Geri Bildirim

Aşk Gibi Aydınlık Ölüm Gibi KaranlıkMehmed Uzun

·
Okunma
·
Beğeni
·
9.373
Gösterim
Adı:
Aşk Gibi Aydınlık Ölüm Gibi Karanlık
Baskı tarihi:
Nisan 2006
Sayfa sayısı:
358
ISBN:
9789752732322
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Ronî Mîna Evîne - Tarî Mîna Mirinê
Çeviri:
Muhsin Kızılkaya
Yayınevi:
İthaki Yayınları
Aşka en çok çaresizlerin mi ihtiyacı vardır?

İki çaresiz, yalnız, eksik ve kırgın yürek aynı topraktan olmalarına rağmen yazgılarına yenik düşüp, farklı cephelerde yer alır. Baz devletin derinliklerinde, yalancı bir geçmişle beslenmiş bir komutan, Kevok, üniversiteyi bırakıp sevdiğinin ardı sıra dağları mekan tutan idealist bir genç kız. Ve bununla birlikte akıp giden, bir halkın makus talihi ve gelecek işaretleri. Yazgıları, onları en umulmadık zamanda buluşturup ölüme yolcu eder.
(Tanıtım Bülteninden)
"İnsan, insan sevmedikçe
İster yatakta, ister kolda kelepçe." Büyük Ev Ablukada

"Alnın açık bir şekilde vatani görevini yerine getirmen dileğiyle..." notu düşülmüş bir ilk sayfa. Kitaba gözlerimi ilk olarak böyle açtım.

"Bu şehirde çelikten bir disiplinle eğitim gördü, kendini tanıdı, ruhunu o çelik disiplinin zincirlerine vurdu." 10. sayfa
"Disiplinin olmadığı yerde kan ve gözyaşı vardır." tabelasının neredeyse her yerde karşınıza çıktığı askeriyede, askerlik ile ilgili bütün mekanlarda, savaş alanlarında disiplinin olmasıyla kan ve gözyaşı neden hiçbir zaman bitmezdi peki?

Sol apolet, sağ apolet, sol taraftaki melek, sağ taraftaki melek... Savaş suçları, günahların rütbesi mi yoktu bir tek acaba?

Acının, kanın, gözyaşının çevirmenliği nasıl kelimelere dökülebilirdi? Stranların, mıtırbların, dengbejlerin dilinden düşürmedikleri o şarkıların tınısında geçen kelimeleri gerçekten nasıl anlayabilirdik?

BÜTÜN BUNLAR NEDEN?

Birisi zenginlik içinde büyür, aydınlıkta uyuyordur. Diğeri savaşın ortasında büyür, karanlıkta uyanıktır. Savaşın belirsizliği öyle bir belirsizliktir ki, Heisenberg bile kıskanır bir süre sonra. Einstein, Zweig, Szilard savaştan kaçtığı sırada tam tersine savaşın içine sürüklenen onlarca hayatın içinde buluruz kendimizi.

Baktığımız, kafamızı çevirdiğimiz yıldızlar ne kadar süre daha gökteki değil omuzlardaki rütbelerin yıldızları olursa bir o kadar umutsuzuz, o kadar uzağız Küçük Prens'in hayallerinden. Kendi ülkemizde birbirimize yabancıyız.

Yin ile Yang bile içindeki aydınlık ve karanlığı dostluk ve düzen içinde tutarken nedir bu sürekli karanlıkta kalışımız, karanlığımızla barışamamamız?

Eee peki... Alnım bütün bu anlatılanlardan sonra nasıl aydınlık kalmaya devam edebilir ilk sayfaya o notu düşen arkadaşım? O kadar aşılanan korkudan, dökülen kandan ve susmayan silahtan, namus pompalamalarından sonra?

Sistem, bize kitaptaki gibi bir av-avcı rolü biçmiş. Besin zinciri hayvanlar için var derler ama bu dünyada esas besin zinciri savaşlardır. Bu askerlik ise olacakların sadece bir fragmanı, küçük bir kesiti. Sınırsız itaat, disiplin, sorgusuz sualsiz uygulanan emirler... Kan ve gözyaşı gerçekten de disiplinin olmadığı yerlerde mi vardır?

