Aşkın Celladı ve Diğer Psikoterapi Öyküleri

·
Okunma
·
Beğeni
·
6.405
Gösterim
Adı:
Aşkın Celladı ve Diğer Psikoterapi Öyküleri
Baskı tarihi:
Haziran 1995
Sayfa sayısı:
303
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789751404756
Kitabın türü:
Çeviri:
Handan Saraç
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Remzi Kitabevi
Elinizdeki bu kitapta, psikoterapist Irvin D. Yalom'un,yalnızlık, ölüm korkusu, yaşama amacımı yitirme gibi, aslında hiçbirimizin tamamen kaçamayacağı temel insanlık kaygılarından rahatsız olan hastalarıyla yaptığı çalışmalardan seçtiği, on ilginç öykü bulacaksınız.
(Arka Kapak)
Irvin D. Yalom ile çoğu insan gibi Nietzsche Ağladığında ile tanışmıştım. Daha önce böyle bir kitap okumamıştım – psikoterapinin revaçta olmadığı zamanlardı- Psikanalizin doğduğu yıllar Nietzche, Brauer, Freud, bir de yazarın o kendine özgü anlatım tarzıyla birleşince uzun süre etkisinden çıkamayacağınız bir kitapla karşılaşmış oluyordunuz. Divan 'ı okudum sonra- daha farklı- 1980'lerin Amerikan filmleri tarzında- bir kitaptı , ama o da etkiledi beni. Yakın dönemde okuduğum – daha çok hayatının son dönemine gelmiş insanlarla yapılan – terapi hikayelerini anlatan Günübirlik Hayatlar 'ı da bu iki roman kadar vurucu bulmasam da beğendim.

Aşkın Celladı ve Diğer (9) Psikoterapi Öyküleri de Günübirlik Hayatlar gibi yazarın yaptığı gerçek psikoterapi süreçlerinden oluşmakta. Ondan 25 yıl önce yazılmış tabi. Kitapta kendi deyimiyle “varoluş sancılarıyla cebelleşen” 10 kişinin öyküsü var. Bu 10 hastanın da onayını alarak (ve tabi isimlerini de değiştirerek) yayınlamış kitabını. Ben olsam onay vermezdim aslında. Belki onay alamadığı için bizlere aktaramadığı farklı hikayeler de mevcuttur, kim bilir.

Uzun bir önsöz var kitabın başında; yazar önce kendi inandığı varoluşsal psikoterapiyi açıklıyor, sonra da öykülerdeki temel problemlere değiniyor. Dil kesinlikle zorlayıcı değil. Zaten Yalom'un bu derece sevilmesinin bir sebebi de en karışık durumları bile okuyucuyu sıkmadan, hikayenin içine katarak anlatabilmesinde gizli. Önsözde psikoterapi açısından önem taşıyan gerçekleri sıralıyor Yalom ve öykülerdeki terapi süreçlerini bu açıdan değerlendiriyor; ölümün kaçınılmazlığı, yaşamımızı kendi irademizle biçimlendirme özgürlüğümüz, nihai yalnızlığımız ve yaşamımızın bir anlamdan yoksun oluşu. Farklı sebeplerle kendine gelen hastaların varoluşun bu gerçekleri ile yüzleşmelerini sağlıyor bir nevi. Tabi burada böyle anlatınca fazla bir şey ifade etmiyor belki ama Yalom o uzun önsözde bile bir şeyleri düşündürtüyor insana. Kalemi çok güçlü ve bunu göstermekten kaçınmıyor hiç Nietzche Ağladığında'da olduğu gibi. Zaten bize kendimizi anlattığı için, öykülerin içine giriveriyoruz biz de hemen.

Ben de kısa kısa değinirsem hikayelere spoiler olmaz diye düşünüyorum. Çok satan Bir Psikiyatristin Gizli Defteri gibi sadece ilginç olayları toplayıp tedavilerini anlatmamış sonuçta Yalom. Bütün bir psikoterapi sürecini olanca samimiyetiyle, kendi duygu düşüncelerini, yaptığı yanlışları da büyük bir cesaretle ortaya koyarak ve okuyucuyu hiç bir zaman dışarıda bırakmayarak açıklamış. Süreçleri anlatmış yazar ve okutuyor kendini. Ben her hikaye için bir gün ayırdım işin doğrusu. Biraz düşünmek istiyor insan.

"Aşkın Celladı" kitaptaki ilk terapi süreci. Kendisinden oldukça genç birisine aşık olan yetmiş yaşındaki bir kadın var baş rolde. Yalom tıpkı Dr. House gibi kurcaladıkça kurcalıyor her şeyi ve hikayenin adı gibi bir Cellat oluyor sonuçta. Gerçekten dokunaklı bir öykü.

"Tecavüz Yasal Olsaydı"da “pis” olarak tabir edebileceğimiz bir hasta var. Kanser hastası ve kafasında kadınlarla beraber olmak dışında bir şey yok. Yalom sonlara doğru olaya “Senin anana bacına yapsalar” şeklinde, Türk modunda yaklaşınca yazarla kendimizi neden bu kadar çok bağdaştırabildiğimizi daha iyi anlıyoruz biraz. Mutlu/mutsuz bir sonla bitiyor bu hikaye de.

"Şişman Bir Hanım"da yazarımızın şişman kadın nefretini görüyoruz bir parça, hastasıyla birlikte kendisi de tedavi oluyor burada gerçekte. Transfer- konttransfer olayıyla karşılaşıyoruz bu hikayede bolca- hastanın doktordan ya da doktorun hastadan aldığı olumlu/olumsuz duygular ve bunların terapiye olan etkisi diyebiliriz kısaca.

"Yanlış Çocuk Öldü" isminden de tahmin edilebileceği gibi yıllar önce ölen kızının acılarını hala olanca ağırlıyla yaşayan güçlü bir anneyle ilgili (Hepsini tahmin edemezsiniz tabi:). Diğer hikayelerde olduğu gibi terapi ilerledikçe yapılan kazılardan farklı şeyler de çıkıyor.

"Benim Başıma Geleceğini Hiç Düşünmemiştim"de bir kaç yıl önce eşini kaybetmiş yaşlı bir kadının çantasının çalınmasıyla su üstüne çıkan çaresizlik sorunu işleniyor.

"Usulca Gitme"nin ana teması ölüm korkusu. Ama hikaye/terapi öyle başlamıyor tabi. Yaşlı bir adama eski aşk mektuplarını saklaması için Yalom'a vermek istiyor (Bu arada yazarın da halen sakladığı mektuplar olduğunu öğreniyoruz- anlatmıştır herhalde eşine artık)

"İki Tebessüm"de başka bir doktorla yapılan ortak bir seansta, insanların belli bir olay karşısındaki algılamalarının ne kadar farklı olduğunu görüyoruz. Tüm kitap boyunca süren mükemmel tespitler bu hikayede de devam ediyor, #33202233 ve #33202909 alıntılarında olduğu gibi. Hikayenin sonundaki ufak Flaubert'in Papağanı öyküsüyle gerçekte hiç bir şeyin düşündüğümüz ya da algıladığımız gibi olamayabileceğini hissediyoruz.

"Üç Açılmamış Mektup"ta kendisine sanal bir korku yaratıp onun içine hapsolan bir adamı tanıyoruz. Burada Yalom'un fazla bir etkisi yok açıkçası. Onca uğraşı sonuçsuz kalıyor ve adam tesadüfi etkenlerle normal hayatına geri dönebiliyor.

"Terapi'de Tek Eşlilik"de yazarımız hastanın terapi sırasında ortaya çıkan diğer kişiliğine aşık oluyor (Bu hikayeyi hastaya okuttuğunda neler hissetti hiç bilemiyorum açıkçası). Her şeye rağmen hastaya sadık kalıyor ve sonuçta mutlu sona ulaşıyoruz. Ama diğer kadına olan özlemini hikayenin sonunda da vurguluyor Yalom.

Son hikaye "Sahibini Arayan Düşler"de migrenine sebep olarak seks performansını gören yaşlı bir muhasebeciyle birlikteyiz. Yalom ilerleyen seanslarda farklı bir kişilikle karşılaşıyor kendisiyle rüyalarla haberleşmeye çalışan. Ve terapiyi bu rüyaların üzerinden şekillendiriyor.

Gerçekten kitap boyunca bir şeylere inandırmaya çalışmıyor sizi Yalom , sadece insana dair bazı hikayeler anlatıyor ve siz de kabul ediyorsunuz bunları. Kendinizden biliyorsunuz çünkü çoğu şeyi. Bence psikoloji, psikiyatri vb. şeylere ilgi duymasanız da alıp okuyun kitabı. Kendinizi tanımanızı ve çevrenizdeki insanlara farklı gözle bakmanızı sağlayabilir belki. İyi pazarlar.
Irvin Yalom dendiğinde akan sular durur... :)
Öyle bir şey ki adam hem çok iyi, ünlü bir psikoterapist; hem de çok başarılı, çok akıcı ve bilgilendirici bir kaleme sahip donanımlı bir yazar. Böyle olunca yazdığı tüm kitapları da okuyası geliyor insanın. Kitap özetle Yalom'un tedavi ettiği hastalarla olan düşünsel ve fiziksel diyaloglarını isimlerini değiştirerek anlattığı türden. Şiddetle okunmasını tavsiye ederim. Bir de bu tarz kitapları seviyorsanız yerli Yalom dediğim Leyla Navaro'nun kitaplarını da okuyabilirsiniz.
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (15.933 Oy)19.862 beğeni45.458 okunma3.481 alıntı192.243 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (11.108 Oy)13.926 beğeni36.060 okunma3.759 alıntı153.291 gösterim
  • Simyacı
    8.6/10 (8.232 Oy)9.222 beğeni27.513 okunma2.929 alıntı121.346 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (8.921 Oy)9.193 beğeni30.131 okunma922 alıntı146.301 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (9.715 Oy)9.673 beğeni27.141 okunma2.002 alıntı125.734 gösterim
  • Şeker Portakalı
    9.0/10 (7.890 Oy)9.433 beğeni26.533 okunma1.802 alıntı135.571 gösterim
  • Suç ve Ceza
    9.1/10 (6.719 Oy)8.181 beğeni22.249 okunma4.416 alıntı136.604 gösterim
  • Uçurtma Avcısı
    9.1/10 (9.990 Oy)11.785 beğeni29.552 okunma1.683 alıntı154.661 gösterim
  • 1984
    8.9/10 (6.275 Oy)6.626 beğeni17.609 okunma2.943 alıntı90.160 gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (7.764 Oy)8.376 beğeni23.931 okunma954 alıntı95.476 gösterim
Türkçe öğretmeni bir arkadaşımın kitabı elimde görünce verdiği tepki şuydu; “Iyy! O kitap hiç hoş değil, saçma sapan ve sıkıcıydı.” Gülümsedim, çünkü bu konulara uzak olan birinin böyle bir değerlendirmede bulunması çok normaldi. Bir kitabı okumaya karar verirken onunla ilgili çeşitli beklentiler, kalıpyargılar geliştiririz. Bu beklentiler çoğu zaman kitabı değerlendirme kısmında bizi etkiler.

Varoluşçu bir psikoterapist olan yazarın bu kitabı, on tane hastasının on ayrı psikoterapi öyküsünden oluşmakta. Ancak bu öyküler edebi türe pek girmiyor diyebilirim, daha çok terapi sürecini aydınlatıcı şekilde psikoloji çalışanları için rehber niteliğindedir. Psikolojiye, psikoterapiye ilgi duyanların zevkle okuyup her sayfasında yeni bir farkındalık kazanabilecekleri türde bir eser.

Okurken Yalom’la bir saatliğine de olsa görüşme isteği oluştu içimde. Bunda elbette mesleğe yıllarını vermiş, her terapi sürecinde kendindeki eksiklikleri görüp bunun üzerine gidebilmiş olması, günümüz psikoloji anlayışının yaptığı gibi insanları kategorilere ayırıp etiketlemeye yeltenmeyişi ve karşıt transferansla baş etmeye yürekli oluşu, her hastayı iyileştiremeyeceğini kabul edebilmesi gibi özelliklerinin payı büyük. Evet vedalaşmak istemiyorum kitapla ama bitti işte. Mutlu okumalar efendim :)
Kitabı yaklaşık 5-6 sene önce okumak girişiminde bulundum ama yarım bıraktım ... Bu sene tekrar okuyorum , okudum ve bitti. Kitapta bir çok öykü yer aliyor ve kitabın adının verilmesini sağlayan Aşkın Celladı da en ilginç öykülerden birisi. Biz psikolojik sorun yaşamıyormusuz oysaki onu anladım. Çok farklı şeyler yaşayan insanlar var ve bu yaşadıklarına çok farklı tepkiler veren insanlar var, yalom un hastalarından sadece bir kaçi. Eğer psikolojiye ilginiz var ise bence okumalisiniz. Öyküler çok ilgi çekici. Saplantılı bir şekilde bir insanı sadece bir kaç güne sigdirmak ve bu bir kaç günü senelerce yaşamak ....
Psikoloji ile ilgilenenler icin bir rehber niteliğinde. Bilimsellikten cok hikayelerden yola çıkması ise günlük yasama dair birçok ayrıntıyı barındırıyor. Yazarın duygu ve düşüncelerine yer vermesi iyi olmuş. Kitabı yalnızca danışmanların durumlarına yer vermekten ve sıkıcı olmaktan çıkarmış.
Arkadaşlar çok guzel hikayelerle desteklenmis ve bizlere farkındalık kazandırabilecek bir kitap .Psikolojik danışman adaylarinin zaten Yalom'un butun kitaplarini okumasi lazim cunku her kitabında bizlerin ilerde kullanacagimiz tedavi yaklasim ve yontemlerini cok guzel anlatmiş.
Kesinlikle Okumanizi tavsiye ederim.
Akıcı anlatımı ve merak uyandıran içeriğiyle psikolojiye ilgi duyan herkesin okuyabileceği bir kitap. Yazarın bir diğer kitabı olan Günübirlik Hayatlar'ı Aşkın Celladı kitabı ile ardarda okumanız terapi hakkında temel bir bakış yakalamanıza da destek olacaktır. Yalom' un ilgili kitaplarını okuduktan sonra psikoloji ve terapi hakkında daha derin bir araştırma içinde kendinizi bulabilirsiniz.
Irvin Yalom okumaya başladığım ve etkilendiğim bir kitaptı. Birçok farklı psikoterapik öyküleri içeren, ve etrafınızdaki insanları analiz etmeniz için yeni bakış açısı veren bir kitap. Diğer tüm kitaplarını aldım, fakat bir eleştiri benden Ayrıntı yayınevine, Irvin Yalom Divan kitabını o kadar küçük puntoyla yazma derdiniz ne acaba? Zaten okuduğunu düşünmen gereken bir kitap! Ayrıntı şaşırma sabrımızı taşırma ! :)
İrvin yalom ile tanışmam birçoğumuz gibi "Nietzsche Ağlayınca" kitabı ile oldu. Ardından "Divan" kitabını ve sonra da "Aşkın Celladı" kitaplarını okudum. Bütün kitaplarını okumak istediğim bir yazar kendileri.

Aşkın Celladı kitabına dönersek; kitapta birbirinden bağımsız 10 psikoterapi hastası ile yaptığı seansları, (hastalarında izin alarak ve özlük bilgilerini değiştirerek) katedilen yolu, akademik dil kullanmadan ancak yine de psikoloji terimlerine yer vererek hem sıkmadan hem de öğreterek kaleme almış Yalom. Varoluşçu bir psimoterapist olan Yalom, hem hastaları tedavi etmiş hem kendi yaptığı yanlışları gözlemleyip onları okuyucuya sakınmadan aktarabilmiş: Aslında yazarken belki de bir nevi kendi terapisini de yapmış diyebiliriz. Son derece doyurucu bir eser okudum. Çaresizliği, yalnızlığı, ölüm korkusunu, yaşlılığı kısaca insana özgü duyguların hepsini bir arada bulabileceğiniz ve belkide bir nebze de olsa kendi sorununuza, dışarıdan objektif olarak bakmayı öğrenebileceğiniz bir eser.
Listemde olmamasına rağmen gördüğüm gibi okumaya karar verdiğim bir kitap.. Bir ders saati içerisinde hocanın tam da "depresyon" konusunu anlatırken özellikle Irvin D. Yalom'un Aşkın Celladı adlı kitabını okumamız da fayda olabileceğini söylemesiyle, bir önümde oturan arkadaşımın masasında kitabı görmem ve okumak için kendisinden rica etmem bir oldu.
Kitap özet olarak, psikoterapist Yalom'un terapileri esnasında ilginç bulduğu hastalarından 10 tanesinin öyküsünü içermektedir. Tabi öykülerin gerçekten yaşanmış olduğu, sadece okurların okur iken hastaların kimliğini tanımamaları adına yer yer değişiklikler yaptığını ve hastalardan özellikle izin alarak böyle bir çalışmada bulunduğunu yazar önsözde belirtmiştir.
Öyküleri okuyup bütün olarak ele aldığım da, aslında hayatlarında belli sorunlarla mücadele etmeye çalışan hastalarla çok da bir farkımızın olmadığını gördüm. Sadece arada çok ince bir çizgi var. Kimimiz yaşadıklarımızı, hissettiklerimizi çok fazla içselleştirip hayatlarımıza mal ediyoruz, kimimiz ise bunların yanından kıl payı geçiyor ve her şeye rağmen hayatlarımıza devam ediyoruz. Yalom'un hastalarında da yalnızlık, ölüm korkusu, tüm hayatını birine atfetme, yaşım amacını yitirme gibi aslında çoğumuzun hayatına hiç de uzak olmayan sorunları ne denli yaşadıklarını görmekteyiz. Bazısı bu sorunları o kadar derin yaşamakta ki depresyon boyutuna varmış veya varmaya ramak bırakmıştır. Bu hastalarda göz ardı edilemeyecek belirtiler çok açık..Hastanın fiziksel görünümünü ve bakımını ihmal etmesi, bitkinlik, yorgunluk, hayatı boşvermişlik, çok/az uyuma(uyku bozuklukları), çok/az yeme(yeme bozuklukları),cinsel isteksizlik vb. belirtiler görülmektedir.
Bu öyküler ile beraber Yalom terapi süreçlerinde ne gibi zorluklarla karşılaşmış,neler hissetmiş ve neler deneyimlemiş sıkça değinmektedir. Bu deneyimlerine değinirken terapi merkezli mesleklere (psikiyatr,psikolog,psikolojik danışman vb.) de belli başlı tüyolar verdiğini düşünmekteyim. Bunlar;
•Bir hasta ile sağlıklı ilişki kurma yolunun hastayı koşulsuz,yargılamadan kabul, içten ve hastayı anlamaya dayalı anlayıştan oluştuğu.
•Hasta temel sorunları terapi esnasında terapistten gizlerse hiçbir terapinin şansı olmadığı.
•Terapinin, terapist merkezli değil terapist ile hastanın ortak çabası ile bir yere gelebileceği.
•Terapistin faydalı olabileceğini düşündüğü zamanlarda hastaları ile belli sorunlarını paylaşabileceği. Böylece hastanın terapistinin de hayatında benzer sorunlar olduğu düşüncesiyle kendini daha rahat hissetmesi.
•Hastanın terapide sorununun sorumluluğunu üstlenmesi ve bu doğrultuda olumlu sonuçlar için çabalaması gerektiği.
•Terapistlerin hastaları ile duygusal ilişkiye girmemesi gerektiği (aşk, yakınlaşma vs ) aksi takdirde terapinin düşeceği. Ki böyle bir durumun yardım amacı taşıyan her mesleğin esas kuralının çiğnendiği anlamına gelmesi.
•Terapinin sihirli bir değnek olmadığı ve bir anda sonuçlanamayacağı, hastada süreç içerisinde değişimlerin meydana gelebileceği.

Son olarak Yalom'un terapileri esnasında hastalarından terapiden önceki gece gördükleri rüyaları anlatmalarını istemesi gözümden kaçmayan bir detay idi. Hastalar düşlerini anlattıktan sonra Yalom düşler ile hastaların asıl sorunlarını bağdaşlaştırıp ona göre terapiye yön veriyor ve belli sonuçlara varıyordu. Bu durumda aklıma ilk gelen şey psikanalizin babası,derslerimizin olmazsa olmazı Sigmund Freud'un, düşlerin bir hekime vücutta meydana gelen birtakım değişikliklerin ve hastalıkların ilk sinyalini verebildiği fikri geldi..

Kitapta sevdiğim küçük bir alıntı bırakıyor ,keyifli okumalar diliyor ve kapanış diyorum.

"Âşık olan hastalarla çalışmaktan hoşlanmam. Bu belki kıskançlıktandır; çünkü ben de aşkın büyüsüne kapılmayı çok isterim. Belki de aşk ve psikoterapi temelde uyuşmadığından. İyi bir terapist karanlıkta savaşır ve aydınlanmayı arar, oysa romantik aşk gizemli beslenir ve incelendiğinde ufalanıp dağılır. Aşkın celladı olmaktan nefret ederim."(s:23)
Kitabı yarıladığımda ve bitirdiğimde hissettiğim iki duygu vardı. Birincisi bu kitabı kesinlike cok daha fazla kişinin okumasına ön ayak olmam gerektiği , diğeri ise irvin yalom'un gerçekten underrated bir yazar olduğuydu . Belki bir Freud ya da Gustav jung kadar popüler değildi . Ya da Alferd adler ve Erich from gibi psikoloji literatüründe önemli izler bırakan kuramları yoktu ama yazım dilindeki sadelik , duyguyu ve anlatılmak isteneni öteki tarafa geçirme konusundaki sanatı muazzamdı.
Kendisini birçogumuz gibi ben de Nietzsche ağladığında kitabı ile tanıdım. Ve en az nietzche ağladığında kitabı kadar değer görmeyi ve okunmayı hak eden bir kitap olduğunu söyleyebilirim.

Ve beni bu kitabı okumaya teşvik eden en önemli detay, adından da anlaşılacağı üzere '' Gerçek yaşam öyküleri '' içeren psikoterapi güncelerini nakış gibi işlemesiydi...
Daha da önemlisi yazarın bunu tamamiyle varoluşsal bir düzlemde yapmasıydı . Hepimiz neden varolduğumuzu ve neden bu gezegende olduğumuzu merak ederiz. Bunun için önümüze yüzlerce mitoloji, inanç sistemleri vb bircok seçenek sunuldu. Ve her ne hikmetse default'un güvenli limanında , etliye sütlüye karışmadan onu aldık ve üzerimize giydik... Çünkü bilmiyorduk... Bilmiyoruz....

Gidebilecek ne bir yerimiz , söyleyecek ne bir sözümüz var . Kelimeler sadece belli belirsiz bir yerlere savruluyor ve biz bu boşluk içinde kaybolurken , hiçliğin mutlu sessizliğine , ''yaşam '' adını veriyoruz.... Kimimiz huzuru meditasyon, yoga ya da farklı yerlerde ararken kimimiz o varoluşsal boşluğun en derinine huzurla dalmayı tercih ediyor...
Tıpkı Sartre , pessoa , Samuel beckett ve Albert camus gibi ... ve Camus'un da dediği gibi ; İnsanın her gün yaptığı en iyi şey intihar etmemeye karar vermektir.
Sisifos'un o korkunç tekdüzeliği içerisinde debelenip duran ve bütün bunları neden yaptığını bilmeyen ama yapmaya devam eden ölümlülerden ibaretiz.

Çünkü sistemin (kültürün) bedenimize ve zihnimize yüklediği bazı programlar var. Ve bunu belli bir simetri içerisinde yerine getirmeyi vazife biliyoruz . Aksi taktirde süper ego (mahalle baskısı) karşımıza dikilip kulağımızı çekerek bizileri azarlayabilir. Hal böyleyken, bedeninin gizli bölmelerine sıkışıp kalan insanın anlam arayışı hangi düzenekte tamamlanabilir ?

Okumak, çalışmak , evlenmek, çocuk yapmak, bunu yapmak sonra şunu yapmak ... Hep yapılacak bir şeyler var ve bütün bunları onaylanmalar içerisinde , birilerini memnun etmek için devinip duruyoruz .Cünkü narşizmimizin doyuma ihtiyacı var... Beğenilmeye ötekinin gözünde tamamlanmaya ihtiyacı var...
Peki bütün bu olanlar , insan dediğimiz ortalama 70-80 yıl yaşayan ve sonra muazzam bir bilinmezliğin içine düşmesi aşikar olan canlıyı nasıl çıldırtmaz?


Tekrar kitaba dönecek olursak ; kitap 10 yaşanmış psikoterapi öyküsüyle , hem varoluş sancısı ile savaşan
hem de yaşamın içine sıkışmış , ölüm, hastalık , uzuv kaybı, anksiyete, travma sonrası stres bozukluğu , depresyon , bipolar ve antisosyallik ve gibi bircok temel psikoloji problemini ele aliyor...

Kitabın ilk öyküsü ve kitaba ismini veren ''Aşkın celladı'' bölümü , Thelma adlı 62 yaşında ve eski bir balerin olan kadının 8 sene önce gittiği bir psikoterapi seansında aşık olduğu genç terapiste duyduğu '' saplantılı'' ve neredeyse yaşamının durmasına sebep olacak öyküden oluşuyor... Aradaki yaş farkına rağmen aşık olduğu terapist ile yalnızca 28 gün sevgili gibi yaşayan ve 28 gün sonunda terapistin bir bıçak gibi ilişkiyi kesmesiyle bir boşluğa düşen Thelma'nın , tam 8 sene bu anksiyete ile nasıl yaşadığına tanık olacaksınız...

Düzenli okuma oranlarının binde bir olduğu ülkemizde , daha çok gelişebilmek , daha çok ''insan'' olabilmek ve en önemlisi
birbirimizi sevebilmemiz için okumamız gerekiyor.... İrvin Yalom'u okumalısınız... okumalıyız... Ve çok sevdiğim bir sözle noktalamak istiyorum... Başkalarının hayatına çok meraklıysanız , kitap okuyun... kitapla kalın...
''Başka bir insanın, hiç görmediğin, belki senin varlığının farkında bile olmayan, kendi hayat mücadelesi içinde yuvarlanıp giden bir insanın beyninde olup bitenler senin kim olduğunu değiştirmez ki.''
Anne veya babayı ya da çok eski bir arkadaşı kaybetmek çoğu kez geçmişi kaybetmektir: ölen kişi çok eski dönemlerin değerli olaylarının yaşayan tek tanığı olabilir. Ama bir çocuğu kaybetmek geleceği kaybetmektir: kaybedilen, kişinin yaşam projesinin ta kendisidir ne için yaşadığı, gelecekte kendini nasıl tasarladığı, ölümü aşmayı nasıl umut edebileceğidir (insanın çocuğu aslında onun ölümsüzlük projesidir). Bu durumda, mesleki dilde, anne babanın kaybı ”obje" kaybı” (”obje” insanın iç dünyasının oluşumunda etkili bir rol oynamış olan kişidir) iken çocuğun kaybı ”proje" kaybıdır (yaşamın yalnızca nedenini değil nasılım da ortaya koyan belli başlı , düzenleyici yaşam prensibinin kaybı). Bu durumda çocuk kaybının katlanılması en güç kayıp olmasına, birçok anne babanın beş yıl sonra hâlâ yas tutuyor olmasına, bazılarının hiç bir zaman kendilerine gelmemesine şaşmamak gerekir.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Aşkın Celladı ve Diğer Psikoterapi Öyküleri
Baskı tarihi:
Haziran 1995
Sayfa sayısı:
303
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789751404756
Kitabın türü:
Çeviri:
Handan Saraç
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Remzi Kitabevi
Elinizdeki bu kitapta, psikoterapist Irvin D. Yalom'un,yalnızlık, ölüm korkusu, yaşama amacımı yitirme gibi, aslında hiçbirimizin tamamen kaçamayacağı temel insanlık kaygılarından rahatsız olan hastalarıyla yaptığı çalışmalardan seçtiği, on ilginç öykü bulacaksınız.
(Arka Kapak)

Kitabı okuyanlar 921 okur

  • ~ Melek Sultan ~
  • Ayşenur Tekin
  • Hasan Öztürk
  • F. Karayazı
  • Özlem
  • Ozge Catar
  • zeynep demir
  • Evrim Günyeli
  • Gizem Kordalı
  • Betül Özer

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%6.1
14-17 Yaş
%1
18-24 Yaş
%15.2
25-34 Yaş
%26.6
35-44 Yaş
%37.4
45-54 Yaş
%12.1
55-64 Yaş
%0.7
65+ Yaş
%1

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%74.3
Erkek
%25.7

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%25.9 (70)
9
%24.4 (66)
8
%28.5 (77)
7
%11.9 (32)
6
%5.9 (16)
5
%2.6 (7)
4
%0.4 (1)
3
%0.4 (1)
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları