Arkakapak Yazıları

·
Okunma
·
Beğeni
·
1927
Gösterim
Adı:
Arkakapak Yazıları
Baskı tarihi:
Nisan 2014
Sayfa sayısı:
98
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789759954895
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Dergah Yayınları
Baskılar:
Arkakapak Yazıları
Arkakapak Yazıları
Hep birşeyler olacak diye bekleriz. Sahil yolunda dolaşanlar istikbale gülerek bakarlar. Martı çığlık atar. Muazzez Abacı'nın buğulara bulanmış şarkıları duyulur, karpuz sergilerinde büyülü lambalar yanar.
Tam o sırada tayin emri gelmiştir, ezan çoktan okunmuştur. Havuzun fıskiyesi efsaneler anlatmaya başlar. Pencere yaz gecesine açılır; ateşböcekleri, ishak kuşu, kervankıran, yolculuk.
Uyku bizi bekler ve sevgili hayali. Sonra duman, gri deniz, ayışığı, yakamoz. Bütün bunlar ne güzel, ama geçecek deriz. Ufka doğru bakarız.
Herkes ufka doğru bakar.
Orada ne var?
(Arka Kapak)
yûsuf
yûsuf Arkakapak Yazıları'ı inceledi.
@Yusuftahir·15 Eyl 16:28·Kitabı okumadı
Sözün güzelliği kısalığındadır.

"Arka Kapak Yazıları" pek çoğumuzun aklından geçirdiği şeylerin yazıyla bütünleşmiş hali aslında. "İnsan olanın" en yalın haliyle anlatılmış şekli.

Kutlu, insanı ve toplumu okumaktaki marifetini onun hastalığına da koyduğu teşhisle bir daha kanıtlamış oluyor. Toplumun modernleşme sürecinde geçirdiği menfi değişimi anlatırken çürümenin nereden başladığına da işaret ediyor. Modern süreçte zihin kodlarımızın bizi çok da öteye taşıyamayacağı gerçeğinden hareketle, yeniden formatlanan insan yeni düşünce yapısıyla tüketmeye ve tahribe programlanmış görünüyor. Günümüz şehir hayatı, hatta kırsal hayatta dahi hızla doğallıktan ve fıtratın gereğinden kopuşu görüyoruz. Bu kopuş iç sıkıntılarımız, çarpık ilişkilerimiz ve fıtratın bozuluşuyla gösteriyor kendini. Pek çoğumuzun fark edemediği ve konformizm uğruna yeni bir kölelik sistemi oluşturan bu yapı, toplum tarafından da ne yazık ki kabul görüyor ve o güçlü dişlileri arasında hepimizi ezip geçiriyor.

Kalemin kederle birleştiği, dahası görünenin aslında bir dayatmadan öte gitmeyen, arzulananın ise bozulmamış olana özlemden başka bir şey olmadığını dile getiren bir kitap okuyacaksınız. Değerlerin kaybolduğu bir dünyada biraz güzel olanı özlemek, biraz da öfkeyi dile getirmek ana fikri aslıda. Yirmi iki yazıdan oluşan "Arka Kapak Yazıları" özellikle Anadolu insanının geçirdiği değişimle birlikte bıraktığı son hatıraları anlatıyor. Kimliğimizi, kırılmışlıklarımızı, hüzünlerimizi,', öfkemizi, insan taraflarımızı yeniden gözden geçirebilmek adına bu kitaba bir göz atmak da fayda görüyorum.

Ve sonra insan neden yazar? sorusuna kendimce cevap veriyorum: İnsan bazen ölmek için, bazen dirilmek için yazar. İnsan bazen gördüğünü, bazen okuduğunu, bazen de körlüğünü yazar. Kaybettiğini, aradığını, bulamadığını, hesapsız karşısına çıkanı yazar. Ama insan en çok kalbini hançerleyen suskunluğunu yazar. Vesselam...
98 syf.
·2 günde
Çoğunluğu Mustafa Kutlu'nun Dergah Dergisinde yayımlanan hikayelerinden oluşuyor kitap. Tam 22 tane birbirinden bağımsız hikaye var, son ikisi uzun hikaye diğerleri çok kısa. Her hikayenin başında da hikaye ile alakalı fotoğraf var. Fotoğrafları kim çekti kim seçti bilmiyorum ama güzel seçilmiş. Açıkçası ben Mustafa Kutlu'nun tek ve uzun hikayeden oluşan kitaplarını daa çok seviyorum. Okuyucusunun ekserisi de öyle düşünüyor heralde ki en az okunan hikaye kitabı bu sitede. Aslında deneme gibi hikayeler olay pek yok daha ziyade durum özeti. Konu olarakta hayatın içinde her zaman karşımızda olan fakat çok fark etmediğimiz, önemsediğimiz, alıştığımız durumları hikayeleştirmiş yazar. Nihayetinde bir Kutlu kitabı okumaya değer. Hele ki benim gibi bütün kitaplarını okuma yoluna çıkmışsanız bu kitaba da yolunuz uğrar bir gün. İncelememi okur bir selam çakarsınız bana. Aleykümselam.
98 syf.
·Beğendi·7/10
Kitaptaki bölümlerin ilgi çekici gözlemleri içermesi ve çok uzun tutulmaması tek solukta okumama vesile oldu.Mustafa kutluya teşekkür bu kitabı yazdığı için.
98 syf.
·Puan vermedi
Bu kitap, hayat koşturmacasında yanında geçip gittiğimiz, dikkat etmediğimiz şeylere büyüteç tutup gözümüze sokuyor. Kah bir çocuğun, kah bir martının, kah bir ağacın baktığımız ama görmediğimiz tarafını okuyoruz, resimlerin peşine yazılmış kısa yazılarda.Sayfalar sizi su değirmenlerinin döndüğü, pekmezlerin kaynatıldığı zamanlarda gezdirip;modern, gürültülü ve acımasız bir dünyanın ortasında bırakıveriyor.Zaman tokat gibi yüzünüze çarpınca silkinip uyanıyorsunuz o tatlı rüyadan. Mırıldanıyorsunuz kendi kendinize:"Geçmiş. O bir yük tireni değil mi? Bir gül mevsimi, bir leylek. Bırakın gitsin. Tası tarağı toplayıp gitsin. "
Mustafa Kutlu fotoğraf ve yazılarıyla nostaljik bir havaya sokuyor okurunu. Bu yazılar arasında çocukluğuna dair otobiyografik unsurları da paylaşıyor. Şahsen Mustafa Kutlu'nun eserlerinde sürekli kullandığı tirenin hayatında ne denli önemli olduğunu, ona neler çağrıştırdığını bu kitap sayesinde az çok biliyorum. İyi okumalar.
98 syf.
·Beğendi·8/10
Bazen durup düşünürsün; Allah katında benim yerim ve kıymetim nedir acaba diye kendi kendine sorarsın..O zaman etrafa değil kendine bak..Nerede duruyorsun? Hangi işi işliyorsun? Hangi halde bulunuyorsun? Şunu bil ki; Senin O'ndan istediğin şeylerin en hayırlısı, O'nun senden istediğidir..
.
.
Yine birbirinden değerli kısa kısa 22 hikâye okudum yüreğe işleyen..Kutlu gönlüme taht kurmuş yazarlardandır..Ne mutlu onu okuyana
98 syf.
·4 günde·8/10
Bölümlere ayrılmış kitapları seviyorum. Okuması daha kolay oluyor. Bu kitapta da bölümler halinde geçmişten kesitler okuyoruz. Bizi bu çağdan alıp eskilere götürüyor. Tanıdığımız bildiğimiz kavramları farklı çerçeveden bakarak okuyoruz. Kendini bu çağa ait hissetmeyenlerin okuyabileceği güzel bir kitap.
98 syf.
·Puan vermedi
Okudukça bizi geçmişe götüren, hayata dair birçok şeyi sorgulatan, geçmişin hüznünü ve özlemini hatırlatan makalelerin yer aldığı bir dizi fotoğraf...
98 syf.
·10/10
Ne zamandır Mustafa Kutlu okumuyordum. Gittiğim son kitap fuarında Dergah Yayınları’nı Mustafa Kutlu için ziyaret ettim desem yeridir. Bende bulunmayan dört kitabını birden almıştım.

Yıllar önce yazarın yayınlanmış bütün kitaplarını okumuştum. Okumakla kalmamış öğrencilerime de okutmuştum. Bunlardan bir tanesi Uzun Hikaye’ydi. Hızımı alamamış Mavi Kuş’unu da öğrencilerime okuma saatlerinde ben okumuştum. Hani kitabın ismine aldanmayın. Bu kuş bildiğiniz kuşlardan değildi. Mavi Kuş, kasabalıları tren istasyonuna götüren mavi bir otobüstü. Yol boyu yaşanan bütün maceralar, yolcuların özel hayat hikâyeleri kitaba konu ediliyordu. Kitabın sonunda anlaşılıyordu ki aslında her şey bir kurguymuş, biz bir film setindeymişiz. Mavi Kuş benim için biraz mizahi ve bir o kadar da hüzünlü bir kitaptı.

Mustafa Kutlu’nun üslubu oldukça farklı. Sıkmıyor. Geleneğe bağlı. Kıssa anlatır gibi öykülerini kuruyor. Ben onun en çok çiçek isimlerine hayranım. Her kitabında bunu gözlemledim. Onun hikâyelerinde geçen çayır papatyası, açelya, begonya, çuha çiçeği, dağ sümbülü, hatmi çiçeği, hercai menekşesi, unutma beni’sine ben kısaca çiçek diyorum. Kuş türleri de öyle: İspinoz, incir kuşu, ibibik, kerkenez, ardıç kuşu…

Arka Kapak Yazılar’ı bir dönem yazarın yönetiminde çıkan Dergah Dergisi’nin arka sayfasında siyah beyaz resimlerin altına yazdığı kısa öykülerden oluşuyor. Mustafa Kutlu aynı zamanda bir fotoğraf sanatçısıdır. Büyük bir ihtimalle kendi çektiği fotoğrafların altına öykülerini yazmıştır. Bu yazılardan bir kısmını henüz kitaplaşmadan da okumuştum.Yazarın öykülerinde zaman zaman ince eleştiriler de görüyoruz. Neyi mi eleştiriyor? Çarpıklaşan kentleşmeyi, kaybedilen vefa duygusunu, dostlukların bitmesini , teknolojinin çevreye verdiği zararları. Yazar sıradan insanların sıra dışı hayat hikayelerini hiç de sıradan olmayan bir şekilde bize sunuyor.

Alışveriş merkezindeki kasiyerlerle ilişkimiz; ya bir kredi kartı, ya da deri cüzdan, veya nakit para düzeyindedir. Siz hangi kasiyerin ağzından, güler yüzle “afiyet olsunlar, yine bekleriz”ler duydunuz? Hayıflanıyor Mustafa Kutlu. Ve yine bir ikindi üzeri terastaki odasından seyrediyor ki, bir martı geliyor, bir güvercinin karnını deşeliyor. Ve onu yemek istiyor. O anda bütün hıncıyla martıya cephe alsa da “Bu martıyı acaba hangi durumlar bu hale getirmiştir?” diye düşünüyor, düşündürüyor. Martılar denizden avlanamıyor. Hepsinin gözü leşte, çöplükte. Çöplükler ise plastik dolu. İşte bu çöpler mi acaba martıların doğal yapısını bozuyor? İnsanın doğal yapısı da mı acaba böyle böyle bozuluyor?

Çalıştığım anaokulunun bir bölümüne kümes yapmış, birkaç da tavuk koymuştum. Bir akşamüstü çocuklarımızdan bir tanesi babasının elinden tutmuş çekiştire çekiştire kümese getirmiş, “Bak baba bunları tanıyor musun? Bak bunlar tavukmuş!” demesini unutamam. Kitapta da sanki buna atıf yapan bir cümle gördüm: “Balkonlarda büyüyen çocuklar tavuktan korkarken, ihtisas alanı dışında kalanlar buğdayla arpayı ayırt edemezken, kim bakar Akbank’ın önündeki armut ağacına.” Günlük koşuşturma içerisinde kaç armut ağacı, ya da kaç çiçeğin bize gülümsemesini kaçırıyoruzdur, kim bilir.

Cevat’ın iki hikayesi var kitapta. Halı tamircisi Cevat. Mahallesindeki mescide gidip geliyor. Oranın yeni tayin edilmiş imamıyla kanka oluyor. Kafa kafaya veriyor, caminin kuyusunu onarıyor. Etrafını çiçeklendiriyor. Mahallenin çocuklarına Kur’an öğretilebilecek bir bölüm yapıyor. Gel zaman git zaman, eli para görmüş kişiler cami vakfı kuruyorlar. Cevat’ın onca emekle onardığı el emeği halılar dışarı atılıyor. Yerine halıfleksler döşeniyor. Bir gün geliyor yer darlığından ıhlamurlar kesiliyor. Bir gün geliyor yine yer darlığından yediveren gülleri kesiliyor. Bir gün geliyor, vakıftakilerin siyasi görüşlerine ters diye, Cağaloğlu kitapçılarından toplanan güzelim kitaplar kaldırılıyor. Gün geliyor Kur’an Kursuna kadrolu hoca alıyorlar Cavat’ı kapı dışarı ediyorlar. Çocuklar “İlle de Cevat, ille de Cevat!” diye tempo tutturunca da, çocukları bize karşı kışkırtıyor diye Cevat’ı artık mescit civarına da yaklaştırmıyorlar.
Okunası ve bir hikaye.

Yine benim çok hoşuma giden hikâyelerden birisi de koz helvası satan, “Helva alana bir türkü bedeva!” diyen çocuğun hikâyesi oldu. “Caney, caney, caney/ İşte meydaney./ Delikanlı cim-bom/ Nerdesin haney, nerdesin haney.” Bunu söylersin de vatandaşın yüzü gülmez mi? “Ah benim yufka yürekli halkım. Ah, benim merhametli insanlarım!” Bir çırpıda bütün koz helvalarını tüketen çocuk, satış sonrasında elindeki tepsiyi tef yaparak oradan uzaklaşıyor. -Bu arada yazarımızın hararetli bir Fenerbahçe taraftarı olduğunu da buradan anlamış olduk.-

Etkilendiğim bir diğer öykü de Cuma’dır. Öykü de daracık kot pantoluyla cumaya gelen, alışık olmadığı oturma düzeninde bir sağa bir sola kaykılan bir genç var. Ve belli ki ilk defa namaza geliyor. Gencin her hareketi yazarın objektifinde. Çocuk tedirgin. Ama mahviyetten başını bir eğişi var. Değme tevekkülcüler eğemez. Kıyamda ellerini önce göğsüne bağlıyor, sonra yan yan yazarımıza bakarak elini yavaş yavaş göbek hizasına iniyor. Takliden namazı kılan çocuğun ellerinin duaya kaldırılışının tasviri çok hoştu. “Derken incecik kolları ve kalem gibi parmakları, kırılgan bir bükülüşle duaya kalkıyor. Arada bir gözlerini kapatıyor. Hangi emel, hangi hayal, hangi arzu ile yaradana yalvarıyor?” “Onun duası dertlilere derman, hastalara şifa oluyor. Uçuk pembe bir mağfiret bulutu camiyi dolduran kalabalığın üzerine eğiliyor. Cemaatin her ferdi affın derin sularında yıkanıp, evlerine, işlerine dönüyorlar.”
98 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Mustafa kutlu bu eserinde de o his yüklü üslupla okura sesleniyor.Her cümlesinde şahsımız adına ve milletimiz adına alınacak o kadar mesaj var ki.Öyle ki kitabı okurken kimi cümlelerde durup ister istemez hayat hakkında vatan hakkında ülkemizin insanları hakkında düşünüyorsunuz.Kimi zaman çehrenizde hafif bir tebessüm oluşuyor kimi zaman da ağlamaklı oluyorsunuz.Bana kalırsa bunu vermiş olduğu eserlerle bu his yoğunluğunu oluşturabilen ender yazarlarımızdan. Ne mutlu bizi düşünmeye sevk edene.Okuyun efendim Mustafa Kutlu'nun bu kitabını da okuyun pişman olmayacaksınız.
98 syf.
·4 günde·Puan vermedi
Kitap kısa kısa hikayeler şeklinde ve küçük resimlerle detaylandırılarak sunulmuş bir eser. Gündelik hayattaki olaylara sade ve şiirsel bir anlatımla değinmiş Mustafa Kutlu. İçinde çok güzel fikirler barındıran ve bir bölümü bitirdikten sonra o bölümün fotoğrafına bakmak çok hoş duygulara sebep oluyor. Her kitapta oldupu gibi içinde trende bir yolculuk da geçen iç ısıtan şahane bir kitap. Kesinlikle tavsiyemdir.
98 syf.
·Beğendi·10/10
Mustafa Kutlu okumak insanı derinden sarsıyor. İnsanı saran sıcak hikayelerle meselenin çözümünün öyle çok büyük entelektüel tartışmalarda olmadığını gösteren bu hikayeler modern zamanların yok ettiği tabiat, ahlak, din gibi temel ontolojik alanların yokluğunun yarattığı büyük savrulmaları gösterirken çözümün de ucundan gösterip içimizi serinletiyor.

Evet zaman bizi kuşatmış, zaaflarımız her daim yanımızdaydı ama insan kalabilmek hep mümkün, bunu gösteriyor Kutlu.

İnsan bazan gözlerini tutamıyor.
98 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
Arkakapak Yazıları, Mustafa Kutlu'nun denemeye benzeyen hikâyelerinden oluşuyor. Bu kitapta kendi hayatımızdan kesitler de karşımıza çıkıyor.
Yav nerde bizim için verilen sözler, edilen vaadler, hani nerde? Bir çiçek bulamadık koklayacak, bahar da geldi geçiyor işte.

Valla bıktım bu umutsuzluk edebiyatından, şu sulu-zırtlak dizi filimlerden, iğrenç yarışmalardan, yak bi cigara.
Bu taşı bu yoldan niçin kaldırmadım ben, bu çiçeğe bu hafta niçin su vermedim ben, şu çocuğun yanağına bir öpücük niçin kondurmadım ben, komşumun kapısını bir kez olsun çalmadım mı ben, alnımı secdeye bir kez olsun koymadım mı ben?
Derken ben.
Benlikten sıyrılıyor.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Arkakapak Yazıları
Baskı tarihi:
Nisan 2014
Sayfa sayısı:
98
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789759954895
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Dergah Yayınları
Baskılar:
Arkakapak Yazıları
Arkakapak Yazıları
Hep birşeyler olacak diye bekleriz. Sahil yolunda dolaşanlar istikbale gülerek bakarlar. Martı çığlık atar. Muazzez Abacı'nın buğulara bulanmış şarkıları duyulur, karpuz sergilerinde büyülü lambalar yanar.
Tam o sırada tayin emri gelmiştir, ezan çoktan okunmuştur. Havuzun fıskiyesi efsaneler anlatmaya başlar. Pencere yaz gecesine açılır; ateşböcekleri, ishak kuşu, kervankıran, yolculuk.
Uyku bizi bekler ve sevgili hayali. Sonra duman, gri deniz, ayışığı, yakamoz. Bütün bunlar ne güzel, ama geçecek deriz. Ufka doğru bakarız.
Herkes ufka doğru bakar.
Orada ne var?
(Arka Kapak)

Kitabı okuyanlar 230 okur

  • Gülsüm Afra
  • Gülcan Karakoç
  • Yavuz Selim Akkoç
  • Enise  Bahar
  • remzi demir
  • bkt bbz
  • Esra
  • •Hicret•
  • Esmanur Ergin
  • Kadir

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%1.4
14-17 Yaş
%8.7
18-24 Yaş
%21.7
25-34 Yaş
%31.9
35-44 Yaş
%23.2
45-54 Yaş
%8.7
55-64 Yaş
%4.3
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%48.6
Erkek
%51.4

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%32.7 (18)
9
%14.5 (8)
8
%21.8 (12)
7
%20 (11)
6
%3.6 (2)
5
%1.8 (1)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%1.8 (1)