Anne Frank'ın Hatıra Defteri

·
Okunma
·
Beğeni
·
33bin
Gösterim
Adı:
Anne Frank'ın Hatıra Defteri
Baskı tarihi:
1958
Sayfa sayısı:
224
Format:
Karton kapak
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Avni İnsel Kitabevi
360 syf.
·Beğendi·10/10 puan
Kitabı yorumladığım video yayında bağlantıya tıklayarak ulaşabilirsiniz :) https://www.youtube.com/...UivBQLq_Ss&t=97s

İlk başta kitabı neden aldığımı belirteyim. Bu tarz anı ve hatırat kitapları devrin kişiliğini, karakterini ve insanların yaşam tarzını anlatması açsından çok önemlidir. Mesela bugünden düşünelim 21'nci yüzyıldaki teknoloji ile bu denli bağdaşmış bir insanın anılarıyla 19'ncu yüzyıldaki çok farklı. Yani bugünkü sevgi biçimimizden tutunda gülüşümüz bile o döneme göre farklı sayılabilirdi. Ayrıca şunu belirtmek istiyorum insanlığın bir laboratuvarı yok bundan dolayı dönemi görmek için tarih okumak gerekli olduğunu düşünüyorum.

İlk başta kitabın arka sayfasını okuyacağım onun üzerine de yorumlara yaparak gitmeyi düşünüyorum.

Henüz küçük bir çocukken İkinci Dünya Savaşı’nın acı gerçekleriyle yüzleşmek zorunda kalan Anne Frank, 12 Haziran 1942’de günlük tutmaya başladı. Bu tarih, onun doğum günüydü ve günlüğü de yeni yaşına adanmış bir hediye… Sürgündeki Hollanda hükümetinin Kültür ve Bilim Bakanı Bolkenstein’ın radyoda yaptığı bir konuşmayı dinleyene kadar, sayfaları yalnızca kendisi için doldurdu. Bakın burada bir nokta koymak gerekiyor çünkü bu bakan bunu söyledikten sonra Anne Frank artık kendi düşünceleri yerine savaşa dair olayları da söylediğini ve anlattığını görüyoruz. Bundan dolayı şu sonucu çıkartabiliriz Avrupa'daki hükümetlerin ve devletlerin anılara ve hatıratlara ne kadar değer verdiğini. Bugün misal Türkiye'de ve Osmanlı'da neden çok az anı ve hatırat olduğunun acı bir gerçeğini de yüzümüze vurmakta bu kitap.

Bakan konuşmasında, gelecek kuşakların savaşın dehşetini anlayabilmesi, Almanların zulmüne şahitlik edilebilmesi için kayıt altına alınmış tüm belgelerin yayımlanması gerektiğini ifade ediyor, buna örnek olarak günlükleri gösteriyordu. Artık savaştan sonra bir kitap yayımlama hayalleri kuruyordu Anne, günlüğü de temel taşı olacaktı. Ne var ki henüz on beş yaşındayken, Bergen-Belsen toplama kampında hayatını kaybetti. Burada toplama kampında hayatını kaybetmesi bir hastalıktan dolayı oluyor. Bu da bize o dönemde hastalıkların ve salgınların ne kadar yoğun olduğunu göstermekte fakat Covid ile karşılaştırmamak gerekli tabii ki çünkü bu tür dizanteri, tifüs gibi hastalıklar vurduğu zaman tam vuruyordu ne yazık ki. 14'ncü yüzyılda biliyorsunuz Veba neredeyse tüm Avrupa'yı silip süpürmüştü. Anne Frank'ın hatıra defterinde ayrıca şuna da şahitlik edeceksiniz kız sürekli olarak onlara kazanacak, bizim kaybetmemiz çok yüksek ihtimalle buradan da Nazilerin ne kadar iyi propaganda yaptıklarını ve bunu insanların zihinlerine ne derece yerleştiklerini gösteriyor.

