Adrian ve Mihail
Bu kitap, iki gencin, Adrian ve Mihail’in hikâyesidir. Ama sanma ki sadece bir gezi hikâyesi. Bu, dünyanın binbir türlü kahrına karşı el ele vermiş iki canın, birbirine dayanak oluşunun hikayesidir. Istrati’nin kahramanları saraylarda değil, han köşelerinde, tozlu yollarda, liman işçilerinin arasında yaşar. Bir somun ekmeği bölüşmenin, bir yudum suyu paylaşmanın kutsallığını anlatır.
Kitap bize şunu der: "Evladım, akrabalık kanda değil, candadır." Adrian ve Mihail, birbirlerinin hem yarası hem merhemi olurlar.
Istrati’nin dili öyle süslü püslü değildir; sanki kahvehanede yanına oturmuş, ceketinin önünü ilikleyip sana içini döküyor gibidir.
Kitapta sadece dostluk yok, bir de o dönemin (Romanya ve Balkanlar) adaletsizliği, fakirliği, insanların hor görülmesi var. Ama yazar bunu bir siyasetçi gibi değil, bir dost gibi anlatır.
Bu arkadaşlar, boyunlarına zincir vurulmasına gelemezler. Onlar için hürriyet, gökyüzündeki kuşlar kadar tabiidir.
Şu modern dünyada herkesin çıkarı kadar arkadaş olduğu bir zamanda, Istrati’nin bu eseri insana ilaç gibi gelir.
"Bak," der kitap, "İnsan bazen her şeyini kaybeder ama yanında hakiki bir arkadaşı varsa, aslında hiçbir şeyini kaybetmemiştir."
Arkadaş, içinde hüzün olan ama sonunda insana "İyi ki insanım, iyi ki sevebiliyorum" dedirten bir kitaptır.