Aptallaştıran Eğitim (Okula Düşman Bir Kitap!)

·
Okunma
·
Beğeni
·
2.123
Gösterim
Adı:
Aptallaştıran Eğitim
Alt başlık:
Okula Düşman Bir Kitap!
Baskı tarihi:
Aralık 2018
Sayfa sayısı:
136
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786056612763
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Pedagoji Yayınları
Baskılar:
Aptallaştıran Eğitim
Aptallaştıran Eğitim
Okula düşman bir kitap bu. Okulla ilgili bütün ezberlerinizi bozacak bir kitap… ABD’de otuz yıldan uzun bir süre öğretmenlik yapmış John Taylor Gatto, bu kitapla kendini affettirmeye çalışıyor. İçinde ABD’nin eğitim kurumlarına, tarihine, ABD’deki din algısına ilişkin birbirinden ilginç örnekler yer alsa da Aptallaştıran Eğitim, ABD’yi tanımaya yönelik bir metnin çok ötesinde anlamlara sahip.

Kitabın en büyük iddiası, okulların kusursuz çalışan bir mekanizması olduğu. Evet, yanlış duymadınız. Gatto okulların, görevlerini yerine eksiksiz getirdiğini söylüyor. Yazara göre okullar, bireylerin özgürlük yolunda adım atmalarını engelleme, bireyselliklerini boğma ve sisteme itaat etmeleri konusunda onları ikna etme görevini başarıyla yerine getiriyor. Okullarda reform adı altında yapılanlarsa sistemin güncellenmesinden ibaret.

Devasa bir ekonomik yapı olan eğitim sistemi reforma tabi tutulamaz! Gatto, sistemin değişeceği güne kadar bireysel de olsa bir kurtuluş reçetesi öneriyor: Çocuklarınızı okuldan uzak tutun!
136 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10 puan
Lise üçteyim. günün son dersi; felsefe dersi zillin çalmasına dakikalar kala klasik olarak kapının önüne toplaşmışız, zil çalar çalmaz kaçıp özgürlüğümüze kavuşacağız. Bu bekleyiş sırasında bir kahkaha sesi. Sesin sahibi hocamız ;bizim halimize gülüyormuş “ burası sizin hapishaneniz bende sizin gardiyanınızım okul numaralarınız da barkodlarınız” deyip gülmeye devam etti. Gerçi ben o zaman çok düşünmemiştim bu cümle üzerine. Hocamız zaten algıları yıkan biri olduğu için alışkındık bu tarz söylemlerine ; ilk dersimizde “ siz müslüman değilsiniz” deyip çıkıp gitmişti. Bir sonraki dersinde herhangi bir esnafın günlük olarak karşılaşabileceği bir durumla ilgili problem sorusu sormuştu. Okulun en iyi sayısal sınıfıyız güya; bir kişi doğru cevabı veremedi “siz üniversite sınavına mı girecektiniz”diyerek yine gülüp çıktı. Bir dahaki ders “gidin en iyi üniversite de okuyun ama çalışmayın “ diye de bir güzel nasihat etti sevgili kız öğrencilerine. İlerleyen derslerde de bir kez olsun kitap açtırmadı. Her ders farklı bir algının üstünden buldozer gibi geçti gitti. Ders boyu bize sorular soruyordu. Neden nasıl tarzında sorulardı bunlar. Her ders bitiminden sonra düşünmekten yorulurduk. O zamanlar onu manyaklıkla adlandırıp müfredatı anlatmadığı için ne çok kızmıştık. Yok işte üniversite sınavına girecekmişiz de yok önemli olan buymuşta. Kafalarımız o kadar çok diploma odaklı olmuştuk ki..Hırstan en yakınım dediğimiz insanın denemelerde yüksek almasını kıskanıyorduk. Yarış atına dönüştürülerek ruhumuzu kaybetmiştik artık.O kafayla o hocanın amacını nasıl anlayabilirdik? Felsefe yapıp, o beceriyi kazanıp hayata sorgulayabilme becerisi ile bakmakla, felsefe tarihini sular seller gibi bilmek arasında dağlar kadar fark var. Bil ,bütün felsefe kitaplarını oku . Gündelik hayatta Karşılaştığın durumları kendi süzgecinden geçirermedikten sonra, kendine ait bir süzgecin olmadıktan sonra ne anlamı vardı ki felsefe dersi almış olmanın . Ama tabi yok o bize lazımdı . Neden lazımdı ?diploma ortalamasını yükseltmek için. Çünkü o daha önemliydi (!)Ben şahsen o hocamın söylediği şeyleri yeni yeni anlamlandırabiliyorum. Ve söylediği birçok şeyde halen zihnimde canlıdır. Şimdi de diyorum ki iyi ki müfredatı anlatmamış iyi ki kendi yöntemlerini kullanmış. Aksi takdirde felsefenin f’ si ni bile bilemezdim bugün.
Peki neden anlattım bunları sadece bir örnek olarak ele aldım. Bu örnekler çoğaltılabilir. Yıllarca İngilizce dersi alıp ingilizce bile kendini ifade edememek mi dersiniz. 4 yıl edebiyat dersinden sonra adam akıllı türkçe konuşamamak mı dersiniz. Artık nerden tutsanız elimizde kalacağı açık ve net olan bu eğitim sistemini barındıran kurum: OKUL ; sizce de bizi oyalamıyor mu? Köreltmiyor mu? Aptallaştırıp bir koyun haline gelmemize zemin hazırlamıyor mu? Peki bu sistemi kurup yönetenler farkında değil mi ? Bu sorunun cevabını vereyim ; gayette iyi farkındalar ama bu onlarında işlerine geliyor. Zaten kitapta bu konular uzun uzun irdelenmiş.
Eee tabi işin piyasa durumu da var. Bakın işte işin içine para girince bu sistem birilerinin gözüne daha cazip geliyor.
Peki okul yoksa ne olacak eğitim olmayacak mı ? Tabii ki de olacak ama gerçek eğitim! Yazarımız bu konuda önerilerde de bulunuyor.
Kesinlikle şiddetle tavsiye ediyorum
Hayırlı okumalar dilerim.
152 syf.
Kitabın ilk yayınlanma tarihi 1991 ancak dilimize kazandırılma tarihi 2018. Okumaya başlayacaklar bunu unutmasınlar çünkü yazarın şikayet ettiği televizyon artık yerini bambaşka bir şeye bıraktı, internete.

Orijinal adı "Dumbing Us Down" olan kitap dilimize "Aptallaştıran Eğitim" olarak çevrilmiş. Yazarın savunduğu görüş; okulların eğitim kelimesinin hakkını veremediği, makineleşmiş bir toplum yetiştirmek üzere kullanıldığı yani tek tip bireyler ürettiği, bireysel gelişime(mahremiyet, çeşitlilik, bireysellik gibi kavramlara) izin vermediği, toplumun bir çok sorununun altında da aslında planlanmış bir düzenin yattığı fikridir. Yani bu sorunlar bilinçli olarak çözülmemektedir, bunun bir çok sebebi olduğu gibi en büyük sebep yine güç ve maddi çıkarlardır. Yani birileri bu durumdan çıkar ve kazanç sağlamakta diyor yazarımız.

Bu noktada da aklımızda bulundurmamız gereken bir konu var. Yazar Amerikan eğitim sistemini eleştiriyor, yani onların 90'lı yılllardaki eğitim sistemlerine yönelik bütün bu eleştiriler. Bu yüzden "Evveeeet, aynısı kaynımda da var!" demeden önce dönem şartlarındaki durumu oturup biraz düşünmek gerekiyor.

Eleştirilen konularda ortak noktalar da yok değil tabii, mesela okul zili. Çocuklarda görülen dikkat eksikliğinin en büyük sebeplerinden birisi olarak; okullarda matematik dersi görürken bir zilin çalması ile anında kesilen eğitim faaliyetinin(işin yarıda bırakılması) ardından başka bir zille başlayan tarih dersi gibi bambaşka bir dünyaya adım atılmaya çalışılması gösterilmiş. Hiçbir konuya yeteri kadar ilgi beslenmediği ve bu yüzden öğrenciler açısından yeteri kadar yararlı olamayacağını savunuyor yazar.

Eleştiri, eleştiri ve daha çok eleştiri, peki çözüm ne? Çözüm sunmadan sadece eleştiri yapmak çok sağlıklı bir yaklaşım olmasa gerek. Yazarın çözümü "ailede eğitim" veya "ev okulu eğitimi" olarak adlandırdığı sistem. Çünkü yazarın bir başka eleştiri konusu da çocukların okul adı altında ailelerinden uzak kalmaları sebebiyle yeterince sevgi görememeleri, bunun sonuçları olarak da gençlerdeki kısa süren evlilik ve sorunlu boşanmalar gibi toplumun yapısını oluşturan aile kavramının giderek zayıflaması. Ülkemizde de bu fikri hemen kabul edecek bir çok ebeveyn olabilir, aman hemen kendinizi belli etmeyin çünkü tam burada yazardan size de bir eleştiri geliyor.

"Aile programı oluşturmak konusunda tıpkı benim gibi sizlerin de bir sürü fikri olduğunu tahmin ediyorum. Aksi yöndeki söylemlere rağmen okul eğitiminde reformu gerçekleştirebilecek, köklü düşüncelerin harekete geçmesindeki en büyük sorunumuz, çocukların tüm zamanını yönetmede büyük çıkarlarımızın olması ve şu andaki haliyle okul eğitiminden fayda sağlamamızdır."(sayfa 64)

Yani bir düşünün çocuğunuz okula gitmeseydi ve evde kalsaydı nasıl bir tablo oluşurdu? Günümüzde bir çok anne ve baba anaokulu ve okul öncesi eğitimden mutlu çünkü bu sayede onları başkalarına emanet edip, kendileri de uzun sürecek mesailerinin yolunu tutmaktalar. İşte tam da bu noktada bir çok öğretmenden duyduğumuz o ortak şikayet baş göstermekte "kendileri katlanamadıkları çocuklarını bize musallat edip bir de eğitemiyoruz diye şikayet eden veliler var!" Burada kim haklı kim haksız bir kenara bırakırsak eğer, yazarın o dönem için televizyonu örnek göstermesi benimse günümüz için interneti örnek göstermem yeterli olacaktır. Aileler, youtube açtıkları telefonlarını çocuklarının ellerine tutuşturuyorlar ve ta daa! o da nesi, gayet uslu bir çocuk, kim diyor yaramaz diye?

John Taylor Gatto ailede eğitim derken aslında çocuğun kendine ayıracağı sürenin artmasından da bahsetmekte. Yani okul saatlerinin artırılmasına veya okul sayısının artırılmasına kesinlikle karşı çıkıyor. Kitap yazarın önceden yayınlanmış konuşmalarından bir derleme aslında, tam hatırlayamadım ancak ilk kitabı olması da muhtemel. Bu yüzden çözüm kısmında ortaya bir fikir koysa da sanki o zamanlar kendisi de tam olarak ne yapılması gerektiğine karar verememiş gibi, en azından ben böyle hissettim. Kitabın kısa olmasının da büyük bir etkisi var. Birazcık da kendisini pohpohlamış sanki, bana şu ödül verildi bu ödül verildi, yılın öğretmeni seçilme konuşmam, gibi açıklamalardan anladığım kadarıyla "sen kim oluyorsun da konuşuyorsun lan değişik" gibi eleştirilere maruz kalmak istememiş gibi, bu görüşüm o dönem için doğru olabilir.

Yazar aynı zamanda öğretmen, bu yüzden eleştirilerinin çoğunda haklılık payının yüksek olduğunu düşünüyorum ancak yorumlarından kendi çocukluğuna bir özlem duyduğu da söylenebilir. Bu durumu bazı öğretmenlerimizin köy enstitülerine duyduğu özleme benzettim doğrusu. Şimdi işliyor olsaydı aynı gelişimi sağlar mıydı bilmiyorum ancak, ilk aklıma gelen şey bu oldu.

Kısacık bir kitap için baya uzun bir inceleme oldu biliyorum ancak ülkemizdeki kritik sorunlardan birisinin eğitim olduğunu düşünürsek, üzerinde uzun uzun konuşmamız gerektiğini düşünüyorum. Kitapta yazarın çok haklı olduğu bir konu var. Çocukların eğitimini sadece okullara bırakmamak gerekiyor, yani ben okula gönderiyorum, kursa gönderiyorum, özel ders aldırıyorum daha ne yapayım diye düşünmekten ziyade ebeveynler çocuklarıyla kendileri de vakit geçirmeli, onlarla yeterince ilgilenmeliler.

Yazarın çok değişik bir fikri daha var, öğretmen olmak için diplomaya ihtiyaç duyulmaması gerektiğini ve eğitimin tekel olmaması, serbest piyasa şartlarının oluşması gerektiğini savunuyor. Farklı bir bakış açısı ile yaklaşırsak udemy, coursera, khan academy, universite plus, udacity, ted gibi online eğitim kaynaklarının ortaya çıkmasındaki temel fikir de aslında bu olabilir. Eğer yazarın hayal ettiği şey gerçekten bu ise, kendisinin ileri görüşlü bir insan olduğu söylenebilir.
136 syf.
·7 günde·10/10 puan
Okulların çocuklarımıza vermek istediğimiz eğitimi vermekte, benliği kazandırmakta ya da hâlâ özlemini çektiğimiz demokratik, sınıfsız toplum düşünü gerçekleştirmekte dikkat çekici ölçüde başarısız olduğu gayet açık .Gözden kaçırdığımız şey, başarısızlığımızın mantığı. ( işte kitap gozden kaçırdıklarımızı bir bir seriyor gozler önüne ) muhakkak okunmalı herkese tavsiye dostlara emir..
136 syf.
·3 günde·Beğendi·7/10 puan
Bir ödev sebebi ile böyle bir kitabı okuyor olmak, durumu ironik hale getirse de eğitim gerçekten aptallaştırıyor olabilir mi?

Mendel'in bezelyeleri diye başlamıştım Sofie’nin Dünyası’na. #86878659 Bezelyeler büyüdü büyüdü ve şu an hala bizleri derin tartışmalara atacak iki önemli ismi kucağımıza bıraktı: Sokrates ve Platon. Eğitim anlayışları çağlar boyunca devam etmekte, birinin kolundan tutan diğerinin bacağına yapışmakta vs.
Kim bu adamlar?

Sokrates, kendisi Platon’un da aynı zamanda hocası (bu kısım önemli ) soru sorarak bilgiye ulaşabileceğimizi söyler. Ne kadar eleştirel düşünme becerisi geliştirir ve soru sorarsak öğrenme o kadar kalıcı olur. Genellikle toplum içinde bile bolca soru soran bir adam olarak bilinen Sokrates’in sonu da işte bu soru sorma durumuyla ilgili.

Platon, Sokrates’in öğrencisi. Aslında hocasının yolundan gitmesini beklemek kadar akla uygun bir durum yok gibi görünse de o yolun belli kısmından sonra ayrılır. Bunda Sokrates’in idamına şahit olması durumu ağırlıkta olabilir. Sokrates ne kadar soru sorun dese de Platon soru sorma ayrıcalığının toplumun belli kesimine verilmesi yönünde bir yön çizer. (hocasının yolundan gitmeyecek kadar sorgulamayı öğrenmesi de Sokrates’in başarısı değil mi?)

‘’eğitim toplum için midir, yoksa devlet için mi?’’

Sanattan öne başlayan bir tartışmadan bahsetmek doğru olur bu noktada. Sokrates’in idamından çok fazla etkilenmiş olan Platon yönetim kademesinin seçiminde çok hassas davranılması gerektiğini, eğitimi alacakların onlar olduğunu geri kalan halkın da yönetenler tarafından verilen bilgilerle yetinmesi gerektiğini söyler. Öyle ki yöneten kesim gerekli görürse yalanlara bile başvurabilir. Çünkü halka her şeyin söylenmesi anlamsızdır. Yani sorgulayıcı halden, aktarma ve aşılama zamanına balıklama bir dalış yaşanır.

Genel olarak eğitim hangisine yakın?
Kitap dayatmalar, öğrenmek zorunda olduğumuzu düşündüren her bir noktaya karşı inanılmaz eleştiri içeriyor. 45 dakikada bir verilen 10-15 dakikalık molalarla gerçekten öğrenme yapılabilir mi? Öğrendiklerimizin bu kadar sistematikleştirilmeye ihtiyacı var mı? Beyinlerin uyuşturulduğu, sorgulamaktan uzak ve artık dayatmaya gerek kalmadan uyuşan beyinlerle her şeye evet dediğimiz bir sistemin kökten değiştirilmesini savunuyor.

