Anka'nın Yükselişi ve Düşüşü (Osmanlı Diplomasi Tarihi Üzerine Bir Deneme)

·
Okunma
·
Beğeni
·
927
Gösterim
Adı:
Anka'nın Yükselişi ve Düşüşü
Alt başlık:
Osmanlı Diplomasi Tarihi Üzerine Bir Deneme
Baskı tarihi:
1 Kasım 2016
Sayfa sayısı:
333
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755330495
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İmge Kitabevi Yayınları
Phoenix, Grek ve Mısır mitolojisinde beş yüz yıl yaşadıktan sonra kendini ateşe atan ve külleri arasından yeniden doğup sonsuza dek var olan bir kuştur. O kadar yaşadıktan sonra bu intiharı neden kendisine layık gördüğü pek belirli değilse de, aynı kalıp içinde uzun süre yaşamanın yaratabileceği sıkıntı bir neden olarak düşünülebilir. Hele külleri arasından başka bir kuş olarak yeniden yeryüzüne dönmesi ve sonsuza dek yaşama isteği dikkate alınırsa, bu açıklama akla yakın görünmektedir.

Phoenix’in Türkçede tam karşılığı yok. Her türlü doğaüstü yeteneğe sahip ve çoğumuzun yakından tanıdığı "Anka Kuşu"nun Phoenix yerine kullanılması yanlış olmasa gerek.
333 syf.
·Beğendi·9/10 puan
Öncelikle herkesin Cumhuriyet Bayramı kutlu olsun Günün anlam ve önemine uygun bir kitap seçtik bugün sizler için

Uluslararası İlişkiler bölümü, Siyasi Tarih anabilim dalının ilk Türk Profesörlerinden biri olan Oral Sander hocamız, Osmanlı Devleti’nin kendi döneminin en güçlü devletlerinden biriyken nasıl “Hasta Adam” olduğunu ve bu hasta adamın Anka kuşu gibi kendi kendini ateşe atıp içerisinden nasıl Türkiye Cumhuriyeti gibi yeni ve dinamik bir devlet çıktığını anlattığı kitap.

Hem Osmanlı Devleti’nin hem de kuruluş dönemi Türkiye’sinin “diplomasi tarihi”, Anka kuşu anektoduyla akılda kalıcı bir şekilde aktarılmış okura. Ayrıca Osmanlı tarihi ve Avrupa tarihi karşılaştırmalı olarak tabiri caizse gözümüze sokulmuş. Ne mutlu tarihten ders çıkarabilene. Mutlu ve güçlü yarınlar bizim olsun! Oral Sander Anka'nın Yükselişi ve Düşüşü
333 syf.
·Beğendi·10/10 puan
Osmanlı ve Türk diplomasisi üzerine yazılmış harika bir kitap. Bende diplomasi tarihine ilgi uyandıran, fakat aynı tadı başka kitaplarda alabilirmiyim endişesi yaratan kitap. Kesinlikle tavsiye ediyorum.
333 syf.
·Beğendi·9/10 puan
Osmanlıyı çok güzel anlatan. Günümüz tarihçilerinden birçoğuna adeta taş çıkartacak şekilde anlatımıyla süper bir Osmanlı Tarihi kitabı...
333 syf.
Her ne kadar Uluslararası İlişkiler Bölümü öğrencilerine Osmanlı Diplomasi Tarihini anlatması nedeniyle tavsiye edilen bir kitap olsa da Osmanlı İmparatorluğunun en kısa ama en geniş özeti olmuştur. O kadar güzel ayrıntılarla süslenmişki okurken mutlu etti, şaşırttı beni. Tarih sevmeyen birinin bile okurken sevebileceği bir anlatımı var kitabın. Beni çok etkiledi herkese tavsiye ederim.
333 syf.
·Puan vermedi
Osmanlıdan cumhuriyete Türk diplomasisini anlatan güzel bir eser. Rahmetli Oral Sander keşke bu kadar erken veda etmeseydi bizlere de daha fazla eser bırakabilseydi. Siyasi Tarih kitabını da ayrıca tavsiye ederim
Gerçekten, Anadolu yarımadası üzerinde kurulan devletlerin talihi hep bu yönde olmuş, Batı'nın Doğu'yu Doğu'ya, Doğu'nun ise Batı'yı Doğu'ya karşı kullanmasının öyküsü yazılmıştır.
Bu, Müslüman ve Hristiyan halklar arasındaki garip ilişki biçimi, her iki devlette de etkili olmuş, önemli sonuçlar doğurmuştur. Bizans, askeri bakımdan zayıf olduğu komşularına karşı köhne varlığını koruma politikasını çeşitli dolaplarla sürdürmek zorunda kalmış, bu da özsaygısını yitirmesine ve moralinin bozulmasına yol açmıştır. Türkler ise, özellikle Istanbul'un ele geçirilmesinden sonra, Bizans'ın entrika atmosferinden etkilenmiş ve bu özellik Osmanlı saray yaşamına girmiştir. Kardeş, oğul ve baba katli gibi daha önceki Türk toplumlarında bulunmayan ve Bizans'a özgü cürümler, Osmanlı sarayına da girmiştir.
Kırım savaşı, Osmanlı devletinin toprak bütünlüğünün korunması is-teğinden çok, Avrupa'ya özgü düşüncelerle yürütüldü ve önemli olan Av-rupa'nın siyasal statüsüydü (Anderson, 1966: 145-8). Kırım savaşının te-mel nedenleri burada aranmalıdır. İngiltere için önem taşıyan Avrupa'-daki güç dengesinin korunmasıydı ve bunun için savaştı. Daha önce gö-rüldüğü gibi, İngiltere, "Yakındoğu sorunu"nun önemini geç anlamış ol-makla birlikte, bu tarihe gelindiğinde, Osmanlı imparatorluğu üzerinde Rus koruyuculuğunun, Mısır üzerinde Fransız koruyuculuğu kadar teh-likeli olabileceğini kavramıştı. Dolayısıyla, ister birlikte, ister tek tek ol-sun, Rusya ve Fransa'nın Osmanlı devleti hakkındaki özel niyetlerine kar-şı çıkmak, 19. yüzyılın geriye kalan bölümünde İngiliz dış politikasının te-mel ilkesi durumuna geldi. İngiltere'ye göre, Avrupa'nın siyasal statüsünde değişiklik, bir büyük devletin tek yanlı iradesiyle değil, ancak "Avrupa uyumu" içinde diplomasi yoluyla yapılabilirdi. Ayrıca, 1849 yılında Macar ayaklanmasının Rusya tarafından kanlı bir biçimde bastırılması ve Po-lonyalılara kötü davranılması, İngiliz kamuoyunda Rusya aleyhine duygu-ların ortaya çıkmasına neden olmuştu. Avrupa özgürlükleri, Doğu'nun bu tiranının baskısından kurtarılmalıydı. Dolayısıyla, Avrupa sistemi korun-malı ve Rusya'nın şimdi zorla değiştirmeğe çalıştığı güç dengesi sağlan-malıydı. Üstelik, Macar ulusal kahramanı Louis Kossuth ve öteki Macar mültecilerine Osmanlı devletinin kapılarını açması ve bunlara iltica hak-kı tanıması, Londra'da Osmanlı sultanının prestijini arttırmıştı (Marriott, 1930: 254-5, 259).
1580'lerde bir Osmanlı coğrafyacısı, Yeni Dünya hakkında III. Murat için yazılmış bir kitapta, Avrupalıların Amerika, Hindistan ve İran kör-fezi kıyılarında yerleşmelerinin İslâm ülkeleri için oluşturduğu tehlikeyi ve İslâm ticaretine vereceği zararı tahmin ediyor, Sultana Süveyş'te bir kanal açmasını ve "Hint ve İndus limanlarını zaptetmek ve kâfirleri kov-mak üzere" bir filo göndermesini salık veriyordu. 1625'te Ömer Talib adın-da başka bir Osmanlı gözlemcisi tehlikeyi daha acil bir biçimde görü-yordu: • "Şimdi Avrupalılar bütün dünyayı tanımayı öğrendiler; gemilerini her yere gönderiyorlar ve önemli limanları ele geçiriyorlar. Eskiden Hindis-tan, îndus ve Çin malları Süveyş'e gelir ve Müslümanlar tarafından bü-tün dünyaya dağıtılırdı. Fakat şimdi bu mallar Portekiz, Felemenk ve İn-giliz gemileriyle Frengistan'a taşınıyor ve oradan bütün dünyaya dağılı-yor. Kendilerinin ihtiyaç duymadıkları şeyleri İstanbul'a ve diğer İslâm ülkelerine getiriyorlar ve fiyatının beş katma satıp çok para kazanıyorlar.
Bu nedenle İslâm ülkelerinde altın ve gümüş azalmaktadır. Osmanlı İm-paratorluğu Yemen kıyılarını ve oradan geçen ticareti ele geçirmelidir;
aksi halde çok geçmeden, Avrupalılar İslâm ülkelerine hükmedecekler-dir". (Lewis, 1970: 27-8).
II. Mehmet'in kendini Türk, Islam ve Bizans geleneklerinin bir bileşimi olarak gördüğünü de kesin bir biçimde bilemeyiz. Ancak, İstanbul'u büyük bir imparatorluğu, dünya gücü olarak bir imparatorluğun, Doğu ile Batı'yı, Hıristiyan ile İslam külturlerini bir pota içinde eritecek bir imparatorluğun, belki de Roma'yı da içeren bir devletin merkezi yapmak istediği söylenebilir. Ona göre Osmanlı Imparatorluğu, İslami kurallar içinde, bir zamanlar Bizans'ın Hıristiyanlık çerçevesi içinde yapmaya çalıştığı gibi çeşitli dinden, dilden ve ırktan insanların bir arada, düzen ve uyum içinde yaşadıkları kozmopolit bir imparatorluk olacaktı. Kurup geliştirdigi "millet sistemi"nin temel mantığu bunu göstermektedir.
Osmanlı devletinin 1699'da Macaristan'ı yitirdikten sonra büyük bir toprak gerilemesi sürecine girdiğini gördük. Devlet, ikdyüz yıl daha ya-şamışsa, bu, Avrupa denge politikasının ve bu politikayı zaman zaman iyi kullanmasını bilen Osmanlı diplomasisinin sonucudur. Eğer Osmanlı dev-leti 19, yüzyılın başında Napolyon savaşlarının yıkıcı etkisinden kurtul-muşsa, bunu önemli nedenlerinden biri, İngiltere, Fransa ve Rusya ara-sındaki çıkar çatışmalarına dayanmış olmasıdır. • • 19. yüzyılın ortalarına gelindiğinde, Osmanlı devletinin uç sınırların-dan çökmeğe başladığı görülüyor. Rusya, Kırım ve Kafkasları ele geçir-miş, Sırbistan özerkliğini kazanmış, Yunanistan bağımsız, Romanya ise birleşerek özerk bir prenslik olmuştu. Fransa Cezayir'i işgal etmiş, Arap hanedanlıklarından Suud'lar Arabistan'ın büyük bir bölümünü yönetme-ğe başlamışlardı. Mısır'da Mehmet Ali Paşa, ailesini ömür boyu vali yap-tırmıştı ve eyaleti neredeyse bağımsız bir biçimde yönetiyordu. Ancak, yitirilen tüm topraklara rağmen, Osmanlı devleti yine de büyüktü. Ana-dolu, İstanbul'dan Adriyatik denizine kadar Balkanlar'm orta bölümü, Ku-zey Afrika'da Trablusgarp ve Mısır, Aknediz'de Girit ve Kıbrıs gibi ada-lar Osmanlı toprağıydılar ve Arabistan üzerinde de hükümranlığı vardı.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Anka'nın Yükselişi ve Düşüşü
Alt başlık:
Osmanlı Diplomasi Tarihi Üzerine Bir Deneme
Baskı tarihi:
1 Kasım 2016
Sayfa sayısı:
333
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755330495
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İmge Kitabevi Yayınları
Phoenix, Grek ve Mısır mitolojisinde beş yüz yıl yaşadıktan sonra kendini ateşe atan ve külleri arasından yeniden doğup sonsuza dek var olan bir kuştur. O kadar yaşadıktan sonra bu intiharı neden kendisine layık gördüğü pek belirli değilse de, aynı kalıp içinde uzun süre yaşamanın yaratabileceği sıkıntı bir neden olarak düşünülebilir. Hele külleri arasından başka bir kuş olarak yeniden yeryüzüne dönmesi ve sonsuza dek yaşama isteği dikkate alınırsa, bu açıklama akla yakın görünmektedir.

Phoenix’in Türkçede tam karşılığı yok. Her türlü doğaüstü yeteneğe sahip ve çoğumuzun yakından tanıdığı "Anka Kuşu"nun Phoenix yerine kullanılması yanlış olmasa gerek.

Kitabı okuyanlar 120 okur

  • Ayşe Gül ARMUTLU
  • Çiğdem Şirin Varğı
  • Onur Koç
  • z
  • Mustafa Polat
  • Murat Erduran
  • Hatice çelik
  • Serhat
  • Oktay
  • Mery

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%24.2 (8)
9
%21.2 (7)
8
%21.2 (7)
7
%21.2 (7)
6
%9.1 (3)
5
%3 (1)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0