Anne Frank'in Hatıra DefteriAnne Frank

·
Okunma
·
Beğeni
·
7.833
Gösterim
Adı:
Anne Frank'in Hatıra Defteri
Baskı tarihi:
2017
Sayfa sayısı:
284
ISBN:
9786052950289
Orijinal adı:
Anne Frank : The Diary of A Young Girl
Çeviri:
Can Yücel
Yayınevi:
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Bu hatıralarda, her an Naziler tarafından yakalanma tehlikesi altında yaşayan bir grup insanın çektiği çilelerin yanı sıra, genç kızlığına yeni adım atan Anne’ın çekingenliklerle, küçük kaçamaklarla tomurcuklanan sevdası da anlatılıyor. Şartların acımasızlığına karşın yaşama gücünü yitirmeyen Anne Frank’ın hikâyesi Can Yücel’in kendine has sesiyle aramıza karışıyor.

“Öldükten sonra da yaşamak istiyorum. Onun için Tanrı’ya bana bu vergiyi bağışladığı, kendimi geliştirmek, yazıyla kendimi, içimdekileri anlatmak kolaylığını verdiği için dualar ediyorum. Elime kalemi alınca hiçbir şey gözümde değil, üzüntülerim siliniyor, cesaretim artıyor.

Ama bakalım gerçekten değerli bir şeyler yazabilecek miyim? Umudum var. Niye mi? Yazarken düşüncelerimi, düşlerimi, yaşadığım, istediğim şeyleri gözümün önünde canlandırabiliyorum.”

Anne Frank 1929’da Yahudi bir ailenin ikinci çocuğu olarak, Frankfurt’ta doğdu. Aile, baba Otto Frank’ın işleri nedeniyle Amsterdam’a taşındı. Nazi işgali sırasında işyerlerinin yakınındaki bir binaya yerleşen Frank’lar burada iş arkadaşlarının yardımıyla iki yıl saklandı. Eskiden birlikte çalıştıkları bu kişiler onlara yalnızca yiyecek, giysi, kitap, vd. yardımı yapmakla kalmadılar, onların dünyaya açılan penceresi oldular. Ancak 1944’te baskına uğrayan binadakiler ve onlara yardım eden gruptan iki kişi farklı toplama kamplarına gönderildi.

Yakalananlar arasından yalnızca iki yardımcı ve Otto Frank hayatta kaldı. Yakalanmayan yardımcılar baskın sonrasında geride kalan yığından çıkarıp sakladıkları Anne’ın hatıra defterini babasına teslim ettiler.

Babası Anne’ın satırlarını okudukça bambaşka bir genç kızla tanıştı ve arkadaşlarının ısrarıyla bu defteri 1947’de kitap olarak yayımlattı. Anne Frank o günden bugüne hemen her dilde “yaşamaya övgü” niteliğindeki
hikâyesiyle insanlığa umut dağıtmayı sürdürüyor.
27 Mayıs , 2018
Pazar
Sevgili Kitty
Anne’nin sevgili dostu , çok üzülerek söylüyorum ki ne yazık ki Anne öldü…
Bende en az senin kadar üzgünüm.Şu kısacık ömrüne ne duygular sığdırdı hepsini seninle paylaştı Kitty ve onun öldüğünü bilmeye hakkın var diye düşündüm…
---------------------------------------------------------------------
Anne Frank Yahudi bir ailenin ikinci çocuğu olarak dünyaya geldi.Babası Otto’nun işleri nedeniyle Amsterdam’a taşındılar. Fakat Adolf Hitler bir süre sonra Hollanda’daki Yahudilere de tıpkı Almanya’dakilerde olduğu gibi bir çok konuda kısıtlamalar getirdi.Bu nedenle Otto’nun iş arkadaşlarının yardımıyla bir binada kendileri gibi Yahudi bir aile ile birlikte iki yıl saklandılar.
Anne o saklandıkları binada yaşadığı ,yaşayamadığı ne varsa hatıra defterine yazdı.

"Kâğıt insandan sabırlıdır" dedi ve bir gün bu yazdıklarının kitap olacağı hayaliyle ve yazdıklarıyla;
”Öldükten sonra da yaşamak istiyorum. Onun için Tanrıya bana bu vergiyi bağışladığı,kendimi geliştirmek, yazıyla kendimi, içimdekileri anlatmak kolaylığını verdiği için dualar ediyorum.
Elime kalemi alınca hiçbir şey gözümde değil,üzüntülerim siliniyor, cesaretim artıyor. Ama asıl mesele, bakalım gerçekten değerli bir şeyler yazabilecek miyim?” düşüncesiydi…Hayata her zaman pozitif bakan , neşeli bir kızdı.

Holokost'u (Holokost:Nazi rejimi ve işbirlikçileri tarafından sistemli, bürokratik yollarla, malî açıdan ülke eli ile desteklenen bir şekilde yaklaşık altı milyon Yahudi'nin hapsedilmesi ve öldürülmesidir. “Holokost” Yunan kökenli bir sözcük olup, “ateş başında kurban etme” anlamına gelir. Almanya'da Ocak 1933'te iktidara gelen Naziler, Almanların “ırksal anlamda üstün” olduğuna inanıyor ve “aşağılık” olarak kabul edilen Yahudileri sözde Alman ırkı toplumuna karşı yabancı bir tehdit olarak görüyorlardı.) yakından yaşamış Yahudi bir ailenin çocuğuydu. Sürekli Yahudilerin yaşadığı bu ayrımcılık için;
“Bize bu sıkıntıları yükleyen kim? Bizi öbür insanlardan böyle ayrı,bizi Yahudi kılan kim? Bu ana kadar bunca sıkıntı çekmemize göz yuman kim? Bizi böyle yaratan Tanrı, bizi kurtaracak olan Tanrı.” İsyan da etse olanlara katlanmaya çalışmaktan başka çaresi yoktu.Katlanmak dedim ya bunu yazarak başarıyordu.
---------------------------------------------------------------------
Kitabın gerçek olması beni çok heyecanlandırdı. Öyle heyecana kapıldım ki alırken hiç araştırmadım .Can Yücel çevirisini çok sevmedim , duygu yoğunluğu yaşamadan okudum.Duygulandığım zamanlar oldu ama konunun gerçek olduğunu bilmemden kaynaklanan bir duygu yoğunluğuydu tamamen. Klasik olmuş bu eseri çok beğendim ,beğenmediğim kısmı çevirisiydi bu yüzden İş Bankası Kültür yayınlarından okumamanızı öneririm.


Anne’nin savaşın içinde yaşamasına rağmen çok hayali vardı.Hayat dolu ve cıvıl cıvıldı. Kaldıkları binada yapılan bir baskınla tüm aile farklı kamplara gönderildi. Kampta karşılaştığı bir arkadaşına hatıra defterinden ve onu kitap haline getirmek istediğinden bahsetmişti. Orada çok acı günler yaşadı. Savaşın bitmesine iki ay kala tifüsten öldü.Arkadaşı Nanette Anne’nin bu arzusunu Ottoya anlattı.Otto defalarca okuduğu bu hatıraları kızının ruhunun gülümsemesi için kitap haline getirtti. Anne Frank'in Hatıra Defteri böylece hayata geçti.Orjinal halini merak edenler için linke tıklayabilirsiniz.
https://www.google.com.tr/...imgrc=LWTH3ywEw-IEXM:
---------------------------------------------------------------------
Bu tarz kitap sevenler için Soykırım
Kitabını da öneririm. Kanım donarak okumuştum onu da.

Gerçek hikayeleri seviyorsanız, savaşlarda yaşananları o durumdaki kişilerin hislerini merak ediyorsanız mutlaka okumalısınız…
---------------------------------------------------------------------

Teşekkürler Kitty sen olmasaydın Anne'nin yaşadıklarını hiç bilmeyecektik!
Anne Frank, sadece ailesinin mensup olduğu din yüzünden tanıklık ettiği savaşı kendi cümleleri ile günlük tarzında not alıp, bizlere ulaştırmayı başarmış... Oysa günlüğüne yazdıklarını kimsenin okumayacağından o kadar emindi ki...

On üç yaşındaki, Anne Frank, 1942 yılında çıkan savaşta ailesi ve dört farkli kişi ile birlikte kaldiğı Arka Ev diye isimlendirdiği bu küçücük alanda üç yıl geçirip; diğer herkesten daha güçlü bir psikolojiye sahip olduğunu bilmese de kendini yalnız, sevgisiz ve anlaşılmayan olarak özetleyerek, günlüğüne bakış açısını yalın bir şekilde yazmaya çalışmış. O çok iyi tanıdığını zannettiği ailesini aslında ne kadar az tanıdığını ve onlardan ne kadar uzak olduğunu defterine yazmakta sakınca görmemiş...

Her şeyleri kısıtlı ve tutsak hayatı yaşayan bu insanların direnme gücünün, korkularının, davranışlarının ne kadar kısa bir sürede bozulduğunu ve savaşın o kanlı, doymak bilmez ellerinin insan üzerindeki yıkıcı etkisine şahit olmak, okurken bile özgürlüğün kutsallığının her şeyden daha kıymetli olduğunu düşündürüyor...

Anne Frank on üç yaşında olmasına rağmen insanları gözlemlerken, kendi içindeki çelişkileri de keşfetmek için uğraşıyor...

Savaşın kanlı yüzünü bir çocuğun duygularıyla okumak inanın hiç kolay değildi...

Benzer kitaplar

Kitap , Anne Frank'in babası Otto Frank'in kendisine 13.yaş günü hediyesi olarak aldığı hatıra defterine 12 Haziran 1942 ile 1 Ağustos 1944 yılları arasında 2 yıl boyunca Hollanda'nın Nazilerce işgali sırasında ailesiyle birlikte Nazilerden saklandıkları sırada başından geçenleri yazıp anlattığı günlüğüdür. Kitabın ilk baskısı 1947'de yapıldı.

Anne Frank , 1944 baharında sürgün sırasında Eğitim Bakanı Bolkenstein’ın Oranje radyosunda yaptığı konuşmayı duyana kadar yazıları sadece kendisi için yazmıştı. Bakan konuşmasında , Alman işgali altındaki Hollanda halkının acılarına tanıklık eden her şeyin kamuoyuna açık hale getirileceğini söylüyordu. Örnek olarak tutulan günlükleri de sayıyordu. Bu konuşmanın etkisinde kalan Anne Frank , savaştan sonra bir kitap yayımlamaya karar verdi. Günlüğü bu kitap için temel oluşturacaktı. Anne , günlüğünü yeniden yazmaya ve üzerinde çalışmaya başladı , daha iyi bir hale getirdi , ilginç bulmadığı bölümleri çıkardı ve hafızasında kalmış olanları ekledi...

Anne Frank , Bergen Belsen kampında 1945 yılının Mart ayında 15 yaşında öldü. Yahudi Soykırımından kurtulup aileden hayatta kalan tek kişi olan babası Otto Frank onun günlüğünü yayınlamaya karar verdi.

Anne Frank günlüğünde ''Arka Ev'' diye adlandırdığı , babası Otto Frank'in ofis binasının içindeki kütüphanenin arkasında bulunan gizli bölmedeki çatı katında 2 yıl boyunca saklanıp yaşadılar. Beraberlerinde yakın dost oldukları 4 kişi daha vardı.
Kitap , aslında Anne Frank'in saklandıkları süre boyunca, korkularını , umutlarını ve Arka Ev içindeki tartışmaları anlatıyor.
Detaylar o kadar fazla ki , kitap bu ayrıntılı detaylarla devam edip bitiyor...

20.yy'ın en kara ve en utanç soykırımlarından biri olan Holokost'un zor şartları altında saklanarak yaşamaya mahkum edilmiş insanların esaret içindeki yaşamlarına tanık olacağınız bir kitap.
Kitabı epsilon'dan almadığıma pişman oldum. Çevirisi bana göre çok çok kötüydü ve aşırı Türkçeleştililmişti. Özellikle kullanılan deyimler...
Mesela; Elifi elifine bilmek
Hanyayı konyayı görmek
Hasetten çattadanak çatlamak
Halep ordaysa arşın burada gibi babannemin kullandığı deyimler Anne Frank'a uymadı...
Bu derece aşırı Türkcelestirmeler, kitabin fıtratına ters.
13 yaşındaki halimi düşündümde annem o zamanlar yazılılardan yükset not almam için barbie dergisi vaadederdi. O gunleri hatirladim ve o daracık sığınakta yaşanılanlara içim acidi.Kitabı en kısa zamanda epsilondan yeniden okuyacağım bu çeviriyi hiç sevmedim. Günlükler bu denli değiştirilmemeli parca parca anlamsızlık oluştursa da orjinale en yakın noktada bırakılmalı. Olmamış bu çeviri...
Anne Frank...
Son sayfayı okuduktan sonra, bir hüzün çöktü içime. Yüreğim titredi. Belki de o anda zalimlerin karşısında dik durabilecek bir güce sahiptim. Anne kadar olmasa da.
Anne bir Yahudi. Ama Yahudi olması, onun insan olmadığı anlamına gelmez. Sonuçta sen bir Hristiyansın ama senin de damarlarında kan dolaşırken, onun damarlarında akan kan, kan sayılmıyor mu?
Sevgili Anne; hatıra defterini okuduktan sonra, senden yıllar sonra yaşayan bir kişi, sana hayran kaldı. Biliyorum, bu cümleleri sen okuyamayacaksın, ama belki de seni anlayan yüzlerce, binlerce kişi okuyacak.
Henüz on üç yaşında iken, gerçekle yüzleştin. Hatalarını fark ettin, bazen kendini eleştirdin; bazen de bir umut yeşerttin yüreğinde. Ama vazgeçmedin.
Bize her ne olursa olsun dik durmayı öğrettin.
Keşke yaşama hakkını tutup koparmasalardı.
Güzel okur; bu zahmete katlandığın ve incelememi okuduğun için teşekkür ederim. Bir sonraki incelemede görüşmek dileğiyle...
13 yaşındayken 2 yıl boyunca Arka Ev'de yaşamak zorunda kalan küçük bir kız Anne Frank.
Savaşın getirdiği zorluklar, küçük bir evde sekiz kişi saklanarak yaşamak zorunda kalmak.

Kitabın başında Anne'in öldüğünü dile getiriliyor ama insan okudukça ve son günlerde umutlanması acaba mı dedirtiyor insana ama malesef ki kurtulmak mümkün olmuyor.

II. Dünya Savaşı konulu kitapları ne kadar üzülsem de okumaktan vazgeçmiyorum. Savaşı 14 yaşında bir çocuğun ağzından okumak daha çok üzdü beni. Yaşadığı zorlukların onu ne kadar olgunlaştırdığına bizzat şahit oldum..

Bazı insanların bir kere ölmesi gerçekten haksızlık ! Hitler bu insanların en başında geliyor.
Bu küçük kızın yerinde ben olsam ne yapardım ile yatıp kalktım kitap boyunca.Nasıl bir tarih yazmış bu küçük yürek? Sıkışmış bir dünyada nasıl var olmuş? Bu çocuk gerçek mi sahiden? Dünyadan bir kez daha nefret ettim.
Anne Frank yahudi bir ailenin ikinci kızıdır.Babasının ona 13.yaş gününde hediye ettiği günlük genç kızın içini dökebildiği tek yerdir. Anne Frank’in 1942-44 yılları arasında tuttuğu günlük II. Dünya Savaşı sırasında yaşananları çarpıcı bir şekilde gözler önüne seriyor. Hem de gencecik bir kızın penceresinden
Benim için çok anlamlı bir hediyeydi Anne. Çok özel bir zamanda gördüğüm ve çok özel birinden hediye aldığım bu kitapta 13 yaşındaki bir kıza kendisinden 75 sene sonra yaşayan 27 yaşındaki hemcinsi hayran kalabiliyormuş, bunu öğrendim.

İki sene boyunca bir saniye bile dışarı çıkmadan yaşanan esaret hayatı. Elbette ki gıda gibi temel ihtiyaçları onlara sağlayan yardımsever insanlar var. Savaş zamanı olduğundan bu temel ihtiyaçlar karaborsadan veya çok kısıtlı miktarlarda kuponlarla elde ediliyor. Temin edilen gıdanın durumu ise oldukça kötü. Zaten birçok besine savaş esnasında ulaşabilmek mümkün değil. Saklandıkları yer bir iş yerinin arka tarafı olduğundan mesai saatlerinde mümkün olduğunca ses çıkarmamaları gerekiyor. Camları açmak çok tehlikeli. Bu nedenle uzun bir süre yetersiz gün ışığı ve havasız ortama maruz kalıyorlar. Üstelik bu sıkıntılarla çok küçük bir ortamda sekiz kişi bir arada yaşayarak baş etmeye çalışıyorlar. Böyle bir ortamda yetişkin bir insanın bile psikolojisi pek sağlam kalamaz. Anne bu durumda elbette ki duygusal dalgalanmalar yaşıyor ancak öyle metanetli bir duruş sergiliyor ki hayran kalmamak elde değil. Yaşadığı her bunalımın ardından ümit etmeyi bir şekilde başarıyor. İç dünyasında yaşananlar ülkesinin içinde bulunduğu şartlardan farksız. Ama o bir gün dışarı çıkıp oksijeni ciğerlerine dolduracağı, güneşin ışıklarından gözlerinin kamaşacağı anı beklemekten asla vazgeçmiyor. Bu kadar zor şartlar altında iken, yetişkinlerin bile kaldıramayacağı psikolojik bir savaş verirken, Anne öğrenmekten asla geri durmuyor çünkü hayatta bir amacı var. Dışarıda bütün dünya birbirine giriyor olsa bile o mitoloji çalışıyor, tarih okuyor, koleksiyon yapıyor ve en önemlisi yazıyor. Aşağıda sizlere Anne'in çalışmalarını içeren bir kesit sunacağım kitaptan:

"Bu ara Göttingen Üniversitesi'nde bir profesörün İmparator Beşinci Charles üzerine yazdığı bir kitabı okuyorum. Adam kırk yıl çalışmış bu kitabı yazmak için. Beş gündür elli yaprak okuyabildim, daha fazla okunmuyor. Kitap 598 yaprak. Düşün, ne kadar sürecek bu kitabı bitirmek, ikinci cildi de var. İlgi çekici kitap ama.

Bir öğrenci bir gün içinde neler neler öğrenmiyor. Beni al mesela; Nelson'un son savaşı üstüne yazılmış bir yazıyı Hollandacadan İngilizceye çevirdim. Sonra da Büyük Petro'nun Norveç'e karşı giriştiği seferi inceledim. (1700-1721) 12. Charles, Xavaus Augustas, Stalislaws, Leczinsky, Mazeppa, Von Görz, Brandenburg, Pomerama, Danimarka, hepsi işin içine karışıyor, bir o kadar da tarih.

Bu yetmiyormuş gibi Brezilya'yı ele aldım, Bahia tütünü, kahve bolluğu, Rio de Janeiro, Pemembuco, Sao Paulo'nun bir buçuk milyonluk nüfusu, Amazon nehri üstüne bilgi edindim. Zenciler, Mullatolar, Mestizoların nasıl insanlar olduğunu , yüzde ellisinin okuma yazma bilmediğini, sıtmadan kırıldıklarını öğrendim. Daha vaktim kaldığı için de kaşla göz arasında bir ailenin şeceresini çıkardım: Jan the Elder, Willelm Lodewijk, Ernst Casimir, Hendrik Casimir, Margretta Fransiska'ya kadar çıkıyor.

Saat on iki. Tavan arasında çalışma programına biraz da kilise tarihi okuyarak devam ettim. Başım da şişti ama. Saat bir.

İkide zavallı çocuk yeniden masabaşına döndü. Bu sefer dar, geniş burunlu maymunları inceledi. Kitty, hemen söyle bakalım, su aygırının kaç ayak parmağı vardır? Ardından Tevrat, Nuh, Nuh'un gemisi. Daha sonra beşinci Charles. Peter ile de Thackeray'ın yazdığı The Colonel adlı kitabı okuduk."

Bunlar sadece çok küçük bir kısım. Bütün bu kaynakları Anne'e sağlayan yine yardımsever insanlar elbette. Okuyabildiği kitaplar çok kullanılmış ve yıpranmış olsa da okumak ve yazmaktan aldığı zevki hiçbir şeyden alamıyor bu tatlı kız.

Anne'in dik duruşu, olgunluğu, okuma aşkı bana ilham kaynağı oldu. Hele ki günümüzde 13 yaşındaki bir gencin dünya tarihini bırakın wattpad'ten öteye geçemediğini düşünürsek...
Kitaba başladım ve bir gariplik fark ettim. Kullanılan dil çok yapmacık geldi. Çevirene baktım, "Türkçe'ye çeviren" yerine "Türkçe söyleyen" Can Yücel diyor. Okumaya devam ettim ama gerçekten çok itici ve yapmacık bir çocuk dili kullanılmış. Merak ettim acaba orijinali de mi böyle diye ve Flemenkçe bilmediğim için İngilizce çevirilerine baktım. İki çeviri birbiriyle son derece alakasız. Türkçe çevirisinde eksik ve sonradan eklenmiş yerler çok fazla. Mesela kitabın ilk cümlesi şu şekilde; "Söze seni aldığım andan itibaren başlayacağım, yani doğum günümde masamda gördüğüm andan itibaren. (Sen satın alınırken de oradaydım ama bu sayılmaz.)" Fakat bu kısım Can Yücel çevirisinde yok. Veya Can Yücel çevirisinde 5. sayfada olan "Günün birinde çok candan bir arkadaşım olursa -kız, oğlan, orasını bilmem- o zaman işte ona gösteririm." kısmındaki "oğlan, kız" İngilizce çevirisinde yok. Can Yücel'in kendine has bir çeviri tarzı var, biliyorum fakat en azından benim için kitabı okunamaz bir hale getirmiş maalesef. Buram buram çeviri kokan, yapmacık bir kitap elimde tuttuğum. Uzun zamandır okumak istediğim bir kitaptı fakat bu şekilde okuyamayacağım. Farklı bir çeviri aramaya başladım ya da alıp İngilizcesine devam edeceğim.
"Öldükten sonra da yaşamak istiyorum. Onun için Tanrı'ya bana bu vergiyi bağışladığı, kendimi geliştirmek, yazıyla kendimi, içimdekileri anlatmak kolaylığını verdiği için dualar ediyorum." diyen Anne'nin 2 sene boyunca duvarlar arasında geçen günlerini, özgürlüğünün yeniden geleceği günleri umutla bekleyişini kendi kalemiyle, kendi duygularıyla anlatan mükemmel bir kitap. Tıpkı umut ettiği gibi Anne öldükten sonra bu kitap sayesinde hala yaşıyor. Küçük yaşına rağmen başına gelenleri ifade edişi, olaylara yaklaşımı ve dört duvar arasında bile umutsuzluğa kapılmadan kendini geliştirme, yeni şeyler öğrenme çabası takdire değer. Dini, dili, ırkı ne olursa olsun herkesin yaşamaya hakkı var. Allah'ın evinde herkes misafir. Müsait durakta inene kadar herkes bu dünyadan geçen birer yolcu. Insanin yaşamına son verme kararı sadece Allah'a ait.
Bu zamana kadar Yahudi katliamı ile ilgili gerek gerçek ağızlardan gerekse de gerçeğe yakın kurgulayan yazarlardan çok eserler ortaya konmuştur. Okuduklarım içinde sanırım en çok etkileyen bu kitap oldu. Bu kitabı bu denli özel kılan; bir çocuğun, masum bir varlığın kaleminden, ruhundan, yüreğinden dökülüp gelmesiydi. Bizler soruyoruz kendimize; "Yeryüzündeki diğer canlılara, daha da önemlisi insanlara, hele hele de masum çocuklara kıymak nasıl bu kadar kolay olabilir?" diye. Cevap yok! Cevap hiçbir zaman olmayacak...
Herkes uyumadan önce her gece o gün başından geçen olayları bir sıradan geçirip hangilerinin yanlış olduğunu düşünseydi kim bilir dünya ne kadar daha güzel, daha yaşanası bir yer olurdu.
Anne Frank
Sayfa 264 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Barış içinde yaşamak dururken birbirinin gırtlağına sarılmak niye?
Anne Frank
Sayfa 232 - İş Bankası Can Yücel çevirisi
"Denemeye devam edeceğim. Taa ki herşey daha iyi olana kadar. Asla vazgeçmeyeceğim..."
Gökyüzüne gözlerini korkusuzca kaldırabildiğin, içinin temiz olduğuna inandığın sürece mutluluk yitirilmiş değildir.
Anne Frank
Sayfa 164 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Anne Frank'in Hatıra Defteri
Baskı tarihi:
2017
Sayfa sayısı:
284
ISBN:
9786052950289
Orijinal adı:
Anne Frank : The Diary of A Young Girl
Çeviri:
Can Yücel
Yayınevi:
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Bu hatıralarda, her an Naziler tarafından yakalanma tehlikesi altında yaşayan bir grup insanın çektiği çilelerin yanı sıra, genç kızlığına yeni adım atan Anne’ın çekingenliklerle, küçük kaçamaklarla tomurcuklanan sevdası da anlatılıyor. Şartların acımasızlığına karşın yaşama gücünü yitirmeyen Anne Frank’ın hikâyesi Can Yücel’in kendine has sesiyle aramıza karışıyor.

“Öldükten sonra da yaşamak istiyorum. Onun için Tanrı’ya bana bu vergiyi bağışladığı, kendimi geliştirmek, yazıyla kendimi, içimdekileri anlatmak kolaylığını verdiği için dualar ediyorum. Elime kalemi alınca hiçbir şey gözümde değil, üzüntülerim siliniyor, cesaretim artıyor.

Ama bakalım gerçekten değerli bir şeyler yazabilecek miyim? Umudum var. Niye mi? Yazarken düşüncelerimi, düşlerimi, yaşadığım, istediğim şeyleri gözümün önünde canlandırabiliyorum.”

Anne Frank 1929’da Yahudi bir ailenin ikinci çocuğu olarak, Frankfurt’ta doğdu. Aile, baba Otto Frank’ın işleri nedeniyle Amsterdam’a taşındı. Nazi işgali sırasında işyerlerinin yakınındaki bir binaya yerleşen Frank’lar burada iş arkadaşlarının yardımıyla iki yıl saklandı. Eskiden birlikte çalıştıkları bu kişiler onlara yalnızca yiyecek, giysi, kitap, vd. yardımı yapmakla kalmadılar, onların dünyaya açılan penceresi oldular. Ancak 1944’te baskına uğrayan binadakiler ve onlara yardım eden gruptan iki kişi farklı toplama kamplarına gönderildi.

Yakalananlar arasından yalnızca iki yardımcı ve Otto Frank hayatta kaldı. Yakalanmayan yardımcılar baskın sonrasında geride kalan yığından çıkarıp sakladıkları Anne’ın hatıra defterini babasına teslim ettiler.

Babası Anne’ın satırlarını okudukça bambaşka bir genç kızla tanıştı ve arkadaşlarının ısrarıyla bu defteri 1947’de kitap olarak yayımlattı. Anne Frank o günden bugüne hemen her dilde “yaşamaya övgü” niteliğindeki
hikâyesiyle insanlığa umut dağıtmayı sürdürüyor.

Kitabı okuyanlar 836 okur

  • Ceyda
  • David
  • Selen Mutlu
  • esra kazar
  • Sena Duman
  • Tuba Gümük
  • Çikolatali OKUYUCU
  • BilgeSevgi
  • Fatih
  • AYŞE EVREM KAVAKLI

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%5.4
14-17 Yaş
%7.3
18-24 Yaş
%22.4
25-34 Yaş
%29.2
35-44 Yaş
%27
45-54 Yaş
%6.8
55-64 Yaş
%0.8
65+ Yaş
%1.1

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%83.3
Erkek
%16.7

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%34.3 (99)
9
%23.2 (67)
8
%17 (49)
7
%11.8 (34)
6
%6.6 (19)
5
%3.8 (11)
4
%1.7 (5)
3
%0.7 (2)
2
%0.3 (1)
1
%0.7 (2)

Kitabın sıralamaları