TOKİ'ler dikilip yerel insanların taziye kültürlerini, türkülerini, ağıtlarını yerle bir eder ve rant mimarilerini översin. Bitmek bilmeyen savaşlardan soyları kırmaya devam edersin.

E iyi de, BÜTÜN BUNLAR NEDEN?

Topraklarında sudan çok kanın aktığı, kanın koyu renginin giderek karanlıklaştırdığı bu ülkeyi terk edenler aydınlık özlemi içinde yanıp tutuşanlardı. Aslında varlıklarından haberimizin bile olmadığı insanlar, amacı olduğunu sandığımız ama aslında çıkmaz yolda debelendiğini gördüğümüz başıboş savaş hikayelerinden ibaret şu kitaptaki karakterlerin hayatı.

Sürekli ölenler yine bizleriz, her gün ölüyoruz, hayatımız, ölümün karanlık-uyanık huzurundan daha beter.

Korkuyu diri tutmak, 1984, Cesur Yeni Dünya, Biz, Hayvan Çiftliği, Fahrenheit 451 gibi kitaplarda sürekli bahsedilen motto değil miydi?

Nereye ve ne zamana kadar devam edecek bu böyle? Ağıtların, stranların, türkülerin, onların dediğini anlamadan, savaşları anlatan, durmadan üretilen sayısız eserlerini susturabilecek miyiz kitabın baş karakterlerinden Baz'ın dediği gibi? Onları anlamaya çalışıyor muyuz? Ya da onlar bizi anlamaya çalışıyorlar mı? Dün öldürdük, bugün öldürüyoruz, yarın bir gün bile olsa birbirimizi, coğrafyamızın kaderini, kanla tıkalı bu hayat menfezlerini anlamak isteyecek miyiz?

"EĞİTİMDE MERHAMET, VATANA İHANET" dedirtirler askerlikte adama. Peki, senden hiçbir farkı olmayan bir dünya kardeşine ihanet, yaradılışa ihanet değil mi?

Muhtemelen askeri bir bilgisayar olan kafedeki bu bilgisayarın klavyelerinden herhangi birine ilk kez bu kelimeler için dokunuluyor, ama kimse sorgulamazsa, kimse neden demezse, herkes başarısızlıklarına, coğrafyaya kader deyip geçerse nasıl çıkacak karanlıklar aydınlığa?

Girmeyiz içtimalara göğe ve yıldızlara beraber bakmak için,
Girmeyiz içtimalara, toplanmayız hep beraber tefekkür etmek, felsefe, edebiyat, sanat, müzik konuşmak için,
Tutmayız nöbetleri, kafamızın içindeki kafesten kaçan olmasın diye,
Yürümeyiz uygun adımda kırlara beraber piknik yapmaya, tabiatın sunduğu gündelik hayatın bütün mucizelerini konuşmaya Cibran'ın yaptığı gibi.

Mottomuzdur öldürmek,
Arzumuzdur kan ve şiddet.
Namus demişler silaha, kadına, milliyetçi kalması gereken bütün askeri düşüncelere,

Dostoyevski, tutku, en istisnai duygudur derken bu istisnanın Ortadoğu'da bitmek bilmeyen kan ve şiddet olacağını hiç ama hiç istemezdi.

"Türk Kürt kardeş falan değil ayan beyan sevgilidir
Ayıran kalleş değil ancak hayatın tam da kendisidir." Hakan Vreskala

Biz onları anlamadan, onlar bizi anlamadan savaşın çıkmaz sokağında, etrafımızdaki sıvası kan, odaları şiddet, kapıları cehalet olan evlere bakıp duracağız. Bu yazılanlardan 100 yıl da geçse asırlar da devrilse yine alışmak, unutmak, sorgulamamak, denileni aynen kabul edip, ağzımızdan çıkanı kulağımızın duymaması hayat amacımız olacak.

BÜTÜN BUNLAR NEDEN?

Nedenini sorma, sana denilenleri harfiyen yap, geç.
İtaat et, rahat et. Ama bil ki; aydınlık da karanlık da itaatle gelmiyor ve gelmeyecek.

