1000Kitap Logosu
Asılacak Kadın
Asılacak Kadın
Asılacak Kadın

Asılacak Kadın

OKUYACAKLARIMA EKLE
8.6
585 Kişi
1.678
Okunma
460
Beğeni
13,3bin
Gösterim
152 sayfa · 
 Tahmini okuma süresi: 4 sa. 18 dk.
Basım
Türkçe · Türkiye · Can Yayınları · 9 Ağustos 2018 · Karton kapak · 9789750732980
Diğer baskılar
Asılacak Kadın
Asılacak Kadın
Asılacak Kadın
Asılacak Kadın
Asılacak Kadın, yayımlandığı ilk günden büyük ses getirmiş, gerek anlatım tekniği gerekse kadının toplumda konumlandırılmasına ilişkin cesur tavrıyla Türkçe edebiyatın klasikleri arasına girmiş bir roman. Nicesini gazetelerin iç sayfalarında okuyup geçtiğimiz bir cinayeti ele alan Pınar Kür, kadına karşı örülmüş yargının ardında yatan toplumsal dokuyu da tüm gerçekliğiyle masaya yatırıyor. “Her biri kendi iç bütünlüğünde, alabildiğine öznel tutulan üç söylem: Çıkarını ‘ortak bilinç’in çıkarıyla bütünleştirmiş Faik İrfan Elverir’in insanlıktan soyutlanmış söylemi. Cinsel bir nesne, somut bir çaresizlik, tam bir kurban konumuna yargılı Melek’in, sesi olmayan söylemi.Ve şaşkın, toy bir iyi niyetin çıkmazında bocalayan Yalçın’ın edilginliği aşamayan bilincinden yansıyan söylemi. Bu üçünün, romanın ana sözü bakımından, neredeyse önemini yitiren bir kilit olay (yalı cinayeti) çevresinde sarmallanmasından bir o kadar nesnel bir mesaja ulaşılıyor. Pınar Kür’ün, yürekli bir toplumsal eleştiriyi yazının olanaklarıyla bağdaştırdığı bu roman, kadının, dolayısıyla da elbet insanın onurunu tehdit eden yozlaşmışlıktan bir kesiti sorguluyor.”
5 mağazanın 4 ürününün ortalama fiyatı: ₺15,44
8.6
10 üzerinden
585 Puan · 143 İnceleme
Kardelen
Asılacak Kadın'ı inceledi.
152 syf.
·
5 günde
·
Beğendi
·
10/10 puan
Öncelikle böyle bir yazarla bu kadar geç tanıştığım için üzgünüm. Yazar hakkında araştırma yaptığımda kitaplarının yok edilmesine karar verilmiş olduğunu öğrendim. Ülkemizde bu kadar kadın cinayeti gündemdeyken ve çoğu alelade saklanırken bunu içeren bir kitabın da raflarda boy göstermesi doğru olmazdı elbette(!) Kitap, gerçek bir hikayeden kaleme alınmış olup saf, korunmasız ve özgürlüğü olmayan bir kadının cinsel obje olarak kullanılıp suçsuz yere idam kararı verilmesi sonucu yargıç Faik'in, kurban Melek'in ve onu koruyan Yalçın'ın düşüncelerinden oluşuyor. Her birinin ağzından 3 ayrı kitap okuyormuş gibi hissedebilirsiniz, konumuz aynı: Yalı cinayeti. Kitapta müstehcen diyalogların olmasına rağmen eğer yazar bunları yazmasaydı olayı bütün gerçekçiliği ile okuyamazdık diye düşünüyorum. Evet, oldukça rahatsız edici. Yargıç'ın hayatını ve Melek hakkındaki düşüncelerini okudukça hem sinir oldum, hem midem bulandı, hem de üzüldüm. Melek kısmına gelirsem; bir insanoğlu bir insana bunları nasıl yapabilir aklım almıyor?! Şuanda da okuduğumuz kitabın gerçeklerini gerçekte görüyoruz ancak buna kurban edilmiş birisinin ağzından bunları okumak ve onunla birlikte aynı anda yaşamak beni inanılmaz sarstı. Yalçın'a geldiğimizde diğer iki karakterden farklı birisiyle karşılaşıyoruz. Yaptığını doğru olarak kabul eden, savunmacı, sorgulayıcı ve düşünen birisi. Kitap bilinç akımı tekniği ile yazıldığı için beni ilk başlarda zorladı. Ancak ilerledikçe, psikolojiye indikçe inanın nasıl aktı hatırlamıyorum. Ama şöyle de bir durum var ki; haberlerde böyle bir konu başlığı gördüğümüz zaman bile kanımız donuyor. Bu yüzden bunu okumak, bunu yaşamak beni aşırı bunalttı. Kısa bir kitap olmasına rağmen okurken sahneleri gözümde canlandırdığımdan dolayı inanılmaz zorlandım. Size tavsiyem bunu bilerek okumanız ve diğer tavsiyem OKUMANIZ, OKUTTURMANIZ. "Kurtulmak için cinayetten başka bir yol kalmamışsa, işlenen cinayet bir suç mudur?"
Asılacak Kadın
8.6/10
· 1.678 okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
1
40
les fleurs du mal
Asılacak Kadın'ı inceledi.
134 syf.
“Suç” ve “Ceza”yı 20. Yüzyılda Yeniden Yazmak ve Sanatta “Katharsis”: Asılacak Kadın instagram.com/timbuktukultursanat... Anahtar Kelimeler: Pınar Kür, Asılacak Kadın, Katharsis, Kadın, Suç, Ceza, Adalet. Pınar Kür, toplumsal sorunları ve bu sorunlar içerisinde özellikle kadınların sorunlarını ele alan ve yazdığı romanlar yüzünden yargılanan, kitaplarının imhasına karar verilen bir yazardır. Kür’ün Yarın Yarın romanı yaklaşık iki yıl yargılandıktan sonra yayınlanabilir. Yarın Yarın gibi 1979’da yayınlanan ve on beş yıllık bir çalışmanın ürünü olan Asılacak Kadın da Kür’ün yargılanmasına neden olur. Dönemin yargı organları Asılacak Kadın’ın “cinsel tahrik” ve “ahlaksızlığın propagandası” amacıyla yazıldığını savunarak Kür’ü yargılar, romanın da imhasına karar verir. Toplumsal hastalıkların tedavi edilmesinde sanat belki de yasalardan, hukukçulardan ve resmi organlardan daha etkilidir. Adalet mekanizmasının yapamadığını yapar sanat. Nitekim sanat “insanı insana insanca anlatır.” Bir bakıma insanın toplumsal sorumluluklarını hatırlatan ve insana üyesi olduğu toplumun günahlarından arınmasının yolunu açan sanat bir “katharsis”tir. Aristoteles de, Poetika adlı kitabında sanatın asıl amacının arınma yani “katharsis” olduğunu söyler. Asılacak Kadın ailesiz, korumasız ve kendini savunmamak üzere yetiştirilmiş genç bir köylü kadının bir zorbanın cinsel sapkınlığına kurban edilmesini konu alır. Cinsel anlamda sömürülen Melek, yalı zengini zorba Hüsrev tarafından ücret karşılığı olmadan mahallenin erkeklerine bir cinsel obje olarak sunulur. Dahası zorba, kadının bir cinsel obje olarak kullanıldığı sahneleri izler ve bir yönetmen gibi yapılması gerekenleri söyler. Bu cinsel sömürünün faillerinden biri olan Yalçın, pişman olarak zorbayı öldürür. Fakat çarpık adalet kadını kurtarmak için başkası tarafından işlenen cinayetin cezasını katile değil mağdur kadın Melek’e verir. Melek idamla cezalandırılır. Günümüzde de adaletin koruyamamasından dolayı kadınların her gün yeniden yeniden katledilmesi de bir idam çeşidi değil midir? Pınar Kür, Dostoyevski’nin Suç ve Ceza’sında yaptığı gibi bu romanında “suç" ve “ceza” kavramlarını tartışmaya açar ve bu kavramları yeniden anlamlandırma fırsatı verir. Raskolnikov’un doğduğu çağa bakıldığında Rus toplumunun yoksulluk içinde yaşadığı görülür. Doğal olarak Raskolnikov’un cinayetinin nedeni “ekonomik”ti ve Dostoyevski romanı aracılığıyla bir çok şeyi sorguladı. Pınar Kür gibi, kadının nesne olmanın dışında bir vasfının olmadığı erkek egemen bir toplumda yaşayan bir yazarın da kadınlıkla ilgili meselelerde bunu yapması kadar doğal ve yerinde bir şey yoktur. Pınar Kür de kendi güncel bağlamında Dostoyevski gibi söz konusu kavramları farklı bir yönden tartışmaya açar. Kurtulmak için cinayetten başka bir yol kalmamışsa işlenen cinayet bir suç mudur? Kadın, cinayeti işlemediği halde idamla cezalandırılabilir mi? Aynı kişi hem mağdur hem de suçlu olabilir mi? Kadını “hiçli bir yoklukta” yaşatan, kadının ölümüne ayarlı toplumlar da bunların hepsi de mümkün. Romanın üç bölümden oluşur. Bu üç bölüm sırasıyla Yargıç Faik İrfan Elverir, Melek ve Yalçın’ın kendi ağzından anlatılır. İlk bölümde yargıç, bilinç akışı tekniğiyle kendi gözünden cinayeti inceler. Yargıç, karısıyla karısının rızası olmadan evlenmiştir ve bu rızasızlık zamanla sadakatsizliğe en sonunda da intikama dönüşür. Kadınlara bakışı kendi geçmişiyle şekillenen yargıç, katilin cinayeti işlediğini kabul etmesine rağmen Melek’in suçlu olduğuna karar verir. Bu üçlü arasında rolü kesin olan bir tek yargıçtır. Yargıç’ın gözünde tanık ve sanık da bellidir. Buradan itibaren bazı sorular, cevap aramaya başlar: Yargıç haklı mı? Her şey onun gördüğü gibi mi? Görünenin ardında başka bir gerçek var mı? Adalet mekanizması ne kadar doğru çalışıyor? Suç nedir? Ceza nedir? Erdemli bir gerekçeyle işlenen cinayet cezalandırılmalı mı? İkinci bölüm, Melek’in kendi ağzından hikâyesini anlattığı bölümdür. Bu bölümde Melek, yine bilinç akışı tekniğiyle içine doğduğu toplumsal koşulların ona yaşattıklarını anlatır. Hem bilinç akışı hem de Melek’in kendi yerel diliyle konuşması anlatılanların gerçekçi bir biçimde verilmesini sağlar. Ayrıntılı ve ilk ağızdan verilen psikolojik tahliller okuyucu bir anda, tecavüzün, şiddetin, çaresizliğin, pisliğin, kirlenmişliğin, çürümüşlüğün içine sokar. Üvey babası tarafından evden atılan ve Hüsrev’in yalısında hasta bakıcı olarak yaşayan Melek’in içinde bulunduğu durumdan kurtulması için kendini ya da zorbayı öldürmekten başka çaresi yoktur. Fakat Melek, “kurtulmak” kavramından habersizdir. Kendini savunmayacak kadar saf ve cahil olması nedeniyle zorbayı öldürmez. Mahvolan dünyasına bir de mahvolan ahretinin eklenmesini istemeyerek kendini de öldürmez. Yapılanları çaresizce kabullenir. Melek’in şu sözleri onun ne kadar yalnız ve asıl ihtiyacının ne olduğunu gösterir: “O sevmek dediklerini bi tek ihtiyar dedemin ellerinden duymuşum bi de Yalçın’ın dilinden lakin onun dilini anlamamıştım esasında o sevmek işte bir türküymüş demek ak saçlı bi dedenin türküsü bi çaresiz ihtiyarın çatlak sesiymiş Yalçın nereden bilsin?” Üçüncü bölüm, zulme ve haksızlığa başkaldıran ve Melek’i kurtarmak için zorbayı öldüren Yalçın’ın kendi notlarından oluşur. Romanın en derli toplu ve sosyal mesaj yüklü bölümü bu bölümdür. Yalçın’ın ifadeleri Melek’in içinde bulunduğu durumu açıklaması bakımından önemlidir: “Önce kapıcı ana babasının, sonra Hüsrev beyin, en son da benim kurbanım oldu. Oysa iki yıl sonra yeniden karşılaştığımızda onun tek tek kişilerin değil de toplumun, içinde doğduğu ekonomik ve toplumsal koşulların kurbanı olduğunu bilmiyor muydum? Biliyordum elbet. Kendisine anlatmaya bile çalıştım bunu. Bilmediğim şey “toplum”un biz olduğumuzdu.” Yaçın’ın Melek hakkındaki şu tespiti, özellikle günümüzdeki cinayetler de düşünüldüğünde kadının toplumda konumlanışı açısından son derece önemli: “Öteden beri anlayamadığım şey susması, hiçbir zaman hiçbir konuda özünü savunmaya kalkmamasıydı. Oysa belki de kurtarmaya, aklımca topluma kazandırmaya çalıştığım kadın kesin bir hiç yokluk içinde yaşıyordu da ben ayrımsayamadım.” Yalçın, işlediği cinayeti kendi kafasında sorgulamaya başlar. “Suç” ve “ceza” kavramları artık tartışmaya açıktır. Yalçın işlediğinin bir cinayet olup olmadığını sorgular. Cinayetse bile ceza gerektirir mi? Yalçın’ın ifadeleri Suç ve Ceza’nın Raskolnikov’unun sorgulayışına benzer: “Ben cinayet mi işledim? Hayır, yalnızca Melek’i kurtarmaya çalıştım. Bunun için de adam öldürmem gerektiğine inandım. Hepsi bu. Cinayet mi denir buna? Gerekeni yapmak…” Yalçın gerekeni yaptığını düşünse de Melek’i kurtarmayı başaramaz. Sonuçta Melek yine erkek eliyle idama mahkum edilir. Roman biçimsel açıdan da farklıdır. İlk iki bölümde bilinç akışı tekniği kullanırken son bölüm adeta anlatılanları toparlamak ister gibi kompoze bir anlatımla sunulur. Bilinç akışı kullanılan bölümlerden ilkinde noktalama işaretleri kullanılsa da ikinci bölümde noktalama işaretleri yok denecek kadar azdır. Noktalama işaretlerinin kullanılmaması bilinç akışının kesintiye uğraması için yerinde bir tercih. Her üç bölümde de bilinen anlamda diyalog yoktur. İlk bölümde cümle akışı içinde verilen diyaloglar, ikinci bölümde farklı yazı fontlarıyla yine metin içinde verilir. Son bölümde metinden kopan diyaloglar sağa dayalı bir şekilde verilir. Melek’in yerel diliyle romanda yer alması da onu içinde bulunduğu sosyolojik koşullarla birlikte romana taşır. Burada her türlü tecavüze, sapkınlığa ve şiddete maruz kalan kadının ismi için seçilen “Melek” isminin de altını çizmek gerekir. Romanın sonunda Pınar Kür’ün yargılandığı mahkemeye yazdığı bir de mektup bulunur. Pınar Kür bu mektubuyla romanını bir eleştirmen gibi açımlarken romanın “cinsel tahrik” ve “ahlaksızlık” anlatmadığını tam tersine bunlara karşı çıktığını savunur. Eserlerin sonuna eklenen bu tarz metinler okuyucunun yorum gücüne ket vursa da okuma ve anlamlandırma eylemini tamamladıktan sonra bu metni inceleyen bir okur bundan etkilenmeyecektir. Özet olarak yazarın kendi ifadeleriyle “Asılacak Kadın, korunmasız, güvencesiz, çaresiz, zavallı bir kadının, dış dünyadan koparılarak, bir sapığın hastalıklı ve korkunç dünyasına hapsedilişini, ezilişini ve sömürülüşünü, çektiği eziyetler sonucu kendini savunmak için ağzını bile açamayacak bir nesne haline gelişini anlatırken, elbette bütün bunlara karşı çıkmakta; kadını bu insanlıkdışı durumdan kurtarma çabasına girişen ve başaramayan delikanlının dramını da dile getirmektedir.” Sonuç olarak roman, kadın ve erkek eşitliğinin, insani değerlerin içselleştirilmediği, kadın cinayetlerinin sona erdirilmediği sürece Türk toplumu için daima güncel kalacak… Özgecan’a, Alime’ye, Neriman’a, Dudu’ya, Songül’e, Kadın’a, çocuk gelinlere… Romanı erkeklere, kadınlara, hukukçulara, öğrencilerinize, sınıf arkadaşlarınıza, çocuklarınıza… okutun. Romanı, etkinliklerin, kitap toplantılarının konusu yapın bir an önce… Sahi Ünzile kaç koyun ediyor?
Asılacak Kadın
8.6/10
· 1.678 okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
23
149
Sena Gümüş
Asılacak Kadın'ı inceledi.
152 syf.
·
4 günde
·
Beğendi
·
10/10 puan
Kendi menfaatlerini her şeyden herkesten üstün tutan, kadını toplumda cinsel obje olarak gören, kadınlara paranoyakça düşüncelerle namussuzluktan dem vuran Faik İrfan Elverir. Çocukluğu gece konduda yoksullukla geçen. Annesinin, ablasının yaptığı fedakarlıklara kör olan bir çocuk. Toplum onu dışladıkça, pis koktuğundan bir çok aşağılanmalara maruz kaldıkça içinde bir canavar oluştu. Bu canavar kendinden başka kimseyi düşünmedi,sevmedi gerçi Faik İrfan kendisini de hiç bir zaman sevmedi ama menfaatlerini her zaman ön planda tuttu. Babasının ölümü üzerinden müteahhitten para koparttı, o parayı yıllarca koynunda sakladı, Ablası annem hasta diye geldiğinde bırak üzülmeyi paranın peşindeler pışık yedirir miyim ki (paradan haberleri bile yok) diyebilen biri. Arkadaşı Ercan'ın kalemlerini çaldığında Arkadaşı çalmadı ben verdim diye onu korurken Faik İrfan içinden Ercan'ın ne kadar enayi olduğunu söyleyen biri. Ercan'ın babasına evlerine özenip avukat olmaya karar verir hakimliğe kadar çıkar. Avukat olan kadın meslektaşlarına iğrenerek bakar çünkü ona göre kadın sadece cinsel objedir her kadının bir aşığı vardır Kocası yokken eve alır. Ablası onun için fabrikada çalışırken o ablasının kimlere kendisini teslim ettiğini düşünür bu etiketi yapıştırır. Çamaşır yıkıyıp para kazanan annesi için de bu etiketi yapıştırırken annesi pis koktuğu için git gellerde kalır kim ne yapsın onu. Bu yargıcımız Faik İrfan karşısına suçlu olarak çıkarılan Melek sırf kadın olduğu için hemen kocasını aldattı gencecik çocuğu ayarttı kaltak diye zihninde senaryolar yazar. Onu savunmak isteyen avukat sırf kadın olduğu için koruyor düşüncesini beyninde dolaştırır. Çünkü her kadın namussuzdur kadının toplumda yeri yoktur kadın çalışamaz, okuyamaz. Pınar Kür Toplumda kadına karşı ön yargıları Faik İrfan ile çok güzel ele almış. Gelelim Melek'e Melek küçük yaşta babasını kaybetmiş dedesinin himayesine geçmiş yetim kızımız. Dedesi de ölünce annesi evleniyor üvey babasından annesinden şiddetin her türlüsünü görüyor . Yaşlı bir kadına bakmak için yalıda kalıyor. Yine her türlü şiddet, yaşlı kadın ölüyor. Yaşlı Hüsrev bey tarafından cinsel istismarlara uğruyor. Üvey babasına anlatmaması için tehditler. Hüsrev bey nikahına alıyor her gece eve adamlar getirip zorla ilişkiye zorlanıyor Hüsrev bey kıs kıs gülerek izliyor. Yürek dayanmaz okurken kalbim sıkıştı bir kadın daha ne kadar aşağılanmalara maruz kalabilir daha ne olabilir dedikçe nutkum tutuldu. Melek kız çocuğuydu zorla kadın edildi. Kayışlarla dövüldü. Her gece Kocası olacak ..... (bu boşlukları doldurun. ) şahıs eve adamlar getirdi adam dediysem sözün gelişi o erkek müsvetteleri Melek'e sahip oldular Kocası izledi. Melek hep katlandı koruyanı kollayanı yok kimsesi yok. Canına kıymak istedi yapamadı. Karşı koydu dayak yedi. Offf okurken nefesim kesildi. Yalçın Emsal kalfanın oğlu bahçıvan babası, kalfa annesi ile Müştemilatta büyümüş çocukluk yıllarında paşa torunuyum diye hava atan lise yıllarında zengin arkadaşlarının yanında annesiyle babasından gururla söz eden idealist bir genç. çocukluğunda Eve yaşlı kadına bakmak için gelen Melek'in sadece adını duydu. Yazları yalıya ailesinin yanına geldiğinde bahçede Manolya ağacının altında Melek'i gördü sevdi mi? Aşık mı oldu? Bunu Yalçın'da bilmiyor. Sonra araya giren zamanda bütün mahallenin bildiği utancı, hatta o utanca ortak olan kişiler Yalçın'dan bunu hep sakladılar kendi ailesi de dahil. Melek'e zorla sahip olan Arkadaşı gerçeği anlattığı zaman Yalçın yumruk yemiş gibi oldu. Hüsrev bey Yalçını tanımıyor, bu utanç sahnesini gözleriyle görmek için Hüsrev beye Melek için gitti. Melek'e Hüsrev beyin komutaları ile sahip oldu. Sonrasın da bu zorbalığa köleliğe son verip Melek'i kurtarmak istedi. Hüsrev beyi öldürdü Melek'inde buna tanıklık yapmasını kurtuluşunu izlemesini istedi Hüsrev beyi öldürdü gömdü Melek titreyerek izledi. Yalçın yaşı küçük olduğu için az ceza aldı Melek hiç konuşmadı Yalçın ben öldürdüm dedi ama kalem Melek için Tık kırıldı Faik İrfan'ın kokuşmuş bir kokusu yayıldı. Yalçın Melek'i kurtarmak isterken onu öldürdü. Ne demişti Kafka; eğer okuduğumuz bir kitap bizi kafamıza vurulan bir darbe gibi sarsmıyorsa, niye okumaya zahmet edelim ki? Kafama balyozla değil balyozlarla vuruldu sanki öyle bir sarsıldım . Sonunda Pınar Kür'ün yasaklanan "asılacak kadın" adlı bu romanına savunması muazzam dı. Bu kitabı okumam neden bu kadar uzun sürdü yüreğimi eşti, kalbimin sıkıştığı öfkemin patladığı anlar oldu okumaya dayanamadım. Pınar Kür toplumun kanayan yarasını erkek egemenliğinin kadın üzerinde kurduğu iğrenç baskıyı. Her açıdan kabul edilmeyen sapık zihniyeti ne güzel anlatmış. Melek karakterinde 6 yaşındaki köylü bir kızın şivesi ile 12 yaşındaki kapıcı kızının şivesi, yalıda İstanbul Türkçesi bu detaylar mükemmel. "Asılacak kadın" favori kitaplarım arasında yerini almıştır. Beni en çok etkileyen, asla unutamayacağım kitap olmuştur. Seni En çok etkileyen kitap hangisi diye sorulduğunda hiç düşünmeden “asılacak kadın”derim. Lütfen okuyun ve lütfen okutturun. Keyifli okumalar.
Asılacak Kadın
8.6/10
· 1.678 okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
45
Gizem Hasdemir
Asılacak Kadın'ı inceledi.
134 syf.
·
3 günde
·
Beğendi
·
10/10 puan
Bir çırpıda bitirilecek kadar sürükleyici aynı zamanda bir çırpıda bitirilemeyecek kadar da insanlığından utandıracak bir hikaye yazmış yazar. Kitap 3 bölümden oluşuyor. Bir dava sahnesi var ve o sahnede yer alan 3 kişinin bilinçaltını okuyoruz. Hikayeyi de onların düşüncelerinden anlıyoruz. Bilinçli bir şekilde uzun süre istismara uğrayan bir kadının neler düşünebildiğini, başına gelenlerin bir köy halkınca nasıl kabul edildiğini okudukça insanoğlundan utanıyor insan. Hikaye o kadar tanıdık ki, ülkemizin herhangi bir köşesinde rastlanabilecek kadar tanıdık. Kitabın sonuna kitapla ilgili soruşturma başlatıldığı ve yasaklatıldığı için savunmasını yazmış yazar. Savunmanın da kitap kadar etkileyici olduğunu düşünüyorum.
Asılacak Kadın
8.6/10
· 1.678 okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
14