Ölümünden sonra yazdıklarını onun adına yayımlayan ise ailenin sağ kalan tek üyesi ve çok sevdiği babası Otto Frank oldu. O günden bu yana Anne Frank’ın Hatıra Defteri, dünyanın en çok okunan eserlerinden biridir. Kitabın arka kapağındaki yazılar ve yorumum bu şekildeydi. Bu arada bu kitabın bir belgeseli çekildi onu da kanaldaki yorumumdan dinleyebilirsiniz, iyi seyirler dilerim.
284 syf.
·7 günde·Puan vermedi
“Harp bildiğin gibi. Moral bozuk.”
***
Nazi hikayelerine, ikinci dünya savaşı acılarına, Yahudi soykırımına siz de çok mu maruz kaldınız? Anne Frank’in hikayesi size “işte bir diğer hikâye” gibi mi geliyor?
O halde zamanda azıcık yol alalım. 1947’ye gidelim. Savaş biteli iki yıl ya olmuş ya olmamış. Daha yaralar ufaktan ya sarılmış ya sarılmamış. Yahudi olduğu için katledilen bir ufak kızın saklandığı gizli bölmedeki yaşantısını anlattığı bir günlük çıkmış ortaya. İşte Anne’in hikayesini bu bağlama oturttum: 1947’deki bu ilk basıdan ve 1947’de okuyormuşum gibi.
***
Anne, seninle benimle aynı ergenliği yaşıyor, yaşadığı koşullar ise bizimkinden biraz değişik. Annesine, ablasına, babasına kuruluyor, birlikte saklandıkları ailenin üyeleriyle çekişiyor, zaman içinde o ailenin oğullarına âşık oluyor ve öte yandan tüm hayallerini savaş sonuna denk gelecek şekilde kuruyor. Zannetmeyin ki vazgeçiyor, yakalanmamak için pencereden bakamadığı yılları hala Fransızca, cebir, tarih çalışarak geçiriyor. Ve gizli bölmedeki 2 yıl içinde tam 13 santimetre uzuyor.
***
Güzel de yazıyor namussuz. Zaten ya gazeteci yahut yazar olmak istiyor. Hollanda’yı da pek benimsemiş. Savaş bir bitsin diyor, bu ülkede çalışacağım. Ve 1943’te bir gün şöyle yazdığını okuyunca kalbiniz sızlıyor: “Savaş belki bu yıl biter.” Çünkü biz zaman yolcularıyız -biliyoruz ki o savaş o yıl bitmiyor.
***
Ben o gizli bölmeye girdim, o merdivenleri çıktım, boyunu santim santim ölçtüğü çizikleri gördüm, Anne ve yanındakilerin çıt çıkarmadan saklandıkları Amsterdam evini yüreğim ağzımda gezdim. Bulunduğum lokasyon bana bu şansı sağladı. Ama o müzeye gidemeseydim dahi, bu hatıra defteri eliyle o bölmeyi görür, o çatı katına tırmanırdım.
***
47’den beri insan olmanın utancı kocaman gövdesiyle o binada yaşıyor. Müzeyi ziyaret edenler bir bir bu utançla yüzleşiyor.
410 syf.
·4 günde·Beğendi·Puan vermedi
(65-dən artıq dilə çevrilmiş və Holokostla* bağlı olan ən çox oxunmuş kitab.)

Ah Anna... Nə yazım bilmirəm ki... Məni nə qədər təsirləndirdin, bir bilsən... Sənin iradənə, arzularına, 14 yaşına uyğun olmayan dünya görüşünə, yazdıqlarına o qədər heyran oldum ki. Oxuyarkən Qəmər_'imin dediyi kimi sanki çox yaxın birinin gündəliyini oxuyurmuş kimi hiss etdim özümü.:(
Kaş müharibənin bitdiyini görə bilsəydin. Jurnalist olmaq, gündəliyindən istifadə edərək müharibənin dəhşətləri, görünməyən üzü və almanların Yəhudilərə qarşı etdiyi amansızlıqlar haqqında kitab çap etmək  arzularına çata bilsəydin. Çox təəssüf ki, sən o günü görmədin, amma gündəliyin bir kitab kimi çap olundu və bütün dünya bu dəhşətlərdən xəbər tutdu.
Səni dünya tanıdı, Anna...

*Holokost (yunanca: holokauston), "holos" (bütün) və "kaustos" (yanmış, köz olmuş) sözlərinin birləşməsindən düzəlir və tamamilə yanmış, yanıb kül olmuş mənasını verir Yəhudi soyqırımı ya da Ha-Shoa (ivritcə: fəlakət) — Almaniyanın faşizm dövründə törətdiyi, təxminən 6 milyon nəfərin sistemli şəkildə öldürüldüyü qətliama verilən addır.
360 syf.
·22 günde·Puan vermedi
Dünya tarihinde sayısı bilinmeyecek kadar çok savaşlar olmuştur. Savaşın kendi yanında sürükledigi sayısız acılar, psikolojik çöküşler , yoksulluk , sefalet , ölümler vardır. Yahudiler ve Almanlar dediğimizde ise insanların kafasında canlanan bir tek şey vardır: ADOLF HİTLER !
Nazi Almanyasının insanlarda bıraktığı derin acılar ve yaptığı zulümler, günümüzde tüylerimizi ürpertecek derecededir. Nasıl bir mantık (!) şahsen ben anlayabilmiş değilim ve ömrümün sonuna kadar da anlayabileceğimi düşünmüyorum. Bunun tek bir adı var CANİLİK !Cehennemde yandığından eminim..
Nazi Almanyası'nın Polonya'yı işgali ile 2. Dünya savaşı başlamış oldu tarihlerden 1 Eylül 1939. Adolf Hitler Almanya'daki ve bağlı bölgelerdeki yaşayan zihinsel ve fiziksel engellilerin sistematik olarak öldürülmesini öngören "ötenazi" programı için gizli bir yetki belgesi imzalar.Bu Nazilerin ölüm ilanı verdiği ilk olay oldu ve kesinlikle sonuncusu değildi..1941'de ise Alman Yahudilerinin fiziksel olarak imha edilmesine karar verildi. Ve işte bu kitabı oluşturan olaylar da böylelikle başladı. Kitabımız bir günlükten oluşmakta Anne Frank'ın günlüğü... Almanya'da bu olaylar patlak verirken Nazi zulmünden kaçıp, Hollanda'ya kaçan Anne Frank ve ailesinin Hollanda' da Yahudi olmaktan dolayı suçlanmaktan kurtulamadıkları ve 2 yıl boyunca kendilerini seven ve kollayan arkadaşları sayesinde gizli bir evde sığındıkları zamanı anlatan 14 yaşındaki bir kızın günlüğü...
Anne Frank kaldıkları yerden "Arka Ev" olarak bahsediyor, kendileriyle beraber o evde bir aile daha yaşıyor. Kitap o evdeki hayatı anlatıyor her an korku içinde geçirdikleri zamanı, yaşadıkları sefaleti, umutsuzluğu, küçük bir ışık görüp tutunduğu umutları, çocukluktan gençliğe adım atan bir kızı, anlaşılamamaktan yakınan bir ergeni kısacası Anne Frank'in içini ... Dertleştiği günlüğüne Kitty adını verip içinde esip duran, dillendiremediği her şeyi günlüğüne yazıyor. Peki Anne Frank'e ne oldu ? Hayallerini gerçekleştirdi mi o çok sevdiği hayatını kazanabildi mi , sadece Yahudi olduğu için öldürülmekten kaçabildi mi ? Bu soruların yanıtını kitapta bulabilirsiniz. Ben kitabı çok beğendim dili 14 yaşındaki bir kız için çok güzel ve akıcı. Ama en önemlisi içten ... Bütün kalbini bu yazılara dökmüş. Kitapta şunu şöylemiş: "Öldükten sonra da yaşamak istiyorum. " Ben de bütün içtenliğimle söylemek istiyorum ki sen benim içimde yaşıyorsun Anne.. Sen bu kitabı okuyan herkesin içinde yaşıyorsun...
284 syf.
·13 günde·Puan vermedi
40’lı yıllarda cereyan eden Nazi zulmü, Yahudi olan Anne Frank ve ailesinin de tasfiyesini gerektirir. 1942 yılında Hollanda’ya yerleşen aile, iki yıl boyunca gizli bölme kampında dehşetin ve korkunun doruklara ulaştığı bir zamanda, savaşın yüzlerine güleceği tek haberi beklerler: Irkçılığın, vahşetin, ölümlerin, diktatörlüğün, nazizmin son gününü.

Meşum ortamlarda korkuyu iliklerinde hisseden insanların kaçış yolunun sadece ölümden geçtiğine inanabiliriz. İkinci Dünya Savaşı arşivleri bunun apaçık göstergesi olmakla birlikte dönemi konu alan filmler ve belgeseller de bunun apaçık örneği niteliğinde. Korkunun insana neler yaptırabileceğinin sınırsızlığını düşünmek mümkündür. Sarsıcı bir depremde korkudan kıpırdamakta güçlük çekenlerden, bir köpeğin kovalamasıyla can havliyle birkaç saniyeliğine bolt’luğa soyunanlardan tutarak, zorunluluğun veyahut ‘olmazsa olmaz’ın getirdiği şeyleri hayat pahası olarak bellemişizdir çoğu zaman. Acelenin kısa süreliğine getirdiği enerji patlamaları hayatın güzel anlarına nüksettiği zaman bir şeyin gerçek değerini daha iyi kavrayabileceğimizi düşünüyorum. Oyalanmanın çok kez meşgale edinildiği, tembelliğin ve vakit öldürmenin zirve olduğu şu günlerde bir şeylere ciddiyetle sarılıp, sahtelikten ve kitleden uzak, yalnızca kendisi olmayı şiar edinmiş birilerinin var olduğunu bilmek bile yeter geliyor insana… Gündemin önümüze sunduğu ve hepimizin takip etmek zorunda hissettiği, aptalca gündem dizinlerinin dayattırdığı günleri yaşadıkça, hayatın çarçabuk aktığını, 5 günün birkaç saat, 1 günü bilmem kaç dakika olarak yaşanılmasının o korkunç gerçeğine varınca, şehrin kalabalık gümbürtüsünden, nefes almak yerine her gün bir miktar ömür bırakılan bir yerden uzaklaşma ihtiyacı hiç olmadığı kadar önemli bir ihtiyaç haline gelmiş oluyor, yalnızca biraz nefes alabilmek için…

Sarsıcı etkilerin en büyüğünün savaş olduğu kuşkusuz… Kayıpların insan ruhunda açtığı yaralar, psikolojik felce uğrayan bireylerin intiharları, ekonomik bunalımlar, açlık, ölüm makinelerden daha değersiz hale gelen insanlar, işsizlik ve en önemlisi düşünmeyi ve sorgulamayı YASAKLAYAN sistemler… 21. Yüzyılda doğmaktan memnun musunuz diye bir anket yapılsa, büyük çoğunluk olumsuz yanıt verirdi belki de bu soruya. Yaşadığı çağdan hiçbir zaman memnun olmayan insanoğlunun 30 yıl sonra ‘o eski günler’den özlemle söz ederek bugünleri gösterdiği zaman, alışılagelen bu yakınmanın tüm zamanlara ait olduğunu şaşırarak belleriz. Dünya savaşlarını, seferberlikleri, işgalleri, ölü bedenleri, zamanın getirisi olan fakirliği ve cehaleti, bir yabancının kendi toprağındaki işgalini yaşamayı kaldıramayacak olanların yaşadığı bu çağ, kendi dertlerini yaratan insanların, onların tercihi olmadan sürüklenen savaşları; milyonların ölü bedenleri görülüyorsa ve bugünlerden dem vuruluyorsa tozpembeliğin içinde yuvarlanmayı söylememizle haksızlık etmiş olmayız. Güzel hayat. Ta ki savaş çığırtkanları tarafından hazırlanan yeni bir felakete kadar…

İnsan, kendi amacının kölesi olduğu anları hissettiğinde, bunu dile getirme, cümlelere dökme ihtiyacı hisseder. Bu cümleler hiçbir yere götürmeyen, denetimden uzak, kısa kısa, iddiasız ve saçma olsa bile. Anne’ın, -eğer hayali değilse- kendi defterine yazdıkları da bu düşüncenin ürünü. İkinci Dünya Savaşı’nın sembollerinden olan, ya da daha doğrusu sembolü haline getirilen Anne Frank, günlüklerini gizli bölme odasında tutarak, içindeki gizi, hüznü ve çığlığı, 13 yaşında bir çocuktan beklenilmeyecek cümle ve kelime zenginliğiyle; babası, annesi ve kardeşine duyduğu nefret ile, aile içinde geçen diyalogları da günlüğüne geçirecektir.

Buram buram umutsuzluk kokan bir havada, hayat dolu olabilmenin ağırlığı zordur elbet, kenara itilmenin psikolojik getirisini aşıp bir şeylere sevgiyle yaklaşabilmek insanın kendine kabul ettirmesi en zor şeylerden biridir dünyada, sanıyorum ki. Yüreği yaşından büyük olan Anne’ın yetişkin edasındaki cümleleri, Küçük Prensvari etkisi ile gerçeğin içine çeken niteliği olduğu kuşkusuz… Küçük bir çocuğun dudaklarından dökülen kimi sözlerin saf doğruluğu çok kez söylenir. at gözlüğünü ve ön yargılarını aşan birinin 13 yaşındaki bir çocuktan bile öğrenebilecek bir şeyleri muhakkak vardır. İçten pazarlıksız olabilmeyi, saf sevgiyi mercek altına almak için bir çocuğu gözlemlemekten daha doğru bir şey olmazdı sanırım…

“Edebiyat alanındaki denemelerinizin sizi ileriye götüreceği, kendinizi ve dünyayı daha iyi tanımanıza katkı yapacağı, yaşantı gücünüzü artıracağı, bilincinizi bileyip keskinleştireceği duygusunu içinizde taşıdığınız süre, izlediğiniz yolda sürdürün yürümenizi. Sonunda bir yazar olur musunuz bilemem ama, bunun sizi seçkin, uyanık, gözleri ışıl ışıl parıldayan biri yapacağını söyleyebilirim.” H. Hesse

Kelime zenginliğinin şişirilmesi ve Yahudi ırkı üzerine yazılmış birkaç metin, bunları bir çocuk yazamaz artık! dedirtti ve kitabı bitirdiğimde bir düşünce uyandırdı:
Metinlerin yeniden yazılmış olabileceği.



Bunu söylemenin net bir kanıtı olamaz fakat abartılan bazı cümleleri es geçmeyen herkes bu durumu fark edebilir. “ki”li, “ama”lı üslup olduğu gibi geçerken, olayları trajikleştirme, Yahudiler hakkında yazarın boyunu aşan birtakım cümleler oldukça yapay, yeniden ele alınmış bir kitabı okuduğum şüphesini uyandırdı. “Kim bilir belki de dünya, insanlığın iyiliğin ne demek olduğunu dinimizden öğrenecek; onun içindir ki şimdi sıkıntılara katlanmasını bilmeliyiz. Hiçbir zaman Hollandalı ya da sırf İngiliz, yani belirli bir memleketin temsilcileri olamayız, biz ne olursa olsun Yahudi kalacağız, öyle de kalmak istiyoruz.” sf. 217- gibi orijinal metin olduğuna kendimi ikna edemediğim birçok cümleyle karşılaştım kitapta. Yahudilerin hikayesinin bir çocuk üzerinden ölümsüzleştirmek isteyen görünmez bir elin icat etmiş olabileceği gibi bir şey bu.

Defterin bir kısmının tükenmez kalemle yazıldığı ortaya çıkar fakat tükenmez kalemin piyasaya çıkışı savaştan 6 yıl sonradır. Daha etkileyici kılabilmek, bestseller olup okunabilmesi için parçaların eklenmesi uygun görülen; bir ırkın acındırılmasında ve bir ülkenin kuruluşuna giden kilometre taşının propaganda aracı olabilmişse bir kitap, değeri mutlaka sorgulanmalıdır.
360 syf.
·Beğendi·8/10 puan
#okudumbitti #annefrankınhatıradefteri #epsilonyayınları
Bir kitabı daha bitirmenin verdiği huzur başka.... Bu kitap çok değerli aslında 2. Dünya savaşında Anne ve ailesinin yaklaşık 2 buçuk yıl süren Arka ev'de saklanmalarında Anne'nin tuttuğu günlük.... Anne'nin hissettikleri orda 8 kişi ile birlikte yaşadıkları... Kurtulma umudu, okula geri dönme isteği....
Kitapta hergün aynı ilerliyor denilebilir birde bu kitabın kısaltılmış versiyonu yani kısaltılmasaymış okunabileceği sanmıyorum çünkü okurken yoruldum diyebilirim...
Kitaba başlarken sonunu biliyorsunuz zaten sonunu Anne'nin ağzından okumuyorsunuz çünkü Anne saklandığı eve ihbar olması sonucu yakalanıyorlar ve toplama kampında tifo ya yakalanıp ablasıyla birlikte yaşamını yitiriyor ve geriye kurtulan babası Otto Frank'a teslim edilen günlüklerden çeşitli kısaltmalar sonrası vasiyet üzerine günümüze bu kitap kalıyor.
Spoıler vermedim çünkü kitabın kapağını açtığınızda veya biraz araştırdığınızda bu bilgiler karşınıza direk çıkıyor....
360 syf.
·7 günde·7/10 puan
Henüz küçük bir çocukken İkinci Dünya Savaşı'nın acı gerçekleriyle yüzleşmek zorunda kalan Anne Frank, 12 Haziran 1942 de günlük tutmaya başladı. Bu tarih onun doğum günüydü ve günlüğü de yeni yaşına adanmış bir hediye.. Bir gün radyoda bir konuşma duyana kadar günlüğünü kendisi için yazıyordu. O konuşmada Bakan, gelecek kuşakların savaşın dehşetini anlayabilmesi, Almanların zulmüne şahitlik edebilmesi için kayıt altına alınmış tüm belgelerin yayımlanması gerektiğini ifade ediyor, buna örnek olarak günlükleri gösteriyordu. Artık savaştan sonra bir kitap yayımlama hayalleri kuruyordu Anne, günlüğü de temel taşı olacaktı. Ne var ki henüz 15 yaşındayken, toplama kampında hayatını kaybetti..
72 syf.
·1 günde
Yahudi bir ailenin kızı olan Anne'nin günlüğü savaştan sonra insanlarla paylaşılmış. Bu sayede onun hikayesini öğreniyoruz. Anne günlüğü ile bizlere korkularını, arayışını, büyüyüşünü bırakmış. Bu dünyaya bir iz bırakmış, tıpkı istediği gibi.
Sekiz kişi, gizli bir bölümde saklanıyorlar. Küçücük bir evde, korku ve gerginlikle savaşın bitmesini bekliyorlar. Insanlar ölürken, tutuklanırken bulunmamak için dua ediyorlar. Yaşayabilmeyi umut ediyorlar. Savaşın sonunu bekliyorlar.
Anne, küçük bir kız. Hayalleri olan, yaşamayı isteyen binlercesinden biri. Mavi gökyüzünü, parlayan yıldızları göremeden aylarca yaşayan, yarınları görebilmek için saklanan bir kız...
Anne hissetmemesi gereken korkuları hissetmiş, cesur bir yürek. Dünyayı görmek isterken, bir insanın görmemesi gereken şeyleri görüp gidiyor bu dünyadan. Bu gerçek yaşam öyküsü ile bir kez daha anlıyoruz ki hayat acımasız, insanlık da kayıp..
360 syf.
·10/10 puan
Bir arkadaşımın bu kitabı oku beğeneceksin diyerek başladığım Anne Frank' in Hatıra Defteri, Nazilerin 1933 yılında iktidara geçmesi ile Yahudi dinine mensup kişilerin o dönem yapılan katı kuralları ve zulümleri yahudi bir aileye mensup Anne Frank'in günlüğünden tanık oluyoruz.
1944 II. Dünya Savaşı sırasında ailesi ve Anne tutuklanarak nazi kampına götürülmüştür.
Anne Frank de toplama kampında bir bakteri hastalığından ölmüştür.
Anne'in günlüğüne el konmuş daha sonra basılma kararı alınmıştır. Kitap bazı yerlerde satılması yasaklanmıştır.

Kitabı okurken hüngür hüngür ağlamak dileğiyle
şimdiden okuyan herkese iyi okumalar ;)
Anne Frank'ın Hatıra Defteri
284 syf.
·1 günde·9/10 puan
Bu zamana kadar Yahudi soykırımı ve 2. Dünya Savaşıyla ilgili sayısız kitap okuyup belgesel seyretmeme ve araştırma yapmama rağmen Anne Frank Hatıra Defteri kitabını okumam biraz geç oldu.
Birkaç hafta önce bitirmeme rağmen incelemesini zamansızlıktan kaynaklı geç yaptığım kitaptaki baş karakterimiz Anne Frank Yahudi Soykırımı’nı yaşamış baş karakterlerden biri.
Bu kitabı diğer Yahudi soykırımı ve 2. Dünya Savaşıyla ilgili tüm kitaplardan ayıran o dönem yaşananları Anne Frank’ın günlük tutarken kaleme alması ve okuyucuya o dönemi yaşatması. 13 yaşına girdiği gün verilen bir günlük üzerinde Hayali bir arkadaşı olan Kitty adını verdiği hayali bir arkadaşla arasında ki dertleşmeleri konu alan kitapta birçok trajedik olay yaşanıyor.
O dönemi okuyucuya yaşattığından kaynaklı insanı üzen nadir kitaplardan biri olan Frank Hatıra Defteri kitabında Frank ailesinin saklandıkları yerde üç kişilik Van Daan ailesi ve dişçi Dr. Dussel ile birlikte yaşadıkları sıkıntılı dönem Anne Frank’ın günlüğünde ortaya çıkıyor. Yazılan günlük Trajik bir şekilde, günlük savaştan önce bitiyor ve Anne Frank’ın babası Otto Frank’ın eline geçmesi ardından 1947 yılında kitap halini alıyor.
Günlüğün orijinal hali ise o dönem günlüğün yazıldığı yer yani Hollanda’da ki şu an müze olan Frank ailesinin yaşadığı evde bulunuyor.
284 syf.
·16 günde·6/10 puan
Benim için çok anlamlı bir hediyeydi Anne. Çok özel bir zamanda gördüğüm ve çok özel birinden hediye aldığım bu kitapta 13 yaşındaki bir kıza kendisinden 75 sene sonra yaşayan 27 yaşındaki hemcinsi hayran kalabiliyormuş, bunu öğrendim.

İki sene boyunca bir saniye bile dışarı çıkmadan yaşanan esaret hayatı. Elbette ki gıda gibi temel ihtiyaçları onlara sağlayan yardımsever insanlar var. Savaş zamanı olduğundan bu temel ihtiyaçlar karaborsadan veya çok kısıtlı miktarlarda kuponlarla elde ediliyor. Temin edilen gıdanın durumu ise oldukça kötü. Zaten birçok besine savaş esnasında ulaşabilmek mümkün değil. Saklandıkları yer bir iş yerinin arka tarafı olduğundan mesai saatlerinde mümkün olduğunca ses çıkarmamaları gerekiyor. Camları açmak çok tehlikeli. Bu nedenle uzun bir süre yetersiz gün ışığı ve havasız ortama maruz kalıyorlar. Üstelik bu sıkıntılarla çok küçük bir ortamda sekiz kişi bir arada yaşayarak baş etmeye çalışıyorlar. Böyle bir ortamda yetişkin bir insanın bile psikolojisi pek sağlam kalamaz. Anne bu durumda elbette ki duygusal dalgalanmalar yaşıyor ancak öyle metanetli bir duruş sergiliyor ki hayran kalmamak elde değil. Yaşadığı her bunalımın ardından ümit etmeyi bir şekilde başarıyor. İç dünyasında yaşananlar ülkesinin içinde bulunduğu şartlardan farksız. Ama o bir gün dışarı çıkıp oksijeni ciğerlerine dolduracağı, güneşin ışıklarından gözlerinin kamaşacağı anı beklemekten asla vazgeçmiyor. Bu kadar zor şartlar altında iken, yetişkinlerin bile kaldıramayacağı psikolojik bir savaş verirken, Anne öğrenmekten asla geri durmuyor çünkü hayatta bir amacı var. Dışarıda bütün dünya birbirine giriyor olsa bile o mitoloji çalışıyor, tarih okuyor, koleksiyon yapıyor ve en önemlisi yazıyor. Aşağıda sizlere Anne'in çalışmalarını içeren bir kesit sunacağım kitaptan:

"Bu ara Göttingen Üniversitesi'nde bir profesörün İmparator Beşinci Charles üzerine yazdığı bir kitabı okuyorum. Adam kırk yıl çalışmış bu kitabı yazmak için. Beş gündür elli yaprak okuyabildim, daha fazla okunmuyor. Kitap 598 yaprak. Düşün, ne kadar sürecek bu kitabı bitirmek, ikinci cildi de var. İlgi çekici kitap ama.

Bir öğrenci bir gün içinde neler neler öğrenmiyor. Beni al mesela; Nelson'un son savaşı üstüne yazılmış bir yazıyı Hollandacadan İngilizceye çevirdim. Sonra da Büyük Petro'nun Norveç'e karşı giriştiği seferi inceledim. (1700-1721) 12. Charles, Xavaus Augustas, Stalislaws, Leczinsky, Mazeppa, Von Görz, Brandenburg, Pomerama, Danimarka, hepsi işin içine karışıyor, bir o kadar da tarih.

Bu yetmiyormuş gibi Brezilya'yı ele aldım, Bahia tütünü, kahve bolluğu, Rio de Janeiro, Pemembuco, Sao Paulo'nun bir buçuk milyonluk nüfusu, Amazon nehri üstüne bilgi edindim. Zenciler, Mullatolar, Mestizoların nasıl insanlar olduğunu , yüzde ellisinin okuma yazma bilmediğini, sıtmadan kırıldıklarını öğrendim. Daha vaktim kaldığı için de kaşla göz arasında bir ailenin şeceresini çıkardım: Jan the Elder, Willelm Lodewijk, Ernst Casimir, Hendrik Casimir, Margretta Fransiska'ya kadar çıkıyor.

Saat on iki. Tavan arasında çalışma programına biraz da kilise tarihi okuyarak devam ettim. Başım da şişti ama. Saat bir.

İkide zavallı çocuk yeniden masabaşına döndü. Bu sefer dar, geniş burunlu maymunları inceledi. Kitty, hemen söyle bakalım, su aygırının kaç ayak parmağı vardır? Ardından Tevrat, Nuh, Nuh'un gemisi. Daha sonra beşinci Charles. Peter ile de Thackeray'ın yazdığı The Colonel adlı kitabı okuduk."

Bunlar sadece çok küçük bir kısım. Bütün bu kaynakları Anne'e sağlayan yine yardımsever insanlar elbette. Okuyabildiği kitaplar çok kullanılmış ve yıpranmış olsa da okumak ve yazmaktan aldığı zevki hiçbir şeyden alamıyor bu tatlı kız.

Anne'in dik duruşu, olgunluğu, okuma aşkı bana ilham kaynağı oldu. Hele ki günümüzde 13 yaşındaki bir gencin dünya tarihini bırakın wattpad'ten öteye geçemediğini düşünürsek...
İnsanlar öz dünyalarını niyə hamıdan gizlədirlər?
Nə üçün mən başqalarıyla öz-özümlə olduğum kimi deyiləm? Niyə biz bir­-birimizə etibar etmirik? Əlbəttə, bu, səbəbsiz deyil. Ancaq istənilən halda kədərlidir ki, hətta ən yaxınların belə səni başa düşmür.
"... Kadınlar sadece doğum yaparak herhangi bir savaş kahramanından daha çok acı, hastalık ve sefalet çekiyor. Ve bu başarının karşılığında ne görüyor?"
Anne Frank
Sayfa 334 - Epsilon Yayınevi
İman gətirənlər - xoşbəxt adamlardır, çünki Yaradana inam hər kəsə verilməyib.
Öləndən sonra Tanrı cəzasından, cəhənnəm odundan qorxmaq vacib deyil, cəhənnəmin və cənnətin mövcudluğuna çox adam şübhə edir. Ancaq din, dəxli yoxdur hansı, insanı haqq yoluna yönəldir Yaradandan qorxduğuna görə deyil, öz vicdanı və mənəviyyatı qarşısında məsuliyyət daşıdığına görə.
Kadınlar sadece doğum yaparak herhangi bir savaş kahramanından daha çok acı, hastalık ve sefalet çekiyor. Ve bu başarının karşılığında ne görüyor?

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Anne Frank'ın Hatıra Defteri
Baskı tarihi:
1958
Sayfa sayısı:
224
Format:
Karton kapak
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Avni İnsel Kitabevi

Kitabı okuyanlar 4.158 okur

  • Bengisu Çınar
  • Selma

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0.1 (1)
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları