Anne Frank'in Hatıra Defteri

8,4/10  (122 Oy) · 
410 okunma  · 
108 beğeni  · 
4.037 gösterim
Bu hatıralarda, her an Naziler tarafından yakalanma tehlikesi altında yaşayan bir grup insanın çektiği çilelerin yanı sıra, genç kızlığına yeni adım atan Anne’ın çekingenliklerle, küçük kaçamaklarla tomurcuklanan sevdası da anlatılıyor. Şartların acımasızlığına karşın yaşama gücünü yitirmeyen Anne Frank’ın hikâyesi Can Yücel’in kendine has sesiyle aramıza karışıyor.

“Öldükten sonra da yaşamak istiyorum. Onun için Tanrı’ya bana bu vergiyi bağışladığı, kendimi geliştirmek, yazıyla kendimi, içimdekileri anlatmak kolaylığını verdiği için dualar ediyorum. Elime kalemi alınca hiçbir şey gözümde değil, üzüntülerim siliniyor, cesaretim artıyor.

Ama bakalım gerçekten değerli bir şeyler yazabilecek miyim? Umudum var. Niye mi? Yazarken düşüncelerimi, düşlerimi, yaşadığım, istediğim şeyleri gözümün önünde canlandırabiliyorum.”

Anne Frank 1929’da Yahudi bir ailenin ikinci çocuğu olarak, Frankfurt’ta doğdu. Aile, baba Otto Frank’ın işleri nedeniyle Amsterdam’a taşındı. Nazi işgali sırasında işyerlerinin yakınındaki bir binaya yerleşen Frank’lar burada iş arkadaşlarının yardımıyla iki yıl saklandı. Eskiden birlikte çalıştıkları bu kişiler onlara yalnızca yiyecek, giysi, kitap, vd. yardımı yapmakla kalmadılar, onların dünyaya açılan penceresi oldular. Ancak 1944’te baskına uğrayan binadakiler ve onlara yardım eden gruptan iki kişi farklı toplama kamplarına gönderildi.

Yakalananlar arasından yalnızca iki yardımcı ve Otto Frank hayatta kaldı. Yakalanmayan yardımcılar baskın sonrasında geride kalan yığından çıkarıp sakladıkları Anne’ın hatıra defterini babasına teslim ettiler.

Babası Anne’ın satırlarını okudukça bambaşka bir genç kızla tanıştı ve arkadaşlarının ısrarıyla bu defteri 1947’de kitap olarak yayımlattı. Anne Frank o günden bugüne hemen her dilde “yaşamaya övgü” niteliğindeki
hikâyesiyle insanlığa umut dağıtmayı sürdürüyor.
  • Baskı Tarihi:
    2017
  • Sayfa Sayısı:
    284
  • ISBN:
    9786052950289
  • Orijinal Adı:
    Anne Frank : The Diary of A Young Girl
  • Çeviri:
    Can Yücel
  • Yayınevi:
    Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
  • Kitabın Türü:
Nurhan Işkın 
15 Ağu 2016 · Kitabı okudu · 4 günde · Beğendi · 10/10 puan

Anne Frank, sadece ailesinin mensup olduğu din yüzünden tanıklık ettiği savaşı kendi cümleleri ile günlük tarzında not alıp, bizlere ulaştırmayı başarmış... Oysa günlüğüne yazdıklarını kimsenin okumayacağından o kadar emindi ki...

On üç yaşındaki, Anne Frank, 1942 yılında çıkan savaşta ailesi ve dört farkli kişi ile birlikte kaldiğı Arka Ev diye isimlendirdiği bu küçücük alanda üç yıl geçirip; diğer herkesten daha güçlü bir psikolojiye sahip olduğunu bilmese de kendini yalnız, sevgisiz ve anlaşılmayan olarak özetleyerek, günlüğüne bakış açısını yalın bir şekilde yazmaya çalışmış. O çok iyi tanıdığını zannettiği ailesini aslında ne kadar az tanıdığını ve onlardan ne kadar uzak olduğunu defterine yazmakta sakınca görmemiş...

Her şeyleri kısıtlı ve tutsak hayatı yaşayan bu insanların direnme gücünün, korkularının, davranışlarının ne kadar kısa bir sürede bozulduğunu ve savaşın o kanlı, doymak bilmez ellerinin insan üzerindeki yıkıcı etkisine şahit olmak, okurken bile özgürlüğün kutsallığının her şeyden daha kıymetli olduğunu düşündürüyor...

Anne Frank on üç yaşında olmasına rağmen insanları gözlemlerken, kendi içindeki çelişkileri de keşfetmek için uğraşıyor...

Savaşın kanlı yüzünü bir çocuğun duygularıyla okumak inanın hiç kolay değildi...

Murat Sezgin 
 30 Haz 10:53 · Kitabı okudu · 6 günde · 7/10 puan

İlk 200 sayfayı hesaba katmayarak bunları söylüyorum. Eğer o sayfaları ele alıp yorum yaparsam iyi şeyler söyleyemem. Kitap 1942-1944 yılları arası Anne Frank’ın hatıralarından oluşuyor. Frank ailesi Nazi işgali sırasında evlerini bırakmak zorunda kalıp Gizli Bölme dedikleri bir yere sığınıyorlar. Ufacık bir yer. Üstelik yanlarında bir aile daha var. Anne’nin Gizli Bölme’deki ilk bir buçuk senesi gerçekten çok sıkıcı. Ama burada ele alınması gereken konunun Anne’nin savaşın gölgesinde yazma isteğini kaybetmemesi, bu umutla kaldığı daracık yerde büyük bir gayretle bir şey anlatmaya çalışması olduğunu düşünüyorum. Son 75 sayfayı Anne’nin yazdığına inanamazsınız. Gizli Bölmede yaşayan kişilerin zorluklar ve şartlar karşısında yaşadığı çözülmeleri çok iyi analiz ediyor. Kişiliğindeki olgunlaşmayı okuyucusuna hissettiriyor. Yani kitap okunabilir bir kitap. Ama benim önceliklerim arasına da girmedi. “Ölünce de yaşamak istiyorum” diyen Anne’nin içi şuan rahattır sanıyorum.

“Etrafımıza saçtığımız kelimeler oranında ölürüz” sözünün doğruluğuna artık inanmaya başladım. Daha fazla ölmek istemiyorum onun için bir süreliğine herhangi bir konuda ağzımı açmayı düşünmüyorum. Kitapla kalın…

Sevda ALTUNTAŞ 
01 Haz 21:58 · Kitabı okumadı · 7/10 puan

Kitap , Anne Frank'in babası Otto Frank'in kendisine 13.yaş günü hediyesi olarak aldığı hatıra defterine 12 Haziran 1942 ile 1 Ağustos 1944 yılları arasında 2 yıl boyunca Hollanda'nın Nazilerce işgali sırasında ailesiyle birlikte Nazilerden saklandıkları sırada başından geçenleri yazıp anlattığı günlüğüdür. Kitabın ilk baskısı 1947'de yapıldı.

Anne Frank , 1944 baharında sürgün sırasında Eğitim Bakanı Bolkenstein’ın Oranje radyosunda yaptığı konuşmayı duyana kadar yazıları sadece kendisi için yazmıştı. Bakan konuşmasında , Alman işgali altındaki Hollanda halkının acılarına tanıklık eden her şeyin kamuoyuna açık hale getirileceğini söylüyordu. Örnek olarak tutulan günlükleri de sayıyordu. Bu konuşmanın etkisinde kalan Anne Frank , savaştan sonra bir kitap yayımlamaya karar verdi. Günlüğü bu kitap için temel oluşturacaktı. Anne , günlüğünü yeniden yazmaya ve üzerinde çalışmaya başladı , daha iyi bir hale getirdi , ilginç bulmadığı bölümleri çıkardı ve hafızasında kalmış olanları ekledi...

Anne Frank , Bergen Belsen kampında 1945 yılının Mart ayında 15 yaşında öldü. Yahudi Soykırımından kurtulup aileden hayatta kalan tek kişi olan babası Otto Frank onun günlüğünü yayınlamaya karar verdi.

Anne Frank günlüğünde ''Arka Ev'' diye adlandırdığı , babası Otto Frank'in ofis binasının içindeki kütüphanenin arkasında bulunan gizli bölmedeki çatı katında 2 yıl boyunca saklanıp yaşadılar. Beraberlerinde yakın dost oldukları 4 kişi daha vardı.
Kitap , aslında Anne Frank'in saklandıkları süre boyunca, korkularını , umutlarını ve Arka Ev içindeki tartışmaları anlatıyor.
Detaylar o kadar fazla ki , kitap bu ayrıntılı detaylarla devam edip bitiyor...

20.yy'ın en kara ve en utanç soykırımlarından biri olan Holokost'un zor şartları altında saklanarak yaşamaya mahkum edilmiş insanların esaret içindeki yaşamlarına tanık olacağınız bir kitap.

silaes 
29 Haz 01:42 · Kitabı okudu · 6 günde · 5/10 puan

Kitabı epsilon'dan almadığıma pişman oldum. Çevirisi bana göre çok çok kötüydü ve aşırı Türkçeleştililmişti. Özellikle kullanılan deyimler...
Mesela; Elifi elifine bilmek
Hanyayı konyayı görmek
Hasetten çattadanak çatlamak
Halep ordaysa arşın burada gibi babannemin kullandığı deyimler Anne Frank'a uymadı...
Bu derece aşırı Türkcelestirmeler, kitabin fıtratına ters.
13 yaşındaki halimi düşündümde annem o zamanlar yazılılardan yükset not almam için barbie dergisi vaadederdi. O gunleri hatirladim ve o daracık sığınakta yaşanılanlara içim acidi.Kitabı en kısa zamanda epsilondan yeniden okuyacağım bu çeviriyi hiç sevmedim. Günlükler bu denli değiştirilmemeli parca parca anlamsızlık oluştursa da orjinale en yakın noktada bırakılmalı. Olmamış bu çeviri...

Şeyma GENÇ 
 28 Tem 23:33 · Kitabı okudu · 16 günde · 6/10 puan

Benim için çok anlamlı bir hediyeydi Anne. Çok özel bir zamanda gördüğüm ve çok özel birinden hediye aldığım bu kitapta 13 yaşındaki bir kıza kendisinden 75 sene sonra yaşayan 27 yaşındaki hemcinsi hayran kalabiliyormuş, bunu öğrendim.

İki sene boyunca bir saniye bile dışarı çıkmadan yaşanan esaret hayatı. Elbette ki gıda gibi temel ihtiyaçları onlara sağlayan yardımsever insanlar var. Savaş zamanı olduğundan bu temel ihtiyaçlar karaborsadan veya çok kısıtlı miktarlarda kuponlarla elde ediliyor. Temin edilen gıdanın durumu ise oldukça kötü. Zaten birçok besine savaş esnasında ulaşabilmek mümkün değil. Saklandıkları yer bir iş yerinin arka tarafı olduğundan mesai saatlerinde mümkün olduğunca ses çıkarmamaları gerekiyor. Camları açmak çok tehlikeli. Bu nedenle uzun bir süre yetersiz gün ışığı ve havasız ortama maruz kalıyorlar. Üstelik bu sıkıntılarla çok küçük bir ortamda sekiz kişi bir arada yaşayarak baş etmeye çalışıyorlar. Böyle bir ortamda yetişkin bir insanın bile psikolojisi pek sağlam kalamaz. Anne bu durumda elbette ki duygusal dalgalanmalar yaşıyor ancak öyle metanetli bir duruş sergiliyor ki hayran kalmamak elde değil. Yaşadığı her bunalımın ardından ümit etmeyi bir şekilde başarıyor. İç dünyasında yaşananlar ülkesinin içinde bulunduğu şartlardan farksız. Ama o bir gün dışarı çıkıp oksijeni ciğerlerine dolduracağı, güneşin ışıklarından gözlerinin kamaşacağı anı beklemekten asla vazgeçmiyor. Bu kadar zor şartlar altında iken, yetişkinlerin bile kaldıramayacağı psikolojik bir savaş verirken, Anne öğrenmekten asla geri durmuyor çünkü hayatta bir amacı var. Dışarıda bütün dünya birbirine giriyor olsa bile o mitoloji çalışıyor, tarih okuyor, koleksiyon yapıyor ve en önemlisi yazıyor. Aşağıda sizlere Anne'in çalışmalarını içeren bir kesit sunacağım kitaptan:

"Bu ara Göttingen Üniversitesi'nde bir profesörün İmparator Beşinci Charles üzerine yazdığı bir kitabı okuyorum. Adam kırk yıl çalışmış bu kitabı yazmak için. Beş gündür elli yaprak okuyabildim, daha fazla okunmuyor. Kitap 598 yaprak. Düşün, ne kadar sürecek bu kitabı bitirmek, ikinci cildi de var. İlgi çekici kitap ama.

Bir öğrenci bir gün içinde neler neler öğrenmiyor. Beni al mesela; Nelson'un son savaşı üstüne yazılmış bir yazıyı Hollandacadan İngilizceye çevirdim. Sonra da Büyük Petro'nun Norveç'e karşı giriştiği seferi inceledim. (1700-1721) 12. Charles, Xavaus Augustas, Stalislaws, Leczinsky, Mazeppa, Von Görz, Brandenburg, Pomerama, Danimarka, hepsi işin içine karışıyor, bir o kadar da tarih.

Bu yetmiyormuş gibi Brezilya'yı ele aldım, Bahia tütünü, kahve bolluğu, Rio de Janeiro, Pemembuco, Sao Paulo'nun bir buçuk milyonluk nüfusu, Amazon nehri üstüne bilgi edindim. Zenciler, Mullatolar, Mestizoların nasıl insanlar olduğunu , yüzde ellisinin okuma yazma bilmediğini, sıtmadan kırıldıklarını öğrendim. Daha vaktim kaldığı için de kaşla göz arasında bir ailenin şeceresini çıkardım: Jan the Elder, Willelm Lodewijk, Ernst Casimir, Hendrik Casimir, Margretta Fransiska'ya kadar çıkıyor.

Saat on iki. Tavan arasında çalışma programına biraz da kilise tarihi okuyarak devam ettim. Başım da şişti ama. Saat bir.

İkide zavallı çocuk yeniden masabaşına döndü. Bu sefer dar, geniş burunlu maymunları inceledi. Kitty, hemen söyle bakalım, su aygırının kaç ayak parmağı vardır? Ardından Tevrat, Nuh, Nuh'un gemisi. Daha sonra beşinci Charles. Peter ile de Thackeray'ın yazdığı The Colonel adlı kitabı okuduk."

Bunlar sadece çok küçük bir kısım. Bütün bu kaynakları Anne'e sağlayan yine yardımsever insanlar elbette. Okuyabildiği kitaplar çok kullanılmış ve yıpranmış olsa da okumak ve yazmaktan aldığı zevki hiçbir şeyden alamıyor bu tatlı kız.

Anne'in dik duruşu, olgunluğu, okuma aşkı bana ilham kaynağı oldu. Hele ki günümüzde 13 yaşındaki bir gencin dünya tarihini bırakın wattpad'ten öteye geçemediğini düşünürsek...

Bizimmahalleninkitapcisi 
 10 Mar 12:47 · Kitabı okudu · 3 günde · 9/10 puan

Şüphesiz ki, II.Dünya Savaşı denildiğinde akıllara ilk gelen şeyler arasında Adolf Hitler ve onun Yahudileri ne denli korkunç yöntemlerle katlettiği yer alır.
Anne Frank, Hitler gerçeği karşısında Holokost'un en büyük simgelerinden biridir. 13 yaşındaki bu Yahudi kız, tuttuğu günlüklerle savaşın korkunç ve ağır yükünü sırtlamış, iç dünyasındaki çöküşü gözler önününe sererek kendinden sonraki nesillere bir miras olarak bıraktığı günlükleriyle iki yıl boyunca saklandıkları Arka Ev'in kapılarını dünyaya aralamıştır.
Anne Frank kimdir? gelin biraz daha yakından bakalım.
Anne Frank 12 Haziran 1929 yılında Almanya'da dünyaya geldi ve 4 yaşına kadar Frankfurtta yaşadı. Daha sonra safkan Yahudi olmaları nedeniyle babası 1933 yılında Hollanda'ya giderek reçel imalatı yapan bir şirkete müdür oldu. Babasının Hollanda'ya gitmesinden sonra tüm aile bireyleri belli zaman aralıklarında Hollanda'ya giderek oraya yerleştiler. Fakat 1940'da Hitler'in artan baskısı Hollanda da Yahudilere rahat vermemekte ve çeşitli baskılar uygulamaktaydı. 1940'ı takip eden yıllar da oldukça zor geçmekteydi. Yahudiler her alanda çeşitli baskılar ve kısıtlamalara maruz kalıyorlardı. 1942 yılına gelindiğinde işler tamamen sarpa sarmaya başladı. Anne Frank'ın ablası Margot'a SS'lerden gelen bir celp tüm ailenin endişeyle beklediği ve aslında uzunca bir süredir karşılaşılacak olası duruma karşı yaptıkları hazırlıkların aniden hızlanmasına neden oldu. Celbe göre Margot'un teslim olması isteniyordu. Tüm aile kaçış planını hızlı bir şekilde devreye koyarak Otto Frank'ın özel ofis binasının arka tarafında bulunan gizli eve yerleştiler. Anne Frank, günlüğünde bu evi Arka Ev olarak adlandırmıştır. Başta Frank ailesi olmak üzere tam sekiz kişi iki yıl boyunca Arka Ev'de hapis hayatı yaşamış ve dış dünyayla bağlantıları sayılı kişilerce sağlanmıştır. İki yılın sonunda sekiz kişi 4 Ağustos 1944 sabahı saklandıkları yerden Yeşil polisler tarafından alınarak çeşitli toplama kamplarına götürülmüşlerdir. Anne Frank 1945 yılında Bergen- Belsen Kampı'ında daha 15 yaşındayken tifüsten ölmüştür. Arka Ev'in sekiz kişilik üyesinden sadece Anne Frank'ın babası Otto Frank hayatta kalmış ve kızının hatıra defterinin basılması için var gücüyle çabalamıştır.

Anne Frank'ın Hatıra Defteri'ne geri dönecek olursak, bu hatıra defteri Anne'ye on üçüncü yaş gününde hediye olarak gelmiş ve Anne bu defteri bir günlük olarak kullanmaya başlayarak ona Kitty ismini vermiştir. Anne 1944 baharında sürgündeki Hollanda hükümeti Kültür ve Bilim Bakanı Bolkstein'ın radyodaki konuşmasını duyana kadar bu günlüğü sadece kendisi için yazıyordu. Ancak Bolkstein radyo konuşmasında, gelecek kuşakların savaşta ne gibi dehşetler yaşandığını tam anlamıyla anlaması için,Hollanda halkının Almanlardan gördüğü zulme şahitlik eden tüm belgelerin toplanıp yayımlanması gerektiğini söylüyor;Örnek olarak da günlükleri veriyordu. Anne Frank bundan çok etkilenerek savaştan sonra bir kitap çıkarmaya karar verdi. Günlükleri bu kitap için bir temel olacaktı. Anne Frank'ın 12 Haziran 1942 ile 1 Ağustos 1944 arasında tuttuğu bu günlüklerde, Anne'nin normal giden hayatının bir anda nasıl tepe taklak olduğunu, kaçak yaşadığı yılları, fakat en önemlisi de hayat dolu, neşeli bir kızın gün geçtikçe savaşın ağır yükü altında iç dünyasının nasıl çöktüğüne çarpıcı bir biçimde tanık oluyoruz.

Her bir satırında Anne Frank'ın yaşadıklarına ortak olacağınız bu etkileyici kitaba mutlaka şans vermenizi tavsiye ediyorum. Kitabınız bol, keyfiniz daim olsun:)

Nurcan 
17 May 2015 · Kitabı okudu · 7/10 puan

Kitabın bayagi etkisi altında kaldım .Anne Frank, ailesi ve diger Yahudilerin yaşadıkları gerçekten çok acı. Kitabın edebi dili hakkında çok bir beklentiniz olmasın. Sonuçta 13 yaşında bir kızın günlüğünü okuyacaksiniz.

Enes ESEN 
20 May 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Sadece insan oldukları için iyi davranın yeter. Dini dili ırkı boş ver, onlar sadece insan ve sadece ÇOCUK'lar. Sanki size bir garezlerimi vardı bu insanların ha sorararım onların tek bir amacı vardı o da yaşamak, mutlu yaşamak. Onların sadece mutluluklarını değil yaşamlarını, hayatlarını, canlarını aldın. İşte bu kitapta küçük bir kızın ağzından büyük birinin kelimeleri dökülür kağıtlara ve anlatır tüm oluverenleri en açık, en saf haliyle. Acı, acı ve acı her şey bundan ibaret.Bu küçük kız sadece çocukluğunu yaşamak istemişti o kadar.

HÜLYA BİLGİN 
28 Haz 18:46 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Bu küçük kızın yerinde ben olsam ne yapardım ile yatıp kalktım kitap boyunca.Nasıl bir tarih yazmış bu küçük yürek? Sıkışmış bir dünyada nasıl var olmuş? Bu çocuk gerçek mi sahiden? Dünyadan bir kez daha nefret ettim.

smyrkl 
28 Kas 2015 · Kitabı okudu · 9/10 puan

Bir grup insanın savaştan, ölümden, kötülükten kaçışı. Yaşanmış ve dünyada olan şeyler... Ve bunlara bir çocuğun gözünden bakmak... Anlamak için okumalı, anlamak için okuyup düşünmeli...

4 /

Kitaptan 159 Alıntı

Murat Sezgin 
29 Haz 20:06 · Kitabı okudu · İnceledi · 7/10 puan

Herkes uyumadan önce her gece o gün başından geçen olayları bir sıradan geçirip hangilerinin yanlış olduğunu düşünseydi kim bilir dünya ne kadar daha güzel, daha yaşanası bir yer olurdu.

Anne Frank'in Hatıra Defteri, Anne Frank (Sayfa 264 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları)Anne Frank'in Hatıra Defteri, Anne Frank (Sayfa 264 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları)
silaes 
28 Haz 22:23 · Kitabı okudu · İnceledi · 5/10 puan

Barış içinde yaşamak dururken birbirinin gırtlağına sarılmak niye?

Anne Frank'in Hatıra Defteri, Anne Frank (Sayfa 232 - İş Bankası Can Yücel çevirisi)Anne Frank'in Hatıra Defteri, Anne Frank (Sayfa 232 - İş Bankası Can Yücel çevirisi)
Aysel 
22 Şub 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

"Denemeye devam edeceğim. Taa ki herşey daha iyi olana kadar. Asla vazgeçmeyeceğim..."

Anne Frank'in Hatıra Defteri, Anne FrankAnne Frank'in Hatıra Defteri, Anne Frank
Nurhan Işkın 
15 Ağu 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

"Kendinden emin ve huzurlu olmak insanı güçlü kılar!"

Anne Frank'in Hatıra Defteri, Anne Frank (Sayfa 322)Anne Frank'in Hatıra Defteri, Anne Frank (Sayfa 322)
Murat Sezgin 
28 Haz 23:07 · Kitabı okudu · İnceledi · 7/10 puan

Gökyüzüne gözlerini korkusuzca kaldırabildiğin, içinin temiz olduğuna inandığın sürece mutluluk yitirilmiş değildir.

Anne Frank'in Hatıra Defteri, Anne Frank (Sayfa 164 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları)Anne Frank'in Hatıra Defteri, Anne Frank (Sayfa 164 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları)
Nurhan Işkın 
15 Ağu 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

"Sorunlarıyla dibe vurmuş olan gençler, yaşlılardan daha yalnızdır."

Anne Frank'in Hatıra Defteri, Anne Frank (Sayfa 328)Anne Frank'in Hatıra Defteri, Anne Frank (Sayfa 328)

Kitapla ilgili 1 Haber

Farkında Mısınız? Sabahattin Ali 1948'de Öldü
Farkında Mısınız? Sabahattin Ali 1948'de Öldü Son yıllarda Muhteşem Gatsby, Dublinliler ya da Satranç'ın farklı yayınevleri tarafından basılan çevirilerini gördük. 2015 yılında ondan fazla yayınevi Gulyabani bastı, sayısız Küçük Prens baskısı gördük. 2016'da muhtemelen çok sayıda yayınevi Aşk-ı Memnu basacak. Ama asıl fırtına için biraz daha beklememiz gerekecek. 70 yıllık telif süresi Sabahattin Ali'nin eserleri için 2018 sonunda, George Orwell'ın eserleri için 2020 sonunda dolacak.