·
Okunma
·
Beğeni
·
46.025
Gösterim
Adı:
Anna Karenina
Sayfa sayısı:
848
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753852944
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Oda yayınları
864 syf.
·Beğendi·9/10
Yazar romana "Mutlu aileler hep aynıdır. Mutluluğu kaybeden ailelerin de kendilerince mutsuz bir yanı vardır." diye başlıyor ve yedi farklı karakterin nezdinde şehir ve taşra hayatındaki karşıtlıkları, aile hayatı ve aşk hakkındaki farklı düşünceleri gözler önüne seriyor. Daha ilk cümlesinden içine çeken bu başyapıt herkesin kütüphanesinde mutlaka bulunmalı. ️
1062 syf.
·36 günde·Beğendi·Puan vermedi·
İsminin hâlâ neden Anna Karenina olduğunu anlamasamda kitap her yaşta insana farklı şeyler anlatacaktır.

Kitap genel itibariyle evliliği konu almış ve aşk evliliği mantık evliliği çıkmazinda gezdirdi biraz.

Mutluluğu arama, bulma veya bulduğunu sanma, mutluluk nedir? gibi sorunlar üzerinde durulmuş.

Kitap yayınlandığı dönemde fazlasıyla ses getirmiş ve birçok insani rahatsiz etmiş çünkü içerisinde sosyal ve siyasal fazlasıyla ağır eleştiriler var örneğin fransızcanın günlük dilde gereksizce kullanılması (Türk edebiyatında da bu tarz bir dönem olmuştur örn. Araba sevdası romani)
Tartışmasız kitabın en muhteşem en çarpıcı kısmi son bölümde Levin karakterinin iç dünyasında yaşanan o karmasaydı muhteşem zevk alarak okudum.

Okumayı düşünenlere söylemek istediğim evet çok uzun bazı yerleri gereksiz uzun fakat nefes kesici bir kitap şunu da dip not düşmek istiyorum kitap bitince çok erken bitti ya daha devam etmeliydi dedim bunu bana dedirtti :)
Umarım keyif alarak okursunuz iyi okumalar :)
848 syf.
·Beğendi·10/10
Yıllar önce okumuştum... tam bir baş yapıt... Tekrar tekrar okuyacağım bir kitap... Tolstoy okumaktan en çok keyif aldığım yazarlardan... Bu eseri bize kazandırdığı için Tolstoy a minnettar olmamız gerek...
1062 syf.
·Puan vermedi
Bu kadar kalın ve Tolstoy'un kaleminden çıkan bir kitap kısaca  nasıl yorumlanır ki?🤔
1800'lü yılların Çarlık Rusya'sında yaşayan ve burjuva sınıfına mensup Anna'nın hem toplumsal hem de ahlâkî olarak hoş karşılanmayan yasak gönül macerasını anlatılıyor. Bu macera herkesin gözünden ve objektif olarak anlatılıp, sade bir dille tarafların ruh halini yansıtıyor. Romanda yalnız yasak aşktan bahsedilmiyor tabi ki. Avrupa özentiliği, zenginlerin şaşalı yaşantısı, inanç değişimleri ve bunların kişiler üzerindeki etkileri. Eğer çiftçiliğe merakınız varsa bu konuda da detaylı bir bilgi var Bu arada kitap sadece Anna'nın üzerine kurulu değil. Üç ayrı hikaye birbirine bağlantılı bir şekilde anlatılmış. Teşbihte hata olmasın, konu olarak  Tanzimat Edebiyatı eserlerini  anımsatıyor.
864 syf.
Öncelikle çevirmen Demet Soydan'a cidden teşekkür etmek istiyorum. Bazı yerleri o kadar gerçekçi çevirmişti ki kendimi gülmekten alamadım. Misal:
Kız kardeşi abisine "Gel, Allah büyüktür." diye pusula gönderiyor, karakterlerden biri arkadaşına "Anam babam..." diyor, nikah töreninde papaz "Yü-ce Rab-bi-min A-dıy-la" diyor vs. vs. Bunları okurken cidden kitabın diğer kısımlarının çevirilerinin de böyle yapılıp yapılmadığı kafama takılmadı değil. Hele sonlara yaklaştıkça bir karakterin din hakkındaki görüşlerinin gitgide İslamiyete yaklaştığını görünce burayı da bize göre çevirmiş herhalde adam Müslüman olacak, diye düşünmeye başladım ama yanıldım, adam Hristiyan oldu. :'D
Lise bitmeden kesinlikle okunması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum. Lisenin başında arkadaşlarla şakalaşıyorduk, "Anna Karenina'yı okuyacağım " falan gibisinden... Tabi o zamanlar cidden şaka gibi geliyordu 860 sayfa kitap okumak. Şimdi oturdum, akıllı akıllı okudum hepsini ama hiç sıkılmadım. Hatta sıkılmak şöyle dursun, elimden bırakmak bile istemedim. Hiç hayal ettiğim gibi olmadı yani anlayacağınız.
Yazar karakterlerin ruhsal durumlarını o kadar güzel betimlemiş ve bu tahliller bazen birbiriyle öylesine çelişmesine rağmen gerçek hayata o kadar yakın olmuş ki kendimi karakterlerin yerinde düşündüğümde hiç de saçma, gerçek olmayan insanlar çıkmadı karşıma. Kişilerin hepsi hayatın içinden seçilmişti adeta.
Kitaplarda düşünce karmaşasını, ne yapacağını bilemeyen, bin bir çeşit düşünceyle bir anda boğuşmak durumunda kalan insanları, bu insanların ruh tahlillerini hep sevmişimdir. Bu kitapta da bunları bulmak mutlu etti beni.
Kısacası: okunası kitap...
1062 syf.
·1 günde·8/10
Sonunda bitirebildim.Kitaba 8 ay önce başlamışım ancak daha yeni bitirebildim. Bu kadar uzun sürmesinin nedeni kitabın baş karakteri olan Anna Karenina'ya hiç ısınamamış olmam nedeniyle kitaba aylarca ara vermem.Ana karakteri sevmesemde yan karakterlerden Levin ve Kiti'yi sevdim ve hikâyelerini merakla okudum.
1062 syf.
·197 günde·10/10
Kitabı okuduğum gibi yaşadım da. Her bir karakterin duygusunu içimde hissettim. Yer yer korktum, şaşırdım, üzüldüm, kızdım. Duyguları ve olayları bu denli güzel aktarabilen ve yaşatabilen yazarı okumanızı kesinlikle tavsiye ederim. 1000 sayfalık bir kitap ama hiçbir yerde kendini tekrar etmiyor. Hiçbir yerde sıkılmıyorsunuz. Akıcı ve heyecanlı bir kitap. Okuyun ve Anna’ya hak mı veriyorsunuz yoksa Anna’ ya kızıyor musunuz, siz karar verin..
Güzelliğin ve şehvetin açtığı yaralar. Herkes arzulanacak kadar ilgi çekici olmak ister. Sonunu düşünmeden, başa çıkabileceğini bilmeden ister sadece. Aslında insan her zaman ister ve ister.
1035 syf.
·68 günde·10/10
Kitabın başında İncil'den bir alıntı: "İçim nefretle dolu, öcümü alacağım."


"Tolstoy, düzyazıda Rusların en büyük yazarıdır. Şunu keşfetti
Tolstoy: (Hiç kuşkusuz, kendisi de bilemedi keşfini) Yaşamı, çok hoşa
gidecek bir biçimde, tastamam, biz insanoğullarının zaman duygusuna
denk düşecek biçimde canlandırmanın yöntemini... Saati sayısız okur-
larının saatiyle aynı giden, bildiğim tek yazar odur."
Vladimir Nabokov'un sonsözünden.

Anna...
Bu ad bende çok şey ifade ediyor..neden bilmem ama Anna adı tarihte hep mi hayatı mahvolmuş kadınların adı olur?
İlk kez Boleyn Kızı kitabında İngiltere kralı VIII Henry'nin ikinci ve idam olunan karısı Anna'yla tanışmıştım...

Boleyn kızı Anna yüksek mevki istiyordu, Karenina yalnızca aşk...
Her ikisinin sonu ölüm oldu ..birininki idam, diğerininki intihar...

Daha kaç ANNA'lar var bu hayatta?
Anna Karenina uykusunda doğuş yaparken öleceğini görmüştü..ama o intihar ederek hayatını sonlandırdı...

Tolstoy için ölüm, ruhun doğuşu demektir çünkü.


Birincisi, toplumun Anna'yı yargılamaya hakkı
yoktu; ikincisi, Anna'nın da intikam dolu intiharıyla Vronski'yi ceza-
landırmaya hakkı yoktu.

Ne oldu da kitabı sevdim?

Vladimir Nabokov değerli incelemesini okuyanadek...okuyup bitirdikten sonra ben hiç dikkat etmemişim kitaptaki ayrıntılara dedim kendi kendime..oysa Lev Nikolayeviç Tolstoy ne büyük bir yazar ne büyük bir insanmış...

Tolstoy 1875'ten sonra yıldan yıla artacak bir bunalıma girdi. 1877'de yayımlanan ikinci büyük romanı Anna Karenina bu bunalımın izlerini
taşıdığı çok açık.

Konuşmamı çok sürdürmeden bu kitap hakkında okuduğum Nabokov'dan en değerli, en güzel incelemeyi sizlerle paylaşmak istiyorum..


Dünya edebiyatının en çekici kişilerinden biri olan Anna, genç,
güzel, özünde iyi; ama gene özünde bahtsız bir kadındır. Çok genç bir
kızken iyiliğini düşünen bir teyze tarafından, göz kamaştırıcı
bürokratik kariyer sahibi, ilerisi için umut veren bir yüksek memurla
evlendirilen Anna, St. Petersburg sosyetesinin en pırıltılı çevrelerinde
mutlu bir yaşam sürdürmektedir. Küçük oğlunu deliler gibi sevmekte,
yirmi yaş büyük kocasına saygı duymaktadır; canlı, iyimser yaradılışı
yaşamın kendisine sunduğu bütün yüzeysel hazlardan tat almasını
sağlamaktadır.
Bir Moskova yolculuğunda Vronski'yle tanışır ve ona derin bir aşkla
bağlanır. Bu aşk, Anna'nın çevresindeki her şeyi değiştirir; baktığı her
şeyi farklı bir ışık altında görmeye başlar. St. Petersburg garında
Karenin'in onu karşılamaya geldiği o ünlü sahnede kocasının iri ve
çirkince kulaklarının büyüklüğünü ve insanın sinirine dokunan kepçe
biçimini ansızın fark eder. Bu kulakları eskiden hiç fark etmemiştir,
çünkü eleştirel gözle bakmamıştır; Karenin, Anna'nın öylece kabul-
lendiği yaşamındaki kabul edilegelmiş şeylerden biridir. Artık her şey
değişmiştir. Vronski'ye duyduğu aşk, eski dünyasını ölü bir geze-
gendeki ölü bir manzara gibi gösteren bembeyaz bir ışık selidir.
Anna yalnızca bir kadın. Kadınlığın parmakla gösterilecek bir örneği
değil; dopdolu, yoğun doğasının ahlâki yönü ağır basan bir kadındır
da; roman kişisi olarak her şeyiyle anlamlı ve önemli, göz alan bir
kişidir ve bu aşkı için de geçerlidir. Kitaptaki başka bir roman kişisin-
in, Prenses Betsi'nin yaptığı gibi gizli kapaklı bir gönül serüveniyle
kendini sınırlayamaz. Doğrucu ve tutkulu doğası kılık değiştirmeleri,
gizli kapaklı işleri reddeder. O, yıkık dökük duvar diplerinden
sürünerek birbirinden farksız âşıkların yataklarına yollanan arzu dolu bir kenarın dilberi, düşlerle yaşayan taşralı Emma Bovary değildir.
Anna, Vronski'ye bütün yaşamını verir, sevgili küçük oğlundan ayrıl-
maya –çocuğu görmemekten duyacağı korkunç acıya karşın– evet der
ve önce ülke dışında, İtalya'da, sonra da onun Orta Rusya'daki kır
evinde Vronski ile birlikte yaşar. Bu "açık" gönül serüveni ahlâktan
nasibini almamış dost çevresinin gözünde ahlâksız olarak damgalan-
masına yol açsa da yapar bunu. (Anna'nın, bir bakıma Emma'nın
Rodolphe ile kaçma düşünü gerçekleştirdiği söylenebilir. (Kaldı ki
kendi çocuğundan ayrılırken Emma'nın içi bile sızlamaz, o küçük
hanım için çetrefil ahlâki sorunlar filan söz konusu değildir.) Sonunda
Anna ile Vronski kent yaşamına dönerler. Çevresindeki ikiyüzlü toplu-
luğu aşk serüveninden çok, toplum kurallarını nasıl açıkça hiçe say-
dığını göstererek küplere bindirir Anna.
Anna, toplumun öfkesinin sonuçlarına katlanırken, horlanıp züp-
pece davranışlarla karşılanırken, hakaret görüp kendisinden "bucak
bucak kaçılırken" Vronski, erkek olduğu için –kesinlikle çok derin,
yetenekleri olan bir erkek değildir, sadece "gözde" bir erkek diyebiliriz
ona– rezaletten etkilenmez; çağrılar alır, şuraya buraya gider, eski
dostlarıyla buluşur, lekelenmiş Anna'yla bir saniye bile aynı odada
durmayacak güya namuslu kadınlarla tanıştırılır. Anna'yı hâlâ
sevmektedir; ama zaman zaman da eğlence ve şıklık dolu kendi
dünyasına geri döndüğüne sevinir ve ara sıra bu dünyanın nimetler-
inden yararlanmaya da başlar. Anna, yanlış bir değerlendirmeyle,
onun önemsiz kaçamaklarını aşkının hararetinde bir düşüş olarak
görür. Yalnızca aşkının Vronski'ye artık yetmediği, onu belki de
yitirmekte olduğu duygusuna kapılır.
Ortalama zekâda, küt bir adam olan Vronski, Anna'nın kıskançlığı
karşısında hoşgörüsüz davranır ve böylece Anna'nın kuşkularını
doğrular sanki.[228] Tutkusunu çıkmaza sokan bunca çamur balçık
içinde dönenen Anna, mayıs ayının bir pazar akşamı kendini bir yük
katarının altına atar. Vronski neler yitirdiğini çok geç anlamıştır. Ney-
se ki, Osmanlılarla savaş –yıl 1876'dır– rüzgârları esmektedir, bu hem onun hem de Tolstoy'un çok işine gelir ve Vronski bir gönüllü tabur-
uyla cepheye yollanır. Bu, belki de romandaki tek karşı çıkılacak nok-
tadır; çünkü çok kolaycı, çok hazırcıdır.

Görünürde romandan oldukça bağımsız bir çizgide ilerleyen koşut
bir öykü de Levin ile Prenses Kiti Şçerbatski'nin sevişmeleri ve
evlenmeleridir. Tolstoy'un içine kendini tüm öteki erkek kahraman-
larından daha çok kattığı Levin, ahlâki idealleri olan, Vicdan'ın "V"sini
büyük yazan bir adamdır. Vicdan ona bir an soluk aldırmaz. Levin,
Vronski'den çok farklıdır. Vronski, yalnızca kendi dürtülerini doyur-
mak için yaşar. Anna ile tanışmadan önce çevresine ters düşmeyen bir
yaşam sürdürmüştür Vronski; âşıkken bile ahlâki ideallerin yerini
çevresinin benimsediği genelgeçer ilkeler alabilir ve o bundan rahat-
sızlık duymaz. Oysa Levin çevresindeki dünyayı aklıyla kavramakla ve
onun içindeki yerini hak etmekle yükümlü olduğunu düşünen bir
adamdır. Bu nedenle, Levin'in yaradılışı sürekli bir evrim içindedir,
roman boyunca tinsel olarak gelişir, Tolstoy'un o tarihlerde kendi
kendisi için geliştirdiği, olgunlaştırdığı dini ideallere doğru yönelir.
Bu ana roman kişilerinin çevresinde belli sayıda başkaları dolanır.
Anna'nın kaygısız, işe yaramaz erkek kardeşi; kızlık soyadı Şçerbatski
olan karısı Doli, iyi yürekli, ciddi, yaşam boyu acılar çekmiş bir kadın,
bir anlamda yaşamını kendini yok edercesine çocuklarına ve hayırsız
kocasına adadığı için Tolstoy'un ideal kadınlarından biri; sonra Şçer-
batskiler, Moskova'nın en köklü aristokrat ailelerinden biri;
Vronski'nin annesi ve Petersburg yüksek sosyetesinin üyelerinden
oluşan koskoca bir galeri. Petersburg sosyetesi Moskova sosyetesinden
çok farklıydı. Moskova yufka yürekli, rahat, gevşek, anaerkil eski
kentti, otuz yıl sonra benim dünyaya gözlerimi açtığım Petersburg ise
incelmiş, soğuk, biçimci, gözde ve görece yeni başkent. Elbette bir de
Karenin'in kendisi; Anna'nın kocası Karenin, soğuk, hak düşkünü,
kuramsal erdemi içinde acımasız, devletin sadık hizmetkârı,
dostlarının sahte ahlâkçılığını kabullenmeye dünden razı philistine
bürokrat, ikiyüzlü bir adam ve bir zorba. Ender olarak iyi bir davranışta, iyi yürekli bir jestte bulunduğu olsa da bunları çok
geçmeden unutur ve kariyer kaygıları adına gözden çıkarır.
Vronski'nin çocuğunu doğurduktan sonra çok hasta düşen ve
ölümünün yakın olduğundan emin olan (ama ölüm henüz gelmeyecek-
tir) Anna'nın yatağının başucunda, Karenin Vronski'yi bağışlar ve ger-
çek bir Hıristiyan'a yakışacak bir tevazu ve yüce gönüllülükle onun
elini sıkar. Daha sonra, insanın içini ürperten, eski, sevimsiz kimliğine
geri dönecektir; ama o an sahneyi aydınlatan ölümün yakınlığıdır ve
Anna bilinçaltında Vronski'yi sevdiği kadar onu da sever; her ikisinin
de adları Aleksey'dir, her ikisi de ona âşık erkekler olarak Anna'nın
rüyalarını paylaşmışlardır. Ama bu içtenlik ve iyi yüreklilik uzun
sürmez ve Karenin boşanma girişiminde bulunup da –onu pek etkile-
meyecek; ama Anna için çok önemli olan bir girişim– bunu yaparken
birtakım tatsız engellerle karşılaşacağını görünce vazgeçiverir ve Anna
için ne gibi sonuçlar doğuracağına aldırmadan bir daha denemeyi
kesinlikle reddeder. Dahası, kendi hak düşkünlüğünden doyum
sağlamayı bile becerir.

Tolstoy, Anna'nın kırmızı çantasını birinci bölümün XXVIII.
parçasında ortaya çıkarır. Bu çanta "oyuncak gibi" ya da "minicik"
olarak tanımlanır; ama büyüyecektir. Anna, Petersburg'a gitmek üzere
Doli'nin Moskova'daki evinden çıkarken birden nedeni belirsiz bir
gözyaşı seline kapılacak, al basmış yüzünü içine bir gecelik başlığı ve
keten mendiller koyduğu bu küçük çantanın üzerine eğilecektir. Tren-
in kompartımanına yerleştiğinde küçük bir yastık, İngilizce bir roman
ve bunun sayfalarını açmak için bir kâğıt keseceği çıkarmak üzere
kırmızı çantayı bir kere daha açacaktır; bundan sonra kırmızı çanta
yanında uyuklayan hizmetçinin ellerine emanet edilir. Dört buçuk yıl
sonra (1876 Mayıs'ı) yaşamına son verdiğinde silkip attığı son eşya da
bu çanta olacaktır. Kendini trenin altına atarken bileğinden çıkarmaya
çalıştığı bu çanta onu kısacık bir an oyalar.
Şimdi gelelim teknik açıdan kadının düşüşü olarak adlandırılan
olaya. Ahlâki açıdan bakıldığında, bu sahne Flaubert'den, Emma'nın
coşku sarhoşluğundan, Rodolphe'ın Yonville yakınlarındaki küçük,
güneşli çam korusunda içtiği purodan çok, çok uzaklardadır. Bu parça
boyunca zinayı kanlı bir cinayetle eş tutan ahlâki bir karşılaştırma
sürdürülür; ahlâki bir imge olarak Anna'nın bedeni sevgilisi
tarafından, günahı tarafından ayaklar altında ezilir, parça parça edilir.
Anna ezici bir gücün kurbanıdır:
Kitap sizi kendine bağlayacak bir aşk hikayesini anlatıyor. Olayın kahramanlarına karşı hissettiğiniz duygular sürekli değişiyor. Oldukça kalın olmasına rağmen, kitabın nasıl bittiğini dahi anlamadan sona geliyorsunuz..
1062 syf.
·28 günde·Beğendi·8/10
Spoiler olabilir okumadıysanız lütfen yorumuma bakmayın uyarımı yapayım :)

Karakterler ruhsal olarak çok iyi irdelenmiş. özellikle levin karakterinin kendi içinde çıkmazlara düştüğünü bol bol varoluşsal inanç sorgulamaları yapması çiftcilik işçilik hakkında düşünceleri. sosyeteden ve burjuva sınıfından kendini ayırması toplumu eleştirmesi.. oldukça etkileyiciydi.

Kitapta anna'dan çok bahsetmesede vronskiyde aşkı bulması ve anna sevildiği halde bu baskılardan dolayı(sosyete-çevre baskısı) bir türlü doğru kararlar veremediği için kitabın sonunda beni üzdü... Sosyete ve o dönemin rusyası hakkında bilgiler içeriyor bazı yerleri uzun tutması sıkıcı olsada hepsinin bir nedeni ve bağladığı yerler güzeldi.

Böyle bir kitaba eleştri yapılmaz fakat eleştiri yapılacak olsa
Sosyete ile ilgili bazı yerler uzun tutulmuş o kısımlar biraz sıkabiliyor geri kalanıyla müthiş bir eser diyebilirim..
1062 syf.
·15 günde·Beğendi·10/10
Realizm dönemindeyim ve Tolstoy'a başladım. Dostoyevski bitti sayılır.
Anna Karenina, üst rütbeli bir memur ile evlidir. Erkek kardeşinin aile problemini çözmek için yanına ziyarete gittiğinde Vronskiy isimli genç bir subay ile tanışır. Birbirlerine aşık olurlar fakat toplumun yapısı ve kilise öğelerine bağlılığı kavuşmalarını engeller. Anna ise bunalıma girmiştir. Vronskiy'nin ve oğlu Serjoya'nın arasında kalmak onu yıpratır. Ayrıca kilise adetlerine bağlı olan kocası da boşanmak istemez. Bu durum kötü sonuçlar doğuracaktır.
Toprak sahibi,bütün kendine özgü ve köşesine çekilip tek başına düşünen insanlar gibi başkasının düşüncesini anlamakta zorluk çekiyordu,özellikle kendi düşüncesi konusunda taraflı davranıyordu.
Onun burada olduğunu, yüreğini birdenbire dolduran korku ve sevinçten anlamıştı. Kiti duruyor, paten alanının karşı kıyısında bir bayanla konuşuyordu. Görünüşte, ne kılığında, ne de duruşunda bir özellik vardı. Ama Levin için onu kalabalığın arasında seçmek, ısırganlar arasında bir gülü seçmek kadar kolaydı. Her şey onunla aydınlanıyordu. O, çevresindeki her şeyi aydınlatan bir gülümseyişti.
Yapmacıklık,ne şekilde olursa olsun en akıllı,en sağgörülü adamı bile kandırabilir;ama yapmacıklık ne kadar büyük bir ustalıkla gizlenirse gizlensin rn kıt anlayışlı çocuk bile onu anlar ve tiksinir.
Konstantin Levin için köy,yaşam yeriydi,yani sevinçlerin,acıların,çalışmanın yeriydi;Sergey İvanoviç için köy,bir yandan çalışmaktan yorulup dinlenmek,diğer yandan ahlâk bozukluğuna karşı,memnuniyetle ve yararlarını bilerek aldığı faydalı bir panzehir demekti.
Konstantin Levin için köy,yararları tartışılmaz bir çalışma alanı olduğu için iyiydi;Sergey İvanoviç için köy,özellikle orada hiçbir şey yapamadığı ve yapmak zorunda olmadığı için iyiydi.
Lev Nikolayeviç Tolstoy
Sayfa 313 - İş bankası kültür yay.
Yapmaciklık ne şekilde olursa olsun en akıllı, en sağgörülü adamı bile kandırabilir; ama yapmacıklık ne kadar büyük bir ustalıkla gizlenirse gizlensinen kıt anlayışlı çocuk bile onu anlar ve tiksinir.
“Siz erkekler bir kızı gözünüze kestirirsiniz, evine gidip gelmeye başlarsınız, yakınlaşırsınız, bakarsınız, beklersiniz, sevdiğinizin o olup olmadığını değerlendirirsiniz, emin olunca da evlenme teklif edersiniz..

Sevginiz olgunlaştığında ya da iki kızdan birini seçtiğinizde teklifinizi yaparsınız. Kıza ise hiçbir şey sorulmaz. Onun seçim yapmasıni isterler ama seçim yapamaz ve evet ya da hayır demekten başka seçeneği yoktur."

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Anna Karenina
Sayfa sayısı:
848
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753852944
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Oda yayınları

Kitabı okuyanlar 5.900 okur

  • Efe
  • banu şan
  • Fatih
  • Dilay Savaş

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0.1 (1)
9
%0.1 (1)
8
%0.1 (1)
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları