·
Okunma
·
Beğeni
·
28376
Gösterim
Adı:
Aşkın Metafiziği
Baskı tarihi:
2019
Sayfa sayısı:
80
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750845024
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Arthur Schopenhauer, Aşkın Metafiziği’nde sevgi ve aşkın oluşumunu, insan ilişkile­ri içindeki görünürlüğünü ve işlevlerini kendi özgün felsefesi içinde inceliyor. Aşkın Metafiziği’ne Schopenhauer’ın seçme metinleri ve kitabın çevirmeni Selahattin Hilav’ın Schopenhauer’ın felsefesine dair incelikli değerlendirmesi eşlik ediyor.

“…hayatın gürültü patırtısına göz atacak olursak, bütün insanların, yaşamanın ge­rekleri ve zavallılıkları ile uğraştıklarını, bütün güçleriyle bu yaşamanın bitmek tükenmek bilmeyen gereksinimlerini gidermeye ve çeşitli acılarını uzaklaştırmaya çalıştıklarını ve buna karşılık, bu acı çeken varlığı daha bir süre devam ettirmekten başka bir şeyi ummaya bile kalkışmadıklarını görürüz. Bununla birlikte, bu gürültü patırtının içinde âşıkların, istek dolu bakışlarla birbirlerini süzdüklerini de görürüz. Peki, bu bakışlar niçin gizli, ürkek ve kaçamaktır? Çünkü âşıklar, bütün bu yoksun­luğu ve düşkünlüğü sürdürmek isteyen hainlerdir; onlar olmasa, yoksunluk ve düş­künlük sona erer. Âşıkların boşa çıkarmak istediği, tıpkı kendilerinden öncekilerin çıkardığı bu sona eriştir işte!”



(Tanıtım Bülteninden)
80 syf.
·Puan vermedi
ARTHUR SCHOPENHAUER …
Bir deha, edebi dili harika olan düşünür... Yazdıklarını okurken illaki kendinizden tespitler bulacaksınız.Arthur belki insan sevmez ama insanı çok iyi tanıyıp ve yerinde tahliller yapan bir şahsiyet.Ona hayranım.Her ne kadar katılmadığım noktalar da olsa. Açık sözlülüğü, yapmacıktan uzak olması beni en çok çeken şey.Şunu merak ediyorum, Virginia ile birbirini tanısalardı ne düşünürlerdi birbirleri hakkında?Biri kadınları aşağılıyor diğerifeminist ama ikisi de çok zeki. Kadınlar hakkında bir münakaşa olsa kim kazanırdı? İkisini aynı anda sevmek gülünç geliyor bazılarına.Ama değil.Neyse konuya geleyim, pardon.


Schopenhauer’i okumak için benim fikrimce hayatını ve de felsefesini iyi bilmelisiniz çünkü düşünür kendi hayatını felsefesine yansıtmıştır.Öncesinde Veysel ATAMAN’IN Varolmanın acısı adlı kitabından hayatını, felsefesini okumanızı tavsiye edebilirim ayrıntılı almış yalnız biraz uslubu ağır ve pek de akıcı değil.David E. Cartwrigt’ın kitabı var gayet ayrıntılı, yalın ve akıcı. Birçok soru işaretine cevap verilmiş, tavsiye edebilirim.

Not:Bu kitap feminist kardeşlerimin severek okuyacağı bir kitap olmayabilir şimdiden söyleyeyim, okurken besmele çekiniz naçizane tavsiyem.

Kitap neyi anlatıyor? 80 sayfalık bir kitap bu kadar çok tespit yapabilir mi?Arthur yapar.
1-Arthur’un kadınlarla alıp veremediği nedir?
2-Arthur kadınlar hakkında ne düşünüyor?
3-Aşk var mıdır?
4-Aşık olmanın nihai amacı nedir?
5-Aşık olurken seçim nasıl gerçekleşir?
6-Neden fiziksel özellikler önemli?
7-Cinselliğin aşkla ilişkisi
Gibi sorulara cevap verdiği bir kitap.Onun penceresinden cevaplayacağım soruları.

Birinci kısım kadınlara dair söylemlerini içeriyor.
Arthur’un kadınlara olan meşhur tutumundan bahsedeyim;
Arthur efendi diyor ki ; kadınların tek bildiği emek sarfettiği giyim kuşam, cilt bakımı dans, sevdiğinin gönlünü kazanma ve bunlarla bağlantılı eylemler.Ona göre kadın erkeğe itaat etmek için yaratılmış ve onlar borçlarını doğum sancısıyla,çocuk bakıp büyütmek ve erkeğe itaat ile öderler.
Kime olan borcumuz Arthur Bey?
Ona göre, kadınlar zihin bakımından dar görüşlü akli melekeleri zayıf yaratıklar. Ona göre kadın kocası ölsün de mirasına konayım rahat ve refah içinde yaşayayım der bu sebeple erkeğin para için yaratıldığını düşünürler.Diğer taraftan kadınlar dürüstlük , adalet, metanet,vicdanla ilgili konularda erkeklerden daha aşağıdadır.Dolayısıyla iki yüzlülük ve riyakarlık kadınlarda doğuştandır. Bu bodur. dar omuzlu, geniş kalçalı ve kısa bacaklı soya, •cins-i latif" ismini verebilen sadece cinsel içgüdüsüyle aklı yahut görüş ufku bulutlanıp kararmış olan erkeklerdir.
Çok eşlilik olması gereken ve tek eşlilik erkeklere yapılan bir haksızlık, kadına miras ise verilmemelidir.Avrupa’da kadına fazla ve gereksiz önem verildiğini düşünürken, o sıralar kullanılan hanımefendi kelimesi bile kullanılmamalı parayı kazanan kadınlar değil erkeklerdir.Kadınlar ne mutlu ne mutsuz olmalıdır bu onların yararınadır ve erkekleri rahat ettirecektir.
Görüyorsunuz ya çok kaba ithamlarda bulunmuş Arthur hazretleri.Bunlar sadece birkaçı söylediklerinin.
Ben bu tutumunu yaşantıları ile bağdaştıyorum (ki çoğu yazar bu şekilde düşünüyor), annesi ile yaşadığı sorunlar, babasının intiharı, hayatı boyunca hep kadınlar tarafından red edilmesi…Özellikle babasının ölümünden sonra Schopenhauer, annesiyle iyi ilişkiler kuramamıştı. Annesinin Schopenhauer’a yazdığı mektuplardan biri, aralarındaki ilişkiyi gösteriyor: “Tahammül edilir şey değilsin, başına bela oluyorsun insanın, seninle birlikte yaşamak güç; ukalalığın bütün iyi taraflarını gölgede bırakıyor, başkalarında kusur bulmadan edemediğin için, o iyi yönlerinin dünyaya hiçbir faydası yok.”
Esasında kendisi de aşık olmuştur hem de aralarında 26 yaş farkı bulunan bir kıza…Kız kendisinden tiksindiğini açıkça söylemiştir.Hep bir redddedilme ve kadınlar tarafından itici bulunma…Hoş miras bırakılmamalıdır kadına demiştir ama tek miras bıraktığı uzun yıllar yaşadığı(aşık mıydı bilmiyoruz) bir kadındı.Kadınların zeka konusunda aşağı olduğunu söylüyor kendileri.Çocuk zekayı anadan, iradeyi babadan alır da diyor.(E yani burumda erkekler de zeki değil, çünkü annesinden alıyorlar zekayı? )
Bakmayın bu tutumuna ‘’Kadınlara çok düşkündüm beni bir anlasalardı…’’ diye itiraflarda bulunmuştur.
Schopenhauer’in kadınlarla ilgili görüşlerinin hayatının ileriki dönemlerinde değişip değişmediyse bilinmiyor. Her ne kadar Wagner’in arkadaşı ve Nietzsche’nin tanıdığı Malwida von Meysenburg, bir kadın arkadaşının, yaşlı filozofun “Oo, daha kadınlarla ilgili son sözümü söylemedim.” dediğini aktarsa da, ünlü filozof, konu hakkında son sözünü yayımlamadan hayatını kaybetmişti.

