydı. (sayfa 62) " bunun gibi sorgulamalara girmiş. Ve babasının kitapları arasında bu filozof ve düşünürlerin içinde kendisi gibi tanrı hakkında en realist olanın Schopenhauer olduğu kanısına vardığını şu sözlerle açıklıyor " Öbürlerinin farkına bile varmadıkları, vardıklarında da tümü kapsayan bir uyum ve anlaşılırlıkla çözümleyiverdikleri, bizi gözle görülür bir biçimde alev alev saran dünyadaki acılardan, karmaşadan, ihtirastan ve kötülükten söz eden ilk oydu. Sonunda, evrenin temelinde her şeyin iyiliğe yönelik olmadığını görebilecek yüreklilikte bir düşünür çıkmıştı. Ne Yaratıcı’nın tümüyle iyi ve bilge âleminden ne de evrenin uyumundan söz ediyor, sözü dolandırmadan insanlık tarihinin izlediği acı dolu yolun ve doğanın acımasızlığının altında temel bir hatanın yattığını söylüyordu. Bu hata dünyayı yaratan iradenin körlüğüydü. Söyledikleri benim daha önceki gözlemlerimi haklı çıkarıyordu. Can çekişen hastalıklı balıklar, perişan tilkiler, donmuş ya da aç kuşlar ve çiçeklerle bezenmiş tarlalarda gizli, acımasız trajediler görmüştüm. Karıncalar işkence yapa yapa solucanları öldürüyor, böcekler birbirini lime lime ediyordu. İnsanlarla ilgili deneyimlerim de beni, insanın özünde iyi ve temiz olduğuna inandıramamıştı. Kendimi, bir hayvandan ancak yavaş yavaş ayırabildiğimi anlayabilecek kadar tanıyordum. Schopenhauer’in karanlık dünya tablosuna tümüyle katılıyordum. (sayfa 71) " Hegel için, kendini beğenmiş, dilinin akıcılıktan uzak, güvensiz ve itici olduğunu söylüyor. Ama ben bu dediklerine pek katıldığımı söyleyemem. Kant' ın doğa ve tin ikirciliğine karşı onun tarih ve akıl felsefesini daha mantıklı buluyorum. Schopenhauer' in de kadınlar ve cinsellik hakkındaki savlarını itici bulduğum için, sevgili Jung la filozof tercihlerimizde bayağı ayrı düşüyoruz :)


Psikolojide favorilerim Adler, Jung ve Freud üçlüsü. Bu üçü arasında da gözdem Freud idi. Ama bu kitaptan sonra Freud ve Jung arasında ikileme düştüm. Çünkü Jung, Freud ' e göre daha mantıklı ve tutarlı geldi bana. Cinselliğe, libidoya ilgili olan Freud ' a göre insan içgüdüsünün büyük bölümü cinsellikle ilgili. Ama Jung insan içgüdüsünde önceliğin beslenme ve güç olduğu savunusunda, cinsellik bunlardan sonra gelir. Tam olarak hatırlamıyorum ama bir röportajında " Genç ve tecrübesiz olan Alfred Adler için, önemli olan güçtür, başarılı olmaktır. Ama zaten istediği başarıyı elde etmiş, zirvede olan, gücü elinde tutan Freud ' in haz ve cinsellik ilkesine önem vermesi çok olağan " gibi bir şeyler söylemişti. Yani bizim deyimimizle aç ayı oynamaz demek istiyor. Karnı aç olan ya da hayatı boyunca başarısızlığa uğramış bir insanın hayatındaki en önemli güdünün cinsellik olması biraz boş distur geldiği için, Jung ' u, Freud' e göre daha mantıklı buldum.


Jung bu kitapta; çocukluk,gençlik ve üniversite döneminden başlayıp, Freud le nasıl tanıştığına, ortak ve bireysel çalışmalarına, yollarının nasıl ayrıldığına kadar her konuyu açıkça anlatmış. Ailesi hakkında da her şeyi anlatması kitabı daha samimi kılmış ve kendisini daha iyi tanımamızı sağlamış. Kitabın isminden de anlaşılacağı gibi düş, rüya konularına kitapta büyük yer vermiş. Daha çocuklukta başlayan, çok fazla anlam yüklediği düşlerini, kendince yorumlaması ve onlara göre yol alması oldukça ilginç.
Düşlere olan ilgisinden dolayı ispritizmayla ilgilenmeye ve Karl Duprel’i, Eschenmayer’i, Passavant’ı, Justinus Kerner, Görres’i ve Swedenborg ' i okumaya başlayan Jung, düşlerin ruhlarla bir ilgisi olup olmadığı konusuna da bayağı kafa yormuş. Jung her alana,her konuya ilgili, sürekli araştırıp, kendini geliştirme çabasında değişik kişiliği olan, eksantrik biri bence.


Kitapta en çok ilgimi çeken bölüm psikiyatrik çalışmalarını ve Sigmund Freud ' i anlattığı bölümler oldu. Freud'le nasıl çalışmaya başladığını ve fikir ayrılıkları yüzünden kopmalarını anlatmış. Başta da dediğim gibi Freud' in savları hep cinsellik hakkında. Ona göre nevrozların sebebi bastırılmış hazlar ve cinsel travmalardır. Ama daha ilkokul döneminde nevroz geçirmiş olan Jung, cinselliğin ikincil sebep olduğu, nevrozların asıl sebebinin topluma uyum sağlama, yaşamın acı gerçeklerinin verdiği baskı ve prestij gibi öğeler olduğunu söylüyor. Bunu Freud ' de de açmış ama o cinsellik olduğu konusunda diretmiş ve böylece ilk fikir ayrılıkları ortaya çıkmış. Asıl kopma sebeplerini ise şu şekilde açıklamış " Freud’un bana, “Sevgili Jung, cinsellik kuramından hiçbir zaman vazgeçmeyeceğine söz ver. Bu çok önemli. Bunu aşılmaz bir kale, bir dogma haline getirmemiz gerekli,” dediğini çok iyi anımsıyorum. Bu sözleri, bir babanın oğluna, “Bana tek bir söz ver oğlum. Her pazar günü kiliseye gideceksin,” dediği gibi büyük bir duygusallık içinde söylemişti. Biraz şaşırarak, “Neye karşı bu kale?” diye sormuştum. Bu sorumu, “Kara çamur seline karşı,” diye yanıtlamış, sonra da, biraz duraksayarak, “doğaüstü güçlere karşı,” diye eklemişti. Özellikle, “dogma” ve “kale” sözcüklerinden kaygılanmıştım çünkü bir “dogma”, o düşünceye duyulan kuşkuları bir kalemde silmek amacıyla kurulan ve tartışmaya açık olmayan bir inançtır ve bu inancın artık bilimsel değerlendirmeyle bir ilgisi kalmaz; bireysel bir güç dürtüsüne dönüşür. (sayfa: 136) " Yani Freud geliştirdikleri cinsellik kuramının sonsuza dek sürmesi ve mutlak inanılması gerektiğini düşünmüştür. Ama Jung a göre cinsellik kuramı da, felsefenin, dinin ve gelişen çağdaş parapsikoloji biliminin ruhla ilgili ortaya çıkardığı her şey gibi kanıtlanmamış bir varsayımdı. Ve bir varsayımın kutsal bir abide gibi korunması mantığına inanmadığı için Freud le arasındaki ipler kopmuş. Freud' in psikanaliz kitabındaki incelememde de dediğim gibi oldukça hırslı ve egoist bir yapıya sahip olduğu için sonuna kadar birlikte gitmeleri mucize olurdu zaten.


Kitabın başından beri paleontolojiyiye, din ve doğa bilimlerine, felsefeye bu kadar ilgili birinin ters köşe yapıp psikiyatriyi seçmesi beni çok şaşırttı. Freud ' in nörolijiden, psikiyatriye yönelmesini de ilginç bulmuştum. Ama Jung beni bayağı şaşırttı. Kısacası analitik psikolojinin kurucusu ve derinlik psikolojisinin kurucularından biri olan (diğer ikisi Sigmund Freud ve Alfred Adler) Carl Gustav Jung ' u yakından tanımak ya da yeni başlayacaklar için bu kitabı tavsiye ederim.
336 syf.
·32 günde·8/10
Bilindiği gibi bugün psikoloji, gerek popüler yayınların, gerek birkaç kişisel gelişim kitabı okuyup "psikoloji bilimi" hakkında "yeterince" bilgi sahibi olduğunu düşünenlerin elinde, Freudyen merkezli, yani tüm nevrozların ve problemlerin altında "cinselliğin" yattığı şeklinde bilinmekten öteye gitmemektedir. Erkek ve kadın öyle ki! bu hayata cinselliği yaşamak, soyunu devam ettirmek, yine cinselliğinden kaynaklı saldırgan eğilimini bir şeye/nesneye/özneye yansıtmak için gelmiştir ve bunun dışındaki bütün yaşam biçimleri yine "libido" kavramına atfedilen cinsellikten türemiştir. Bu görüşün bu yüzyılda bir mezhep gibi tutulması ve insan psikolojisine dair başka olasılıklara yer verilmeyişi ile birlikte, uygarlığın bugünkü hale gelmesinde (örn: normalleştirilen şiddet, cinsiyetçi eylem ve fikirler, tüketim biçimleri, romantik ilişkiler, bir tabu olarak görülen "aile" kavramı) etkisi vardır.
Jung, her ne kadar analitik psikolojinin kurucusu olarak bilinse de, insana tutumu ve yaklaşımı varoluşçu bir anlayıştan geçiyor. Zaten bu sebeple, Jung için ne kadar sancılı bir süreç olsa da bir zamandan sonra bu konudaki fikirsel ayrılığını Freud'a ve "insana" iletmek zorunluluğunu kendinde hissediyor. Burada Krishnamurti'nin bir yazısını alıntılamakta fayda var.
"Neden seks bir sorun haline geldi?
Daha doğrusu şöyle soralım: Neden insanın özgürce yaptığı şeylerden geriye sadece seks kaldı? İnsan seks yaparken kendini tamamen kaybediyor; o anda artık tüm acılardan, anılardan, eziyetlerden, rekabetten, saldırganlıktan, şiddetten ve kavgadan sıyrılıyor, yok oluyor. Yok olduğu için de önemli bir şey gerçekleşiyor; o zaman "ben" ile "sen", "biz" ve "onlar" ayrımı ortadan kalkıyor. Bu ayrım son buluyor ve o anda belki de büyük bir özgürlüğe kavuşuyorsunuz. Herhalde içinde böyle bir özgürlüğü bulabildiğimiz, geriye kalan tek şey seks olduğu için son derece önemli bir şey haline geliyor seks. Geri kalan hiçbir şeyde özgür değiliz."
Uygarlığın bizden istediği de, devamlılığının sağlanması için bu aslında. Bütün yaratıcı eylem ve faaliyetlerin cinsellikten türediğini düşünürsek (Freud böyle söylüyor) bir süre sonra yaratıcı faaliyetlerimiz bize anlamsız gelmeye başlar. Bir şeyleri ödünlediğimizi, belki cinsellikteki eksikliğimizi(?), yoksunluğumuzu(?), düzenli bir cinsel hayatımızın olmayışını(?), partnerle yaşanan problemlerimizi yaratıcı bir eylem, okumak, sanat vs. yoluyla bastırdığımızı, böylece yücelttiğimizi düşünürüz. Çünkü insanın nevrotik olmaması ancak cinsel güdülerini seks yoluyla doyurabilmekten geçmektedir. Hatta Freud bu meseleyi ileriye götürerek "Vajinal orgazmı yaşamamış bir kadının, henüz tam bir kadın olmadığını" söylemektedir. Malesef Jung'u revaçta olan Psikanalitik Kuramdan ayırmanın ve tanımanın yolunun, Freud'la ayrılan bu noktasına değinmekle olabileceğini düşündüğüm için bu konuyu irdeleme ihtiyacı duydum. Jung bu noktada bir farklılık yaratıyor ve, varoluşumuzun temelinde çocukluk anılarımızla beraber, sonraki dönemlerin de etkili olduğunu, nevrozlarımızın altında yatan tek sebebin anne-baba kaynaklı olmayabileceğini söylüyor. Kitapta, psikiyatr olarak geçirdiği ilk yıllarından bahsettiği bölümde bazı psikiyatrik tanılar konulmuş kişilerin (şizofreni, majör depresyon..) kilit anılarına inip tanılarından kurtulmalarını sağladığı vakalar olmuş. Bunun yolunu, "bize yüz çevirmiş ruhların öbür yüzünü görmeye çalışmak" ile bulmuş. Bu konuda terapiste büyük bir sorumluluk düşüyor. Yani bir terapist kendini iç görü anlamında da geliştirmeli, sezgilerini, toplum bilimini, sembollerini... çok şeyi katmalıdır. Bu insana dair umut vadeden bir düşünce. İnsanın, dünya üzerinde hala "anlamlı" bir varlığının olabileceğini, bunun bazı kalıp şemalara bağlı olmadan, yani farklı bir yolla da gerçekleştirilebileceğini söylüyor bize. Ve sanatla, bilimle geçirilen bir gençlik döneminin, Freud'un aksine sadece bir bastırma aracı olmayacağını, bu yolla kişinin erken dönemde korkularını, kompleksini tanıyabileceğini, arketipler ile karşılaşabileceğini ve bu karşılaşmanın, bilincini nasıl yönlendirdiğini göstereceğini söyleyerek şiddeti, depresyonu, savaşı olumlayan psikoloji anlayışına karşı çıkıyor.
Jung kalıplarımızı yıkmada, "normal ve anormal" kavramının toplumda insanları nasıl manipüle ettiğini görmede, psikoloji biliminin ticarete dönüşürken kendindeki kuşkulu yanları görmeyip insanları öteki'ne nasıl mecbur kıldığını görmede ve bazen ciddi zararlar verebilmekte olduğunu fark etmekte önemli diye düşünüyorum.
"Derinlemesine hasta bir topluma uyum sağlamak bir sağlık ölçütü değildir.” Jiddu Krishnamurti.
336 syf.
·7/10
Kitap Jung'un dış dünyada yaşadıklarından ziyade kendi iç aleminin sorgulamasını yaptığı otobiyografik bir eserdir. Kitap boyunca Jung'un 'kendini tanıma' yolculuğuna eşlik ediyoruz. Bu süreçte Freud ile yollarının nasıl kesiştiğini ve adeta hayatının merkezine koyduğu Freud'u hayatından neden çıkardığı ve Freud'tan sonraki süreçte yaptığı Afrika, Hindistan gezilerinde kendini analiz sürecine şahit oluyoruz. Jung'un hayatını okurken bazı sorgulamalara fark etmeden siz de kendi hayat pencerenizden dahil olabilirsiniz. Kitabı psikoloji ve benzeri alanlarda bilgi sahibi olanların okumasını tavsiye ederim. Aksi durumda teknik bilgiler okuyucuyu sıkabilir.
336 syf.
·Beğendi·7/10
Carl Gustav Jung bu kitabında Hermann Hesse'den bahsediyor galiba aralarında ki mektuplaşmalardan ve Hermann Hesse'nin girmiş olduğu bunalımdan. Psikolojik yardımından. Freud ile neden aralarından bozulduğu demeyeceğim tek taraflı olarak kesti sohbetini,yakınlığını arkadaşlığını. Çünkü aralarında ki ilişki artık öğretmen-öğrenci ilişkisinden çok iki dostluktu.
Analitik Psikolojiye değinen eserlerindendir.
414 syf.
·21 günde·Beğendi·9/10
Kitapta her bir bölüm son derece etkili ve soyutsal konular olmasına rağmen anlaşılır bir dil ile yazılmış, dolayısıyla akışı olan bir kitap. Özellikle Freud ile ilgili anıların olduğu kısımlar ve Jung'un deneyimlediği metafiziksel durumlar en ilgi çekici olduğunu düşündüğüm kısımlar. Bir bilim insanı ve psikolog olan Jung un deneyimleri gerçekten değerli.
Başarısız olma korkusu ve çevremdeki dünyanın karşısındaki küçüklüğüm bende hem nefret hem de suskun bir umutsuzluk yarattı.
Kendimle ilgili o denli az şey biliyordum ki! Bildiklerimde çelişkiliydi. Bu nedenle, tüm suçlamaları yadsımaya gönlüm elvermiyordu.
Anılar, bir sis denizinde her biri tek başına ve belli ki birbiriyle bağlantısız yüzen adacıklardan başka bir şey değiller.
Ürkütücüydü bu. İçine gömülü olduğum çocukluk dünyamsa ölümsüzdü. Oysa beni ondan ayırmışlardı ve bu nedenle, durmamacasına ilerleyen ve giderek beni uzaklara sürükleyen biz zamanın içine yuvarlanmıştım.
Beni en çok işin içinden çıkamadığım denklemler bunaltıyordu: a=b'ye ve b=c'ye, o halde a=c'ye. Tanıma göre a, b'den farklıydı; öyleyse bırakın c'yi bir yana, b'ye nasıl olup da eşit olabiliyordu? Eşitlik söz konusu olduğunda hep a=a'ya deniyordu. Bunu anlıyordum ama, a=b bence büyük bir yalan ya da bir üçkağıttı.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Anılar, Düşler, Düşünceler
Baskı tarihi:
2013
Sayfa sayısı:
336
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750720154
Orijinal adı:
Erinnerungen, Traume, Gedanken von C.G. Jung
Çeviri:
İris Kantemir
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Analitik psikolojinin kurucusu Carl Gustav Jung, 1957 baharında 81 yaşındayken, tüm bir yaşam öyküsünü meslektaşı ve yakın dostu Aniela Jaffé'ye anlatmayı kabul etti. O güne dek yaşamöyküsünü yazması yolundaki tüm önerileri geri çevirmiş olan Jung, belirli aralıklarla düzenlenen söyleşilerde, yaşamının hiç bilinmeyen yönlerini Jaffé'ye anlattı. İki yıldan fazla bir zaman kendini bu uğraşa adamakla kalmadı, 1961'deki ölümüne kadar kitabın son biçimini almasına katkıda bulundu.

Anılar, Düşler, Düşünceler, insan zihninin en büyük kâşiflerinden birinin, yaşamının en gizli köşelerine kadar uzanan içten açıklamalarından oluşuyor. Bu benzersiz kitap, kişilik, rüyalar ve fanteziler ile din konusunda tüm insanlığı etkileyen düşünceleri geliştirmiş olan Jung'un, ilginç ve bir o kadar da saklı kişiliğini kendi ağzından gözler önüne seriyor. Önce hayranı olduğu, sonradan derin görüş ayrılıklarına düştüğü Sigmund Freud'la ilişkilerine birinci elden ışık tutuyor.

Carl Gustav Jung'un özyaşamöyküsünü, fotoğraflar eşliğinde ve İris Kantemir'in Almanca aslından yaptığı çeviriyle sunuyoruz.

Kitabı okuyanlar 128 okur

  • Ezgi Akay
  • Gamze
  • Derya Demir
  • Esra Tahtalı
  • SADIK AHMET GÜLLÜ
  • Özlem Uçar
  • Beckett
  • Can Şener
  • eser yayvan
  • piktobet

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%0
14-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%16.7
25-34 Yaş
%50
35-44 Yaş
%20
45-54 Yaş
%6.7
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%6.7

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%42.9
Erkek
%57.1

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%31.4 (16)
9
%29.4 (15)
8
%21.6 (11)
7
%11.8 (6)
6
%2 (1)
5
%0
4
%2 (1)
3
%0
2
%2 (1)
1
%0