Anneanne, Ben Aslında Diyarbakır'da Değildim

·
Okunma
·
Beğeni
·
1227
Gösterim
Adı:
Anneanne, Ben Aslında Diyarbakır'da Değildim
Baskı tarihi:
2015
Sayfa sayısı:
214
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786050924442
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Doğan Kitap
Gazeteci Tuğçe Tatari'nin macerası, o dönem çalıştığı Akşam gazetesine yazdığı bir yazıyla başladı. O yazıda PKK gerillalarıyla kucaklaşan BDP'li milletvekillerini eleştiriyordu. Siyaset de böyle yapılmazdı ki?..

Ancak büyük laflar her zaman yerini bulmuyordu işte ya da yazı her ne kadar övgü alsa da yazarının kafasında soru işaretleri bırakabiliyordu. Ve bir kere sormaya başladıktan sonra da ne pahasına olursa olsun cevabın peşinden gitmek gerekiyordu.

Önce KCK Basın Davalarını izledi Tuğçe Tatari. 2013 Nevrozunda Diyarbakır'daydı. Ama Türkiye'nin yıllardır içinden çıkamadığı Kürt sorununu anlamak için bu kadarı yetmezdi. Yeni istikametini belirledi: Kandil. Çıktığı yol üzerindeki duraklara da uğradı; Ezidilerin kutsal mekânı Laleş'e ve çölden bir yerleşim birimine dönen Mahmur Kampı'na... Ardından Avrupa'daki Kürt gazetecilerle görüştü. Cezaevlerinde bulunanların sesine de kulak vermek gerekiyordu ki orada da yolu bir gerilla yazarla kesişti. Ve bu yolculuk çıkış noktasıyla sonlandı: Kürt milletvekilleriyle...

Tuğçe Tatari Kandil'e ilk gittiğinde kimseye haber vermemişti. Kandil insanlar için o kadar korkutucu, o kadar uzaktı ki, kimseyi endişelendirmemek adına yakınlarına Diyarbakır'da olduğunu söylemişti... Ve anneannesi Diyarbakır'ı sorduğunda verdiği cevap her şeyi özetliyordu: "Anneanne, ben aslında Diyarbakır'da değildim..."

Tuğçe Tatari'nin, "Kürt sorunu" konusunda düşünsel anlamda kişisel olarak katettiği yolu, izlenimlerini ve yaptığı röportajları bir araya getirdiği bu kitap, bir övgü de değil, yergi de... Sadece barış rüzgârlarının daha gür estiği şu günlerde meseleyi anlama ve anlatma çabasına bir katkı...
(Tanıtım Bülteninden)
Kitaba henüz inceleme eklenmedi.
“Ruhunuz gerçeğe tutkunsa, bilgiyi elde etmek için yara bere almayı da önemsemiyorsanız, canınız illa ki yanardı, ama o dönüşümü başka türlü yaşayamazdınız!...”
Türk şehitlikleri geliyor aklıma, ağlayan analar... "onunki de ana bununki de ana" diyorum kendi kendime. Ölen evlatlar olunca anlayan da hep analar oluyor. Ne ideolojiler kalıyor geriye, ne devletler, ne de inanç...
Terör örgütü diye öğrenmiştim işte. Terör örgütü ve teröristler.
.....
Ama çocukluğumda hiç Kürt arkadaşım da olmamıştı. Mesela ilkokulu düşünüyorum; gerçekten bir Kürt arkadaşım yoktu, varsa da Kurt olduğunu saklamıştı.
Bizler ise izliyoruz, kimimiz ses çıkarıyor, kimimiz sessiz ama tek yaptığımız şey izlemek. Inançlar, renkler, soylar, ırklar, aidiyetler için gırtlak kesiliyor, tecavüz ediliyor, bebekler boğazlaniyor ve bizler izliyoruz.
Tarih de bizi yazıyor.
Izlediler diye!
Oturdular ve sessizce izlediler...
"Çocuklar Mahmur'da ne oynar?"
"Çocukken arkadaşlarım akrepler yüzünden öldü. Bizim hiç oyuncagimiz olmadı, yılanlar akreplerdi bizim oyuncaklarımız. O yüzden onlardan korkmadık hiç. Arkadaşlarım akrepler yüzünden öldüğünde çok canımın yandığını hatırlıyorum. Ama sonra biz yine akreplere oynamaya devam ediyorduk, çünkü dedim ya onlar bizim tek oyuncağımızdı."
Anlamayan, gerçeklerin gizlendiği veya çarpıtılarak öğretildiği tüm insanlara anlatmak isterim. En çok da bizimle savaşmak durumunda birakilanlara anlatmak isterim. Onlar magdurdur çünkü. Bizi öldürmeye gönderiliyorlar, ama bizim ne için mücadele ettiğimizi bilmiyorlar. Biz sadece ölmemek için öldürüyoruz.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Anneanne, Ben Aslında Diyarbakır'da Değildim
Baskı tarihi:
2015
Sayfa sayısı:
214
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786050924442
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Doğan Kitap
Gazeteci Tuğçe Tatari'nin macerası, o dönem çalıştığı Akşam gazetesine yazdığı bir yazıyla başladı. O yazıda PKK gerillalarıyla kucaklaşan BDP'li milletvekillerini eleştiriyordu. Siyaset de böyle yapılmazdı ki?..

Ancak büyük laflar her zaman yerini bulmuyordu işte ya da yazı her ne kadar övgü alsa da yazarının kafasında soru işaretleri bırakabiliyordu. Ve bir kere sormaya başladıktan sonra da ne pahasına olursa olsun cevabın peşinden gitmek gerekiyordu.

Önce KCK Basın Davalarını izledi Tuğçe Tatari. 2013 Nevrozunda Diyarbakır'daydı. Ama Türkiye'nin yıllardır içinden çıkamadığı Kürt sorununu anlamak için bu kadarı yetmezdi. Yeni istikametini belirledi: Kandil. Çıktığı yol üzerindeki duraklara da uğradı; Ezidilerin kutsal mekânı Laleş'e ve çölden bir yerleşim birimine dönen Mahmur Kampı'na... Ardından Avrupa'daki Kürt gazetecilerle görüştü. Cezaevlerinde bulunanların sesine de kulak vermek gerekiyordu ki orada da yolu bir gerilla yazarla kesişti. Ve bu yolculuk çıkış noktasıyla sonlandı: Kürt milletvekilleriyle...

Tuğçe Tatari Kandil'e ilk gittiğinde kimseye haber vermemişti. Kandil insanlar için o kadar korkutucu, o kadar uzaktı ki, kimseyi endişelendirmemek adına yakınlarına Diyarbakır'da olduğunu söylemişti... Ve anneannesi Diyarbakır'ı sorduğunda verdiği cevap her şeyi özetliyordu: "Anneanne, ben aslında Diyarbakır'da değildim..."

Tuğçe Tatari'nin, "Kürt sorunu" konusunda düşünsel anlamda kişisel olarak katettiği yolu, izlenimlerini ve yaptığı röportajları bir araya getirdiği bu kitap, bir övgü de değil, yergi de... Sadece barış rüzgârlarının daha gür estiği şu günlerde meseleyi anlama ve anlatma çabasına bir katkı...
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 27 okur

  • Esra Özen
  • Canan Genç
  • Dicle Dilda
  • Yağmur
  • Baran AKINCA
  • s
  • Merdümgiriz
  • Gülşah Akyol
  • Ayşenur Karademir
  • Hayri Zafer

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%28.6 (2)
9
%0
8
%42.9 (3)
7
%28.6 (2)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0