Anneme Mektuplar

Cengiz Dağcı

Anneme Mektuplar Gönderileri

Anneme Mektuplar kitaplarını, Anneme Mektuplar sözleri ve alıntılarını, Anneme Mektuplar yazarlarını, Anneme Mektuplar yorumları ve incelemelerini 1000Kitap'ta bulabilirsiniz.
Hey, kadın gücü! Adına kadın denen yaratık o denli tılsımlı güçlere sahip ki!
Sessizlik. Açılmıyor kapım. Hayatta olduğu gibi, ölümde de, yanıma sokulacak hiç kimse yok. Üzülmüyorum buna. Son zamanlara dek ölüm korkunç bir şeydi benim için. Öyle değil gayrı. Başka görüyorum ölümü. Geçen her günle biraz daha yakından tanıyorum ölümü; tanıdıkça da alışıyorum ölüme. Kara değil, boz değil, çirkin değil; korkunç da değil ölüm. Korkunç olamaz benim için ölüm. Çünkü ben korkunç bir dünyada yaşadım. Belsen, Ausschwitz, Babiyar, tutsak kampları, sürgün trenleri, Gulag kampları... Acımasız bir dünyada ve insanlıklarını unutmuş insanlar arasında yaşaya yaşaya kendi İnsanî özelliğimi de yitirdim. Belki daha fazla: Kızıltaş insanlarının yokedilişlerine suskun bir seyirci olarak kalmakla, bir insan olarak, kendimi de yok ettim. Şimdi odamda olağanüstü bu sessizlik benim en yakınım. Yok yok, karamsarlık değil bu. Hayattan bıkkınlığıma, yaşamak için savaşmak istemeyişime, bir an önce dünyamızdan el etek çekmenin özlemini duyduğuma şaşma. Şaşmana hakkın yok bile! Ben senin yarattığın bir toplumun ürünüyüm; senin toplumunu temsil ediyorum...
Reklam
Kapımın çalınmasını beklerdim her gün. Beklerken, dünyada, gerçek dünyada, yaşayan bir insan olduğuma inanırdım. Çünkü yaşamak demek (hiç değilse benim için) beklemek demektir bir bakıma.
Kendime acımayla geçiyor günler. Hele gün bitince. Odama karanlık çökünce daha bir daralıyor dünyam. Bazan ağlıyorum. Oysa biliyorum, dünyam hayalîydi. Hayâlimde kurduğum bir dünya içinde yaşadım. Ben çökünce dünyam da çökecekti elbet. Gene de seviyordum dünyamı. Umut ve özlemler üstüne kurmuştum.
Herşey uzaklaşıyor benden, Anne. Yaşadıklarımın gerçekliğine bile İnanmak zor. Bazan kendimi, şimdi içersinde oturduğum evle Kızıltaş arasında bir yerde kaybettiğimi düşünüyorum, içimde kendimi arayıp bulmak özlemi uyandığı anlarda geçtiğim yolların salt uzaklığı korkutuyor beni. Hatırlıyorum: Yitirdiğin Kızıltaş’la hayat senin için de yitirmişti önemini. Fakat sen gene de benden mutluydun o günlerde. Dua ediyordun. Allah’a sesleniyordun. Ölümden sonra seni ikinci bir hayatın beklediğine inanıyordun. Bende öyle bir inanç yok, Anne. Bedenimden önce ölüyor ruhum. Ben yaşamıyorum; kolum kanadım kırık, hayatın kıyısında oturarak, bütün güzelliğiyle çiçek açmış badem ağacına bakan kör bir insan gibi, bakıyorum hayata, ve başka bir dünyada seni, İye’yi, Kızıltaş’ı arayıp bulacağıma inanmıyorum...
Kentler büyüdü, dünya küçüldü. Uzay gemileri gidiyor aya, yıldızlara; kavuşmadı gene dünyamız huzura. Senin, tüfek dipçikleri altında, sürgün trenlerine götürüldüğün günden bu yana nice kanlı savaşlara tanık olduk. Günümüzün kavgaları hâlâ haşin ve acımasız. Fakat hiçbir tragedia insanın kendi yurdunda yaşamak hakkından yoksun edilmesi tragediası kadar korkunç ve acımasız olamaz.
Reklam
Mezarına diktiğim gelincik açtı açacak Açınca senin ruhunu mutlandıracak...
Kaçınılmaz bir gerçek: seviyor ölümü hayat. Yalnızları, bırakılmışları, öksüzleri, delileri seviyor hayat; hapishaneleri, hastahaneleri, sürgün trenlerini, kapıları kilitli camileri seviyor; ölenleri, öldürenleri, işkenceyi seviyor hayat; intiharları, düğünleri, ayrılıkları seviyor; tankları, tüfekleri, uçakları, kızıl bayrakları seviyor. Beni de seviyor hayat.
Hey, Allah! Hakkımızdan fazlasını mı istedik? Bize dokunmayın, biz bu topraklar üstünde yaşamaktan başka bir şey istemeyiz diyemez olduk artık.
Bugünlerde, buralara dek ulaşan haberlere göre, kırk yıldan beri Kırımlılar sürgün yerlerinde hâlâ gün günü, Alim gider pazara Uğramasın nazara, Alim öldü diyenler Kendisi girsin mezara türküsünü söylüyorlarmış. Ölürken bile ölümü reddetmek, hiçliği inkâr etmek bize özgü bir kabiliyet galiba.
Reklam
uzaklarda başka ülkeler, başka denizler, başka topraklar, belki başka dünyalar da vardı; ama ben kendi dünyamdaydım henüz. Benim dünyam küçük ve dardı
«Özlediğimiz güzel şeyleri düşlerimizde görüyoruz sadece.»
Vay yalan dünya vayy
Hayat basitti. İnsanlar doğarlardı, büyürlerdi, toprakta çalışırlardı, güler veya ağlarlardı; sonunda ölürlerdi.
«...köprü üstünde bekleyeceğim.» «Gelmezsem...» «Kentin sokaklarında tek başıma dolaşmayacağım.» «Geceler içinde uyanıp...» «Ağlamayacağım.» «Başka?» «Hiç üzülmeyeceğim. Sabredeceğim. Bekleyeceğim. Meyhanelere gidip içki içmeyeceğim.»
İç içe geçmiş acılar, üzüntüler ve incitilmiş sevgilerle doluydu yüreğim.
612 öğeden 1 ile 15 arasındakiler gösteriliyor.