Baz ile Kevok, kitabın iki baş karakteri, coğrafyanın eline aldığı devasa bir kader küreği. Kevok, güvercin demek. Güvercinler oluklara konmak için vardır, oluk oluk kan akıtmak için değil. Baz, şahin demek. Şahinler, arabayla drift yapmak için değil, yaşamak için varlar. Özgürlük için, yaşama hakkı için varlar. Sev(-EBİL!)mek, sevilebilmek için varlar...

"Kanın devleti yok, hepsi kafalarda
Tek yürektik hani öğretmenim
Aynı kürekle gömülmeyecek miyim" Büyük Ev Ablukada
Baz ile Kevok, çok iyi ve akıcıydı.
Her zaman, acaba bir sonraki sayfada ne olacak diye bir merak uyandıran bir kitap.
İçinde merakın olduğu kadar da, hüzün var, aşk var.
Renas'ın ölümü beni çok, ama çok derinden üzdü. Gözlerim dolu dolu o bölümü okudum, ve nerdeyse ağlayacaktım.
Jir, peki Jir'i sizde hiç merak ettiniz mı. Bu bölüm olmasa, diğer bölüm. Diğer bölüm olmasa bi sonraki bölüm çıkar diye, içinize bir his düştü mü? -ben hep çıkar diye daha dikkatli ve merakla okudum.
Bence bu kitap, bugüne kadar Dünya Nobel Ödüllerini alması gerekiyordu. Almaması büyük zayiyat...

Benzer kitaplar

Aşk' a en çok çaresizlerin mi ihtiyacı vardır?
Bu romanin bence bir donüm noktası vardı bu dönüm noktası 14. Bölüm 316. Sayfasında kendini gösteriyor. Ikinci defa okumuş olsam da bu sayfadan sonra daha çok bağlandım kitaba. Kitapta kürtlerin acıların dan tutun imkansızlasan aşklarına kevok ve baz in hikayesinde anlaşılıyor. Kitap türkçeye çevrili, bir çok anlamda kendimi kurtceye çevirmekte zorunlu hissettirdi.
Mehmet uzun biz acimasizlara öyle güzel dersleri öyle güzel anlatımı varki kevok u baz ı jir ı anlamamak ne mümkün? Kitabı sanki hiç okumamişım gibi okudum baştan iki günde öyle hüzünlü öyle acıydı hikayesi. sonu ölümle bitmesi dahada acıydı aslında bilindik ama dillendirilemeyen bir acı.
Mehmet uzun bence biz acımasız ve empatiden uzak insanlara güzel dersler serpistirmiş bu kitaba birincisi bence, savaş insanı insan olmaktan uzaklaştıran bir kötülük toplamıdır, ikincisi ise kimse düşüncelerinden dolayı suclanmamali.
Bilmiyorum, mehmed uzun üzerimde çok güzel etkiler bırakan bir yazar mehmed uzunu okurken hasan ali toptaş in kelimeleri aklıma geliyor benim kendi fikirlerim bu yönde.
Herkese tavsiye edebileceğim bir kitap aşk gibi aydınlık ölüm gibi karanlık.
Aslında bu kitap için yazılacak onca şey var ki..
Kitabın başında ne olacağını nasıl biteceğini size anlatıyor..lakin, siz kitabı okudukça olmaması gereken bir sonun kitapta olduğunu anlıyorsunuz.. ya da daha farklı anlatabileceğini.
Belki de bu kitap bunun için ilgi çekici geliyor..
Bununla birlikte kitabın son 50 sayfasına gelince kitabı bitirmek istemiyorsunuz.. çünkü olmaması gereken bir sonun olduğunu biliyorsunuz.. fakat bu kitabın sonun da ne olacağını bilmenize rağmen tek bir umutla daha farklı bitebileceğini sanıyorsunuz..
Tabii ki böyle bir şey olmuyor her zamanki gibi sadece beslediğiniz umutla kalıyorsunuz ortada.
Kitapta bir diğer ifade edilmek istenen dağlar ülkesinin dilini yasaklayanların, ağıtlarının söylenmesine engel olanların, insanlarını sırf dilleri için öldürenlerden bahsediyor bir de..
Bu belki de en acısı..
kitabı çeviren Muhsin Kızılkaya nın çevirdiği kitaptan ders almayıp aksine insanlarını öldüren insanlarla işbirliği yapıp tekrar tekrar öldürmesi insanlarını...
Uzun bir aradan sonra nasıl yazayım diye düşünürken en son istediğim zaman istediğim şekilde yazmaya karar verdim.
Bir çoğunuz duymuşsunuzdur bazıları okumuş bazıları ise okurum deyip bir süreden sonra unutmuşsunuzdur bu şaheseri.
İlk, isminden bahsetmek istiyorum. Asıl dili kürtçe olan kitabın ismi "Ronî mîna evînê tarî mîna mirinê" yani "Aşk aydınlık gibi ölüm karanlık gibi" olması gerekiyor. İsminin böyle çevrilmesindeki amaç ne bilemiyorum.
Kitabı elime aldığımda isminin yanlış çevirildiğini gördüğümde kitaba karşı bir önyargım oluştu ve haklı da çıktım çünkü asıl dilinde şiirsel bir dille yazılmış ve bir cümlesini okuduğunuz anda içinize işlemeden sizi düşündürmeden geçemiyorsunuz. Ama çeviride " o geldi. Bunu yaptı. Şunu dedi oraya gitti... " gibi cümlelerle karşılaşıyorsunuz ve kitap bitene kadar neden bu şekilde çevirilmiş madem duyguyu bu kadar kaybedecekse çevirilmeseymiş daha iyi diyorsunuz.
Konusuna gelince iki ayrı dünya, iki ayrı hayat, iki ayrı insan, iki ayrı düşünce ve bu kadar farklıyken onları bir araya getiren tesadüfler ve inanmadığımız görmek istemediğimiz ama gizli kalmayan kalamayan gerçekler... Bazı duvarları yıkmak güçtür ama yıkmak için dokunmak gerek hissetmek gerek doğruyu yanlışı görmek gerek uzaktan bakmak değil de her emeği anlamak gerek.
Bu kitabı okuyabiliyorsanız asıl diliyle okuyun ama böyle bir imkanınız yoksa çevirisi böyle olsa bile duyguyu tam hissetmezsiniz belki ama Uzun'un ne demek istediğini anlarsınız.
Sevgiyle kalın...
Göz yaslarimin sayfalara damladigi bir kitap için " Hiç kimse feryad eden bir annenin çaresizce "mala min"(evim,ocağım) ağıdını söylediği durumu yaşamasın!" dileğinde bulunuyorum.
Keyifli okumalar dilerim. İncelememenin kısalığı için kusruma bakmayın lütfen. Uzun uzadıya yazamadım,dilim lal oldu,cümleler boğazımda kaldı,hüzün geldi.
"Baz.
Kevok.

Aşka en çok çaresizlerin mi ihtiyacı var?"


(Kitap harbiden çok güzeldi, Mehmed Uzun kitabı...
Ve hâlâ Baz ve Kevok'u sevmedim, sevemedim fakat fazlasıyla acıdım. )
Mehmet Uzun okumaktan aldığım tadı çok az yazardan alırım. Aşk Gibi Aydınlık Ölüm Gibi Karanlık ise çok başka yerden dokunmakta insana. Kitabın adını duyunca etkileniyor insan. Okuyunca da sarsılıyor. Adeta bir alegori yaşatıyor insana. Ortak kader ama hep farklı izlenmiş yollar.. bir kimlik arayışı ve bir kimlik peşinden gitmek... Macera, aşk, tutku, heyecan ve aksiyonun yanında güzel betimlemelerle okuyucunun karşında olan bir uzun romanı
Kesinlikle okunması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum.. Sayfaları nasıl çevirdiğinizi anlamayacak, bazı bölümlerde yüzünüzde ufak bir tebessüm oluşacak bazı kısımlarda ise göz pınarlarınızın hafiften ıslandığını göreceksiniz..
'' Aşk Gibi Aydınlık Ölüm Gibi Karanlık '' 
Baz ve Kevok 'un hüzünlü hikayesine kendinizi kaptıracaksınızz..
Okuduktan sonra hayatımın kitapları arasında baş sıraya yerleşen bu kitap hakkında ve tabii ki Mehmed Uzun hakkında ne denilirse ve yazılırsa eksik kalacaktır.

Mehmed Uzun, Mezopotamya'nın sesidir. Ve oraların hikâyelerini, gerçeklerini, sorunlarını ve insanlarını öyle güzel bir dille ve aşkla anlatır ki...

Orijinal adı 'Ronî Mîna Evînê Tarî Mîna Mirinê' olan roman Baz ( Şahin ) ile Kevok'un ( Güvercin ) hikâyesini anlatıyor ve Gılgamış Destanı'ndan alınan ışık ile karanlığın anlatıldığı bir bölümle başlıyor.

Kevok'un karşısına Rênas ( Yol bilen )'in çıkması, hayatını kurtarması beni derinden etkiledi. Ve okurken acaba benimde karşıma zor durumdayken böyle yol gösteren, can kurtaran biri çıkar mı? diye düşündürdü. Ki genelde sorulduğunda romanda en sevilen karakterin Rênas olması da bundandır sanırım.

Baştan sona bir solukta okunacak bir roman.

Ayrıca yazarın 'Yitik Bir Aşkın Gölgesinde' kitabını da tavsiye eder, keyifli okumalar dilerim.
Nar Çiçekleri ile tanışmıştım Mehmed Uzun ile. Bu yazara ait okuduğum ikinci kitap ve son olacağa da benzemiyor.  Şu ana kadar okuduğum kitaplar arasında beni en çok etkileyen kitaplardan biri Aşk Gibi Aydınlık Ölüm Gibi Karanlık.
Mehmed Uzun'un eşsiz ve yalın anlatımı her zamanki gibi insanı etkiliyor.
"Kevok, ürkek güvercin, Baz yırtıcı şahin..."
Ve bu çok farklı iki insanı kaderin buluşturması... Üç günde okuduğum bu kitabın herkes tarafından okunmasını tavsiye ederim.
"Sesler umurunda değil artık. Özgürlüğüne kavuşuyor o, herşeyden kurtuluyor, prangalarından, kelepçeli hayattan..."
"kan durmadı, ateşler sönmedi. Şehirler değişti, giyim kuşam, tanklar toplar, otomobiller uçaklar, telefonlar değişti, ama insanlar değişmedi; kin nefret, öc alma duygusu hep kendisi gibi kaldı."
"Zor kullanarak şiddetli esen bir rüzgarın yönünü değiştirebilir misin? Geceyi gündüze dönüştürebilir misin? Ayı, güneş yapabilir misin? İnsanların ruhu da böyledir. İnsan ruhu zorla terbiye edilmez. "

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Aşk Gibi Aydınlık Ölüm Gibi Karanlık
Baskı tarihi:
Nisan 2006
Sayfa sayısı:
358
ISBN:
9789752732322
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Ronî Mîna Evîne - Tarî Mîna Mirinê
Çeviri:
Muhsin Kızılkaya
Yayınevi:
İthaki Yayınları
Aşka en çok çaresizlerin mi ihtiyacı vardır?

İki çaresiz, yalnız, eksik ve kırgın yürek aynı topraktan olmalarına rağmen yazgılarına yenik düşüp, farklı cephelerde yer alır. Baz devletin derinliklerinde, yalancı bir geçmişle beslenmiş bir komutan, Kevok, üniversiteyi bırakıp sevdiğinin ardı sıra dağları mekan tutan idealist bir genç kız. Ve bununla birlikte akıp giden, bir halkın makus talihi ve gelecek işaretleri. Yazgıları, onları en umulmadık zamanda buluşturup ölüme yolcu eder.
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 1.013 okur

  • Levent Varol
  • İbrahim Koçak
  • Dilan
  • EDA
  • Hicran Çelik
  • Birsen Öztürk
  • ronahi deniz
  • Ezgi
  • Azad Pamuk
  • Mehmet Ali Özgün

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%11.2
14-17 Yaş
%2.6
18-24 Yaş
%20.5
25-34 Yaş
%38.1
35-44 Yaş
%19.8
45-54 Yaş
%4.1
55-64 Yaş
%1.1
65+ Yaş
%2.6

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%54
Erkek
%45.9

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%53.3 (168)
9
%21.3 (67)
8
%12.7 (40)
7
%6.7 (21)
6
%2.9 (9)
5
%1.9 (6)
4
%0.3 (1)
3
%0.3 (1)
2
%0
1
%0.6 (2)

Kitabın sıralamaları