Aqibət duyğusu

·
Okunma
·
Beğeni
·
2.262
Gösterim
Adı:
Aqibət duyğusu
Sayfa sayısı:
168
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789952515152
Kitabın türü:
Dil:
Azerice
Ülke:
Azerbaijan
Yayınevi:
Yay
Baskılar:
Bir Son Duygusu
The Sense of an Ending
Aqibət duyğusu
Məktəbi qurtarandan sonra ölənə qədər dost olacaqlarına and içib, hərəsi bir yana üz tutan bu dörd gənci çox keçmədən həyat həmişəlik ayırır. Araya romantik əhvalatlar, qəribə eşq macəraları da girir, cürbəcür qayğılar da, qəfil faciə də. Sonra isə bütün bunları unutmaq, yaddaşdan silmək, dinc, asudə bir həyat yaşamaq cəhdləri...
Aradan 40 il keçir, günlərin birində Toni tanımadığı vəkildən gözlənilməz bir məktub alır. O, ömrünü rahatlıq içində başa vurmağa hazırlaşsa da, keçmişə boylanmalı, arxada qalan onilliklərin unudulmuş saydığı hadisələrini dönə-dönə xatırlamalı olur. Yaddaş, zaman, məsuliyyət anlayışlarını, yaşadığı həyatı təzədən dəyərləndirməyə cəhd göstərdikcə hər şeyin bir-birinə qarışdığını görən Uebster anlayır ki...
Kitab geniş oxucu kütləsi üçün nəzərdə tutulub.
160 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
“Bir Son Duygusu” Julian Barnes’ın sade ve gerçekçi anlatımının doruğa ulaştığı bir roman olmuş. 160 sayfalık roman lise yıllarından itibaren başlayan bir hayat öyküsünü anlatıyor bizlere. Sıradan eğlenceli arkadaşlıklar nasıl yıllar içerisinden şok edici olaylarla kopup gittiğine, insanların bir yerden başka bir yere nasıl savrulduğuna tanıklık ediyoruz. Ve bir bakmışız ki hayatımız sonuna gelmişiz. Her ne kadar hepimizin yolculuğu birbirinden farklı olsa da, farklı farklı kırılma noktaları yaşasak bile ana hatlarıyla hepimizin yolculuğunun aynı olduğunu anlatıyor bize roman. Hepimiz âşık oluyoruz, hayatımızın bir döneminde iz bırakan insanlarla gitgide uzaklaşıyoruz, kopuyoruz ve sonunda yalnızlaşıyoruz. Çocuklarımızı büyütüyoruz ve onların kendi hayatlarını kurup bizim geçtiğimiz evrelerden geçtiğini izliyoruz. Evet, belki hepimizin durakları, aksaklıkları birbirinden farklı oluyor ama mutlaka herkes bir şekilde bu duraklara sahip oluyoruz ve bu aksaklıkları yaşıyoruz bu hayatta. Romanı okurken ben de bu hisler uyandı ve çok keyifli şekilde bitirdim romanı. Okunması mutlaka tavsiye edilir.
%32 (50/160)
·Puan vermedi
Böyle saçma sürekli bakirelikten bahseden bel altı cümleler ile dolu bir kitabı daha fazla okuyamayacağım. Burda beğenildiği söylendiği için başlamıştım ama hiç bana göre değil. İsteyen dayanabilen varsa buyursun okusun
160 syf.
·2 günde·7/10
Tarih nedir? Zafer kazananların yalanları mı? Yoksa aynı zamanda yenilenlerin öz yanılsamaları mı? “Tarih daha çok, çoğu ne zafer kazanmış ne de yenilgiye uğramış olan hayatta kalanların anılarıdır.” der Barnes.
Peki bireylerin tarihi. Her insanın kendi yaşamı. Acabalar, keşkeler, pişmanlıklar, tecrübeler, iyikiler vs. Her insan, yaşamı özne-nesne diyalektiğinde yaşar. Yaşadığı olaylardan etkilendiği gibi, yaptıkları ile etkileyendir aynı zamanda.
Tony 60 yaşlarında. 40 yıl önce intihar eden arkadaşı Adrian'dan kendisine bir günce kaldığını öğrenir. Ve aynı zamanda Adrian'a yazdığı bir mektubu anımsamaya başlar. Bu anımsama Adrian'ın intiharında "etkim var mı" acabasını yaşatır ona. Geçmişe yönelik sorgulama dolu felsefik bir yolculuğa çıkmasını sağlar bu düşünce onu. Bir zamanlar yaptığımız şeyleri unutup sanki onlar hiç yaşanmamış gibi hayatımıza devam etmek bir lütuf mu yoksa bir lanet mi? Geçmişi değiştirmek belki mümkün olmayabilir ama 'anımsamaya' başlayınca geçmişi daha iyi değerlendirebileceğimiz de bir gerçektir!
Hayatta alıp verdiklerimizin toplamıdır aslında geçmiş. Alıp veremediklerimiz ise tutku olarak kalır belleğimizde. Uçsuz bucaksız değişkenliklerle yeniden örülen bir geçmiş.
160 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10
Memory tekniği ve irony kullanılarak yazılmış bir eser var karşımızda. Hem de sürpriz sonlu olanlarından! En sevdiklerimden! :)

Baş karakterimiz Tony Webster aynı zamanda anlatıcımız. Gençliğinden yaşlılığına kadar geçen zamanı anlatıyor bize. Bu anlatı içerisinde felsefik bir sorgulama ile de karşı karşıyayız. Ancak bu sorgulamayı yaparken de hafızanın insan yaşamı üzerindeki etkisini görüyoruz. Bir zamanlar yaptığımız şeyleri unutup sanki onlar hiç yaşanmamış gibi hayatımıza devam etmek bir lütuf mu yoksa bir lanet mi? Sanırım bu durumda onları hiç ummadığımız bir anda hatırlamak da kaderin cilvesi oluyor. Bütün olup biteni okurken kendimizden bir şeyler bulmamız da kaçınılmaz oluyor. Yaşadığımız yıllara geri dönüp baktığımızda "Ne kadar aptalmışım, keşke şunu şöyle yapmasaydım, bunu böyle yapsaydım, keşke o öyle olmasaydı" dediğimiz her şey de irony'nin hayatlarımızda vücut bulmuş hali oluyor sanırım.
160 syf.
·6/10
farklı bir tarz,üslup,kurgu arayışında olalnlara önerebileceğim kitap.popüler roman ve yazarlardan sıkılan varsa deneyebilirler. aman aman bi roman değil okunabilir düzeyde diyebilirz.... sonu biraz dallas dizisi gibi ancak o kadarda kimin eli kimin cebinde değil tabi
160 syf.
·5/10
Anlatıcı Tony Webster’e, anlamaya çalıştığı olayların kilit karakteri Veronica’nın dediği gibi:”Hala anlamıyorsun. Hiçbir zaman anlamadın ve asla anlamayacaksın. Bu yüzden anlamaya çalışmayı da bırak.” Ben de anlama ve anlatma girişiminde bulunmayacağım lakin anlayacak birşey yok. Sığ sularda kafasını daldırmadan yüzmeyi sevenler ve her akşam bir dizisi olanlar için güzel bir kitap. Ama ben ne suyun üstünü ne de televizyon izlermiş gibi kitap okumayı sevemedim. Elbet birileri bu kitaptan birşeyler bulacaktır ama ben sadece yüzeyde birikmiş bir kaymak tabakası gördüm.
160 syf.
"Tarih, ne kazanmış ne de yenilgiye uğramış olanların, hayatta kalanların anılarıdır."

Harika bir kitap okudum. Harika bir yazar tanıdım.
Bir Son Duygusu’nu sade, zarif bir dille yazmış yazar.
Karakterlere tek tek hesap sordurmuş.
Zannetmelerin insanın hayatında sebep olacağı ağır sonuçları göstermiş.
Bence sıkı, dolu dolu bir roman.
Barnes’i iyi ki okudum iyi ki tanıdım.
160 syf.
·Beğendi·9/10
Çok sevdiğim Julian Barnes'ın ustalık dönemi eseri olarak kabul edebileceğimiz Bir Son Duygusu romanı "tarih" ne olabilir sorusuyla başlıyor ve kendi kişisel tarihimizi nasıl yorumladığımız, geçmişimizle yüzleşirken ne kadar dürüst olabildiğimiz sorusuyla son derece akıcı bir dil ile gelişiyor ... Ne sıklıkla kendi hayat hikâyelerimizi anlatırız? Bu aslında benim de çok fazla üzerinde düşündüğüm bir sorudur. Birbirimizle konuşurken ya da geçmişi düşünürken kendimizle ilgili anlattıklarımız acaba gerçekten yaşadıklarımız, hissettiklerimiz mi yoksa söylediğimiz birçok şey kafamızın içinde kurduğumuz, hafıza süzgecinden geçirdiğimiz hikâyelerden mi ibaret? Aslında "olmak istediğimiz" kişiden bahsedip duruyor muyuz birbirimize?
Kendisine intihar eden arkadaşından bir günce miras bırakıldığını öğrenmesiyle başlayan ve anımsama yoluyla ilerleyen bu hikâyede gençliğinde hayatının hep bir edebiyat eserine benzemesini arzu etmiş olan ve nihayet bunu bulduğunu sanan fakat gerçeğin bu olmadığını süpriz bir şekilde anlayan Tony'nin hikâyesine tanıklık ediyoruz.
#2017
okuduklarim da en iyiler listesinde başı çekmeye aday kitabın aynı adla sinemaya uyarlandığını da eklemek isterim.
160 syf.
·5 günde·Beğendi·Puan vermedi
*Bir hayatın yaşanan tarafından anlatımı.
Ama aslında kendi hayatının en güvenilir tanığı kim olabilir ki? Hisseden ve düşünen ben hissettiklerimi, düşündüklerimi ve yaşadıklarımı nasıl hatırlayıp da anlatabilirim ki size?
*Gençlik ve olgunluk karmaşası.
"Yapmayı başaramayacağımız şey, ileriye bakmak ve sonra da kendinizi o gelecek noktasından geriye bakarken hayal etmek."
Geçmişin acısı ve geçmişe bakmanın acısı. Ancak sona ulaşınca kavranabilecek bir duygu.
*Pişmanlık
Sadece pişman olmak, pişman olunması gerektiğini bilmek. Gelecekte yapmış olduklarımdan sadece sonuçlarını bilmezsem pişman olabilirim. Ama ne kadar pişman olmayı hak edebilirim ki?
*Zeka vs. Gündelik yaşam
Kaldıramadığımız, anlamsızlığın içinde anlam bulma çabamız olarak gözükse de anlamsızlığın içindeki yaşamın en basit kuralına (yaşama/yaşatma) hapsolma durumu olamaz mı?
*Hayattan beklentiler
Herkes hayatının bir başkası tarafından yaşanabilir bir hayat olarak değerlendirilmesini ister, "a worth living life". Filmin bir parçası gibi... Anlatılmaya değer, yaşanmaya değer, izlenilmeye veya dinlenilmeye değer. Aslında hayattan tek beklentimiz bu bile olabilir.
160 syf.
·6 günde·8/10
Hani bir şeyi anımsarken "acaba gerçekten böyle mi yaşanmıştı bu" diye tereddüte düşeriz ya, hani geleceğin belirsizliği gibi geçmiş de pusludur ya aslında, hani 'hiçbir şey yaşandığı gibi değil, her şey hatırlandığı gibidir' ya; işte Bir Son Duygusu bunlarla alakalı bir roman. Tony'nin zihnindeki sisli anılarla biz karakterlerin geçmişine dalıyoruz yavaşça, her sayfada anıların üzerindeki sis biraz daha dağılıyor ve Tony'le birlikte biz de "hiçbir şey anlamama" halinden kurtulup gerçekleri net bir şekilde görmeye başlıyoruz. Ve gözümüzün önündeki buğu silinince gördüklerimiz Tony'nin pişmanlığıyla birlikte bizim de içimize oturuyor. Biz de keşke diyoruz, biz de zamanı geri almak istiyoruz ama alamayacağımızı biliyoruz.

Kitapta en sevdiğim şey yazarın yalın, abartısız üslûbu oldu; başlarında birazcık da Çavdar Tarlasında Çocuklar'dan aldığıma benzer bir tat aldım, sonrasında olay örgüsü bambaşka bir yere sürüklenmiş olsa da Julian Barnes'ın dili bana hep Salinger'ı anımsattı. Baş karakterin kusurları öylesine gerçek, o kadar bildikti ki; zaman zaman (aslında çoğu zaman) beni sinirlendirmiş de olsa hep bir yakınlık hissettim Tony'e karşı. Çok bizdendi, zaten kendisini ve yaşamını "vasat" olarak tanımlıyordu kitabın bir kısmında; vasat, yani birçokları gibi, birçoğumuz gibi...

Gerçekliğiyle beni etkileyen, oldukça beğendiğim, bende buruk bir tat bırakan bir kitap oldu Bir Son Duygusu.
160 syf.
·4 günde·Beğendi·8/10
Tony`nin yaşadıkları aslında hepimiz için bir hayat dersi olabilir. Bazı şeyleri yaşanmamış gibi belleğimize gömme çabaları sonradan iyi sonunçlar vermeyebilir. Zamanında bilmeden, sormadan verilmiş yalnış kararlar, sağlam olmayan temeller üzerine kurulmuş bir dünya... Bir gün gerçeklerle yüzleştiğimizde birşeyleri değişmek için geç kalmış olabiliriz. En kötüsü de bu olur.
Julian Barnes entelektüel okur kitlesine hitap eden bu romanında intihar, yaşam, gençlik ve yaşlılık. unutmak ve hatırlamak, zaman gibi felsefi sorunları ele alarak okuru düşündürmeyi başarmıştır. Herkesin seveceği türden bir roman olmasa bile her okurun tanışmasını istediğim bir kitap. Mutlaka okuyun.
Karakter zamanla gelişir mi? Romanlarda elbette gelişir: Yoksa anlatılacak bir hikaye olmazdı. Ama hayatta? Bazen merak ediyorum. Tutumlarımız ve görüşlerimiz değişiyor, yeni alışkanlıklar ve tuhaflıklar ediniyoruz; ama bu, daha çok bir dekorasyon gibi, farklı bir şey. Belki de karakter zekaya benziyor, tek farkla ki karakter biraz daha geç doruk noktasına çıkıyor: Yirmiyle otuz arasında diyelim. Ondan sonra, neye sahipsek onunla kalıyoruz sadece. Kendi kendimize kalıyoruz. Eğer durum buysa, çoğu yaşamı açıklıyor bu, öyle değil mi? Ve aynı zamanda-eğer söyleyeceğim şey çok tumturaklı bir söz sayılmazsa- trajedimizi.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Aqibət duyğusu
Sayfa sayısı:
168
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789952515152
Kitabın türü:
Dil:
Azerice
Ülke:
Azerbaijan
Yayınevi:
Yay
Baskılar:
Bir Son Duygusu
The Sense of an Ending
Aqibət duyğusu
Məktəbi qurtarandan sonra ölənə qədər dost olacaqlarına and içib, hərəsi bir yana üz tutan bu dörd gənci çox keçmədən həyat həmişəlik ayırır. Araya romantik əhvalatlar, qəribə eşq macəraları da girir, cürbəcür qayğılar da, qəfil faciə də. Sonra isə bütün bunları unutmaq, yaddaşdan silmək, dinc, asudə bir həyat yaşamaq cəhdləri...
Aradan 40 il keçir, günlərin birində Toni tanımadığı vəkildən gözlənilməz bir məktub alır. O, ömrünü rahatlıq içində başa vurmağa hazırlaşsa da, keçmişə boylanmalı, arxada qalan onilliklərin unudulmuş saydığı hadisələrini dönə-dönə xatırlamalı olur. Yaddaş, zaman, məsuliyyət anlayışlarını, yaşadığı həyatı təzədən dəyərləndirməyə cəhd göstərdikcə hər şeyin bir-birinə qarışdığını görən Uebster anlayır ki...
Kitab geniş oxucu kütləsi üçün nəzərdə tutulub.

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%1.8 (1)
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0