İkinci kısım ise muhteşem tespitler ile dolu,aşka dair söylemlerini ele alıyor. Arthur’a göre aşk vardır yalnız bu tamamen yaşama iradesi ve cinsel içgüdü ile alakalı.Ne kadar büyük olursa olsun her aşk bütünüyle cinsiyet içgüdüsü ile ilgilidir.Aşkın nihai amacı gelecek neslin oluşturulması işi, üremedir. Gelecek insanların varlığı bizim içgüdümüz tarafından koşullandığına göre tabiatımızda yapacağımız seçimi de belirleyen şey, aşktırAşk tabiiatın amaçlarina ulaşması için bizim içimize koyduğu bir yanılsamadır.Aşk serüvenin amacından daha soylu ve yüce bir amaç yoktur Schopenhauer’e göre; aşk yeni varlıkların dünyaya getirilmesini sağlar çünkü.
Birbiri ile tamamen zıt; düşünce beden olarak uygunluğun bulunmadığı kişiler arasında da aşk yaşanabilir, düşmanlıktan, nefretten aşk doğması da pekala mümkündür.Böyle bir aşk deyim yerinde ise gözlerini kör eder ve evlilik ile neticelenirse mutsuz bir evlilik ortaya çıkar.
Aşk, yaşayan kişinin kendi seçimi değildir mükkemmel, güçlü bir neslin devamı için seçimi tabiat yapar.Bundan dolayı herkes öncelikle güzel olanı arzu eder, üstelik herkes kendinde olmayan özellikleri kusurları güzellik olarak görür, çekici bulur.Mesela çelimsiz bir adam balık etli kadınlardan hoşlanır iken, sarışınlar esmerlerden hoşlanır.(Bu durumda erkekler neden minyon kadınlardan hoşlanır aldınız cevabınızı) Aynı şekilde herkes kendikinin tersi mizaçta olan birini ister.Bir erkekte güzel bir kadını seçmeye iten , türde en iyiyi hedefleyen içgüdüdür, erkek her ne kadar zevkini arttırmaya çalıştığını düşünse de.Bu yüzden; kalçanın bele oranı ve göğüsler gibi vücut oranı erkekler için önemlidir çünkü doğurganlığa işaret eder, görüldüğü gibi erkek seçimini kendisini yapmaz, seçimi yapan gelecek nesli oluşturma içgüdüsüdür.Seçimimi yönlendiren başka etkenler de vardır : Yaş, sağlık, kemiklerin yapısı ve güzel bir yüzdür.Üreme kabiliyeti olan herkes bu amaç uğruna aşık olduğu kişi için her fedakarlığı yapabilir.

Arthur’un söylemek istedikleri bunlarla sınırlı değil, daha fazlasını yazsam size haksızlık etmiş olacağım​
musmutlu kalın.
Keyifli okumalar, sevgili dostlar…️
Osman Y.
Osman Y. Aşka ve Kadınlara Dair (Aşkın Metafiziği)'i inceledi.
80 syf.
·Beğendi·9/10
Arthur Schopenhauer etkinliğini düzenleyen Quidam/Duvar/ 'a teşekkürler..

Müslüm Babadan Arthur Amcaya gelsin,

https://www.youtube.com/watch?v=l-KmnqbT3ZA

KADIN-ERKEK MESELESİ ÜZERİNE BİR TAKIM TESPİTLER KİTABI

İnsanlık tarihinin üzerine kurulu olduğu bu kadim mesele ile ilgili Arthur amca kendince yorumlar getirmiş ve bilmeceye yeni sorular katmıştır.

Özetle kadının ve erkeğin tabiatı üzerine kafa yormuş ve her şeyin aslında neslin devamı meselesinden ibaret olduğu sonucuna varmıştır, haksız da sayılmaz.
Kadınların aynı zamanda annelik misyonunu da hesaba katarak, erkekten nasıl farklılaştığını da incelemiş. Aşktır meşktir falandır filandır fazla da takılmayın diyor yani. Erkeğin kadına olan bağımlılığı ile kadının erkeğe olan bağlılığı arasındaki farklar hani.

Biraz da arabesk yaklaşmış mevzuya , iyi de etmiş. Nice filozoflar da açıklamaya çalışmış yüzyıllarca ne iştir bu işler diye.. Mesela Spinoza’dan bir örnek var kitapta,

“Aşk, bir dış sebebin tasavvuru eşliğinde ortaya çıkan bir iç ürpermesidir” demiş Spinoza. Benim bugüne kadar gördüğüm en güzel aşk tanımı sanırım bu, yani varsa tabi böyle bir duygu ki aslında var olup olmadığı da belli değil demeye getirmiş bence Spinoza.

İlk kafa yoran Arthur amca değil yani, son da olmayacak. Pek çok kişi gibi o da bu ilişki biçimini türün devamı, soyun ilerlemesi gibi temel bir nedene bağlamış. Bu sayede, bu çekim sayesinde nesiller devam etmiş diye açıklamış ve cinsel dürtülerle de bir güzel bağlamış.

Aslında şunu da söylüyor Arthur, keşke sevgiyle bağlansaydık da birbirimize, araya bunca dünya telaşını katmasaydık. Yüreğimizin sesini dinleseydik de gerçekten sevebilseydik birbirimizi. Fakat ne mümkün! İlle de uyumluluk peşine düşmeliydik ve boş vermeliydik duygulara..

Kimileri de bu kitaptan şunu çıkarıyor, Arthur amca kadınları doğurgan varlıklar ve cinsel obje olmaktan ibaret görerek kadını aşağılamıştır. Haklılar mı yoksa ? Arthur da istemez miydi kadınlarla sağlıklı seviyeli güzel ilişkiler kurmayı? Ama becerememiş işte adamcağız ne yapsın yani, bir tek onun derdi miydi bu ? Hayır. Belki çirkin bir adamdı, uyumsuzdu, çaresizdi belki de..

Suçu doğaya atmış biraz da. Normal bir adam olamamış hayatı boyunca neylesin.. Kadınların bu kadar gücün peşinden gitmelerini hem içine sindirememiş hem de kabullenmiş.

Kadınları yerden yere vuruyormuş gibi görünse de çoğu zaman , aslında içten içe onlara bir türlü ulaşamayışının yasını tutmuş ve deliye dönmüştür. Dünyaya eli yüzü düzgün sağlam bir çocuk getirmek uğruna iki yetişkinin neden kendilerini heder ettiklerini de çözmeye çalışmıştır.

Hayatı bu kadar ciddiye almak neden demiş ve bir yerden sonra da koyvermiştir. Kimseye kalmayan dünya bize mi kalacak demiştir de sözünü dinletebilmiş midir ?

Kimsenin çözemediği kadın bilmecesini çözmek Arthur amcaya mı kalmıştır? En azından yola çıkmıştır, galiptir bu yolda mağlup misali uğraşmıştır.

Pek anlatamadım sanırım, neyse okumak isteyen okusun bu kitabı, iyi okumalar..
65 syf.
·1 günde·3/10
Merhaba Arthur. Seninle tanışmama bir inceleme vesile oldu. Doğrusu pek bir övgüyle bahsediyordu bu kitabından. Merak işte, okuyayım dedim. Kitabının PDF'sini indirdim ve okumaya başladım. Kitabının başlangıcı da dilin kadar akıcı olmuştu. Göz atayım derken bir baktım kitabı yarılamışım. Üslupta sıkıntı yoktu amenna ama yazdığın her şeye katıldığımı söyleyemeyeceğim. Hatta aşka bakışın çok acımazsızca olmuş ve bana kalırsa biraz da gerçek dışı cümleler kurmuşsun. O yüzden seninle biraz atışacağım (tek taraflı olacak farkındayım).

"Her şeyden önce, erkeğin tabiatı gereği aşkta kararsızlığa, kadının ise vefakârlığa eğilimli olduğunu belirtmek gerekir. Erkeğin aşkı, tatmin olduğu andan itibaren gözle görülür bir şekilde azalma eğilimine girer; neredeyse bütün kadınlar, ona, zaten sahip olduğu kadından daha çekici gelecektir, değişikliğe özlem duymaktadır. Öte yandan, kadının aşkı o andan itibaren artmaya başlar. " demişsin. İlk işaretlediğim paragrafın bu oldu. Sonra "evlilikte sadakat erkek için yapay, kadın içinse doğal bir şeydir..." gibi bir cümle kurmuşsun. Bu söyediklerine önce hak verdim ama sonra penceremi daha geniş tutup olayı daha farklı açıdan ele aldım ve aslında söylediğin şeylerin altında çok farklı sebepler yer alıyor. Hiçbir kitap, dizi, film, belgesel vb. gibi şeylerde kadını insan yerine koyup da duyguları olduğunu vurgulayan bir şeye denk gelmedim. Yani sen şimdi diyorsun ki erkek her zaman hoppa, aklı bel altına kaçık, doymayan, yetinmeyen, namus kavramından yoksun, hayvanlar gibi iç güdülerine hizmet eden bir mahluk mu? Düşünüyorum da acaba bu gibi söylemlerle erkekleri hoppalığa iten, sizin gibi bağnaz düşünceli insanlar mı oluyor? Neden erkeğin yaptığı her şey normalmiş gibi ele alıp da ahlaktan yoksun, hayvandan aşağı bir kimliğe büründürüyorsunuz? Neden kitaplarda, filmlerde erkeklerin çapkınlığı övgüyle ele alınır da kadının çapkınlığı farklı bir etiketlemeyle yerini bulur? Arthur'cum! Malesef sana burada şiddetle karşı çıkacağım. Çünkü senin gibi düşünenler erkekleri hoppalığa, kadınları da buna katlanmaya, normal bir durum algısı yaratmaya çalışıyor.


Gelelim evlilik konusunda dikkatimi çeken yazına. Hep ben konuşuyorum ama Arthur'cum bence sen yeterince kitabınla, konuşma eylemini gerçekleştirmişsin.
"Evlilikle elde edilmesi hedeflenen şey zihinsel yönden hoşça vakit geçirmek değil çocukların dünyaya getirilmesidir ve dolayısıyla burada söz konusu olan da kafaların değil kalplerin birleşmesidir. " Şimdi burada haklı ve haksız tarafların var. Evet dediğin gibi, evliliği sadece çocuk yapmaktan ibaret gören zihniyetler var ama bunu genellemek ve olması gereken buymuş gibi göstermek yanlış. Evlilikte hem zihinsel hem de ruhsal olarak ortak bir paydada buluşup, sevgi, saygı ve sadakati gözardı etmemek daha mantıklı değil mi? Söz konusu olan kafaların değil kalplerin birleşmesidir diyorsun ama bir evlilik sadece çocuk yapma düşüncesinden ibaretse orada kalplerin buluşması gibi bir şey söz konusu olabilir mi?


"Karşıt cinslerden iki genç insanın, ilk defa olarak karşılaştıklarında, birbirlerine bakışlarındaki derin ve bilinçsiz ciddiyette, birbirlerine fırlattıkları nüfuz edici ve inceleyici bakışlarda ve sahip oldukları çeşitli özelliklerin ve bedenlerinin her bir parçasının maruz kaldığı dikkatli yoklamalarda olağan dışı ve özel bir şeyler vardır. Bu tetkik ve muayene, ikisinden ve onların sahip oldukları niteliklerin bir kombinasyonundan meydana gelmesi muhtemel yeni bireye ilişkin olarak bir türün koruyucu ruhunun meditasyonundan başka bir şey değildir. "
" Üreme yetisine sahip bütün insanlarda, türlerin dehası, dünyaya gelecek insan soyunu düşünmektedir."
Yani diyorsun ki Mecnun Leyla'yı gördüğü anda ondan olacak çocuğu düşündü ve aslında Aşk dediğiniz şey insanların çiftleşip çocuk yapma isteklerinden başka bir şey değildir.
Hatta diyorsun ki senin eşin aslında seni ilk gördüğünde ileride olacak çocuğu düşündü ve seninle evlenmeye karar verdi. Yani aslında ortada bir çıkar var ve biz kadınlar da o çıkara hizmet eden yardımcı varlıklarız. Yani aslında kimse kimseyi sevmiyor, kimse kimseye aşık olmuyor, yegane amacımız çocuk yapmak, çocuk yapmak ve çocuk yapmak...

"Son derece akıllı ve üstün niteliklere sahip erkeklerin nasıl olup da kendilerini şirret ve evlilik meraklısı ifritlere bağladıklarını sıklıkla görüp de onların neden böyle bir seçim yapmış olduklarını kavrayamayışımızın mümkün olabilecek tek açıklaması da burada gizlidir. İşte bu sebepten dolayı, eski insanlar, aşkı bir körlük olarak betimlemişlerdir. Aslında, âşık bir erkek de evleneceği kadının, kendisine sefil ve mutsuz bir yaşam vaadinde bulunan karakter ve mizaç kusurlarını fark edebilir ve acı bir şekilde hissedebilir ama yine de bunlar karşısında en hafif bir korku bile duymayacaktır." Ah Arhur, hemcinsini yüceltmeden de yapamamışsın. Şimdi senin cümlelerine karşın benim cümlelerim: Son derece akıllı ve üstün niteliklere sahip kadınların nasıl olup da kendilerini cinsel arzularının kölesi olan hayvani mahlukatlara bağladıklarını sıklıkla görüp de onların neden böyle bir seçim yapmış olduklarını kavrayamayışımızın mümkün olabilecek tek açıklaması da burada gizlidir. Aslında aşık bir kadın da evleneceği adamın kendisine sefil ve mutsuz bir yaşam vaadinde bulunan sahtekar, karakteri çöp olmuş birinin kusurlarını fark edebilir ve acı bir şekilde hissedebilir ama yine de bunların üstesinden gelebileceğini düşünecektir.

"Aşk evlilikleri, kişilerin değil türün çıkarına olmak üzere yapılır. Ancak ilgili tarafların kendi mutluluklarına katkıda bulunduklarını düşündükleri doğrudur fakat güttükleri asıl amaç aslında, kendileri için yabancı olan, sadece onlar tarafından dünyaya getirilmesi mümkün olan bir başka bireyi dünyaya getirmektir. Bu amaçla bir araya getirilmiş olan kadınla erkeğin, buna göre, söz konusu birlikteliklerini mümkün olduğu ölçüde devam ettirmeleri gerekir. "
Şimdi sen böyle yazınca bende de basit bir genelleme yapma ihtiyacı doğdu. Senin söylediklerine bakılırsa o zaman sadece aşk evlilikleri değil bütün evlilikler bir çıkar uğruna yapılıyor. O zaman annem babamı çıkarı için kullanmış, babam da annemi çıkarı için kullanmış ve o söz konusu çıkarın somut nesnesi de ben oluyorum.

"Evlenecek çiftin rahat bir hayat sürmesini her şeyin önünde ve genel de ebeveynlerin yaptığı seçimler doğrultusunda gerçekleştirilen evliliklerde ise durum bunun tam tersidir. Burada hakim olan görüş ve düşünceler, hangi türden olurlarsa olsunlar, her koşul altında gerçektirler ve kendiliklerinden ortadan kalkmaları da mümkün değildir. Onlar vasıtasıyla
şimdi kuşağın mutluluğu temin edilmiştir fakat bu elbette gelecek kuşağın zararına olacak şekilde yapılmıştır, bu doğrudur ve fakat sonucu ancak zaman içinde anlaşılabilecektir" Sen ne istiyorsun Arthur anlamadım ki? Aşık olup evlensek de beğenmiyorsun, görücü usulü evlensek beğenmiyorsun. İstenmeyen evlat muamelesi mi gördün? Eldivenle mi sevdiler seni? Her şeyi çıkara bağlamışsın ama ben eşimi görünce çocuk düşünmedim mesela ne yapcaz onu?

Sana bişey diyeyim mi Arthur, sen tam bir kaçıksın. Kızma hemen canım delilik iyidir, hayatın yükünü alır omuzlarından ;)
Bu kafayla kısa yoldan emekliye ayrılmışsındır sen.

Aaaa bak ne diyeceğim. Seni merak edip hayatını araştırdım da hiç güzel şeyler duymadım hakkında. Hatta bak şu ilgimi çekti: "Herhangi bir şeye inanmayan evhamlı biri olarak anılır. İçinde yaşadığı ortamın sürekli ona kötülük vereceğini düşünmektedir." Sen baya baya pencereni karartmışsın Arthur.
Bitmedi ama daha var, merak ediyor musun arkandan söylenenleri, yazılıp çizilenleri.
"Gürültüden nefret eder. Ona göre insanların çoğunluğu hor görülmeye layıktır. Kendisi insanlardan uzak ve bencil bir yaşam sürer."
Ah Arthur ah! Söyleyecek söz bulamıyorum sana. Resmen içindeki bütün kötülükleri yumuşatarak insanlara empoze etmeye çalışıyorsun.

Neyse çok yerdim seni, ne çok konuştum. Yoruldum gerçekten, ayrıca muhabbetin de hiç çekilmiyor, surat beş karış.
...

Sevgili 1k! Ben Arthur'cuğumu çok yerdim ama söylediği her şey de yanlış değil. Yani kitap çöp değil! Haklı olduğu taraflarda var ama ben haksız olduğu tarafları daha çok gördüğümden birazcık eleştirdim. Haklı taraflarını size sakladım :) Okuyabilirsiniz.
65 syf.
·Beğendi·10/10
Zehraca'nın sitede paylaştığı sömürülesi e-kitap arşivini karıştırırken tam da '' oooo bu nedir arkadaş ne çok siyasi kitap varmış, yememiş içmemiş kitap yazmış bu Marksçı Leninci Engelsçiler '' derkene :) aralardan Didem Madak'ı ve birkaç kitabını alıp da daha okuyamadığım Schopenhauer'ı da görünce bi bakayım dedim.. önce pdf yi hızlıca gözlerimle bi taradım , eğer sakıncalı içerik varsa hemen X e basıp pdf yi kapatacaktım çünkü kitabın adı malum :) şu ramazan ramazan günaha girmeye lüzum yok Şimal dedim kendi kendime :) millet meal okurken Kur'an okurken hiç yakışmaz falan filan derken bi de baktım ki hoop okuyuvermişim bile 65 sayfayı..
Gönül rahatlığıyla okuyun sevgili bekar-evli, erkek-kadın kardeşlerim arkadaşlarım :) nitekim belki de en anlam veremediğiniz davranışların altında gizli çok değişik bilgiler öğreneceksiniz.. İnsan Türü açısından fiziksel aşkı anlatmış çünkü Sc............( yazmak hem zor hem de uzun bea :) ) gerçi Sc diyince hikaye yazma etkinliğinde yazdığımız bilim kurgu hikayesindeki Satürn Canlısını anlamayın haa :))
İnsan cinsi yani Cins el.. Cins le alakalı bu kelime neden böyle pornografik bir çağrışım yapıyor o da ayrı bi soru ya gerçi ben yine de fiziksel diyim de rahat ediim :)

Evet Fiziksel Aşk kavramı yani iki insan cinsi arasındaki fiziksel çekim kuvveti diğer tabirle yüksek voltaj elektrik :) ve bunun türlerin devamı açısından tutku ve aşka dönüşmesini o kadar güzel anlatmış ki evlenmek ve çocuk sahibi olmak dürtüsünün ana sebebi olduğu bi erkek bi kadını nasıl seçer, bi kadın bi erkeği nasıl seçer, evlenince aşk neden biter, bedensel özelliklerin bu seçimlerde etkileri neler neler hepsi var.. hatta tür devam ettirme dürtüsü (tutkulu aşk diyor buna ) ile bireysel çıkarların ön plana çıktığı evlilikler de karşılaştırılmış.. ve hatta hatta demiş ki çok enteresan ''tutkulu aşkla başlayan ilişkiler bitmeye mahkum'' , devam edebilenler bireysel çıkarlarla kararların verildiği yani tür devamı değil de bireysel mutluluk için yapılan evlilikler yani bu tarz evlilikler daha uzun sürer demiş.. buna ebeveynlerin yardımı ile eş seçenleri de katmış.. bildiğin görücü usulü ile ana baba rızasıyla yapılan evlilikler yani :) Sc...... bunu dediyse hiiç kimse de demesin yıl olmuş 2018 diye... şahsen ben de görücü usulüne bu kadar felsefik ve inandırıcı bir cevabı almaktan gayet şaşkınım :) ''Al kızım rahat edersin'' diye kaç kişi duymuştur dimi annesinden :) ya da ''oğlum bu kız sana yaramaz bak yol yakınken dön'' lafını babalardan duyanlar..ben ki Arabi den Aşk risalesini okumuş biriyim.. bu anlamda şimdi de Sc...... den fiziksel yönünü de okumuş oldum çünkü bu kavram da yadsınamaz bir etki, nitekim ruhlar aleminde de yaşamıyoz dimi :)
Sadece diyebilirim ki bedeni aşk yani türlerin devamı adına içimize dercedilmiş o hisler, dürtüler kadın erkek farketmez vuslat ile sona ererken ancak ruhani bir aşk vuslat ile kemale erer.. bu kesin işte..

velhasıl okuyun arkadaşlar.. dediğim gibi evliler ve bekarlar... çok istifade edilecek bilgiler var.. bu ramazan günü dileğim de türler devam edecek illaki çünkü aşk onlara da var insan hayvan bitki her türe .. insanız ve şunun şurasında çok da yaşamıyoruz dimi dünyada .. o yüzden illaki hakiki aşk diyorum.. okuyan herkesin de buna ermesini ve Rabbimin bunu bize nasip etmesini lütfetmesini diliyorum...
80 syf.
·4 günde·7/10
''Siz bilgeler, yüksek ve derin bilgili
Sizler ki derin düşünür ve bilir misiniz
Nasıl, nerede ve ne zaman, çiftleştiğini her şeyin
Niçin sevişildiğini, öpüşüldüğünü?
Siz ulu bilgeler, yüzüme söyleyin!
Kafa patlatın bakalım, bana ne olduğuna
Nerede, nasıl ve ne zaman,
Niçin başıma geldiğine bunların, hadi kafa patlatın!

Bu sözlerle aşkın metafiziği adlı kitabına başlangıç yapan Arthur Schopenhauer aşkı şöyle tanımlar: aşk, başta dizginlenebilir bir eğilimken sonrasında bir tutkuya tüm engelleri aşabilme gücüne ve tatmin edilmez bir duygu haline gelirse ölümü bile göze alabildiğine.

Schopenhauer; bu konuya neden felsefik bir yaklaşım getirdiğini ise şöyle ifade eder. Madem aşkın varlığından, gücünden eminiz bütün yazar ve şairlerin vazgeçilmez konusu aşkı neden bir filozof irdelemesin. Ayrıca aşkı konu olarak ele almasının nedeninin ona öncü olan düşünürlerin tezini çürütmek olmadığını, aşk konusunun onun dünyasına nesnel olarak dayatıldığını söyler.

Schopenhauer aşka dair düşüncelerini beş bölümde incelediği kitaba gelecek olursak;

Birinci Bölüm:
Bu bölümde aşk Schopenhauer 'e göre istediği kadar dünyevilikten uzak, saf tanımlansa bile o bireyselleşmiş cinsel dürtüdür. Birçok insan için zihinlerinin yarısını sürekli meşgul ettiği, en ciddi meselelerde kararları etkilediği, evrakların el yazmalarının arasına saç buklelerini yerleştirmeyi başardığı, en feci kavgaları körüklediği, bazen zenginliği bazen statü ve rütbeyi kendine kurban seçtiği, her şeyi yıkmaya çalışan, altüst eden bu tutkuyu önemli kılan tüm bu gayret ve süreçte yaşanılanlardır. Bu çabanın altında yatan neden ise cinsellik olsa da nesnel bir hayranlık olarak insana kendisini sunar. Bu bir savaş hilesidir. Tüm bu bireyler arasında uygun eşi bulma, seçme ayıklama, aşk oyunlarının amacı sadece bir şeye hizmet eder. Gelecek kuşağı (türü) meydana getirmek. Doğanın kişilere kamufle ederek sunduğu bu amaç doğrultusunda bireyler birbirlerine ne kadar uygunsa aralarındaki tutku o denli fazla, ortaya çıkacak türde o oranda sağlıklı genler taşır.

İkinci Bölüm:
Schopenhauer 'e göre iki cinsin inançları, düşünceleri, karakterleri ve zihinsel eğilimleri uyuşuyorsa aralarında cinsel sevgi etkisi olmaksızın bir dostluk kurulabilir. Ancak bunların evliliği çok mutsuz, doğacak çocukta zihinsel ve bedensel düzlemde uyumsuz olacaktır. Bunun tam tersi için düşünecek olursak cinsel tutku var, ancak uyum yoksa bunların evliliği de mutsuz olur.
İnsanın doğasındaki bencillik türün devamını sağlayacak bakış açısını bir yerde engeller. Fakat bireyin aklına bir şüphe kuruntu yerleştirilirse gerçek sadece tür için en iyi olanın onun için de iyi olacağı gibi görünür. Bu kuruntunun adı içgüdüdür. Cinsel hazzın tatmininde ise türün çirkinliğine, güzelliğine bakılmaz, hiç bir bağ yoktur bu bağlamda. Seçim tamamen ortaya çıkacak yeni türün tipinin olabildiğince katıksız ve doğru korunması ile ilgilidir. Buna göre herkes en güzel bireyleri, kendi varlıklarında türün katıksız olmasını sağlayacak bireyleri şiddetle arzu edecektir. Diğer bir nokta ise bu seçimde öteki bireyde kendi kusurlarını örtecek özellikler aramasıdır. Örneğin kısa boylu erkekler iri kadınları ararlar, sarışınlar esmerleri severler vb…
Erkek kendisine uygun güzellikteki bir kadına baktığında türün damgasını vurduğu o kadınla sürdürmek istediği türün tipinin korunmasına dayalı eğilimdir. Demek ki insanın içinde taşan hazza verdiği cevap bu çekimle ilgili değil, tür için iyiye yönelmiş bir içgüdüdür. İnsanın seçtiği kişiye ulaşmak için yaptığı tüm rezillikler şan, şöhret, para, onur vs. kaybetme pahasına katlandığı eziyetler doğanın her yerdeki bağımsız iradesine uygun olarak türe hizmet eder. Erkek ulaşmak için kırk takla attığı kadına ulaşınca türe hizmet ettiğini hissettiğinden evlilik dışı her olayda kötü yeni bir bireyin oluşumundan çoğu zaman iğrenir, engellemek ister. Ve o hazza ulaşınca aslında herhangi bir kadınla yaşayacağı hazdan farklı olmadığını görüp hezeyana uğrar. Kendisini aldatan, bireyin bilincine girmeyen türün irade gücüdür.
Aşkta erkek ve kadının doğası belirgin farklar taşır. Erkek doğası gereği vefasız, kadın ise sürekli sadakate eğilimlidir. Erkeğin aşkı doyum bulduğunda azalırken, kadının aşkı o andan itibaren artmaya başlar. Erkeğin gözü hep başka kadınlardadır. Kadın ise tek bir erkeğe sımsıkı sarılır. Bundan dolayı erkeğin eşine sadakati yapay, kadının ki doğaldır.

Üçüncü Bölüm:
Bu bölüm Schopenhauer ‘in aşkta bireylerin seçimlerinin altında yatan nedenleri incelemesini içermekte. Ona göre seçimlerde öncelikle yaşa bakılır. Doğurganlıktan dolayı 18-28 yaş arası idealdir. Güzellikten yoksun gençliğin gene de çekici olduğu ancak gençlikten yoksun güzelliğin çekici olmadığını ifade eder. İkinci bakılacak unsur sağlıktır. Sağlıklı olmayan bireyler hastalıklarını türe aktaracağı için tercih edilmemelidir. Üçüncü unsur iskelet yapısıdır. Kemik yapısı türün tipinin temelidir. Bu yüzden önemlidir. Dördüncü etken kadının belirli bir dolgunlukta olması ceninin beslemesi açısından önemlidir. Beşinci etken ise yüz güzelliğidir.
Kadınlar ise erkek güzelliğine çok az önem verirler. Erkeğin kuvveti buna bağlı cesareti cesur bir koruyucusu olması açısından önemlidir. Kadınlar kendi güzelliklerini aktaracakları için çoğunlukla çirkin erkekleri severler. Bir kadının bir erkeğin kültürüne, entellektüelliğine aşık olması gülünç bir iddiadır. Bir annenin çocuğuna güzel sanatlar vs. eğitimi vermesinin sebebi ise güzel kalça ve dolgun göğüsleri yapay yollardan destekleyen bir zekayı ortaya çıkarmaktır.
Ayrıca tüm bu etkenlere bakılırken her bir birey bedeninin her bir uzvundaki eksiklik ve zaafları karşı cinste düzeltilmesini kovalar, üstelik söz konusu parça ne kadar önemliyse bu arayışta o kadar kararlı ve ısrarlı olur.
Eğer bir adam çok çirkin bir kadına aşık olursa cinsellikten kaynaklıdır ve kendini eksik görmediği için türe aktarılacak özellikleri kendi tamamlayacağını düşünür ve bu çok üst mertebede aşıklık halidir.

Dördüncü Bölüm:
Eğer aşk bir kişiye yönelmiş ise bu kişiye kavuşamama durumunda dünyanın bütün nimetleri hatta hayatın kendisi bile değerini kaybedip intihara kadar gidebilir. Tür bireyden daha önemlidir. Bu yüzden sevenler çokça çabalar ve bu çabayı yüce ve haklı görür. Aşkın çoğu zaman kişiyi trajik, komik durumlara sokmasının nedeni aşık erkeğin ruhunu türün ele geçirmiş ve hakimiyeti altına almış olmasıdır. Türün istediği gerçekleşince kaybolup giden, geride kalan nefret edilen bir eşin mantığı böyle açıklanabilir. Çoğu zaman aklı başında bir erkeğin canavar ruhlu bir kadınla evliliği buna örnektir. Eskilerde bunu aşkın gözü kördür diye nitelendirir.
Aşk evliliğinde de uyumsuzluklar çıkınca yine mutsuzluk gelir. Bir İspanyol atasözü der ki ‘’ Aşk nedeniyle evlenen acılar çekerek yaşamak zorundadır. ‘’ Anne baba tavsiyesi ile evlilikte de değerlendirilmiş yönler başta mutlu etse de sonrasında sorunlu bir mutluluk olarak kalır. Bu durumda bir evlilik ya ortaya çıkacak türe ya da sadece bireyin çıkarlarına ters düşer.

Beşinci Bölüm:
Bu bölümde ‘’oğlancılığı ‘’ ele alan Schopenhauer oğlancılığı yolu sapmış içgüdü olarak tanımlar. Hem doğaya aykırı hem de tiksinti uyandırıcı bu içgüdü yozlaşmış insanların yapacağı tek tük rastlanacak eğilimken aksine dünyanın hemen hemen her yerinde yaygın ve modadır. O dönemin filozof ve yazarları ozanları da bu işe bulaşmışlardır. Platone ve stoacılar bu aşktan başka aşk tanımazlar. Asya ‘da Galliler ‘de hatta islam toplumlarında, hint çin toplumlarında da yaygın olan bu sapkınlığı ölüm cezasına çarptırılarak durdurmaya çalışılsa da gizli saklı varlığını korumaya devam etmiş.
Schopenhauer ‘e göre oğlancılık insanın doğasından kendiliğinden doğmakta fakat doğaya aykırı olarakta bir paradoks oluşturmaktadır. Bu paradoksu Aristotales ‘in çok genç ya da çok yaşlı kişilerin çocuklarının zeka ve bedenen geri olacağını bu yüzden çocuk yapılmaması gerektiği tezi üzerinden açıklamaktadır. Yaşlı erkeklerin çocuk meydana getirmemesi için var olan cinsel dürtülerinin genç oğlanlara yönelimi zayıf, çelimsiz, olgunlaşmamış türlerin meydana gelmesini önler. Yani doğa kendince böyle bir çözüm yolu bulur. Doğa iki kötüden daha az kötü olanı tercih eder ve yine türe hizmet etmiş olur.
‘’ Doğa sadece fiziksel olanı bilir ve tanır ahlaki olanı değil ‘’ … (syf 86)


Etkinlik kapsamında bu kitabı okuyarak Arthur amcayla tanışmamı sağlayan Quidam ‘a çok teşekkür ediyorum. Schopenhauer ‘in aşka dair felsefesini ince bir kitabı dört günde okuyarak, yürek çatlatan uzunluktaki incelememi de iki günde yazarak özümsediğimi düşünüyorum :)) Kitapta yer alan fikirlerin bir çoğuna katılmasam da Arthur amcanın akıl yürütmelerine hayran kalmamak elde değil.
Felsefe severlere keyifli okumalar...
90 syf.
·2 günde·Beğendi
Aşka tapanlar, aşık olanlar ve aşk için yaşayanlar, hepinize Selam. Buraya pembe gözlüklerinizi kırmaya, kırdığım için de sizlere hafif çaplı düşman olmaya geldim ;)

("Yok ben pembe gözlüklerimle mutluyum, aşkın saf, karşılıksız olduğunu biliyorum, buna inanıyorum ve böyle kalmasını istiyorum" derseniz de hemen bir alttaki iletiye geçin lütfen :) ve buraya kadar ayırdığınız zaman içinde ayrıyetten teşekkür ediyorum :) )

"Amaç, -Sebep, -Nasıl, -Neden" der dediğinizi duyar gibiyim. Sizleri daha fazla bekletmeden konuya giriş yapıyorum.

Not:
Ama bunun öncesinde, şunu da belirtmek isterim, hem bilmeyenler için küçük bir bilgi olmuş olur.
Geçenlerde çok değer verdiğim bir arkadaşımla sohbet ederken " Ya, biz Friedrich Nietzsche olsun Albert Einstein olsun bunların kitaplarını okuyoruz, beğeniyoruz, fikir ediniyoruz aceba onlar hangi kitapları, hangi yazarları okudularda böyle mükemmel düşünüp yazabiliyorlar." Ve sonra karşıma Arthur Schopenhaur (amca) çıktı.
Arthur Schopenhaur, irade üzerine analizleri, insani motivasyon ve tutku üzerine fikirleri ve yazım tarzı ile Friedrich Nietzsche, Richard Wagner, Ludwig Wittgenstein, Erwin Schrödinger, Albert Einstein, Sigmund Freud,Otto Rank, Carl Gutsov Jung, Leo Tolstoy, Thomas Mann ve Jorge Luis Borges gibi bugünün dünyasına büyük etkileri olan bir çok düşünürü etkilemiştir.

Kitaba geçecek olursak; Şimdi sizden bir iki dakikalığına gözlerinizi kapatmanızı ve bildiğiniz aşk hikayelerini, şarkılarını, şiirlerini, bestelerini anımsamanızı istiyorum.
Çok var öyle değil mi?
Bende öyle düşünmüştüm :)

Hatta hepimizin bildiği bir kaç tanesini yazayım;
Yusuf ile Züleyha'nın
Leyla ile Mecnun'un
Ferhat ile Şirin'in
Romeo ve Juliet'in aşkı
Atilla İlhan'ın - Ben sana mecburum bilemezsin,
Ahmed Arif'in Hasretinden prangalar eskittim,
Sabahattin Ali'nin çocuklar gibi şiiri

Hepimizin bir aralar yüreğine dokunan sahnelerden ise şu ikisi;
https://youtu.be/J-K8uG2Zkf0
https://youtu.be/1LnWHDOM-CY

İşte Arthur Schopenhaur'a göre bunlar bizim inandığımız bildiğimiz "O, olsun başka bir şey istemem" yok efendim "Onun dışında hiç kimseyi sevemem" ,"onsuz yaşayamam"tarzı düşünceler aşkın tanımı değildir. Çünkü birilerini beğenme-isteme, içgüdülerimizin aslında bizlere empoze ettiği "Türe Hizmet'ten" başka bir şey değildir!

Türe hizmetin en büyük amacı ise; fiziksel olarak güzel bir çocuk yapmaktır. Bu yüzdendir ki "aşık olarak evlenenler, mutsuzluğa mahkum olur"diyor. Çünkü erkek elde ettiği kadını doğası gereği elde ettikten sonra, aşk duygusunu yitirir. Bu yüzde kitapta" Erkeğin eşine karşı sadakati yapaydır." der. Çünkü erkek bir yıl içinde bir sürü çocuk yapabilirken, kadın ikiz ihtimalini düşünmezsek eğer bir tane çocuk yapabilir. Bu yüzden kadının erkeğe sadakati artarken, erkek elde ettiği kadının dışındaki bütün kadınlara ilgi duyar.

Yani aslında iki kişilik ilişkilerin asıl temeli üçüncü bir kişinin ihtimaldir( yani çocuğun)

Kitabı kesinlikle okumanızı tavsiye ediyorum. Felsefe kitabı olması sizi korkutmasın. Dili gayet yalın ve anlaşılır tarzda. Ve inanıyorum ki okuyan herkese birşeyler katacaktır.
80 syf.
·4/10
Kitabın arkasında da yazdığı gibi Schopenhauer bunu kitap amaçlı değil tez amaçlı yazmış.1800 yıllarda yazdığı bu tezi niye okuduğumu bilmiyorum ben günümüzde de geçerli bişeyler bekliyordum ama yazarın kadın erkek ilişkileri ile söylediği çoğu şey günümüzde kabul görmüyor bence kitabın ilk kısımlarında sadece erkeklerin ve kadınların birbirini seçerken nelere dikkat ettiğini anlattığı bölüme kısmen katılıyorum.Aşka ve kadınlara dair kısımda ise kadınları gerçekten çok alçaltmış bunu da araştırdım annesinden dolayı kadınları bu kadar küçük görüyormuş.Adam kadınları bildiğin işe yaramaz olarak göstermiş ama günümüzde bakıyoruz kadınlar her alanda siyasetten tutta edebiyat fizik alanında gayet başarılılar o yüzden eminim Schopenhauer günümüzde yaşaydı eğer bu kitaaptaki çoğu bölümü farklı yazmak zorunda kalacaktı.Kitapta beğendiğim şeylerden biride diğer yazarlardan filozoflardan alıntılardı.
80 syf.
·3/10
Açıkçası beni etkileyen, bayıldığım bir kitap değildi. Özellikle ''Kadınlar Üzerine'' başlığı altındaki sayfalar beni oldukça rahatsız etti. Okurken inanamadığım hatta iki kez okuyup doğru mu anlıyorum acaba dediğim cümlelere sahipti bu bölüm. Kadınları aklınıza gelebilecek en kötü şekilde eleştiriyor(!) , tamamen değersiz, akılsız, yalnızca boş bir et parçası olarak ifade ediyordu. Bunlara rağmen okumayı bırakmadım. Merak ettim açıksası daha neler duyacağımı. Sonrasında konu biraz daha aşk üzerinde yoğunlaşınca nedense tavır yumuşadı. İki insanın birbirine duyduğu bu güzel duyguyu kendi üslubunda yüceltti. Halbuki az önce yerin dibine soktuğu kadın ile yaşanıyordu bu duygu.. Anlayamadığım ironik bir tutumdu. Bütün bunları bir kenara koyarsak, kitabın sonlarına doğru katıldığım aşk üzerine olan analizler de vardı. Her ne kadar farklı fikirlere açık, dinlemeye, anlamaya oldukça yatkın biri olsam da bu bahsettiğim kadınlar hakkındaki bölümde düşünceleri ifade ediş şeklindeki çirkinlikten dolayı kitap beni çok fazla sıktı. Üstelik yorumlar bölümünde bunları dile getiren birini göremedim bu da benim için ayrı şaşırtıcı :)
90 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Aşkın asıl tanımını bilinç altındaki şekliyle sunan Schopenhaur, aşkın bilinmeyen daha doğrusu görülmeyen kısımlarını tüm gerçekliği ile sunmuş..

Aşk hakkında bilgi edinmek isteyen ve aşkın gerçekte ne olduğunu, doğadaki yerini merak eden arkadaşlara öneririm..
Erkeğin aşkı, tatmin olduğu andan itibaren gözle görülür bir şekilde azalma eğilimine girer; neredeyse bütün kadınlar, ona, zaten sahip olduğu kadından daha çekici gelecektir, değişikliğe özlem duymaktadır. Öte yandan, kadının aşkı o andan itibaren artmaya başlar. Türün devamlılığını ve olabildiğince büyük bir artışı hedeflemiş olan doğanın güttüğü amacın bir sonucudur bu.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Aşkın Metafiziği
Baskı tarihi:
2019
Sayfa sayısı:
80
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750845024
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Arthur Schopenhauer, Aşkın Metafiziği’nde sevgi ve aşkın oluşumunu, insan ilişkile­ri içindeki görünürlüğünü ve işlevlerini kendi özgün felsefesi içinde inceliyor. Aşkın Metafiziği’ne Schopenhauer’ın seçme metinleri ve kitabın çevirmeni Selahattin Hilav’ın Schopenhauer’ın felsefesine dair incelikli değerlendirmesi eşlik ediyor.

“…hayatın gürültü patırtısına göz atacak olursak, bütün insanların, yaşamanın ge­rekleri ve zavallılıkları ile uğraştıklarını, bütün güçleriyle bu yaşamanın bitmek tükenmek bilmeyen gereksinimlerini gidermeye ve çeşitli acılarını uzaklaştırmaya çalıştıklarını ve buna karşılık, bu acı çeken varlığı daha bir süre devam ettirmekten başka bir şeyi ummaya bile kalkışmadıklarını görürüz. Bununla birlikte, bu gürültü patırtının içinde âşıkların, istek dolu bakışlarla birbirlerini süzdüklerini de görürüz. Peki, bu bakışlar niçin gizli, ürkek ve kaçamaktır? Çünkü âşıklar, bütün bu yoksun­luğu ve düşkünlüğü sürdürmek isteyen hainlerdir; onlar olmasa, yoksunluk ve düş­künlük sona erer. Âşıkların boşa çıkarmak istediği, tıpkı kendilerinden öncekilerin çıkardığı bu sona eriştir işte!”



(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 2.972 okur

  • Ss
  • S
  • İnci
  • Tuğba
  • cookiemonster
  • Şafak
  • Mehmed
  • Ahmet Can
  • M. Ali Ceylan
  • E.

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0.6 (5)
9
%0.3 (2)
8
%0.4 (3)
7
%0.5 (4)
6
%0.3 (2)
5
%0.1 (1)
4
%0
3
%0.1 (1)
2
%0
1
%0.1 (1)

Kitabın sıralamaları