Asılacak KadınPınar Kür

·
Okunma
·
Beğeni
·
2.664
Gösterim
Adı:
Asılacak Kadın
Baskı tarihi:
Kasım 2012
Sayfa sayısı:
134
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789752891173.
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Everest Yayınları
Baskılar:
Asılacak Kadın
Asılacak Kadın
Her gerçeğin iki yüzü vardır; bir görünen, bir de görünmeyen. Olayların yalnız görünen yüzüne bakıp bir yargıya varmanın kolaycılığına kaçanların acımasızlıkları, bir insanın yaşamını bile alabilir elinden. Kemikleşmiş önyargılarını aşamayan bir toplumda, kadının cinsel açıdan sömürülüp unufak edilmesi öyle başka şekillerde algılanabilir ki...

Pınar Kür'ün gerçek bir olaya dayanarak kaleme aldığı Asılacak Kadın, işte böylesi bir acımasızlığı gözler önüne seriyor. Doğduğu günden itibaren yaşamı hep başkaları tarafından belirlenen, hasta bir adamın sapkın güdülerini bedeni üzerinde tatmin ettiği Melek... Onu bu hale düşürenler ve kurtarmaya çalışanlar...

Asılacak Kadın, kimsesizliğin talihsizlikle birleşerek katmerlendiği, cahilliğin çaresizlikle kol kola yürüdüğü bir yaşamın ürpertici öyküsü...
(Tanıtım Bülteninden)
Hem içerdiği konu hem de yazım tekniği bakımından müthiş ve farklı bir kitap okudum. Açıkça söylemem gerekirse bu kitabın böylesine muhteşem olduğunu beklemiyordum. Kitabı bitirdiğimde zaten şoktaydım, üstüne bir de yazarın kitap hakkındaki savunmasını okuduğumda ve yazıldığı dönemde kitabın yasaklandığını öğrendiğimde daha da büyük şoka girdim diyebilirim.

Kitapta konu olarak eşinin aşığı tarafından öldürülen bir koca cinayeti anlatılmaktadır. Daha doğrusu gerçek olan, böyle bir olay üzerinden kurgulanan bir hikaye anlatılmaktadır. Kadına ve aşığına gerekli ceza verilir verilmesine ama olay buraya gelene kadar neler yaşanmıştır acaba ? İşte aslında kitapta esas anlatılmak istenen sadece bu olay değil, bütün bunların yaşanmasına sebep olan bireysel ve toplumsal ahlaksızlığın kendisidir.

Yazar'ın böyle bir konuyu irdeleyerek bu derece gerçekçi ve muhteşem bir kitap yazabilmesi bence her türlü takdiri hak etmektedir.

Evet kitapta müstehcen bölümler mevcuttur. Buna katılıyorum. ama yazar bu bölümleri bu derece gerçekçi olarak anlatmasaydı, yaşanılan dramın ağırlığını farkedebilirmiydik acaba ?

Ayrıca yaşanılan bu şekildeki ağır bir dramda , müstehcenliğe kendini kaptırıp ta , esas dramı görmeyen , anlamayan kişinin de ben insanlığından şüphe ederim. Ama ne yazık ki kitabın yazıldığı dönemde, bu tür insanların direktifiyle yasaklanmış olması da bize kitabı yasaklayanların kişilikleri hakkında yeterli bilgiyi veriyor sanırım.

Kitaptaki yazım tekniğine gelecek olursak , kitap esas itibariyle üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm, mahkeme kararını veren hakimin, kararı verdikten sonraki iç dünyasını anlatmasından ibarettir. İkinci bölüm, öldürülen kişinin eşi olan Melek isimli kadının karar sonrasındaki iç dünyasını anlatmaktadır. Üçüncü bölüm ise kadının aşığı Yalçın'ın yine karar sonrasındaki iç dünyasını anlatmaktadır.

Ama tabii ki bu iç dünya anlatımları öyle basit birer okuma parçaları değildir. Bu bölümleri, şahısların kişilik yapılarının ve o ana kadar yaşadıklarının, çok ayrıntılı ve çok ustaca okuyucuya aktarılması şeklinde isimlendirmenin daha doğru bir deyim olacağı kanaatindeyim.

Yazar Pınar Kür'ün gerek kadın, gerek erkek ve gerekse çevredeki toplum yapısındaki iğrençlikleri bu derece açık ve netlikle anlattığı ,gerçek bir olaydan alınarak kurgulanmış bu kitabını ben hem üzülerek, hem beğenerek, hem de yazarı cesaretinden dolayı takdir ederek okudum ve okunmasını da herkese tavsiye ederim.
“Suç” ve “Ceza”yı 20. Yüzyılda Yeniden Yazmak ve Sanatta “Katharsis”: Asılacak Kadın

Anahtar Kelimeler: Pınar Kür, Asılacak Kadın, Katharsis, Kadın, Suç, Ceza, Adalet.


Pınar Kür, toplumsal sorunları ve bu sorunlar içerisinde özellikle kadınların sorunlarını ele alan ve yazdığı romanlar yüzünden yargılanan, kitaplarının imhasına karar verilen bir yazardır. Kür’ün Yarın Yarın romanı yaklaşık iki yıl yargılandıktan sonra yayınlanabilir. Yarın Yarın gibi 1979’da yayınlanan ve on beş yıllık bir çalışmanın ürünü olan Asılacak Kadın da Kür’ün yargılanmasına neden olur. Dönemin yargı organları Asılacak Kadın’ın “cinsel tahrik” ve “ahlaksızlığın propagandası” amacıyla yazıldığını savunarak Kür’ü yargılar, romanın da imhasına karar verir.

Toplumsal hastalıkların tedavi edilmesinde sanat belki de yasalardan, hukukçulardan ve resmi organlardan daha etkilidir. Adalet mekanizmasının yapamadığını yapar sanat. Nitekim sanat “insanı insana insanca anlatır.” Bir bakıma insanın toplumsal sorumluluklarını hatırlatan ve insana üyesi olduğu toplumun günahlarından arınmasının yolunu açan sanat bir “katharsis”tir. Aristoteles de, Poetika adlı kitabında sanatın asıl amacının arınma yani “katharsis” olduğunu söyler.

Asılacak Kadın ailesiz, korumasız ve kendini savunmamak üzere yetiştirilmiş genç bir köylü kadının bir zorbanın cinsel sapkınlığına kurban edilmesini konu alır. Cinsel anlamda sömürülen Melek, yalı zengini zorba Hüsrev tarafından ücret karşılığı olmadan mahallenin erkeklerine bir cinsel obje olarak sunulur. Dahası zorba, kadının bir cinsel obje olarak kullanıldığı sahneleri izler ve bir yönetmen gibi yapılması gerekenleri söyler. Bu cinsel sömürünün faillerinden biri olan Yalçın, pişman olarak zorbayı öldürür. Fakat çarpık adalet kadını kurtarmak için başkası tarafından işlenen cinayetin cezasını katile değil mağdur kadın Melek’e verir. Melek idamla cezalandırılır. Günümüzde de adaletin koruyamamasından dolayı kadınların her gün yeniden yeniden katledilmesi de bir idam çeşidi değil midir?

Pınar Kür, Dostoyevski’nin Suç ve Ceza’sında yaptığı gibi bu romanında “suç" ve “ceza” kavramlarını tartışmaya açar ve bu kavramları yeniden anlamlandırma fırsatı verir. Raskolnikov’un doğduğu çağa bakıldığında Rus toplumunun yoksulluk içinde yaşadığı görülür. Doğal olarak Raskolnikov’un cinayetinin nedeni “ekonomik”ti ve Dostoyevski romanı aracılığıyla bir çok şeyi sorguladı.
Pınar Kür gibi, kadının nesne olmanın dışında bir vasfının olmadığı erkek egemen bir toplumda yaşayan bir yazarın da kadınlıkla ilgili meselelerde bunu yapması kadar doğal ve yerinde bir şey yoktur. Pınar Kür de kendi güncel bağlamında Dostoyevski gibi söz konusu kavramları farklı bir yönden tartışmaya açar.

Kurtulmak için cinayetten başka bir yol kalmamışsa işlenen cinayet bir suç mudur? Kadın, cinayeti işlemediği halde idamla cezalandırılabilir mi? Aynı kişi hem mağdur hem de suçlu olabilir mi? Kadını “hiçli bir yoklukta” yaşatan, kadının ölümüne ayarlı toplumlar da bunların hepsi de mümkün.

Romanın üç bölümden oluşur. Bu üç bölüm sırasıyla Yargıç Faik İrfan Elverir, Melek ve Yalçın’ın kendi ağzından anlatılır. İlk bölümde yargıç, bilinç akışı tekniğiyle kendi gözünden cinayeti inceler. Yargıç, karısıyla karısının rızası olmadan evlenmiştir ve bu rızasızlık zamanla sadakatsizliğe en sonunda da intikama dönüşür. Kadınlara bakışı kendi geçmişiyle şekillenen yargıç, katilin cinayeti işlediğini kabul etmesine rağmen Melek’in suçlu olduğuna karar verir. Bu üçlü arasında rolü kesin olan bir tek yargıçtır. Yargıç’ın gözünde tanık ve sanık da bellidir. Buradan itibaren bazı sorular, cevap aramaya başlar: Yargıç haklı mı? Her şey onun gördüğü gibi mi? Görünenin ardında başka bir gerçek var mı? Adalet mekanizması ne kadar doğru çalışıyor? Suç nedir? Ceza nedir? Erdemli bir gerekçeyle işlenen cinayet cezalandırılmalı mı?

İkinci bölüm, Melek’in kendi ağzından hikâyesini anlattığı bölümdür. Bu bölümde Melek, yine bilinç akışı tekniğiyle içine doğduğu toplumsal koşulların ona yaşattıklarını anlatır. Hem bilinç akışı hem de Melek’in kendi yerel diliyle konuşması anlatılanların gerçekçi bir biçimde verilmesini sağlar. Ayrıntılı ve ilk ağızdan verilen psikolojik tahliller okuyucu bir anda, tecavüzün, şiddetin, çaresizliğin, pisliğin, kirlenmişliğin, çürümüşlüğün içine sokar. Üvey babası tarafından evden atılan ve Hüsrev’in yalısında hasta bakıcı olarak yaşayan Melek’in içinde bulunduğu durumdan kurtulması için kendini ya da zorbayı öldürmekten başka çaresi yoktur. Fakat Melek, “kurtulmak” kavramından habersizdir. Kendini savunmayacak kadar saf ve cahil olması nedeniyle zorbayı öldürmez. Mahvolan dünyasına bir de mahvolan ahretinin eklenmesini istemeyerek kendini de öldürmez. Yapılanları çaresizce kabullenir.

Melek’in şu sözleri onun ne kadar yalnız ve asıl ihtiyacının ne olduğunu gösterir: “O sevmek dediklerini bi tek ihtiyar dedemin ellerinden duymuşum bi de Yalçın’ın dilinden lakin onun dilini anlamamıştım esasında o sevmek işte bir türküymüş demek ak saçlı bi dedenin türküsü bi çaresiz ihtiyarın çatlak sesiymiş Yalçın nereden bilsin?”

Üçüncü bölüm, zulme ve haksızlığa başkaldıran ve Melek’i kurtarmak için zorbayı öldüren Yalçın’ın kendi notlarından oluşur. Romanın en derli toplu ve sosyal mesaj yüklü bölümü bu bölümdür. Yalçın’ın ifadeleri Melek’in içinde bulunduğu durumu açıklaması bakımından önemlidir: “Önce kapıcı ana babasının, sonra Hüsrev beyin, en son da benim kurbanım oldu. Oysa iki yıl sonra yeniden karşılaştığımızda onun tek tek kişilerin değil de toplumun, içinde doğduğu ekonomik ve toplumsal koşulların kurbanı olduğunu bilmiyor muydum? Biliyordum elbet. Kendisine anlatmaya bile çalıştım bunu. Bilmediğim şey “toplum”un biz olduğumuzdu.”

Yaçın’ın Melek hakkındaki şu tespiti, özellikle günümüzdeki cinayetler de düşünüldüğünde kadının toplumda konumlanışı açısından son derece önemli: “Öteden beri anlayamadığım şey susması, hiçbir zaman hiçbir konuda özünü savunmaya kalkmamasıydı. Oysa belki de kurtarmaya, aklımca topluma kazandırmaya çalıştığım kadın kesin bir hiç yokluk içinde yaşıyordu da ben ayrımsayamadım.”

Yalçın, işlediği cinayeti kendi kafasında sorgulamaya başlar. “Suç” ve “ceza” kavramları artık tartışmaya açıktır. Yalçın işlediğinin bir cinayet olup olmadığını sorgular. Cinayetse bile ceza gerektirir mi? Yalçın’ın ifadeleri Suç ve Ceza’nın Raskolnikov’unun sorgulayışına benzer: “Ben cinayet mi işledim? Hayır, yalnızca Melek’i kurtarmaya çalıştım. Bunun için de adam öldürmem gerektiğine inandım. Hepsi bu. Cinayet mi denir buna? Gerekeni yapmak…” Yalçın gerekeni yaptığını düşünse de Melek’i kurtarmayı başaramaz. Sonuçta Melek yine erkek eliyle idama mahkum edilir.

Roman biçimsel açıdan da farklıdır. İlk iki bölümde bilinç akışı tekniği kullanırken son bölüm adeta anlatılanları toparlamak ister gibi kompoze bir anlatımla sunulur. Bilinç akışı kullanılan bölümlerden ilkinde noktalama işaretleri kullanılsa da ikinci bölümde noktalama işaretleri yok denecek kadar azdır. Noktalama işaretlerinin kullanılmaması bilinç akışının kesintiye uğraması için yerinde bir tercih.

Her üç bölümde de bilinen anlamda diyalog yoktur. İlk bölümde cümle akışı içinde verilen diyaloglar, ikinci bölümde farklı yazı fontlarıyla yine metin içinde verilir. Son bölümde metinden kopan diyaloglar sağa dayalı bir şekilde verilir. Melek’in yerel diliyle romanda yer alması da onu içinde bulunduğu sosyolojik koşullarla birlikte romana taşır. Burada her türlü tecavüze, sapkınlığa ve şiddete maruz kalan kadının ismi için seçilen “Melek” isminin de altını çizmek gerekir.

Romanın sonunda Pınar Kür’ün yargılandığı mahkemeye yazdığı bir de mektup bulunur. Pınar Kür bu mektubuyla romanını bir eleştirmen gibi açımlarken romanın “cinsel tahrik” ve “ahlaksızlık” anlatmadığını tam tersine bunlara karşı çıktığını savunur. Eserlerin sonuna eklenen bu tarz metinler okuyucunun yorum gücüne ket vursa da okuma ve anlamlandırma eylemini tamamladıktan sonra bu metni inceleyen bir okur bundan etkilenmeyecektir.


Özet olarak yazarın kendi ifadeleriyle “Asılacak Kadın, korunmasız, güvencesiz, çaresiz, zavallı bir kadının, dış dünyadan koparılarak, bir sapığın hastalıklı ve korkunç dünyasına hapsedilişini, ezilişini ve sömürülüşünü, çektiği eziyetler sonucu kendini savunmak için ağzını bile açamayacak bir nesne haline gelişini anlatırken, elbette bütün bunlara karşı çıkmakta; kadını bu insanlıkdışı durumdan kurtarma çabasına girişen ve başaramayan delikanlının dramını da dile getirmektedir.”

Sonuç olarak roman, kadın ve erkek eşitliğinin, insani değerlerin içselleştirilmediği, kadın cinayetlerinin sona erdirilmediği sürece Türk toplumu için daima güncel kalacak…

Özgecan’a, Alime’ye, Neriman’a, Dudu’ya, Songül’e, Kadın’a, çocuk gelinlere…

Romanı erkeklere, kadınlara, hukukçulara, öğrencilerinize, sınıf arkadaşlarınıza, çocuklarınıza… okutun.

Romanı, etkinliklerin, kitap toplantılarının konusu yapın bir an önce…

Sahi Ünzile kaç koyun ediyor?
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (14.120 Oy)17.512 beğeni39.558 okunma2.120 alıntı165.644 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (7.872 Oy)8.156 beğeni26.060 okunma628 alıntı126.919 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (10.019 Oy)12.495 beğeni31.798 okunma2.797 alıntı132.764 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (8.489 Oy)8.434 beğeni22.892 okunma1.456 alıntı105.854 gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (6.835 Oy)7.372 beğeni20.660 okunma692 alıntı79.891 gösterim
  • Simyacı
    8.5/10 (7.239 Oy)8.158 beğeni24.020 okunma1.937 alıntı102.677 gösterim
  • Şeker Portakalı
    9.0/10 (6.984 Oy)8.374 beğeni23.272 okunma1.151 alıntı113.110 gösterim
  • Fareler ve İnsanlar
    8.6/10 (5.260 Oy)5.368 beğeni18.171 okunma689 alıntı92.445 gösterim
  • 1984
    8.9/10 (5.536 Oy)5.818 beğeni15.265 okunma2.249 alıntı78.725 gösterim
  • Uçurtma Avcısı
    9.0/10 (9.160 Oy)10.823 beğeni26.588 okunma1.386 alıntı139.900 gösterim
Annesi yazar olan Pınar Kür'den okuduğum ilk kitap Asılacak Kadın oldu. Gerçek bir cinayeti konu alarak yazılmış kitap, anlatım şeklindeki psikolojik batırmalar ve yoğun duygulu cümleleriyle dikkatimi. Her ne kadar etkinlik için okumuş olsam da, filmi çekilen kitabın bir zamanlar yasaklanmış olmasına okuyunca yazar gibi anlam veremedim. Pınar Kür yazdığı savunmada, bunu savcının salaklığına ve kitap okuma nefreti aşılamayla oluşturulmak istenen halkı koyunlaştırma gayesine vermektedir. Haklı olmakla birlikte kitap gerçekten söylenmemiş pek çok şeyi bize anlatıyor. Öncelikle yazar, üç bölüme ayırdığı kitapta farklı diller kullanmış. Dil yapısını ve hikayeyi birlikte anlatmaya çalışacağım. Hikaye gazeteye çıktığı kadarıyla; avam bir kadının zengin kocasını genç aşığıyla birlikte öldürmesini ve idama mahkum edilmesini konu alıyor. Tabi okuyunca aslında senaryo biraz daha farklı ve altında yatan sebepler çok karmaşık. İlk bölüm ceza yargıcı Faik İrfan Elverir'in mahkemede daldığı düşüncelerden oluşuyor. Yargıç bize hem fakirlik içindeki geçmişinden, hem de kadının suçlu olduğuna kesin olarak nasıl hükmettiğini anlatmakta. Düşünceler birbiri ardına sıralanıyor ve gelgitler fazlasıyla mevcut. Uzun cümleler ve papağan gibi tekrar edilen anılara hazırlıklı olun. Gecekonduda yaşayan bir çocuk lüks bir eve gittiğinde nasıl hisseder güzel anlatılmış. İkinci bölümde cinayetin faili olan Melek'in hücrede yazdığı düşüncelerini okuyoruz. Fakat birinci bölüme göre çok daha karmaşık ve dramatik bir durum mevcut. Düşünceler art arda öyle bir sıralanıyor ki, suçluluk duyan bir kadın psikolojisi okura iyi yansıtılıyor. Cümlelerde noktalama işareti çok nadir kullanılmış, başı sonu belli değil oku oku bitmeyen türden. Oğuz Atay ve José Saramago'ya bir selam çakmak istemiş belki yazar, hem yoruyor hem de aşırı trajik Melek'in yaşadıkları. Kocası olan Hüsrev elin erkeklerine peşkeş çekmekte ve bunlar an an anlatılmakta. Zaten kitabın en zavallı ve ezik karakteri. Erkek olmamayı bir dezavantaj olarak düşünecek kadar kendini bitirmiş, tabi bunda aile ve çevresinin etkisi büyük. Üçüncü bölümdeyse kadının genç aşığı olarak lanse edilen Yalçın'ın anıları yer alıyor. Aslında olayın çok farklı olduğunu görüyoruz bu son bölümü okuyunca zaten düğüm burada çözülüyor. Yalçın henüz reşit olmadığı için idamdan son anda yırtıp hapse mahkum oluyor. Onun geçmişi ve yaşadıkları da ilginç. Annesi yalıda kalfa, babası bahçıvan fakat iyi maaş alamadıklarını söylediği halde nasıl Fransa'ya gezmeye gidiyor ona anlam veremedim. En sade anlatım ve okuması rahat cümleler bu bölümde. Hikayenin dönüm noktası olduğunu söyleyebilirim. Genel olarak olayları tekrar etme durumu mevcut, fakat bunu değişik yollarla yapıyor yazar. Aslında böyle sürekli tekrar teşekkür eden kitapları okumayı sevmem, ancak hikaye ilgimi çektiği için devam ettim. Konunun gerçek bir olay olması anlatım tarzının önüne geçiyor bence. Gerçek Kesit diye bir dizi var çok ünlü, Türk televizyon tarihinin en çok izlenen ve başarılı yapımlarından biridir. Oraya bakarsanız oyunculuk ve ambiyans rezalettir ama senaryonun üçüncü sayfa haberlerinden olması durumu kurtarır. Yaşanmış olaylar hakkında bir şeyler okumak daha cazip geliyor sanırım, Asılacak Kadın bu yönüyle öne çıkıyor bence az önce belirttiğim gibi. Dördüncü bir bölüm daha var aslında orada Pınar Kür'ün yasaklanan kitabı için yaptığı savunmayı göreceksiniz. Orayı okuduktan sonra kafamda bir şeyler daha çok oturdu ve iyi ki kitapta yer almış dedim. Kendisi entelektüel bir insan olduğu için bugünleri tahmin etmekte zorlanmamış. Umarım bu tip olaylar azalarak biter. Lakin mevcut duruma baktığımızda büyük bir suç oranı artışı, istismar, adaletsizlik ve sansür çabası var. Asılacak Kadın gibi daha çok kitap çıkar bu gidişle. Bir de bu Hüsrev denen vatandaş habire Fransızca cümleler kurarak hizmetçiye hava atıyor, sanki bana Moliere, Balzac, Stendhal vb. üzerine akademik makale yazdı. Hoş değil böyle görgüsüzlükler sırf gidip gördün diye, neyse. Son olarak yeraltı edebiyatına fazlasıyla girdiğini belirtmeliyim, genel olarak beğendim.
"Çünkü düşünmezdi, çünkü baskıya karşı çıkmamak üzere yetiştirilmişti. " (sayfa 153)

Kadın sömürüsünün bu kadar çarpıcı bir şekilde anlatıldığı bu kitapta sıklıkla ve ısrarla “sevgisiz anne ile yetişen çocuk ve sonraki hayatı " konusu işlenmiş bence.

Sevgisiz, ilgisiz büyüyen çocuklar, yetişkin birey olduklarında , bilinç altındaki bu eksikliklerini doldurdurmak için değişik arayışlara girip, istenmeyeni kabullenişe geçiyorlar sanki bu hikayeye göre...
Kitabın konusunu anlatmak istemiyorum çünkü, kitap gerçekten iç içe bir çok ayrıntı ve olay içeriyor, adeta biraz da bulmaca gibi; karakterlerin hikayeleri ise yoruma açık tam bir bilgi de yok. Kimin neyi ne niyetle yaptığı belli değil.

Kitapla ilgili bir diğer ayrıntı da kitabın bir dönemin davalık , yasaklı kitaplarından olması. Beraat edene kadar uzun süren davalar sonucu yazar çok yıpranmış.

Kitapların ve özellikle kurgu olan kitapların yargılandığını duydukça insanın aklına Oscar Wilde’ın şu sözü geliyor: “Ahlâka uyan ya da uymayan kitap yoktur. Bir kitap ya iyi yazılmıştır ya da kötü. O kadar…”

Bence , bir pencere içindeki vazoda unutulmuş, orada hoyratça koklana koklana sessizce solmuş bir gül olan "Melek'in, Asılacak Kadın'ın " anlatıldığı bu kitap gerçekten de iyi yazılmış bir kitap.
Ezelden beridir adını duyardım. Filmi falan da varmış. Ön yargı ne kadar kötü bir şey. Ben hep adına bakarak fettan bir kadının fantezilerle dolu dünyasından bahseden bir kitap olduğunu düşünür dururdum. Meğersem alakası yokmuş. Kadının ezilmesinden, toplumun ahlaksızlığına, adaletin adaletsizliğine yağdırıp duran bir kitapmış. Anlatım tekniği (özellikle birinci bölüm) çok güzel. Gerçek bir olaydan esinlenildiği söylenmekte olan bu kitabın vakti zamanında müstehcen olduğu gerekçesi ile toplatılması (ya da toplatılmaya kalkılması tam bilmiyorum) tam bir rezalet. Bu kitabı okuyup tahrik olduğunu, birilerinin tahri olabileceğini düşünerek toplatılmasını isteyen bence sapığın en önde gidenidir.
Epey duyduğum bir kitaptı. Arka kapak yazısını okumadan başladım. En azından kurgu diye kendimi rahatlatıyordum. Ögrendim ki bir gazate haberine dayanıyormuş.
Sonuç olarak rahatsız edici bir kitaptı ama iyi anlamda. Çünkü kitap okuyucu rahatsız olsun diye yazılmış. Konusuyla, tarzıyla sizi olayların içine alıyor.
Özellikle son kısımda yazarın savunma metni var ki kesin okunmalı.
Pek çok açıdan iyi... Anlatım tekniği, vurgular, olay örgüsü baya iyi... Ama rahatsız edici pek çok şey var içeriğinde. Tabiki bunları görmek istemeyenleri rahatsız etmiş bir kitap. Yazarı gerçekten tebrik etmekten öte elimden birşey gelmiyor. Can alıcı bir konu, can alıcı bir anlatım... Elimden bırakamadım herşeye rağmen... Umarım bu tür yazarlarımız artar. Bu tür kitaplar artar... Ve biz hatalarımızla yüzleşmeyi ve onlardan ders alıp bir adım öteye gidebilmeyi becerebilen bir toplum olabiliriz birgün...
Bir dönem yasaklanmış bir kitap , oysaki herkesin kütüphanesinde bulunması gerekiyor. Geleceğe , insanlığa , yozlaşmaya karşıt bir ayrıştırıcı niteliğinde kitap. Söylemekten utanıyorum lakin çoğalan kadın tecavüzleri , kadınların satılması ve daha kötüsü emir ve komutalarla buna mecbur edilmesini göreceksiniz daha kötüsü böyle bir çukurun içinde yaşıyoruz. Kitabı en çokta tecavüz suçundan hüküm giymiş kişilerin zorunlu olarak okumasını isterdim. Okudukça insanın içini kaplayan sinir , huzursuzluk anlatılamaz. Vahşi isteklerin kurbanı fizyolojik olarak daha güçsüz olan kadınlar olmamalı.En azından bunun için savaş veren yazarlarımız var . Büyük saygı duyuyorum .Ayrıca yasaklanan bu kitabın savunmasını da kitabın sonuna eklemiş Pınar Kür. Savunmasında yazdığı şey dikkatimi çekti. "Melek'in çektiği korkunç acıları , işkenceyi , akla uzak aşağılamaları okuyup da cinsel duyguları kabaracak bir kişinin ruh sağlığından ciddi biçimde kuşkulanmak gerekir." Melek ve Yalçın'a üzülmeyip olaya farklı açıdan bakacak olanlar , kendisini düzeltmeye başlasa iyi eder , sağlıklı bir gelecek için.
Ülkemiz gerçeklerini Melek adlı genç bir kadının idama giden hikayesi üzerinden bir tokat gibi yüzümüze çarpan çok çok başarılı bir roman.Yazarın kitabın sonuna koyduğu "Pınar Kür'ün Savunması" ekini de kesinlikle okumanızı tavsiye ediyorum.
Ne denir ki? Henüz okumadım yani bitiremedim. Özellikle darbe döneminde " Cinsel İçerik " var diye yasaklanan bir kitap olmasından okumayı tercih ettim. Ki kadını da alaşağı eden bir kitap. Çarpıcı sözleri bulunan da bi kitap. Bakalım :)
Gerçek bir hikayeden yola çıkarak yazılmış bir kitap "Asılacak Kadın." Doğduğu günden itibaren ezilmiş, hor görülmüş, sevgiyi bilmeyen, çocukluğunu yaşayamadan büyümek zorunda bırakılan Melek' in hikayesi için ne desem ki... Okurken çok sinirlenmiştim. Yalıda başına gelenlere neden tepki göstermiyor, neden oradan kaçmıyor diye ama kitabı bitirince anladım ki köyde doğup büyümüş, hep itilip kakılmış ve öyle bir ezilmiş öyle bir ezilmiş ki bunu olağan sanan birisi başka türlü bir yaşam olabileceğini düşünemiyor. O evden gidebileceğini, kurtulabileceğini bilmiyor. Ezilmesini kader sanıyor, olması gerekenin bu olduğunu sanıyor. Kitabın ithaf bölümündeki "ezilmişliği meslek edinenlere" cümlesinin niye oraya yazıldığını daha iyi anlıyor insan. Yalnızca kadınların değil genel olarak bireyin bu denli ezilmesi, küçümsenmesi çok üzücü birşey. Kitap daha sonra sinemaya da uyarlanmış. Müjde Ar' ın mükemmel oyunculuğu ile Meleğin dramı daha iyi anlaşılıyor. Önce kitabı okuyun ve sonra kesinlikle ama kesinlikle filmi izleyin.
"Ezilmişliği meslek edinmiş olanlar için" diyerek açılış yapıyor kitap.

İlk defa 1979 yılında basılmış ve başından bir çok olay geçmiş. 1985 yılında toplatılmış, 1986 yılında baş rolünde Müjde Ar'ın oynadığı bir sinema filmi yayınlanmış ve daha sonra kitap tekrardan basılmıştır. Pınar Kür'ün gazetede okumuş olduğu bir haberden esinlenerek yazdığı söyleniyor. Bu çok daha rahatsız edici.

Bilinç akışı -karakterlerin düşüncelerini olduğu gibi aktarma- tekniği ile yazılmış ve bu konu için çok daha etkileyici bir yöntem olmuş. Üç karakterin ağzından ayrı ayrı yazılmış ve her bölüm bir bulantı oluşturuyor. Yazar, olacak olanı, olmuş olanı anlatıyor ve daha fazlası için umut vermiyor. Her karakter üzerinden bir çok analiz yapılabilir. Çünkü karakterler çok bariz, sınırlı düşüncelere sahip. Okunması için çok kimseye önerebileceğimi sanmasam da benim için farklı bir deneyim oldu.
Hep susuyorlar. Suçluluğu kesin olanlar. Ne yapsalar suçluluktan kurtulamayacağını bilenler.
Çünkü çiçek demek, kökü sağlam bir yaşam demek. Çiçek demek en az değişen gerçek demek. En bakımsız çiçek bile açar. Bir yıl önceki gibi açar. En kurumuş, ölmüş sandığın çiçeği bile birazcık çabayla canlandırabilirsin. Eski haline getirebilirsin. Kökü toprakta olduktan sonra her çiçeğin yaşatılma, kurtarılma olasılığı vardır.
Sevmek işte bir türküymüş demek ak saçlı bi dedenin türküsü bi çaresiz ihtiyarın çatlak sesiymiş.
Pınar Kür
Sayfa 115 - Bilgi Yayınevi epub
Ağladığını görünce neden konuştum onunla. Yüreğimin iyiliğinden mi. Belki o zaman iyi yürekliydim. Hayır değildim. İyi yürekli olmak Allah vergisi değil ki. Sonradan öğrenilen bir şey.
Pınar Kür
Sayfa 18 - can yayınları
Benden çok uzak, inanılması güç bir öykünün tümceleri sanki bunlar. Bir düş bile değil. Düşler kişinin kendi gerçeğine ucundan bucağından yaklaşırlar çünkü.
Pınar Kür
Sayfa 119 - Bilgi Yayınevi epub
Kimi eskimiş çiçeklerin başları, asılmış bir kadının başı gibi öne sarkar.
Pınar Kür
Sayfa 104 - Can Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Asılacak Kadın
Baskı tarihi:
Kasım 2012
Sayfa sayısı:
134
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789752891173.
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Everest Yayınları
Baskılar:
Asılacak Kadın
Asılacak Kadın
Her gerçeğin iki yüzü vardır; bir görünen, bir de görünmeyen. Olayların yalnız görünen yüzüne bakıp bir yargıya varmanın kolaycılığına kaçanların acımasızlıkları, bir insanın yaşamını bile alabilir elinden. Kemikleşmiş önyargılarını aşamayan bir toplumda, kadının cinsel açıdan sömürülüp unufak edilmesi öyle başka şekillerde algılanabilir ki...

Pınar Kür'ün gerçek bir olaya dayanarak kaleme aldığı Asılacak Kadın, işte böylesi bir acımasızlığı gözler önüne seriyor. Doğduğu günden itibaren yaşamı hep başkaları tarafından belirlenen, hasta bir adamın sapkın güdülerini bedeni üzerinde tatmin ettiği Melek... Onu bu hale düşürenler ve kurtarmaya çalışanlar...

Asılacak Kadın, kimsesizliğin talihsizlikle birleşerek katmerlendiği, cahilliğin çaresizlikle kol kola yürüdüğü bir yaşamın ürpertici öyküsü...
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 232 okur

  • Birten Yildiz
  • Anna Ray
  • Fevziye Ala
  • Ersin Kara
  • Kadir Güney
  • Meltek
  • Kedilere Fısıldayan Kadın
  • Sinem
  • Buket YOLDAŞ
  • Sibel yeşilbaş

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%5.2
14-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%16.7
25-34 Yaş
%35.4
35-44 Yaş
%29.2
45-54 Yaş
%8.3
55-64 Yaş
%2.1
65+ Yaş
%3.1

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%71.8
Erkek
%28.2

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%27.7 (23)
9
%27.7 (23)
8
%19.3 (16)
7
%9.6 (8)
6
%4.8 (4)
5
%4.8 (4)
4
%1.2 (1)
3
%0
2
%0
1
%1.2 (1)