Aşıklar Bayramı

·
Okunma
·
Beğeni
·
3.906
Gösterim
Adı:
Aşıklar Bayramı
Baskı tarihi:
Ocak 2019
Sayfa sayısı:
227
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750525896
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınları
“Babam, tamı tamamına yirmi beş yıl sonra, bir elinde yıllanmış
üç telli bağlaması, diğer elinde ahşap bavulu, kapımın önünde diz
çökmüş, gece vakti aniden ortaya çıkmış mahcup bir konuk veya geçip
giden zamandan borcunu mahsup etmeye gelmiş eski bir alacaklı gibi
öylece beni bekliyordu.”
Evvela, baba-oğul hesaplaşmasına dair bir roman bu… Kırgınlığın,
kızgınlığın, suçluluk duygusuyla, hayatından çıkartma arzusunun
kopamamakla boğuştuğu bir hesaplaşma. Romanın kahramanı
avukatın “Her oğul gibi, ne kadar direnirsem direneyim daha en
başından babama karşı yeniktim” hissinin hep orada durduğu bir
hesaplaşma.
Bir yandan da kırık bir aşk hikâyesinin bulutu dolanıyor babasıyla
“meselesini” halletmeye çalışan adamın üzerinde… Yoksa, iki aşk
hikâyesinin mi?
Roman, aynı zamanda bir yol hikâyesi… Hem, düz anlamıyla bir
yol hikâyesi: Diyarbakır’dan Kars’a yolculuk ediyoruz. Uzun yolun
menzilleri, konaklama tesisleri, aramalar, kontroller, ıssız
taşra köşeleri… Memleket hastaneleri…
Ama bir yandan da hafıza içinde bir yolculuğun hikâyesini dinliyoruz.
Zihnin kuytularına, bilincin dehlizlerine de uzanan bir yolculuk. Her
konakta çırak ve hayranlarının adeta onu beklediği saz âşığı babanın
müphem ilişkilerinin ve evvel hayatındaki kadınların sırrına doğru
yolculuk… Asıl uzun yol, o işte…
Okurları, Kemal Varol’un önceki eserlerine de uğradığını sezecektir bu
yolculuğun.
Âşıklar Bayramı içli bir türkü…
227 syf.
·4 günde
Daha kitabın ilk sayfalarından itibaren çok uzun, hüzünlü ve bir o kadar da acı dolu bir yolculuğa çıkacağınızı hissediyorsunuz.

Sonra kitapta “Dünya, bir köşeye çekilip gözyaşları görülmesin diye gizlice ağlayan bir baba gibi ağırlaşmaya başlamıştı.” ve
“Baba dediğin tamamlanmamış bir kelimedir zaten.“ gibi cümlelerle karşılaşırsın o an boğazın düğüm düğüm olur, yutkunamaz olursun.

Kitap bittikten sonra yaptığım ilk şey gidip musluğu açıp soğuk suyla yüzümü yıkamam oldu, soğuk su biraz da olsa beni kendime getirebilmişti.

Kemal Varol yaşadığımız coğrafyayı çok güzel bir şekilde yansıtmayı başarmış.
Ve Kürt bir yazarın ortaya çıkıp Türkçe’yi bu denli güzel ve özel bir şekilde kullanmasını da takdir ediyorum.
Kemal Varol, Türk Edebiyatında eksik kalan çoğu yeri doldurmuş bu kitapta...
Böyle değerlere sahip çıkmamız lazım.
Kemal Varol’u okuyalım, okutalım.
227 syf.
·4 günde·Beğendi·8/10
Âşıklar Bayramı, baba-oğul hesaplaşmasına dair bir roman. Yazarın da dediği gibi "Her oğul gibi, ne kadar direnirsem direneyim daha en başından babama karşı yeniktim" hissinin hep orada durduğu bir hesaplaşma. Kırgınlığın, kızgınlığın, yarım kalan bir aşkın hüzünlü anlatımı, acılı bir yol hikayesi. Diyarbakır'dan Kars'a yolculuk ederken içten betimlemelerle geçilen güzergâhlar gözünüzün önünde canlanıyor. Yazar samimi bir üsluba sahip, dildeki sadelik okuyucuyu hikayenin içine çekiyor. 2 puan kırdım çünkü ucu açık bırakılan çok şey oldu, merak içinde kaldım.Sıcacık, hüzünlü, samimi bir roman okumak isteyen herkese tavsiye ederim.
227 syf.
·10/10
Öyle hüzünlü, öyle gerçek, öyle yüreğe dokunan, öyle naif, öyle içimizden... Kemal Varol 'Ucunda Ölüm Var' ile tanıştırdığı Heves Ali ile bu kitabında tanışıklığı birazcık daha derinleştiriyor. Yıllar sonra karşılaşan bir baba oğulun hikayesi. Diyarbakır'dan Kars'a uzanan büyülü bir yolculuk. Yıllar evvel sebepsiz terkettiği sevgilisinin pişmanlığını içinde taşıyan, gittiği her yere götüren bir adam... Harika bir anlatımla tüm bunları harmanlıyor ve önünüze koyuyor yazar. Boğazınızda bir yumru ile okuyorsunuz bu kitabı. Şiddetle tavsiye ediyorum..
227 syf.
·Beğendi·9/10
Baba-oğul ilişkisi -çok olmasa da- edebiyatımızda son zamanlarda kendine daha sık yer bulan temalardan. Son iki-üç yıldır bu konuda iki yetkin, güçlü kitap yazım dünyasına merhaba dedi. Bunlardan ilki Hasan Ali Toptaş’ın “Kuşlar Yasına Gider” kitabı bir diğeri de kısa süre önce piyasaya çıkan Kemal Varol’un “Âşıklar Bayramı” kitabıdır. Kitabın sayfalarında ilerledikçe Kemal Varol’un Hasan Ali Toptaş’ın kitabına selam yolladığını da görüyoruz. Kitabı elime alınca aklıma Hasan Ali Toptaş’ın şu cümlesi düştü: “Babalar alnımıza yazılan yalnızlıklardır.” Zira kitap, baba-oğul ilişkisinin işlendiği bir kitap okuyacağımızı bize söylüyordu.

Kemal Varol’a en uygun sıfat nedir diye düşündüm bir hayli. Daha önceki kitaplarını okumamı da göz önünde bulundurarak ona; “Anadolu Anlatıcısı” dedim kendi kendime. Her kitabında Anadolu insanı kokar; Anadolu’nun taşı, toprağı, sokakları, dağları, âşıkları, kızları, oğlanları, nehirleri, hayvanları, meseleleri onun kitaplarında can bulur, tekrar tekrar. Nerede unutulmuş, unutulmaya meyilli bir konu, bir insan, bir değer varsa Kemal Varol hemen el atar: “Ey Anadolu! Sen aslında busun, sen aslından buydun, sen aslında bu olmalısın; senin bu acın, bu sevinci, bu toprağın bu gökyüzün var. Kendini unutma!” der adeta. Bunun yanında Kemal Varol’a  “Masal Anlatıcı” demek yerinde bir sıfat olmuş olur. Onun romanlarında hep masalsı bir hava hakimdir.

“Kime ne söylesem canım efendim!
Hasanım Ali, Hüseyin’im Ali, Hevesim Ali
Kendini unutan insan, neyi Unutmaz ki!”

Bu dizeleri hatırlayanınız olur elbet. Kemal Varol’un bir diğer “Ucunda Ölüm Var” kitabından.  Heves Ali, Âşıklar Bayramı’nda karşımızda. Ana karakterlerden, baba olandır Heves Ali. Yukarıda roman baba-oğul ilişkisini anlatan bir kitap olduğunu belirtmiştik. Heves Ali, âşıktır. Elinde üç telli sazıyla, memleket memleket gezer. Türkü söyler, âşıklarla buluşur, her yerde bir tanıdığı vardır Heves Ali’nin. Heves Ali sevilir halk arasında, kadınlar arasında, âşıklar arasında… Belki de bu sevdadır onu oğlundan uzaklaştıran. Yusuf, kırk yaşında bir avukattır. Heves Ali onu bırakıp gittiğinde, Yusuf henüz on beş yaşındadır. Yusuf, hocası sayesinde okur. Okul hayatı siyasi olaylarla geçer; takip edilir, sorguya çekilir, işkence görür. O zaman Aylın’a âşık olur ve hiç unutmaz. Her zaman Aylın ile yaşar, başka kadınlarla olsa da.

Yusuf, bir gece öksürük duymaya başlar ve kapısında birinin olduğunu anlar. O öksürük Yusuf’un hayatını değiştirdiğini söyleyebiliriz. Birkaç defa kapıyı açıp açmama tereddütten sonra en sonunda kapıyı açar ve  karşısında yirmi beş yıl önce onu terk eden babasını görür. Heves Ali hastadır, yorgundur, pişmandır; Heves Ali, ölüyordur. Neden geldiğini söylemez Yusuf’a ama nereye gideceğini söyler. Kars’a gitmek ister, Âşıklar Bayramı’na…

İşte yolculukla beraber, kitap da asıl bundan sonra başlar. Baba-oğul yoldadır. Anadolu’dadır. Âşıklar Bayramı’na yetişmek için yola koyulurlar. Yusuf babasına kızgındır ama yine de gönlü onu yalnız göndermeye elvermez bir türlü. Babasına karşı yeniktir; “Yine de her oğul gibi, ne kadar direnirsem direneyim daha en başından babama yeniktim.” (s. 21)

Yusuf, kendisiyle de kavgalıdır. Babasını kendisine bile anlatamaz. Kabullenmekten zorlanır bazı şeyleri. “Kendime bile anlatamadığım, kim olduğunu bir türlü kavrayamadığım, ruhunda hangi fırtınaların koptuğunu bilmediğim, hiçbir paye biçmediğim, en ufak bir mertebe yakıştıramadığım, ömrünü bir bağlama peşinden oradan oraya sürüp duran bir babayı başkalarına serinkanlılıkla nasıl anlatacaktım ki!”(s. 48), “…bir babanın kendisiyle değil, hatırasıyla kavga etmek her zaman daha kolaydı, belki de daha zor, kim bilir.” (s. 49)

Her şeye rağmen yol arkadaşı olurlar, baba ve oğul. Çok konuşmazlar yol boyunca. Heves Ali yol boyunca ardında bıraktığı kadınları ziyaret eder. Âşıklarla beraber türküler söyler tekrar. Gittiği her yerde saygı görür, el üstünde tutulur. Baba-oğul yolculuğunda Anadolu’nun dağları, köyleri, ıssız yolları, soğuğu, yağmuru, ovaları da bu sessizlikte onlarla beraber bir görünür bir kaybolur. Onlar yol aldıkça Heves Ali’nin hastalığı da yol alır. Heves Ali gün gün erir Yusuf’un gözleri önünde. Yol üstünde çeşitli yerlerde konaklanır, çeşitli hastanelerin acil servislerinde tedaviler görür. Heves Ali aşık olduğu kadınlara uğrarken Yusuf da on beş yıl önce bıraktığı Aylın’e ulaşmaya çalışır. Babasının şu sözü hallerini çok güzel açıklar ; “Göz elli kişide kalp bir kişi kalır”(s. 176). Kendisine ulaşmaya çalışır ama beyhude. Ne Aylın’dan haber alır gönderdiği mektuplar sonucunda ne de babasında bir umut belirtisi görür. Gün geçtikçe her ikisini de kaybedeceğini anlar. Şimdi tek hedefi babasının son dileği olan Âşıklar Bayramı’na onu yetiştirmek. Ve son nasihatini gerçekleştirmek… Heves Ali, Yusuf için tamamlanmamış bir kelime olarakta kalır. “Baba dediğin tamamlanmamış bir kelimedir zaten” (s. 226)

