Aşk Gibi Aydınlık Ölüm Gibi Karanlık

·
Okunma
·
Beğeni
·
28017
Gösterim
Adı:
Aşk Gibi Aydınlık Ölüm Gibi Karanlık
Baskı tarihi:
19 Ekim 2017
Sayfa sayısı:
358
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789752732322
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Ronî Mîna Evîne - Tarî Mîna Mirinê
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İthaki Yayınları
Baskılar:
Aşk Gibi Aydınlık Ölüm Gibi Karanlık
Ronî Mîna Evînê Tarî Mîna Mirinê
Aşk Gibi Aydınlık Ölüm Gibi Karanlık
Aşka en çok çaresizlerin mi ihtiyacı vardır?

İki çaresiz, yalnız, eksik ve kırgın yürek aynı topraktan olmalarına rağmen yazgılarına yenik düşüp, farklı cephelerde yer alır. Baz devletin derinliklerinde, yalancı bir geçmişle beslenmiş bir komutan, Kevok, üniversiteyi bırakıp sevdiğinin ardı sıra dağları mekan tutan idealist bir genç kız. Ve bununla birlikte akıp giden, bir halkın makus talihi ve gelecek işaretleri. Yazgıları, onları en umulmadık zamanda buluşturup ölüme yolcu eder.
358 syf.
·Beğendi·9/10
Gelirleriyle çocuklara kitap hediye ettiğim YouTube kanalımda Aşk Gibi Aydınlık Ölüm Gibi Karanlık kitabının da içinde bulunduğu kitaplık turu videomu izleyebilirsiniz:
https://youtu.be/D5hFSk0ntRM

"İnsan, insan sevmedikçe
İster yatakta, ister kolda kelepçe." Büyük Ev Ablukada

"Alnın açık bir şekilde vatani görevini yerine getirmen dileğiyle..." notu düşülmüş bir ilk sayfa. Kitaba gözlerimi ilk olarak böyle açtım.

"Bu şehirde çelikten bir disiplinle eğitim gördü, kendini tanıdı, ruhunu o çelik disiplinin zincirlerine vurdu." 10. sayfa
"Disiplinin olmadığı yerde kan ve gözyaşı vardır." tabelasının neredeyse her yerde karşınıza çıktığı askeriyede, askerlik ile ilgili bütün mekanlarda, savaş alanlarında disiplinin olmasıyla kan ve gözyaşı neden hiçbir zaman bitmezdi peki?

Sol apolet, sağ apolet, sol taraftaki melek, sağ taraftaki melek... Savaş suçları, günahların rütbesi mi yoktu bir tek acaba?

Acının, kanın, gözyaşının çevirmenliği nasıl kelimelere dökülebilirdi? Stranların, mıtırbların, dengbejlerin dilinden düşürmedikleri o şarkıların tınısında geçen kelimeleri gerçekten nasıl anlayabilirdik?

BÜTÜN BUNLAR NEDEN?

Birisi zenginlik içinde büyür, aydınlıkta uyuyordur. Diğeri savaşın ortasında büyür, karanlıkta uyanıktır. Savaşın belirsizliği öyle bir belirsizliktir ki, Heisenberg bile kıskanır bir süre sonra. Einstein, Zweig, Szilard savaştan kaçtığı sırada tam tersine savaşın içine sürüklenen onlarca hayatın içinde buluruz kendimizi.

Baktığımız, kafamızı çevirdiğimiz yıldızlar ne kadar süre daha gökteki değil omuzlardaki rütbelerin yıldızları olursa bir o kadar umutsuzuz, o kadar uzağız Küçük Prens'in hayallerinden. Kendi ülkemizde birbirimize yabancıyız.

Yin ile Yang bile içindeki aydınlık ve karanlığı dostluk ve düzen içinde tutarken nedir bu sürekli karanlıkta kalışımız, karanlığımızla barışamamamız?

Eee peki... Alnım bütün bu anlatılanlardan sonra nasıl aydınlık kalmaya devam edebilir ilk sayfaya o notu düşen arkadaşım? O kadar aşılanan korkudan, dökülen kandan ve susmayan silahtan, namus pompalamalarından sonra?

Sistem, bize kitaptaki gibi bir av-avcı rolü biçmiş. Besin zinciri hayvanlar için var derler ama bu dünyada esas besin zinciri savaşlardır. Bu askerlik ise olacakların sadece bir fragmanı, küçük bir kesiti. Sınırsız itaat, disiplin, sorgusuz sualsiz uygulanan emirler... Kan ve gözyaşı gerçekten de disiplinin olmadığı yerlerde mi vardır?

TOKİ'ler dikilip yerel insanların taziye kültürlerini, türkülerini, ağıtlarını yerle bir eder ve rant mimarilerini översin. Bitmek bilmeyen savaşlardan soyları kırmaya devam edersin.

E iyi de, BÜTÜN BUNLAR NEDEN?

Topraklarında sudan çok kanın aktığı, kanın koyu renginin giderek karanlıklaştırdığı bu ülkeyi terk edenler aydınlık özlemi içinde yanıp tutuşanlardı. Aslında varlıklarından haberimizin bile olmadığı insanlar, amacı olduğunu sandığımız ama aslında çıkmaz yolda debelendiğini gördüğümüz başıboş savaş hikayelerinden ibaret şu kitaptaki karakterlerin hayatı.

Sürekli ölenler yine bizleriz, her gün ölüyoruz, hayatımız, ölümün karanlık-uyanık huzurundan daha beter.

Korkuyu diri tutmak, 1984, Cesur Yeni Dünya, Biz, Hayvan Çiftliği, Fahrenheit 451 gibi kitaplarda sürekli bahsedilen motto değil miydi?

Nereye ve ne zamana kadar devam edecek bu böyle? Ağıtların, stranların, türkülerin, onların dediğini anlamadan, savaşları anlatan, durmadan üretilen sayısız eserlerini susturabilecek miyiz kitabın baş karakterlerinden Baz'ın dediği gibi? Onları anlamaya çalışıyor muyuz? Ya da onlar bizi anlamaya çalışıyorlar mı? Dün öldürdük, bugün öldürüyoruz, yarın bir gün bile olsa birbirimizi, coğrafyamızın kaderini, kanla tıkalı bu hayat menfezlerini anlamak isteyecek miyiz?

"EĞİTİMDE MERHAMET, VATANA İHANET" dedirtirler askerlikte adama. Peki, senden hiçbir farkı olmayan bir dünya kardeşine ihanet, yaradılışa ihanet değil mi?

Muhtemelen askeri bir bilgisayar olan kafedeki bu bilgisayarın klavyelerinden herhangi birine ilk kez bu kelimeler için dokunuluyor, ama kimse sorgulamazsa, kimse neden demezse, herkes başarısızlıklarına, coğrafyaya kader deyip geçerse nasıl çıkacak karanlıklar aydınlığa?

Girmeyiz içtimalara göğe ve yıldızlara beraber bakmak için,
Girmeyiz içtimalara, toplanmayız hep beraber tefekkür etmek, felsefe, edebiyat, sanat, müzik konuşmak için,
Tutmayız nöbetleri, kafamızın içindeki kafesten kaçan olmasın diye,
Yürümeyiz uygun adımda kırlara beraber piknik yapmaya, tabiatın sunduğu gündelik hayatın bütün mucizelerini konuşmaya Cibran'ın yaptığı gibi.

Mottomuzdur öldürmek,
Arzumuzdur kan ve şiddet.
Namus demişler silaha, kadına, milliyetçi kalması gereken bütün askeri düşüncelere,

Dostoyevski, tutku, en istisnai duygudur derken bu istisnanın Ortadoğu'da bitmek bilmeyen kan ve şiddet olacağını hiç ama hiç istemezdi.

"Türk Kürt kardeş falan değil ayan beyan sevgilidir
Ayıran kalleş değil ancak hayatın tam da kendisidir." Hakan Vreskala

Biz onları anlamadan, onlar bizi anlamadan savaşın çıkmaz sokağında, etrafımızdaki sıvası kan, odaları şiddet, kapıları cehalet olan evlere bakıp duracağız. Bu yazılanlardan 100 yıl da geçse asırlar da devrilse yine alışmak, unutmak, sorgulamamak, denileni aynen kabul edip, ağzımızdan çıkanı kulağımızın duymaması hayat amacımız olacak.

BÜTÜN BUNLAR NEDEN?

Nedenini sorma, sana denilenleri harfiyen yap, geç.
İtaat et, rahat et. Ama bil ki; aydınlık da karanlık da itaatle gelmiyor ve gelmeyecek.

Baz ile Kevok, kitabın iki baş karakteri, coğrafyanın eline aldığı devasa bir kader küreği. Kevok, güvercin demek. Güvercinler oluklara konmak için vardır, oluk oluk kan akıtmak için değil. Baz, şahin demek. Şahinler, arabayla drift yapmak için değil, yaşamak için varlar. Özgürlük için, yaşama hakkı için varlar. Sev(-EBİL!)mek, sevilebilmek için varlar...

"Kanın devleti yok, hepsi kafalarda
Tek yürektik hani öğretmenim
Aynı kürekle gömülmeyecek miyim" Büyük Ev Ablukada
334 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
Ilk Mehmed Uzun kitabım yani bir tanışma kitabı benim için "Aşk gibi aydınlık ölüm gibi karanlık "
Derin tarihe girmeden yüzeyde dolaşmak istersem kitap için ne diyebilirim diye sordum kendime "öncelikle " merak duygusu hakimiyeti diyebilirim .. daha erken saate başlasaydım şimdi yatmak zorunda kalmazdım acaba ne olacak diye düşünerek uyudum o gece, ertesi sabah uyanır uyanmaz devam ettim deli gibi :)

Böyle bir yüksek merak duygusu oluşuyor okurken o kadar canlı ve "sahici" ki karakterler hep bir sonraki sayfaya gidiyor aklınız "acaba şimdi ne olacak " ?

#SPOİLER

Kevok ve BAZ iki ayrı kahraman

Bir masal kurgusu lezzetinde başlıyor kitap her masalın acı tatlı korkunç sahneleri vardır ,güzel prensesleri ,kötü kralları,alev saçan enjerhaları ,savaşları
Bazen prens- prens olduğunu bilmez ..
Sen burada doğdun bir seyis oģlusun desem inanır çünkü damarindaki "asil kan" dışardan bakınca 'okunmuyor" dur ..

Işte doğduğun yer diye düşündürüyor önce kitap ..toprağa göre değil yetiştiği yere göre şekillenir "hayat" Baz gibi ..

Sonra "Militarizm " diye düşündürüyor kitap ...
Adı olamayan bir ülkede adı olmayan bir ordu da "Ölüm " kelimesi ile eş değer bir hayat .. sorgusuz "emre itaat" insanı insanlıktan çıkarır , üstelik "haklı" buluyor ve bundan "zevk" alıyorsan. .
Baz'ın boş dünyasını dolduran bu aidiyet duygusu onu nasıl bir canavara dönüştürmüş ki eşine uyguladığı "cinnet" de bunun bir yansıması .. ona hiçbir yerde "huzur" hakkı yok ..
Bu kadar yıkım,yangın,ölüm gördükten sonra bir "Aşk" a teslim olmak da
"Hayatın her zaman değişebileceğini " gösteriyor bize ...
Bütün yılların, tüm hayatın,ilkelerin,inançların ve inandıkların bir anda "değişir " ..

Sürgün olmak ,yerinden yurdundan ayrı düşmek ,insani şartlardan mahrum edilmek bu duyguyu en çok Cengiz Dağcı okurları bilecektir. .
Mehmed UZUN 'un kaleminden de ayrı bir sürgün hikayesi akıyor içimize ..
Bir başka kalem yazsa idi acaba ne düşünürdük bu zorbalık karşısında diye düşündüm ..
Hangi tarih ..
Hangi ülke ..
Hangi coğrafya ..
Ütopik bir roman olsaydı hangi tarafta olurduk acaba ?

Hikayeden gelen doğa betimlemeleri keyfini apayrı tutuyorum çünkü dağlarda karda, tipide soğuktan donarken o kadar güzel ki ..
Ve bahar şiir gibi gözümüze serilrken üstüne kan ve silah sesleri döşenmese "Insan burada yaşamalı burada ölmeli" demez mi ?
Zemheri kışı ayrı güzel dereleri pırıl pırıl ayrı. .

Kevok bir güvercin kız ..
onu sevdim mi ? kızdım mı ona bilmiyorum .. doğduğu gün geliyor aklıma bileğindeki ben'i acaba gerçekten var mı ? diye düşünüyorum ..
O da aşkın peşinde savruluyor Jir den ayrıldığı son gece yi düşünüyorum..
Jir öldü mü? diye soruyorum kendime. .

Aslında daha çok şey düşünüyorum ama az yazıyorum. .

Defter diyorum mesela çarşıda yere düştü hala orada mı ? Şiir yazacaktık biz daha ,yarım kaldı diyorum ..

Başından sonu belli olan bir hikaye nasıl bu kadar beni etkiledi diye sorguluyorum

Kitabın başında ..
önce "sonunu" yazan bir adam ..
Iyi bir yazardır, Mehmet Uzun elimi uzatıp "merhaba" diyorum
..zaman zaman kitabın ikinci hikayesinde bir kahve içmisiz gibi hissediyorum ..
Büyük ülkeden daha büyük olan o diğer ülkede ..
Bir kafede ya da otel lobisinde ..
Pencereden bakıyorum ,beyaz bir aşk yağıyor. .
Ben , kar bastırmadan gitmek gerektiğini biliyorum ..

Kahve için teşekkür ederim Mehmed yine görüşeceğiz, çok yakında ..
Arkamı dönüp gidiyorum ..
Kar'a doğru , boş sokakta ...
Dilimde bir şarkı ...

https://youtu.be/qQSJJDX5dnA

Dip Not : yok
Çünkü konu "dipsiz "

Sevgiyle ..
358 syf.
·8 günde·Puan vermedi
ARKAMDAN AĞIT YAK, GÖZYAŞI DÖK...

Kürt değilim çünkü o coğrafyada doğmadım, annem Kürtçe ninnilerle büyütmedi beni.

Zenci değilim çünkü Afrikalı annem babam yok, tenim beyaz.

Hristiyan değilim çünkü Müslüman bir ailede dünyaya geldim, günah çıkarmak için papaza ihtiyacım yok.

Erkek değilim çünkü iki X kromozoma sahibim, askere gitmem gerekmiyor ve savaşta ölmem ya da öldürmem emredilmeyecek.


Her insan bir kimlikle, bir dinle, bir dille dünyaya gelir ve bunu kendisi seçemez.

Cellat olmasaydı kurbana gerek kalmayacaktı, bir egemen olmasaydı tutsaklar olmayacağı gibi.

Biyolojik olarak hayatla bağını kesen insan:

YA ÖLÜDÜR...
YA CESET...
YA ŞEHİT...
YA LEŞ...


Aynı coğrafyada yaşayan , farklı sesleri, dilleri, tarihleri, kökenleri , kültürleri olan toplulukların , tek güç altında toplanmaları gerektiğine inanıldığında ÖLMEK YA DA ÖLDÜRMEK üzerine bir sistem devreye girer.

Sistemin iki tarafı vardır :
Her iki taraf da var olmak için yok etmek gerektiğine ve adanmak gerektiğine inanır.

Bu sistem
Kanla yaşar, kandan oluşur, kendini kanla kanıtlar.
İnsanların kanı toprağa akar ve toprak kanla beslenir. ( Çünkü tek devlet, tek millet, tek dil gerektiğine inanılır. Devlet de ordu da ölümsüzdür.)

AŞK DA TARİH DE ORADA KAN İÇİNDEDİR, KANLA YIKANIR!

Kim haindir?
Kim kahramandır?
Kim düşmandır?
Kim kutsaldır?
Bu kıyasıya savaşta baş rolde kalaşnikof, mermi, bomba, silah, kan ve ceset vardır.

Kitap bıçak sırtı...
Tarafını seçmeye kalksan, karşı taraf namluyu çevirir üstüne.

Tarafsız olsannnn, bertaraf olursun...

Ne desem olmayacak....
358 syf.
-ASHES TO ASHES, DUST TO DUST.
-Topraktan geldik toprağa döneceğiz.
-Em ji axê hatin em ê vegerin axê.

Bu kitap...

Şiirsel bir dil. 360 sayfalık şiir, yürekten akan cümleler. Kuşlara yüklenen silüetler. Bine yakın mısra. Okudukça tortulaşan kabaran yürek. Aydınlığın koklanarak hissedildiği bir şiir. Elle tutulamazlık. Karanlığın ve aydınlığın bir kimliği var. Nehirler var hayatları bölen. Nehirlerden kanlar akıyor. Gece güne değil yüreklere de iniyor. Yaşamayı bilen insanların stranlarına ölüm dizeleri akıyor. Dengbejlerin stranları da ölüme sabitleniyor. Bir hınç büyüyor büyüyenin yüreğinde. İlk andı intikam oluyor. Hayatta bildiği ne varsa ona yoruyor. Sonra, sonrası olmuyor. Akan gözyaşının bir gram hükmü yok akan kanın yanında. Kan oluk oluk akıyor nehirler boyu. Siyasi çıkarlar, rantlar, ideolojiler, geçmişin geçmeyişi bunlar hep kanın davetiyesi, ölümün davetiyesi. Ölüm ülkenin içine bir sınır çizmiş altta kalanın canı çıkıyor. Teklifsiz geliyor ölüm, zulümün ardından geliyor. Kapını da çalmıyor. Salt geliyor, yalnızca geliyor. Ölen de ölüyor öldüren de. Ölüm asla gecikmiyor. Bir yazgı paradoksundan ibaret ölüm. Dönüp dolaşıp yazgına teslim olmak. Ancak kendi tercihinle değil. Yabancı iki dudağın arasından bir kadere ulaşmak. İki parmağın, iki gözün arasından sızıp geliyor. Ölüm suçsuz, onu Tanrı'dan önce yürürlüğe koyan, Azraili beklemeyen insanoğlu suçlu.

Mehmet Uzun'u nasıl bilirdiniz?

Bilmez idim. Cidden bilmezdim. PKK'nın 250 kişilik ölüm listesinin 1 numarası olduğunu duymuştum vakti zamanında. Emre Kongar'lar falan da vardı listede. Tabii bu listenin bir kurmaca olduğu Gülen cemaatinin oyunlarından biri olduğu falan da söylendi. Ancak listede yer alan birkaç Kürt entellektüel öldürülünce durumun vehameti anlaşıldı. Mehmed Uzun sonradan yalanlasa da ''ülkeyi PKK yüzünden terk ettim'' demişti. Fransız bir gazete olan Le Figaro'ya ''Kürt entellektüeller PKK'nın hedefi'' diye açıklama yapmıştır. Neyse bu konunun üzerinde daha fazla durmak istemiyorum. Mehmed Uzun çok dilli bir yazar. İsveççe, Türkçe, Kürtçe gibi dilleri ana dili gibi konuşuyor ve biliyor. İsveç'in önemli karakterlerinden biri. Belki de Knut Hamsun'dan sonra adam akıllı eserler ortaya koyan tek yazardır İsveç adına. Kürtler'e uygulanan baskıya direnmiş, Kürtçe'yi, Kürtler'i korkusuzca savunmuş, bir nevi Kürtlerin kahramanı konumuna gelmiş bir yazar. Defalarca yargılanmış, Kenan Evren zamanı Türk vatandaşlığından bile çıkarılmış. Yılmamış Uzun, savunduğu davadan asla vazgeçmemiş. Benim tanıdığım en iyi hak arayışıdır Uzun'un yaptığı. Hakkını yazarak aramak. Korkmadan, yılmadan aramak. Ölümle ölümü kırdırarak bir eşitlik sağlanmaz. Bunun arkasında durup destek vererek de iyi bir Kürt milliyetçisi olunmuyor. Ölüm ölümdür. Aynı coğrafyanın, aynı gökyüzünün altında farklı bir kadere sahip olmamız beklenemez. Ne demiş Martin Luther King: ''Birlikte kardeş gibi yaşamayı öğrenmeliyiz, yoksa birlikte aptal gibi öleceğiz.'' Bize bizden başka biz yok!

Baz karakteri gerçekten Binbaşı Ahmet Cem Ersever mi?

Ahmet Cem Ersever.
ACE lakaplı Erzurum doğumlu binbaşı. Yakında okumayı düşündüğüm Soner Yalçın'ın Binbaşı Ersever'in İtirafları kitabıyla hakkında daha fazla bilgi sahibi olacağım kişi. Ekşi Sözlük'te anlatılan kişinin Ersever olduğu söylenmiş. Bunu kitabı okurken okuduğum için etkisinde kaldım. Açıkçası akıbetleri benzemiyor değil. Bilen varsa lütfen aydınlatsın.

Kendini Uzun vakfı diye tanımlayan
Songül SARITAŞ'nın hediyesi ile okudum kitabı. Kendisine hem etkinliği hem de kitap için bir kez daha teşekkür ederim. Farklı bir deneyim oldu benim için. Hüseyin Nihal Atsız'ın hemen arkasından Mehmed Uzun. Hayat bilhassa konumuz olan kitaplar böyle farklı bakış açılarıyla daha güzel. Ruha dokundu bu roman. Roman dedim ama şiirsel roman desek daha yeridir.

İncelemeye Mehmed Uzun'un şu harikulade sözleriyle son vereyim:
''Yasak bir alfabeyle yazıyorum şiirlerimi.
Anarşist çiçekler kokluyorum.
Devlet sınırlarını ihlal eden kuşlara yardım ve yataklık yapıyorum.
Umudun propagandacısıyım.
Bütün sözcükleri örgütlüyorum.
Artık halkların değil, aşkın şarabın ve sevginin ayaklanması var.
İlk eylemde sınır dışı oluyorum.
Bana gözlerini yurt eyle.
Mültecin olayım.
Kendi adına bir kimlik çıkart.
Ben biraz da sen olayım…''

Üç Renk Yasak / Mehmed Uzun

https://www.youtube.com/watch?v=68ZeEuU29f4
358 syf.
·20 günde·Beğendi·10/10
Baz ile Kevok, çok iyi ve akıcıydı.
Her zaman, acaba bir sonraki sayfada ne olacak diye bir merak uyandıran bir kitap.
İçinde merakın olduğu kadar da, hüzün var, aşk var.
Renas'ın ölümü beni çok, ama çok derinden üzdü. Gözlerim dolu dolu o bölümü okudum, ve nerdeyse ağlayacaktım.
Jir, peki Jir'i sizde hiç merak ettiniz mı. Bu bölüm olmasa, diğer bölüm. Diğer bölüm olmasa bi sonraki bölüm çıkar diye, içinize bir his düştü mü? -ben hep çıkar diye daha dikkatli ve merakla okudum.
Bence bu kitap, bugüne kadar Dünya Nobel Ödüllerini alması gerekiyordu. Almaması büyük zayiyat...
358 syf.
·Puan vermedi
Aşk' a en çok çaresizlerin mi ihtiyacı vardır?
Bu romanin bence bir donüm noktası vardı bu dönüm noktası 14. Bölüm 316. Sayfasında kendini gösteriyor. Ikinci defa okumuş olsam da bu sayfadan sonra daha çok bağlandım kitaba. Kitapta kürtlerin acıların dan tutun imkansızlasan aşklarına kevok ve baz in hikayesinde anlaşılıyor. Kitap türkçeye çevrili, bir çok anlamda kendimi kurtceye çevirmekte zorunlu hissettirdi.
Mehmet uzun biz acimasizlara öyle güzel dersleri öyle güzel anlatımı varki kevok u baz ı jir ı anlamamak ne mümkün? Kitabı sanki hiç okumamişım gibi okudum baştan iki günde öyle hüzünlü öyle acıydı hikayesi. sonu ölümle bitmesi dahada acıydı aslında bilindik ama dillendirilemeyen bir acı.
Mehmet uzun bence biz acımasız ve empatiden uzak insanlara güzel dersler serpistirmiş bu kitaba birincisi bence, savaş insanı insan olmaktan uzaklaştıran bir kötülük toplamıdır, ikincisi ise kimse düşüncelerinden dolayı suclanmamali.
Bilmiyorum, mehmed uzun üzerimde çok güzel etkiler bırakan bir yazar mehmed uzunu okurken hasan ali toptaş in kelimeleri aklıma geliyor benim kendi fikirlerim bu yönde.
Herkese tavsiye edebileceğim bir kitap aşk gibi aydınlık ölüm gibi karanlık.
358 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10
Çok güzel, çok akıcı, sürükleyici bir kitaptı Mehmed Uzun ile ilk tanışmam oldu bu kitap, doğrusunu söylemek gerekirse bayıldım!

Bu kitapta her şeyi bulabilirsiniz, aşk, sevgi, bağlılık, düşmanlık, kan, öfke, nefret, özlem, kimlik arayışı, toprak sevgisi, vatana bağlılık, insana bağlılık, doğaya aşk.

Bir insanı öldürürseniz katil olur, tutuklanır, yargılanırsınız. Çünkü kimsenin yaşama hakkını elinden alamazsınız. Peki ya bunu devlet, millet, bayrak adı altında yaparsanız? Bu soruya cevap vermek çok zor değil mi?

Baz, Kevok, Jir, Renas ne yapmak istediler? Başlarına ne geldi? Spoiler vermek istemiyorum o yüzden kısa keseceğim. Ama okudukça çok sorgulayacak, hüzünlenecek, belkide küseceksiniz. Keyfli okumalar...
384 syf.
·2 günde
"Baz. 
Kevok. 
Emê ji yekî re bibêjin Baz, ji din re jî Kevok. 
Baz û Kevok. Du nav, du însan; zilameî navsal û jineke ciwan. 
Du nav, du însanên sereke yên romane me. Romana me dê qala serbûriya Baz û Kevokê bike."


Di vê beşê de em dibînin ku herdu lehengên sereke yên romanê Kevok û Baz, li gundekî biçûk yê qeraxê deryayek rojava tên girtin û ji hêla kesên nasnameyên wan nediyar ve, ewilîn li paytexta ku niviskar wekî “Welatê Mezin” bi nav dike tên hewandin û dû re ber bi kuştinek nediyar ve dibin.  Di çûna ber bi mirinê de, hemû jiyana Baz mîna şerîda fîlmekê di ber çavan re derbas dibe; derûniyek tevlihev ya bi bêçaretiyê hatiye hûnandin, zarokatiya wî ya di sêwîxaneyê de derbas bûye, xwendina dibistana leşkeriyê, di artêşê de wekî serbaz wergirtina peywirê, zewaca wî, zarokên wî yên çend sal in nedîtiye û hwd. Bi serweriya şevê re, li kêleka çemê Welatê Mezin ji minîbûsê tên peyakirin û li nêzî çem li ber çavên Baz, Kevokê dikujin û kujer çawa hatine dîsa Baz dikin minîbûsê û ber bi hêlek din ve diherin… 

Di destpêka romanê de ravîkirina vê sehneya kuştinê, peyamek e ji bo xwîneran ku divê amadebin ji bo welatê ku wekî “Welatê Çiyan” tê bi nav kirin çawa tarûmar dibe û mirovên zagonnenas yên artêşa “Welatê Mezin” çawa gundan dişewitînin, mirovan dikujin û tirs û xofê raserî hawirdorê dikin û tenê riyek ji bo jiyanê li pêşiya mirovan dihêlin ku ew jî ji “Welatê Çiyan” ber bi gelî, newal, gêdûg û şikeftan rev e. Ku ger şopa xwe winda nekin dê li wir jî bên kuştin… Di herka romanê de, mirov bi hêsanî têdigihêje ku mebesta romannivîs ji “Welatê Mezin” Tirkiye ye û Welatê Çiyan jî bakurê Kurdistanê ye. Dîsa xwîner têdigihê ku bûyerên tê vegotin, têkilî salên piştî darbeya leşkerî ya dozdehê îlona 1980an li Tirkiyê qewimiye ye û dest pê kirina berxwedan û têkoşîna gelê kurd ya li hember zordestiya dûgelê  ye.

Romannivîsê ku Baz nade kuştin û me xwendevanan di meraqan de dihêle, vêca di beşa “Koç”ê de me ber bi rabirdûya Baz ve dibe. Baz endamê malbateke wisa ye ku herêma lê dijî bi zilma biyaniyan ve hatiye rapêçan û mezinên malbatan biryara revê didin û ber bi bilindahiyên çiyayan ve koç dikin. Di rojek payiza sar û bi şilî de, gundên xwe terk dikin û li cihên asê, li bilindahiyên çiya, di şikeftan de xwe vedişêrin. Lê mixabin ev reva wan jî jê re nabe xelasî û rojek leşkerên Welatê Mezin bi ser wan de digire û hemûyan bi çekên giran dikujin. Tenê di şikeftê de cewrikek û zarokek biçûk bi saxî xelas dibe û ev zarokê du salî ji bilî Baz ê ku di herka romanê de dê bibe lehengê sereke wêdetir ne tu kes e. Zabitên leşkeran Baz nakuje û li vegerê wî jî bi xwe re dibin... Ev beş me ber bi sazumana Osmaniyan ya dewşîrmetiyê ve dibe. Osmaniyan jî cihê dagir dikirin welat talan dikirin, zarokên malbatan bi xwe re vedigerandin navenda rêveberiya dûgelê û ew ji kok, malbat û baweriyên wan dûr dixistin û bi çandek nû mezin dikirin û  dikirin mirovê herî sadiq û xedar yê dewletê. Çîroka Baz jî çîroka dewşîrmetiyê ye...

Di vê navberê de Kevok jî, di dawiyê de biryara çûyina nav refên şervanan dide û ber bi Welatê Çiyan dihere. Xwe digihîne nava refên gerîlayan. Her çiqasî nivîskar peyva “gerîla” bikar neyîne jî dema Kevok digihêje meqera wan, di nava çend mehan de perwerdehiya leşkerî dibîne û di dawiyê de ji bo çalakiyek ber bi gundan vedigerin. Di van çalakiyan de mixabin nivîskar Kevokê ne wekî gerîlayek jîr û jêhatî, nola ku barek giran yê li ser pişta hevalên xwe be, dide nasîn. Heval Rênas misêwa alîkariya wê dike. Di riya çalakiyê de pir zû westîna wê, di meşa bi berf de ji serma û seqemê şewîtîna nigên wê û hwd. Di çalakiya li hember leşkerên Welatê Mezin de bi birîndarî dîlketina wê, birina wê ya baregeha leşkerî ya Welatê Mezin, li wir îşkeceyên dibîne, dû re ji bo destnîşankirina meqerên serhildêran ber bi çiyan vegera wê, bi ser stargeha gerîlayan ve girtin û di encamê de kuştina heft gerîlayan -ku di nav de Rênasê rêberê koma gerîlayan ku di rojên giran ên çalakiyan de alîkariyên mezin ji Kevokê re kiribû jî heye- kitekit bi me dide zanîn. Dema Kevok êdî bi tevahî di bin baskê Baz de ye, têkiliyên wan ên taybet jî geş dibe. Kevok di lojmanên leşkerî de mêvanê Baz e. Ev rewş rojek bi biryara fermandarê Baz re tê guherîn. Dema biryara ku Kevokê radestî navenda leşkerî bike tê dayîn, Baz vê biryarê qebûl nake, bi dizî Kevokê digire, fîrar dike û li pey rêwitiyek bi rojan, xwe dihavêje keviyê behrekê ku havîngeha hevalê wî lê ye. Êdî Baz hemû têkiliya xwe ji artêşê qut kiriye û bi Kevokê re li havîngehê dijî. Li wir têkiliyên wan vediguhere hezkirin û hevşabûnan û Kevoka wextek gerîla/şervan bû, bi hunera xeyalên romannivîs di bin kujerê zilimkar de vezelandî ye. Dîsa Bazê ku her cure xedarî û zalimî li ser welatiyên “Welatê Çiyan” meşandibû, bi hunera vegotina romannivîs mîna mirovek di kirinên xwe de mafdar be tê ravîkirin, li hin cihan pesnê wî tê dayîn û wekî masûmekî ravî xwîneran dide. Vayê çend hevokên ji bo pesinandina Bazê çavsor ê ji xwîna kurdan têrnebûyî hatî gotin: “Belê meşa umrekî bêkes –lê xurt, comerd, dilsoz- û gavên salên dirêj ên merivekî sêwî – lê wefakar, fedakar- niha li vir, bi kutahî tên(r. 374). Ji ber vê vegotina balkêş û koneyî hemû kiryarên Baz yên kirêt bi hostayî hatiye nixumandin. Li hember vê xwedî derketina veşarî ya li Baz; nivîskar, welatê kurdan ku wekî “Welatê Çiyan” pênase kiriye di her hevoka têkilî Welatê Çiyan de, jêrdest dike, bi çavek nizm lê dinihêre, bi mirovan sar û pîs û naletkirî dide ravîkirin. Vayê çend hevok di vê derbarê de : “… Jîr mere, mere wî welatê bêyom ê mirinê…(r. 280).” “… dengê zimanê van însanan, vî welatê lanetkirî…(r. 293). ” … Ewana nezan û cahilên pêncperan ku hîç ji tarîxa xwe (…) dersan hilnadin(r.128). ”  “… li deşt û zozanên hov ên van însanên hov…(r. 294).”  

Zimanê romanên kekê Mehmed zimanekî sivik, hêsan, rewan û herikbar e. Xwedî şêwaz û uslûbekê ye. Kesên ku bi baldarî romanên wî xwendibin, bêyî ku navê nivîskar binêrin, tavilê pê derdixin ku e qelem, qelema kekê Mehmede. Ji ber ku wî ji xwere şeklên bikaranîna peyvan bijartine, şêweya hevokan durist kiriye. Hevokên wî zêde ne têkilhevin. Kesên ku dixwazin kurdiya xwe bi pêş bixin, bêyî ku bikevin kompleksê bi rihetî dikarin romanên kekê Mehmed bixwîne...
358 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10
Baz ve Kevok
Karanlık ve Aydınlık
Ölüm ve Yaşam
Umut ve Umutsuzluk
....
Dağlar, nehirler, ovalar...
Şehirler, kentler, köyler...
Yokluk, acı, çaresizlik...

Sonu başından belli bir roman
Aynı doğumumuz gibi.
Bildiğimiz halde yaşıyoruz, bildiğimiz halde okuyoruz. Peki neden?
Umut değil mi?
Bilsek de sonu ölüm yine de yaşadığımız sürede güzel şeyler olsun istiyoruz, onun için mücadele ediyoruz. En önemlisi de bu bence. Yılmadan, bıkmadan, tökezlesek de yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek devam edeceğiz. Biz gideceğiz başkaları gelecek ama sanırım özgürlüğe, yaşama, umuda duyulan hasret hiç bitmeyecek.

Evet madem öleceğiz o güne kadar güzel yaşayalım değil mi?
Ama izin veriyorlar mı peki?
Seni sana bırakıyorlar mı, olduğun gibi kabul ediyorlar mı? Hayır.
Sen - siz 'biz' olmalısın(ız) diyorlar. Hepimiz 'biz' olmalıyız diyorlar. 'Biz' olunca ne olacak? Daha mı mutlu olacağız, daha mı güzel yaşayacağız? Peki 'ben' ne olacak. Benim kültürüm, benim dilim, benim tarihim ne olacak?

Sonunu bildiğim halde her sayfayı büyük bir merakla çevirdim. Baz'ın hikayesinde de Kevok'un hikayesinde de hep aynı soruyu sordum. Onların da dediği gibi;
Nereye kadar sürecek bu savaş, bu zulüm?
Aynı zulümden geçmiş iki kişi ama yolları farklı ilerlemiş ama en sonunda yolları bir şekilde kesişmiş. Ne kadar farklı da olsak hepimizin hayatları bir şekilde birbirine benziyor aslında. İşte bu karşılaşmadan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmuyor.
Aşk öyle güçlü bir duygu ki...
Mader'in dediği gibi:
"Aşk çaresiz, sıkışmış insanların gördüğü bir rüyadır; çaresizlerin hayalidir.
Çünkü aşk, yoldan sapmış insanların önüne çıkan bilmedikleri yeni bir yoldur."

O yol aydınlığa da çıkabilir karanlığa da...
Hayat = Aşk Gibi Aydınlık Ölüm Gibi Karanlık. Tercih sizin ama engeller de hep olacak unutmayın.
358 syf.
·9 günde·Beğendi·10/10
Kevok Baz Jir Renas .!! Okurken Nefes almayı unuttuğum çok bölüm oldu . Mehmet uzunun kitapları bir kültür adamının romanlarıdır. Okurken renasa hayranlık duyduğum baz dan ürktüğüm kevok için çaresizlik hissettiğim ve ölemseydi eğer jir in bilinmeyen sonunu yazacaktı iki çaresiz yürek ! Kan savaş ölüm göç isyan .!! Her kitaplıkta bulunması gereken bir kitap .! Ortasında ağladım sonunda ağladım bitti diye ağladım .! Bir kitap için ilk defa bi inceleme yazıyorum ..!! Kendisine kalemine hayran olduğum adam mekanın cennet olsun .!
"Ji nêrîna wî dixuye; ew dixwaze bi çavan, kevokê têxe kûrahiyên dilê xwe..."
...................
"Bakışlarından anlaşılıyor ki; O, gözleri ile Kevok'u yüreğinin derinliklerine saklamak istiyor..."

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Aşk Gibi Aydınlık Ölüm Gibi Karanlık
Baskı tarihi:
19 Ekim 2017
Sayfa sayısı:
358
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789752732322
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Ronî Mîna Evîne - Tarî Mîna Mirinê
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İthaki Yayınları
Baskılar:
Aşk Gibi Aydınlık Ölüm Gibi Karanlık
Ronî Mîna Evînê Tarî Mîna Mirinê
Aşk Gibi Aydınlık Ölüm Gibi Karanlık
Aşka en çok çaresizlerin mi ihtiyacı vardır?

İki çaresiz, yalnız, eksik ve kırgın yürek aynı topraktan olmalarına rağmen yazgılarına yenik düşüp, farklı cephelerde yer alır. Baz devletin derinliklerinde, yalancı bir geçmişle beslenmiş bir komutan, Kevok, üniversiteyi bırakıp sevdiğinin ardı sıra dağları mekan tutan idealist bir genç kız. Ve bununla birlikte akıp giden, bir halkın makus talihi ve gelecek işaretleri. Yazgıları, onları en umulmadık zamanda buluşturup ölüme yolcu eder.

Kitabı okuyanlar 3.992 okur

  • Avisam zignec
  • Sefa
  • Yonca Beler
  • Endezerya
  • İmdat yırgan
  • Gulfiroş
  • Fridahuzur
  • Betül Güneş
  • Mehmet aslan
  • Hanif Tanrıverdi

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%12.7
14-17 Yaş
%3.2
18-24 Yaş
%21.4
25-34 Yaş
%35.7
35-44 Yaş
%19.5
45-54 Yaş
%3.9
55-64 Yaş
%1
65+ Yaş
%2.6

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%53.7
Erkek
%46.2

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%59.3 (617)
9
%16.8 (175)
8
%10.9 (113)
7
%5 (52)
6
%2.3 (24)
5
%1 (10)
4
%0.5 (5)
3
%0.1 (1)
2
%0.3 (3)
1
%0.8 (8)

Kitabın sıralamaları