Anlamı Tamamlamak (İslam Düşünce Geleneğinin Anadolu Coğrafyasındaki Bileşenleri)

·
Okunma
·
Beğeni
·
189
Gösterim
Adı:
Anlamı Tamamlamak
Alt başlık:
İslam Düşünce Geleneğinin Anadolu Coğrafyasındaki Bileşenleri
Baskı tarihi:
Mart 2020
Sayfa sayısı:
216
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786257014472
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ketebe Yayınları
Türkiye’nin son yüzyılında yaşanan gelişmeler, bir zamanların görkemli isimlerini ve devasa düşünce ekollerini unutturdu. Bir zamanlar sadece Anadolu’da değil Balkanlardan Hind Altkıtası'na kadar İslam coğrafyasında Fahreddîn Râzî, Seyyid Şerif Cürcânî, Sadeddin Teftazânî, Molla Fenârî gibi düşünürlerin adını duymadan ve görüşlerini bilmeden medreseden mezun olmak imkânsızdı. Son yüzyılda bu isimler önce sıradanlaştı, sonra sırlandı, ardından da sırlandıkları camlar, arkasını hiç göstermeyen ve bakanın sadece kendisini görebildiği aynalara dönüştü.

Anadolu’daki irfan, İslam geleneğinin bütününü kuşatan, aktaran ve yeniden yorumlayabilen bir düşünceler manzumesinden oluşmuştu. Bu manzume, Râzî geleneği, Hanefî-Mâturîdî gelenek, Türkistan-Mâverâünnehir tasavvufu ve İbnü’l-Arabî geleneği olmak üzere dört temel bileşene sahipti ve bütün bu ekoller, karşılıklı etkileşim içindeydi. Osmanlı'nın cihan hâkimiyeti mefkûresi de güçlü ve zayıf yanlarıyla böylesi bir nazarî düşünce birikimi üzerine kurulmuştu.

Bu kitap, özellikle Anadolu coğrafyasında Selçuklulardan modern döneme kadar hâkim olan İslam düşünce geleneğini kısaca tanıtmak amacıyla yazıldı. Bu amaçla önce klasik dönemde İslam dünyasında cari olan bilimlerin genel bir tanıtımını ele alan eser, ardından klasik dönemden tevarüs ettiğimiz düşünce geleneğinin bileşenlerini kısaca ama bütün olarak ortaya koyuyor. Sonrasında ise tevhid, nübüvvet ve ahlâk hakkında bu geleneğin duyarlığını fark etmemizi sağlayacak temel meseleleri ele alıyor.
216 syf.
Anlam ile Tanımlanmak

✿ ✿ ✿


Anadolu coğrafyası, Yunan ile Pers Medeniyetlerinin buluştuğu, Grek ile Helenistik düşünce medeniyetlerini Bağdat’a taşıdıkları bir güzergâh ve yoğrulma yeridir. Malazgirt zaferiyle, bu doğu batı yoğrulması Hristiyan değerlerinden İslâm değerlerine geçti. Bu süreçten itibaren Anadolu’nun Yunan, Grek, Helenizm ve Pers kültürel birikimi İslâm düşünce ve duruşuyla yoğruldu.

Ömer Türker, “Anlamı Tamamlamak” kitabını İslâm düşünce geleneğinin Anadolu coğrafyasındaki bileşenleri anlamlandırmaya çalışarak, “Anlamı Tamamlama”ya çalışıyor. İslâm düşünce geleneğinin modern döneme kadar gelen sürecini anlama görevinde olan bu kitap, bazı temel meseleler karşısında ki farklı düşünceleri tanımlamaya ve karşılaştırmaya çalışılıyor.

Türker, Anadolu’daki İslâm Medeniyetinin düşünce sürecini Selçuklu sonu ve Osmanlı kuruluşunda ki 10 ile 14 yüzyıllardaki konuyla alakalı çalışmaları anlatmaktadır. Kitap, beş bölümden oluşur: Anlamak, Keşfetmek, Düşünmek, Görmek ve Yaşamak. Bu her beş başlığın alt başlıklarında ise;

- İbnü'l – Arabî Geleneği

- Fahreddîn Râzî Geleneği

- Hanefî – Mâturîdî Geleneği

- Mâverâünnehir Tasavvufu Geleneği

Anlamak başlığı konunun teorik yönünü bazı konularla beraber anlatılır. Bunun ilk konusu İslâm Düşüncesinde naklî ve aklî ilimlerin ayrımı hakkındadır. Arapça'da bilgi ve ilmî ifade eden, “ilim” kelimesidir. Türker, “bir şeyin sûreti veya mahiyetinin zihinde meydana gelmesi” şeklinde ilim kavramını tanımlar. İslâm düşünürleri, ilimlerin tasnifi konusunda yaygın bir görüşle; ilimin içeriğini oluşturan bilgilerin kaynağı dikkate alınarak ilimlerin, aklî ve naklî ilimler diye iki kısma ayrılmasıdır.

Keşfetmek, düşünce üreterek yeni şeyler bulmak, gibi bir eylem aklımıza gelebilir. Türker, Anadolu medeniyetinde saklı kalmış yönlerini bu kitabında keşfediyor. Nazarî düşünce geleneği içinde “Anadolu İrfanı” hakkında bilgi aktarır. Anadolu'nun İslamlaşması Selçuklu ile başlarken, kalıcı olması Osmanlı ile olduğunu aktarır. Bu iki ülkenin hükümdarlığı süresince İslâm düşünce seyri Anadolu’da nasıl bileşenleri olduğunu bazı örneklerle Türker, açıklar. Bunlardan Hanefî – Mâturîdî geleneğinin etkileridir. Hanefîliğin fıkıh mezhebi olması yanında itikadî bir mezhep olma özelliğide vardır. Hanefi ile Mâturîdî arasındaki görüş birliği ve farklılıklarını ayrıntısıyla açıklar.

Türker, Fahreddin Râzî Geleneği, İslâm’da eleştirel düşüncenin yöntemleşmesi hakkında bilgiler verir. Bu konuda İslâm düşünce tarihinde milat kabul edilen Gazzâlî’nin etkilerinden bahseder. Râzî'nin kelam ve felsefenin meselelerini birleştirerek felsefî görüş ve delilleri ile eleştirme, derinleştirme ve yenileme imkânı elde ettiğini söyler. Ve bu durumun yirminci yüzyıla kadar bütün kelam kitaplarının temel özelliğini dönüştürmüştür.

İbnü'l – Arabî Geleneği, 13. yüzyıl sonrasında tasavvuf geleneğinde en etkin akim olan ve İbnü'l – Arabî’nin eserleriyle sistemli bir ifadeye kavuşan “vahdet-i vücûd"dur. Türker, bu durumun tasavvufta yaşam tarzı ve edebi duyuşun yanında güçlü bir metafizik öğretiye dönüştüğünü, aktarır. Sûfîler, Allah’ın zâtı, sıfatları ve âlemle ilişkisini kavrama hususunda hallerle karışık bir dile sahipti. İbnü'l Arabî hallerle karışık olan bu dili, önermelerle metafizik öğretiyi bütüncül bir anlatı hâline dönüştürdü ve hallerden bağımsız olarak saf nazariye dile getirmenin zeminini oluşturdu. Türker, bu anlatıyı birkaç madde halinde şöyle özetler:

- Varlık tek bir şeydir ve her bir nesne bu tek olan Varlık’ın bir zuhuru ve ismidir. Bu ilke, aslında cevher -araz ontolojisinin farklı ve kökten bir yorumudur. Şöyle bir örnek: masa bir cevherdir, masanın rengi, biçimi gibi durumlar ise arazdır.

- İbnü'l Arabî, varlık ve mevcut ilişkisini İbn Sînâ’nın sudûrcu anlayışını esas alır.

Ömer Türker, Düşünmek başlığında var olmak, anlamı anlamak ile iman ve kaygı kavramlarını birer başlıkla ele alır. Geriye kalan diğer başlıklar ise “İlahi İsimler” kavramını teorik çerçevesini, Mâturîdî, filozofların ve İbnü'l Arabî şerhlerini birer başlıkla ele alır. Düşünmek başlığıyla Allah’a dair varlık ve isim üzerinde düşünce ekolleriyle tefekkür yorumlarını işler.

Ömer Türker, son iki başlığında ise zengin argümanlarla Nübüvvet kavramını imkan ve çerçevesini anlatarak Ahlâk konusunu bazı kavramlarla ilişkilendirir.

Ömer Türker, “Anlamı Tamamlamak” kitabını Anadolu irfanının tarihsel sürecinde gelişimine katkı sağlayan düşünce geleneklerinden bahsederek bir anlam boyutunu oluşturmaya çalışır. Bu anlam boyutu bir coğrafyayı anlamak ve tanımak amacını barındırır. Bu amaçla ikinci başlığında aynı kavramları daha derinlemesine ele alır. Son üç başlığı: düşünmek, görmek ve yaşamak ile bireyin kendi iç dinamikleri olan idrak ve tefekkür hakkında yoğunlaşarak bir çok başlığı ele alır.

Kitabın Künyesi: Ömer Türker, Anlamı Tamamlamak, Ketebe Yayıncılık, 1. Baskı, Mart 2020, İstanbul.

Yunus Özdemir
216 syf.
·Puan vermedi
"Hz.Peygamber'e (sav) iman ve ittiba, insanın varlık ve kendisi hakkında sahih bir idrake sahip olması ve bu idrakin gereğince hayatını inşa etmesi anlamına gelir."-171-

Ömer Türker Hoca'yı bir süredir tâkip ediyorum. Kendisi Marmara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi'nde İslam Felsefesi bölümünde öğretim üyesi olarak vazifesini ifa etmekte. Felsefeye ve felsefe ile gerek mesleki olarak gerek de hayatlarını anlamlandırma bağlamında yönelenlere karşı hep mesafeli olmaya çalışmışımdır. Bu bir felsefe bağnazlığı yahut düşmanlığından daha da çok imâni ilkelerde yeterince temekkün etmeden kalbin başka mecralara doğru meyletmesi korkusudur. Elbette bu düşünce tenkit edilip bu kadar da abartmaya gerek var mı diye düşünülebilir ancak, insanın içindeki marjinal olma, daima farklı yollara tevessül etme iştiyakı insanı uçsuz bucaksız çöllere sürebilir,bu sürgünün ardından yanında haritası olmayan yolcu sonradan nasıl geriye dönecektir? Bir başka husus, genelleme yapmadan ifade edecek olursam müşahadelerimce felsefi alanda konuşan, (buna daha çok felsefe yaptığını sananlar dahil) kalem oynatan kimselerde tekebbür artışı meydana gelir. Mesela kendileri felsefi okumalar yaptıklarından kainatı anlamlandırmada da olayları süzüp hakikati ortaya koymada da sanki mutlak otorite olurlar da gayrısı bu okumaları yapmadığı müddetçe gayrılarına hep aşağıda kalacakmış gözüyle bakarlar. Felsefeye öncelik verip işin içine girince de mukaddes tanımaz bir şekilde sütunları bir bir yıkarlar. Halbuki şayet felsefe hikmet sevgisi ve daima bir arama cehdi ise bu arayış bir yerlerde hikmete dönmeli ve bu hikmet kişiyi tevazu sahibi yapmalı değil midir? Tabi bu örneklerin aksi istikamette olanlarını da görmek mümkün. Mesela Kasım Küçükalp'in geçenlerde youtubede Heidegger felsefesine başlarken şöyle ifadeler kullandığını duydum ve mutlu oldum: "Evet arkadaşlar Allah bugün nasip ederse Heidegger felsefesini konuşacağız." Yukarıdaki iktibas da kitaptan, onunla başladım çünkü bir felsefeci olarak Ömer Hocanın tasavvurunda Müslüman olarak var olmanın mânası bu cümlede mündemiç.Yâni demek istediğim felsefe ile iştiğal etmek Ömer Hocayı köklerimizden koparıp, mütekebbir bir hale evirmemiş. Hatta Marmara'da dersine giren bir arkadaş Hadis hocaları sünnetleri kılmazken Ömer Hoca çocuklar böyle yapmayın (sünnetleri ihmal etmeyin manasında olsa gerek) der imiş. İşte hikmet sevgisi bu olsa gerek. (Ömer hocanın evvelen tefsir alanında bu yola girdiğini de unutmamak gerek bu arada)

Hususen kitaptan bahsedecek olursak kitabın yazılış amacı müellifin ifadesiyle "Bu kitap, Anadolu Coğrafyasında Selçuklulardan modern döneme kadar hâkim olan İslâm düşünce geleneğini tanıtmak amacıyla yazıldı." cümlesiyle ifade edilebilir.
Ömer hoca modern dönemlerin bizi kadim bağlarımızdan kopardığı ve bu zenginliği ardı arkamıza attığımızdan dem vuruyor ve ifade etmek istediklerini gelenek üzerinden zaman zaman geleneğin yapıtaşlarını özetleyerek (İbnül Arabi, İbn Sina'nın İlahi isimleri şerhleri gibi) zaman zaman da bu ekollerin can alıcı taraflarını, karşılığında ki görüşleri (Mesela Kelamcıların İlahi isimlere bakışının ardından filozoflar vechesinden konuyu aydınlatıyor) serdederek ve gayet de berrak,duru bir şekilde meramını ifade ederek bizi o kadim zamanlarda mündemiç görüşleri tekrardan gözden geçirmeye ve modern zamanlarda asıl anlamımızı kavramamız için bunlardan hareketle bir telakki geliştirmemiz gerektiğini ifadeye götürüyor. (Her kitap bir yolculuk ve her müellif bizi bir yerlere götürmekle muttasıf rehber olmaya meyyal değiller midir? )
Kitabı beğendim, Ömer hocanın diğer kitaplarını da okumayı kafama koydum, nette de birçok videosu var zaten, onlardan da yararlanabilirim.
(İhsan Fazlıoğlu hocayı da aynı iştiyakla tâkip ederken miras ayetlerini tarihselci perspektiften değerlendirmesi ve meselenin kökenine inmek yerine kavramlar adı altında böyle bir zehaba kapılması beni hayli şaşırtmıştı. Ömer Hoca'da böyle bir durumun olmadığını ümit ediyorum. Hoş İhsan Hocayı silmiş değilim, ancak alanı dışında konuşunca -ki kendisi de alanının İslam Felsefesi-Bilim Tarihi olduğu meyanında bir ifadede bulunmuştu aşağı yukarı- böyle bir karışıklık olmuş.Allah hepimize akıl berraklığı versin.

İncelemeye başlarken serdettiğim iktibâse binâen şöyle bitireyim:
Mutlak olarak ittiba O'na ve O'nun bize gönderdiği Kâinat'ın Efendisinedir. Bize düşen nispetleri iyi kurmak ve O'na vasıl olmaya çabalamaktan başkası değildir.
Müslüman düşünürler, İslam medeniyetinin kendine özgü şartları içinde doğup gelişen disiplinlere naklî ve şerî ilimler; birden çok medeniyetin katkısını içeren ve temelde insan aklının ortak ürünü olan ilimlere ise aklî ilimler adını vermişlerdir.
Alevilik, belirli bir bölgede sünniliğin mukabili olarak tezahür etse de modern dönemde açıkça görüleceği üzere Sünnî bloktan koptuğu sürece kendi kimliğini de yitirmektedir.
..din, var oluşun ilkesi, anlamı ve gayesi üzerine bir hitaptır ve daima derinlikli bir anlama, tefekkür etme ve yorumlama çabasını gerektirir.
Ahlâkî olarak başkalarını kişinin kendisine öncelemesi bir erdemdir. Ama fikri olarak başkalarını kendisine öncelemek, düşünmenin erdemsizliğidir.
dindarlığın en büyük tuzağı, peygambere ittibayı yüzeyselleştirmek ve alışkanlıklara dönüştürmektir. Evet, alışkanlık ve adet haline gelmeyen din yaşanmıyor demektir. Fakat farkındalığını yitirmiş alışkanlık ve adetler de yaşayan ölülere dönüşür.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Anlamı Tamamlamak
Alt başlık:
İslam Düşünce Geleneğinin Anadolu Coğrafyasındaki Bileşenleri
Baskı tarihi:
Mart 2020
Sayfa sayısı:
216
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786257014472
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ketebe Yayınları
Türkiye’nin son yüzyılında yaşanan gelişmeler, bir zamanların görkemli isimlerini ve devasa düşünce ekollerini unutturdu. Bir zamanlar sadece Anadolu’da değil Balkanlardan Hind Altkıtası'na kadar İslam coğrafyasında Fahreddîn Râzî, Seyyid Şerif Cürcânî, Sadeddin Teftazânî, Molla Fenârî gibi düşünürlerin adını duymadan ve görüşlerini bilmeden medreseden mezun olmak imkânsızdı. Son yüzyılda bu isimler önce sıradanlaştı, sonra sırlandı, ardından da sırlandıkları camlar, arkasını hiç göstermeyen ve bakanın sadece kendisini görebildiği aynalara dönüştü.

Anadolu’daki irfan, İslam geleneğinin bütününü kuşatan, aktaran ve yeniden yorumlayabilen bir düşünceler manzumesinden oluşmuştu. Bu manzume, Râzî geleneği, Hanefî-Mâturîdî gelenek, Türkistan-Mâverâünnehir tasavvufu ve İbnü’l-Arabî geleneği olmak üzere dört temel bileşene sahipti ve bütün bu ekoller, karşılıklı etkileşim içindeydi. Osmanlı'nın cihan hâkimiyeti mefkûresi de güçlü ve zayıf yanlarıyla böylesi bir nazarî düşünce birikimi üzerine kurulmuştu.

Bu kitap, özellikle Anadolu coğrafyasında Selçuklulardan modern döneme kadar hâkim olan İslam düşünce geleneğini kısaca tanıtmak amacıyla yazıldı. Bu amaçla önce klasik dönemde İslam dünyasında cari olan bilimlerin genel bir tanıtımını ele alan eser, ardından klasik dönemden tevarüs ettiğimiz düşünce geleneğinin bileşenlerini kısaca ama bütün olarak ortaya koyuyor. Sonrasında ise tevhid, nübüvvet ve ahlâk hakkında bu geleneğin duyarlığını fark etmemizi sağlayacak temel meseleleri ele alıyor.

Kitabı okuyanlar 31 okur

  • Esra Sezen
  • Muhammet
  • nurullah ipek
  • Gökhan Gündoğdu
  • Şaraban
  • Hasan Gök
  • Ketebe Yayınları
  • Betül Koblay
  • Zehra S.
  • Yedi Güzel Adam

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%25 (2)
9
%25 (2)
8
%37.5 (3)
7
%12.5 (1)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0