Kemal Varol, toplumsal meseleleri, unutulmaya yüz tutmuş değerleri tekrar hatırlatırken; su gibi akan kurgularıyla, pürüzsüz diliyle, okurda bıraktığı derin hislerle bu toprakların insanlarına anlatacağım daha çok şey var diyor adeta. Bu toprakların acılarında yetişen insanların anlattığı hikâyeler, bu toprakların asıl meseleleridir. Kemal Varol bunu her seferinde büyük bir ustalıkla başarıyor.

Ve Heves Ali’nin şu sözleri ile bitirelim yazıyı: “insan öldüğü yaşta kalırmış. Yani kaç yaşında ölürsen geride kalanlar seni hep o yaşta hatırlarmış. Zannedersem, insan birinden ayrılınca da aynı yaşta kalıyormuş
227 syf.
·6 günde·10/10
Kemal Varol kalemi ilk kez tanıştığım bir yazar. Aşıklar Bayramı kitabı ile yüreğimin ortasına resmen bit taş bıraktı. Gözlerim dolarak hatta bazen ağlayarak okuduğum bir kitap oldu. Bir baba ve yıllardır kendisini gormeyen bir oğul.. Hayatının son günlerini yaşayan babanın evladına olan hasreti, oğulun geçmişle olan hesaplaşması. Babası vefat etmis biri olarak beni derinden sarsan bir kitap oldu. Çok beğendim. Tanışmamış tanışmayı düşünen arkadaşlara tavsiye ederim.
227 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Gözümün yaşı kurumadan yazıyorum bunları. Tüm okuma boyunca düğümlenen boğazım hâlâ çözülmüş değil. Âşık Heves Ali'nin doğu insanına has görüntüsü, kokusu, tavrı içimde bir yerlere işlemiş olan o tanışıklığı yeniden canlandırdı. Onda biraz babamı, biraz da dedemi buldum. Sekiz köşeli şapkası, üç telli sazı, gözlerini kapatan kaşları, gür "alevi" bıyıkları ve o bildik "baba kokusu" ile kanlı canlı dikildi karşıma; insanı bir duygu seline gark eden bilgeliğiyle bir güzel hırpaladı beni. "Baba" diyor yazar, "Zaten tamamlanmamış bir sözcüktür."
Kemal Varol'un Diyarbakır'dan başlayıp Kars'a uzanan ve tüm bir doğu coğrafyası izlenimleri ile süslediği bu şahane romanını, sıkça tekrarlanan sıfat tamlamalarına pek kulak asmayarak, yitip giden âşıklık geleneğimize merak sararak okumanızı dilerim.
227 syf.
·2 günde·10/10
Edebiyatımız farklı dönemlerde bazı imtihanlardan geçiyor. Yakın dönemde herkesin çocukluk öykülerini yazması, arabeske bandırılmış aşk ve hayat hikayelerinin prim yapması ya da satılmaktan başka gayesi olmayan Watsapp konuşmasından hallice kişisel gelişim kitapları...

İşte bu şartlarda dahi Türk Edebiyatından umudunu kesmeyen okuyucular için Kemal Varol Kutup Yıldızı rolünde bir roman hediye etti.

Heves Ali'nin Kars'ta bitecek son yolculuğu oğlunun bu yolculuğa beklenmedik katılımıyla bir zaman yolculuğuna dönüşür. Okuduğum en iyi baba-oğul hesaplaşması olan bu romanda ayrıca Heves Ali kendini ötelediği tüm buluşmalarını da yaparken bulur. Mesleği aşıklık olan birinin kendi aşklarından kaçmış olması mümkün olsa da kendisinden çok da uzağa gidememiştir. -insanı tüketen bütün duygular, işte orada iki kaburganın arasında duruveriyordur.- Baba oğulun Diyarbakır'dan Kars'a uzanan yolculuğunu yazar hayatın olağan akışına uygun gelişmelerle bezeyerek adeta okuyucuyu da arabanın arka koltuğuna oturtuvermiştir.

Yolculuk boyunca uğranan tüm şehirleri ve köyleri size saygıyla betimleyen yazar adeta sizi de orada olmaya buyur eder. Çünkü bilir ki Arkanya'ya kimsenin yolu kolay kolay düşmez. Oradaki insanları size nezaketle tanıştırır. Gerisini sizin hayal gücünüze bırakır.

Romanı okuduktan bir hafta sonra kendimi Erzurum Aşıklar Kahvesi'nde buluvermiş olmam edebiyatın gücünden fazlası değildir. Dilimde Pir Sultan'dan Heves Ali'ye ve bize miras kalan Sultan Suyu türküsü varken kitapla ilgili size önerebileceğim tek bir şey var;

-Okumadan ölmeyiniz efenim...
227 syf.
·7 günde·Beğendi·Puan vermedi
Kemal Varol tüm kitaplarını zevkle okuduğum bir yazar.Her şeyden önce samimiyeti etkiliyor beni.Bir kitabında kısaca geçen bir karakterin diğer kitabında baş karakter olmasını çok seviyorum.Ya da önceki kitaplarına selam yollamasını.
Âşıklar Bayramı, baba-oğul,kadın-erkek yüzleşmesinin ya da helalleşmesinin merkezinde, bir yol romanı.
Ucunda Ölüm Var'ın Ağıtçı Kadın'ının diyar diyar peşinde gezdiği Heves Ali, bu kez hayatının son günlerini yaşayan, bir baba olarak çıkıyor karşımıza.Hayatının son Âşıklar Bayramı'na katılmak için oğluyla beraber yola çıkan Heves Ali, hayatına giren tüm kadınlarla da vedalaşır.Tüm bu kadınlardan, kimi en çok sevdiğini, sanırım vasiyetinden çıkarabiliriz.

Malatya'nın Arguvan köyüne gömülmek istemesiyle, Ağıtçı Kadın'ın Heves Ali'nin peşinde umutsuzca gezişinin, en azından mezarda sonuca ulaşması duygulandırdı beni.

Kemal Varol yeni kitabında, Arkanya öykülerine devam mı edecek, başka coğrafyaya ait öykülerle mi karşımıza çıkacak, merak ediyorum.
227 syf.
·2 günde·7/10
Kitabın ilk sayfasından son sayfasını tahmin etmek zor olmadı bu okuyucunun heyecanını ve merakını düşürse de kitabi bir bütün olarak ele alirsak bir kitabin iyi ve ya kötü olmasıni belirleyen ana etmenler değil.Kıtabin konusu bize yabancı degil 25 yıl sonra ansizin kapida beliriven baba ogul hikayesi çogu yazar edebiyat dunyasinda babasiyla problem yaşamiştir Kafka,Dostoyevski, Hasan Ali Toptaş ve adıni sayamadigim nice yazar.Kemal Varol'un babasi sağken dile getiremediklerini kitapla haykirmak istediği izlenimi okurken hissediliyor zaten ithaf kısminda babama demesi de belirtileri lakin yazar bizi de çok hüzünlendiriyor lakin kitapta beğenmediğim gereksiz buldugum yerlerde olmadi degil velhasil sonuçta bu kitap oğulun babaya ağit yakmasi veya hesaplaşmasi her erkeğin babasıyla yaşadığı problemleri yazıya bürünmüş hali
227 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10
"Babam ,tamı tamamına yirmi beş yıl sonra,bir elinde yıllanmış üç telli bağlaması, diğer elinde ahşap bavulu,kapımın önünde diz çökmüş, gece vakti aniden ortaya çıkmış mahçup bir konuk veya gecip giden zamandan borcunu mahsup etmeye gelmiş eski bir alacaklı gibi öylece beni bekliyordu"
yazarin Babasi " Aşık Heves Ali " ile
Diyarbakır'dan Kars'a dogru giden yol ve hayat hikayesi... Yıllar sonra bir gece yarisi dönen babasıyla olan hesaplasmasi cebinde bulduğu ileri derece kanser tahlil sonuçları ve sonrasında son arzusu Kars'a Aşıklar Bayramına gitmek istemesi ve yol boyunca yaşadıkları aralarinda gecen diyaloglar, Saz Aşığı babanin evvel hayatindaki kadinlarin sırrına dogru yolculuk...
Yazarin Her üç telli baglama, babamin kasketi ve kahverengi bavulu dedigi bölümlerde dönüp kapak fotoğrafına baktim kitabın , bu kadar iyi tasvir edilebilirdi hayalim deki baba figuru kapağa işlenmişti resmen...
Ve Yazarin boğazını düğümleyen yutkundugu konuşamadığı gözlerinin dolduğu babasiyla gecen yaşadığı bütün diyaloglarda aynı duygular zuhur etti ben de ...
Bu kadar duygulandigim bir kitap hic okumadim daha önce, her sayfasında bir gözyaşı bıraktım, belki kendimden bir seyler buldum ... Belki ona en cok ihtiyaciniz olduğu anda yitirdiginiz bir Baba, eksik yaninizi tamamladiginiza inandiginiz yillar sonra hayatiniza gelen bir adam ya da Kadin ve sonra
Bir anda giden yarim kalmış bir Aşk ....
Kitapligima iyi ki dahil etmisim , sanirim Kemal Varol'un okuduğum ilk ve son kitabı olmayacak...
227 syf.
·Puan vermedi
Toprakların, mesafelerin, zamanların, unutmaların doldurduğunu sandığımız boşluklar, kader ağlarının gözden ırakta örüp de ömür nakşına işlediği bir başka düzendir yalnızca. Gün gelir, hiç beklemediğimiz bir anda, hatta uğramayacağından emin olmak için tarihin nokta konmuş zamanlarına gömdüğümüz bir vakitte; her şey bir kapı tokmağı ile başlar. Tam da kaldığı yerden; tam da en taze, en canlı, en şiddetli hâliyle…

Yılların uzun uğraşlar sonucu emek zahmet kapattığı, dikişlerini sımsıkı düğümlerle didinerek bağladığı, izini belli etmemek için üstlerinde titizlikle çalıştığı yaralar; işte varıp da gönül kapısına nihayet diz çökmüş o tokmağın vuruşuyla yeni baştan açılır, dağılır, kanar, ağlar. Bu kaderden kaçış yoktur; doğmanın büyümeye, yetişmenin ölmeye düğümlendiği gibi unutmanın peşi sıra, kendi vaktinin gelmesini bekler. Geldiğinde de anaların seneler evvel doğurduğu günü tarihe karıştırıp yerle bir eder; her şeyi baştan, kırgın ve yalnız yaratır. Bunun için “babalar, alnımıza yazılan yalnızlıklardır,” derken Hasan Ali Toptaş, Kemal Varol “ba” hecesinde kalır ve tamamlamadan bir başına bırakır, bir babaya nokta koyduğu Âşıklar Bayramı’nda.

Rabia Elif Özcan

İncelemenin tamamı: https://kayiprihtim.com/...mi-baba-kemal-varol/
227 syf.
·9/10
Bir oğulun içten içe bağrında kalan baba hasretiyle karışık öfkesini görürken bir yandan da terk edilmiş bir aşkın bıraktığı sancı. Baba-oğulun aşkları öylece kalırken baba-oğulun son vedasında bir yarım kalmış "ba-" hecesi. "Ba-" ! Ne olursa olsun tamamlanamamış bir 'baba'....
Buralar Zaza toprağıdır. Zazalar bizim gibi değildir, onlar doğanın kıymetini herkesten daha fazla bilir. Bak buranın meşelerine, çınar gibi âdeta!
Aramızda çifte su verilmiş keskin bir bıçak duruyordu sanki. Bıçağı bir kez kendine batırdıktan sonra aynısını yapmam için bu kez bana uzatıyordu.
Yerli yersiz kavga etmenin, ağzı kapalı bir kuyuya sakladığımız geçmişimize seslenmenin, uçurumdan aşağı yuvarlanmış kocaman bir kayayı sırtlayıp geri dönmenin ne yeri ne de zamanıydı.
Çok geçmeden bağlamasını en sevdiği torununu kucaklayan bir dede gibi kucağına oturtup parmaklarını tellerde gezdirmeye başlardı. İşte o vakit ellerimle kulaklarımı kapamaya korktuğumdan etrafımızda tozup duran tüyden yumakların ağaç gövdelerinden sızan reçinelere bulanarak benim kulaklarımı sımsıkı tıkamasını, bu sayede babamın sesini hiç duymamayı isterdim. Ama ne yaparsam yapayım onu duyardım.
Neden geldiğinin bir anlamı yoktu,ben çocukken de aynıydı, sonrasında da. Yaptığı şeyler için hiçbir zaman esaslı bir gerekçesi olmadı zaten. Hayat sanki onun için, istediğinde esen istediğinde duran, yerle gök arasında bir yerde salınan bir rüzgardan ibaretti.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Aşıklar Bayramı
Baskı tarihi:
Ocak 2019
Sayfa sayısı:
227
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750525896
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınları
“Babam, tamı tamamına yirmi beş yıl sonra, bir elinde yıllanmış
üç telli bağlaması, diğer elinde ahşap bavulu, kapımın önünde diz
çökmüş, gece vakti aniden ortaya çıkmış mahcup bir konuk veya geçip
giden zamandan borcunu mahsup etmeye gelmiş eski bir alacaklı gibi
öylece beni bekliyordu.”
Evvela, baba-oğul hesaplaşmasına dair bir roman bu… Kırgınlığın,
kızgınlığın, suçluluk duygusuyla, hayatından çıkartma arzusunun
kopamamakla boğuştuğu bir hesaplaşma. Romanın kahramanı
avukatın “Her oğul gibi, ne kadar direnirsem direneyim daha en
başından babama karşı yeniktim” hissinin hep orada durduğu bir
hesaplaşma.
Bir yandan da kırık bir aşk hikâyesinin bulutu dolanıyor babasıyla
“meselesini” halletmeye çalışan adamın üzerinde… Yoksa, iki aşk
hikâyesinin mi?
Roman, aynı zamanda bir yol hikâyesi… Hem, düz anlamıyla bir
yol hikâyesi: Diyarbakır’dan Kars’a yolculuk ediyoruz. Uzun yolun
menzilleri, konaklama tesisleri, aramalar, kontroller, ıssız
taşra köşeleri… Memleket hastaneleri…
Ama bir yandan da hafıza içinde bir yolculuğun hikâyesini dinliyoruz.
Zihnin kuytularına, bilincin dehlizlerine de uzanan bir yolculuk. Her
konakta çırak ve hayranlarının adeta onu beklediği saz âşığı babanın
müphem ilişkilerinin ve evvel hayatındaki kadınların sırrına doğru
yolculuk… Asıl uzun yol, o işte…
Okurları, Kemal Varol’un önceki eserlerine de uğradığını sezecektir bu
yolculuğun.
Âşıklar Bayramı içli bir türkü…

Kitabı okuyanlar 459 okur

  • Şeyma Öztürk
  • Ayperi
  • Siyasiyajin
  • Şermin Yar
  • Selcuk atay
  • Ahu dudusu
  • Dengesizlady
  • Merve Mete
  • feryal
  • zεψηεp şεßηεm rüψα

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%42.5 (77)
9
%22.1 (40)
8
%20.4 (37)
7
%7.7 (14)
6
%3.3 (6)
5
%1.7 (3)
4
%0
3
%0.6 (1)
2
%1.7 (3)
1
%0