Pandemi süreciyle okulsuzlaşmayı yaşadık. Okul olmasın demek içi boş bir söylem. Neden okul olmasın, okul yerine ne olsun, nasıl olsun dediğimizde elimiz boş. Çünkü okul ne demek konusunda cidi sıkıntılıyız. Okulun bizim için önemi çok çeşitli. Kimi okulsuzluğu cahillik, kimi okulu canavar algılıyor. Radikal değişiklikler için belki biz önce evimizde, çocuğumuzla, belki sınıfımızda yepyeni bir okul inşa etmek için kolları sıvarız.

Yalnız kolları sıvarız deyince yine boya badanaya girişmeyelim. Şekilcilik bu işin en büyük tuzağı.

Keyifle okunsun 
152 syf.
·4 günde·Beğendi·8/10 puan
"Tanımı ne olursa olsun eğitim, sonunda sizi uyumlu birine değil, benzersiz bir bireye dönüştürmelidir. Size büyük güçlükleri gögüslemenize yardımcı olacak, özgün bir ruh katmalıdır, yaşamınız boyunca yol haritanız olacak değerleri keşfetmekte sizi özgür bırakmalıdır. Ruhsal anlamda zengin; nerede olursa olsun, kiminle olursa olsun, yaptığınızı seven biri olmanızı sağlamalıdır. Neyin önemli olduğunu; yaşamayı ve ölmeyi öğretmelidir." Kitabın özünün bu cümle olduğunu düşünüyorum. Ev eğitimini desteklese de yıllarca eğitim ve okulların içinden gelen bir kişi. Okulların çocukların özgürlüğünü çaldığını, önceki beklentilerle ve gerçekleşen durumlarla şimdikilerin çok farklı olduğunu, okulların adeta bir makinaya benzediğini ileri sürüyor. Yazarın birçok yorumuna ve düşüncesine katılıyorum.Dışarıdan okul böyle gözükse de evde kazanılamayacak birçok davranış ve yaşantının eğitim ortamında gerçekleştiğini rahatlıkla söyleyebilirim.Okunması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum.Mutlaka farklı bakış açıları yaratacak pencereler açacaktır bize.Alıntıda anlatıldığı gibi eğitim, insanı insan yapan özellikleri kişiye verebilmelidir.
136 syf.
·10 günde·Beğendi·8/10 puan
Yıllarca öğretmenlik yapmış, eğitim üzerine kafa yormuş, düşünmüş, gözlemlemiş; marjinal düşünceleri ile pek çok eğitimcinin dikkatini çeken Gatto, Aptallaştıran Eğitim'de öğretmenlik yılları içerisinde yaşadığı sıkıntıları, gözlemlediği öğrenci profillerini, anılarını ve "eğitimde nasıl bir yol izleyebilirim ?" sorusunun cevabını aramamıza yardımcı olan deneyimlerini bizlerle paylaşıyor. Sosyal ağların ve kurumların birey üzerindeki etkisini de değerlendiriyor. Pedagojiye ilgisi olanları ve eğitimcileri ezberlerin dışına taşıyacak bir kitap. Okurken belki azınlığın sesine kulak vermiş Gatto'nun cümlelerinde kendinizi bulup sonuna kadar okuyacak ya da yarıda bırakacaksınız.
Yine de bakmak da fayda var... Ben mutlaka katılacağınız yerler olduğunu düşünüyorum.
136 syf.
Hiyerarşinin, rekabetin hakim olduğu, tek tip, eleştirmeyen, sürekli ne yapması gerektiğinin söylenmesini bekleyen, onay almayı ; öğenmenin önüne koyan öğrenciler yetiştiren yorgun okul sistemlerini ele almış. Anlamının bir kişinin yeteneğini ortaya çıkarmak olduğu söylenen egitimin , okul egitiminden farkına değinmiş.
Aile içi eğitime önem vermenin , çocukları bununla birlikte aileleri iyileştireceğinden tek taşla iki kuş vurmaya değinmiş.
Bence en güzel eleştiriyi, zamansız yerde çalarak bütün dikkatleri dağitan zil üzerine yapmış; zillerin verdiği mesaj şudur, hiçbir iş bitirmeye değmediğine göre herhangi bir şeye gereğinden daha derin bir ilgi duymanın ne sebebi olabilir ki ya da ne önemi?
136 syf.
·3 günde·Beğendi·Puan vermedi
Kitap her be kadar Amerikan eğitim sisteminin eleştirisi gibi görünse de bizim eğitim sistemimiz için de çıkarılabilecek çok önemli sonuçlar var. Özellikle eğitimcilerin ve eğitim yöneticilerinin faydalanacağı bir kaynak olan bu kitap anne babaların da çocuklarını eğitirken dikkat etmesi gereken noktaları ortaya koyuyor. Eğitimin asıl amacı çok başarılı makineler yetiştirmek değil, iyi insan yetiştirmektir. Bu amaç da salt başarılı olmaktan çok daha fazlasıdır.
152 syf.
·30 günde·Puan vermedi
Okula gidip beyinlerimizin boşaltılması ve rutine indirgenmesinin kanlı canlı şahidi kitap..
amerika eğitim sisteminden bahşeder ama Türkiye maalesef ki ondan iyi değil bu konuda.. özgürlüklerin kısıtlandığı birşeylerin dikte edildiği bir sistem.. hayal gücü müthiş olan çocukların değiştirilip birileri tarafından şekillenmiş kırpılmış hayatı yaşanmalarından bahseder..
güzel bahşeder..
152 syf.
·5 günde·Beğendi·Puan vermedi
Alışılmışın dışında bir eğitimin var olabileceğine dair inancı tazeliyor. Her eğitimcinin muhakkak kitaplığında bulundurması, yararlanması gereken bir kitap. Doğru yorumlanırsa yaptığımız yanlışlardan ders almamızı sağlayan bir kaynak haline gelebilir.
136 syf.
·Puan vermedi
Toplum hızla değiştiğinden bireylerin sürekli bir akış hâlindeki dünyada görevlerini rahatca yerine getirebilmeleri beklenecektir. Bilgi baş döndürücü bir hızda artmaya devam edecektir.
136 syf.
·4/10 puan
kitabı okumadan önce az çok örgün öğretimin çocukları nasıl körelttiği konusunda bilgi sahibiydim . Bundan dolayı büyük bir beklenti içinde okuyunca hevesim kursağımda kaldı . Yazarla aynı fikirde olmama rağmen kitabı okumak çok zor . Toparlanamayan cümleler , gereksiz uzun betimlemeler . Çevirininde iyi olmadığını eklemeliyim . Bu kitabı okuyanların "okulsuz büyümek " adlı kitabı bir çırpıda okuyacağını düşünüyor ve tavsiye ediyorum .
Zihinleri eğitmekle yetinmeyip ruhları da eğittiğimizi görmek istiyorum. Sonuçta yaratıcılığını ortaya çıkarmış, iyi dostluklar kurabilen, sevdiği yerde yaşayabilen, emeğinin karşılığını aldığı işi yapabilen ve topluma katkısı olan bir insan çıkacaktır.
John Taylor Gatto
Sayfa 11 - Pedagoji Yayınları
Tanımı ne olursa olsun eğitim sonunda sizi uyumlu birine değil,benzersiz bir bireye dönüştürmelidir. Size büyük güçlükleri göğüslemenize yardımcı olacak özgün bir ruh katmalıdır, yaşamınız boyunca yol haritanız olacak değerleri keşfetmekte sizi özgür bırakmalıdır. Ruhsal anlamda zengin; nerede olursa olsun, kiminle olursa olsun, yaptığını seven biri olmanızı sağlamalıdır. Neyin önemli olduğunu, yaşamayı ve ölmeyi öğretmelidir.
Doğrucular hiçbir kurumda terfi edemezler çünkü kamu çıkarına bir kez hizmet ettilerse bunu bir kez daha yapma ihtimalleri vardır
Kurumlar fikirlerin ete kemiğe bürünmüş halidir, çalışanlarıysa bu fikirlerin hizmetindeki mekanizmalardan başka bir şey değildir.
İnsanların yaşamları makineleşmiş bir eğitimle kontrol edilebilir ama yaşam her zaman toplumsal patolojilerden oluşan silahlarıyla karşı saldırıda bulunacaktır: Uyuşturu, şiddet, öz yıkım,ilgisizlik...
Zil çaldığı anda bir şiir yazmakta olan delikanlı defterini kapatıp insanların ve maymunların ortak bir atadan geldiğini ezberlemesi gereken başka bir sınıfa geçmek zorundadır.
Gençliğinizin baharında, size hiç özel yaşam hakkı tanımayan hatta verdiği "ev ödevini " yapmanızı talep ederek yuvanızda bile sizi izleyen bir kurumda her gün zil sesiyle, bir hücreden başka bir hücreye geçmek saçma ve yaşama aykırıdır.
Bu eğitim insanları ayırıyor, sınıflandırıyor; Onlardan zorunlu olarak birbirleriyle rekabet etmelerini istiyor ve kelimenin tek anlamıyla notlarını verip kaybedenleri göstere göstere yaftalıyor, onları " Düşük sınıf " malzeme olarak tanımlıyor. Kazananların kâr hanesine yazılansa daha fazla nesne satın alabilmek !
Kaliteli programın, kaliteli araç gereçlerin ya da kaliteli öğretmenlerin çocuğunuzun kaderini çizeceği yanılgısına düşmeyin. Değindiğimiz bütün patolojilerin sürüyle örneği var. Çünkü okuldaki dersler çocukların kendileriyle ve aileleriyle baş başa kalıp kendilerini güdüleme, sebat etme, kendi ayaklarının üzerinde durma, cesaret, saygınlık, sevgi hatta aile ve toplum yaşamının en önemli derslerinden olan başkalarına hizmet etme konularından dersler almalarını önlemektedir.
"Sekülerleşmiş toplumumuzda okul kilisenin yerini almıştır ve tıpkı kilise gibi o da öğretilerinin inanç yerine geçmesini talep etmektedir."
John Taylor Gatto
Sayfa 49 - Pedagoji Yayınları
Tanımı ne olursa olsun eğitim, sonunda sizi uyumlu birine değil, benzersiz bir bireye dönüştürmelidir. Size büyük güçlükleri göğüslemenize yardımcı olacak, özgün bir ruh katmalıdır.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Aptallaştıran Eğitim
Alt başlık:
Okula Düşman Bir Kitap!
Baskı tarihi:
Aralık 2018
Sayfa sayısı:
136
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786056612763
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Pedagoji Yayınları
Baskılar:
Aptallaştıran Eğitim
Aptallaştıran Eğitim
Okula düşman bir kitap bu. Okulla ilgili bütün ezberlerinizi bozacak bir kitap… ABD’de otuz yıldan uzun bir süre öğretmenlik yapmış John Taylor Gatto, bu kitapla kendini affettirmeye çalışıyor. İçinde ABD’nin eğitim kurumlarına, tarihine, ABD’deki din algısına ilişkin birbirinden ilginç örnekler yer alsa da Aptallaştıran Eğitim, ABD’yi tanımaya yönelik bir metnin çok ötesinde anlamlara sahip.

Kitabın en büyük iddiası, okulların kusursuz çalışan bir mekanizması olduğu. Evet, yanlış duymadınız. Gatto okulların, görevlerini yerine eksiksiz getirdiğini söylüyor. Yazara göre okullar, bireylerin özgürlük yolunda adım atmalarını engelleme, bireyselliklerini boğma ve sisteme itaat etmeleri konusunda onları ikna etme görevini başarıyla yerine getiriyor. Okullarda reform adı altında yapılanlarsa sistemin güncellenmesinden ibaret.

Devasa bir ekonomik yapı olan eğitim sistemi reforma tabi tutulamaz! Gatto, sistemin değişeceği güne kadar bireysel de olsa bir kurtuluş reçetesi öneriyor: Çocuklarınızı okuldan uzak tutun!

Kitabı okuyanlar 194 okur

  • İsa Çavuş
  • feyza dönay
  • Çiçekli Bir Okur
  • Dilan
  • Elif Betül
  • beyza
  • Nazlıgül
  • Gülşen Yaprak
  • zeynep erdoğdu
  • Asena Tekerek

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%9.6 (5)
9
%9.6 (5)
8
%15.4 (8)
7
%7.7 (4)
6
%5.8 (3)
5
%1.9 (1)
4
%1.9 (1)
3
%0
2
%0
1
%0