·
Okunma
·
Beğeni
·
11.664
Gösterim
Adı:
Ay'a Yolculuk
Baskı tarihi:
2003
Sayfa sayısı:
286
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789757384625
Orijinal adı:
De la Terre à la Lune
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Sosyal Yayınları
Astronotların aya ulaşmasından yaklaşık bir yüzyıl önce kaleme alınmış bu çarpıcı roman, Jules Verne'in gökyüzüne doğru yol alışının heyecanlı macerasını anlatıyor. Durmak bilmeyen bir tempoyla, tıka basa espiri dolu ve akıl almaz bir hayal gücüyle yazılmış olan Aya Seyahat, 1865'de İç Savaştan yeni çıkmış Baltimore Gun Kulubü üyelerinin, yapacak iş bulamayıp, başkanları Bay Barbicane'nin önderliğinde aya kadar fırlayabilecek boyutlarda bir mermi yapmaya karar vermesiyle başlar.
224 syf.
·Beğendi·10/10
GENE BEN, GENE BEN, GENE BEN. BİLİYORUM, ÇOK KIZIYORSUNUZ UZUN OLUYOR DİYE, AMA BU SEFER FAZLA SPOILER VERMEDİM. :)) GÖNÜL RAHATLIĞI İLE OKUYABİLİRSİNİZ.

Jules Verne bilim kurgunun babası mıdır? Sanırım bunun cevabını alabilmek ve bu babalık durumunu aydınlatabilmek adına elimizde DNA testi için fiziki bir materyal yoksa da bir veya birkaç kitabı var. Çok başarılı bir yazar olan Verne ile diğer bilim kurgu yazarları arasında çok büyük bir fark göremiyorum doğrusu. Verne'in yanı sıra, H.G. Wells veya Hugo Gernsback'in de bu tür eserlerin ağa babası olarak değerlendirilmesi gerekiyor.


Dünya genelinde ünlü olan Fransız roman yazarı Jules Verne 8 Şubat 1828 yılında Fransa’nın Nantes şehrinde dünyaya geldi. Kendisi yaşamakta olduğu Nantes’da bir süre eğitim, öğrenim gördükten sonra Paris’e geçer. Çeşitli sebeplerden ötürü çok kolay geçmeyen öğrenimini tamamlarken bir hayli zorluklarla karşılaştı ve mücadele etti. Kendisini tanıdığımız yazarlık hayatına tiyatro ile başladı ve Verne her daim yazmayı tercih edenlerdendi. Seksen Günde Devri Âlem, Denizler Altında 20.000 Fersah, İki Yıl Okul Tatili, Aya Yolculuk, Doktor Ox’un Deneyi, Dünyanın Ucundaki Fener, Meteor Avı, Dünyanın Hâkimi, Balonla Beş Hafta, Dünyanın Merkezine Yolculuk, Kaptan Grant’ın Çocukları, Esrarlı Ada ve 20. Yüzyılda Paris eserleri ülkemizde biz okurlar tarafından en bilindik olanlardır.


Yazarın kaleme aldığı birçok eseri sonradan tiyatroya uyarlanmış ve hatta filmleri çekilenler de olmuştur. Verne’nin kendisine edebiyat ödülleri kazandıran romanlarında vardır ve ülkemizde bize kendisini sevdiren, Serveti-Fünun dergisi kurucusu Ahmet İhsan Tokgöz’dür. Kendisi ilk defa on dokuzuncu yüzyıl sonlarında Verne’nin eserlerini Türkçe’ye çevirme zahmetine girerek, Türk okuyuculara sevdirmiş ve de geniş ölçüde okunmasına vesile olmuştur. Tabi Jules Verne’yi bir tek Ahmet İhsan Tokgöz çevirmemiştir ve ilerleyen zamanlarda çeşitli kişiler tarafından yeni çevirileri de yapılmıştır ve yayınlanmaya devam edilmektedir.


Ay’a Yolculuk kitabını, yazarın ergenler için modern masallar inşa eden, işte öylesine yazılmış bir esermiş gibi düşünebilirsiniz, ama kitabı okuduktan sonra bu düşüncelerinizde ne kadar da haksız olduğunuzu ve belki de erken ön yargılı davrandığınızı bir defa daha etkileyici bir şekilde öğreneceksiniz. Kitap yazıldığı yıllarda olan teknoloji ve bilim göz önüne alındığında, bilimsel meseleleri tartışmak, tartışmaya açmak ve varsaymak adına eşsiz bir nimettir. Olaylar zinciri tüm teknik bilgi ve bilimsellikle yavaşça hareket ediyor. O kadar ilginçtir ki, aslında kitabımızın kahramanı sayılan karakterimiz Fransız “astronot” Michel Ardan, romanın neredeyse yarısına kadar ortalıkta görünmüyor. Kitap yazar tarafından 1865 yılında yayınlanmıştır ve ilginçtir ki, iki süper güç arasında yeni bir rekabet olan uzay yarışında Sputnik 1 uydusu, SSCB (Rusya) tarafından 4 Ekim 1957'de uzaya gönderilen ve yörüngeye oturtulan ilk rokettir. Evet, insan aslında duyduklarına, daha doğrusu okuduğuna inanmak istemiyor. Bu nasıl mümkün olabilir? Bir insan nasıl olur da, bir asır öncesinden fırlatma tarihinin nasıl belirlendiğini, fırlatma işleminin nerede gerçekleşeceğini, kapsülün yapımını ve malzemelerini, kullanılacak roketin kimyasal yapısını ve fırlatma rampalarını, atmosferden çıkarken mekikten ayrılan yakıt tüplerini güvenlik ile ilgi tehlikeleri, mali finansman düzenlemelerini ve Ay'ın yüzeyine yapmış olduğu inişi titizlikle hayal edebilir ve bu kadar netlikle kaleme alabilir?!


Verne ayrıca kitabının konusunun kültürel ve politik sonuçlarına da gayet duyarlıydı. On dokuzuncu yüzyıl gibi bir zamanda ABD'deki silahlanma endüstrisi, iç savaşın sona ermesiyle birlikte gelen yeni bir sorun ile baş etmeye çalışıyordu. Barış zamanında dünyada kendilerine biçilen rollerini kitleye karşı haklı çıkarmak için yeni bir hedefe ihtiyaçları vardı. Burada Amerika için çok değerli birisi tarihin perdesini aralayarak sahneye giriyordu. Makine ve uzay mühendisi olan Wernher von Braun!!! Braun roket teknolojilerinin babası olarak kabul edilirdi ve İkinci Dünya Savaşı esnasında Amerikalılara esir düştükten hemen sonra Amerikan vatandaşlığına geçen Wernher von Braun, daha sonra NASA’nın başına geçmiş ve Apollo uzay programını geliştirerek Amerikalıların bu yarışta ipi göğüslemesini sağlamıştır. Verne bu kitabı ile sadece uzay yolculuğunun özelliklerini açıklamakla kalmadı, aynı zamanda daha sonrasında gelişecek olan “askeri-sanayi kompleksi” olarak adlandırılan şeye de dikkat çeken ilklerden biri olarak düşünülebilir.


Kitap Amerika’da kuzey ve güney arasındaki savaş ve düşmanlıkların sona ermesinden sonra, Baltimore Silah Kulübü'de Bay Tom, Bay Maston ve Bay Bilsby’nin sohbeti ile başlar. Sohbet konusu ilerlerken aya gitmekle ilgili bir düşünceyi de mütalaa ederler. Akıllarına Ay'a bir mermi ateşleyecek kadar büyük, muazzam bir topun yapımı gelir. Aya nasıl gidecekleri hakkında planlar yaparlar ve bunu bütün ülkeye duyururlar. Bu fikir, projenin finanse edilmesi için dünyanın dört bir yanından gelen bağışların akılda tutulduğu kadar kıymetli ve heyecan vericidir de.


Bu muazzam fikir ve projeden haberdar olan bir Fransız ise, bu fikre hayran olur ve Ay’a Yolculuk için planlanan bu eşsiz projede yer almak için gönüllü olarak başvuru yapar ve plana dâhil olur. Kendisinin bu projeye olan katılım isteği ve ilgisi ile birlikte, bu etkinlik bir anda tüm dünyaya kısa süre içerisinde yayılır ve artık insanlar aya yolculuk için yapılacak olan bir merminin varlığından haberdarlardır.


Tüm işlemler sonrasında Fransız’ın yanına deney amaçlı koyulan iki köpek ile birlikte Ay’a yapılacak olan heyecan verici yolculuk başlar. Yolculuk süresince her şey tahmin edildiği gibi gitmektedir, fakat geri dönüş aşamasında bazı şeyler beklenildiği gibi yürümemektedir. Spoiler olmaması adına devamı kitapta arkadaşlar… :))


Bu romanını kaleme aldığında, Verne henüz Amerika Birleşik Devletleri'ni hiç ziyaret etmemişti, fakat bu onun bazı kültürler arası yorumlarda bulunmasını engel değildi. Tüm iyi kalpliliği, samimiyeti ve kalemiyle, basmakalıp stereotiplerle oynuyor ve ortak bir Amerikan-Fransız uzay misyonunun kurulumunun mümkün olabileceği ihtimalini de burada okura vermeye çalışıyordu.


Jules Verne, yazdığı kitaplar ve romanları sayesinde biz okurlara, kendi sahip olduğu hayal gücü ile yaşadığı dönemin ve devrin bir hayli ilerisinde olduğunu kanıtladı. Onun on dokuzuncu yüzyılın ortalarına doğru yazdığı eserleri ile karşımıza çıkan birçok şeyin bugünkü gündelik hayatımızın içinde yer aldıklarını görüyor ve büyük bir şaşkınlık ile karşılıyoruz. Yazmış olduğu eserlerinde muhteşem fantastik öğeleri anlatan, ele alan Jules Verne, kitabını okurken biz okurlara, yeri geliyor denizlerin altında muhteşem bir atmosfer ya da arşta inanılması imkânsız maceralar yaşatıyor. Jules Verne’nin sevenleri, genelde kendisinin romanlarının bir solukta bittiğinden şikâyet ederler. Bu arada yazarın romanlarını yazarken kullandığı akıcı dil ve kaleminin gücü ile maceraya kendinizi kaptırır gidersiniz. Özellikle çocukken kendisinin “Denizler Altında Yirmi Bin Fersah” adlı eserini okurken o kadar beğenmiştim ki, bunu size nasıl anlatayım bilemiyorum. Kendimi çocuk aklımla ve hayalimle karakterlerin yerine koyduğum çok olmuştur.

Şimdiden keyifli okumalar dilerim arkadaşlar.

Bir sonraki kitap yorumu ve değerlendirmesin de görüşmek dileğiyle. Esen kalınız!

~ A.Y. ~
224 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Neil Armstrong'un Ay'a ayak basmasından 104 yıl önce bilim kurgunun babası olarak tabir edilen Jules Verne Ay'a Yolculuk kitabını yazmıştır. Bu kitabın yazıldığı tarih 1865'tir ve Ruslar uzaya gönderilen ilk roket olan Sputnik'i fırlattıkları yıl ise 1957'dir. Evet inanılır gibi değil ama Jules fırlatma rampasını, yakıt tüpünün ayrılmasını Ay'a inişi müthiş derecede bilimsel bir şekilde hayal etmiş ve yazmış. Neil Armstrong'un Ay'a ayak basması tarihin en büyük yalanı veya komplo teorisi olarak bilinir. Oysa Jules'in bu kitabı yazması daha büyük ve sarsılmaz bir gerçektir. Bütün bu olağanüstü kurgu roman tadında olunca çok ilgi çekici bir kitap olmuş. Tüm bilimkurgu severlerin mutlaka okuması gereken bir kitap.
224 syf.
·Beğendi·9/10
Çok güzel bir kurgu, yazıldığı tarih düşünüldüğünde -1865- akla yatmayan hiç bir ayrıntı yoktu bence.
Jules Verne Ay'a gitmeyi hayal etmiş ve bilimsel açıklamalarını da eksit etmemiş kitapta.
Henüz Ay'a bir şey gönderilmemiş tarihte sıradışı bir kurgu ile Verne bir mermi gönderiyor. Okuması çok keyifli.

Karakterler ve metinler çok güzeldi, akıcıydı. Sonunu çok beğendim.
Bir oturuşta zevkle bitirilecektir bir kitap o yüzden anlatmaya gerek yok, okuyun. :)
224 syf.
·2 günde·Beğendi·7/10
Jules Verne okumaya devam :D Nedense durmadan Jules Verne denk geliyor bana ve okuyorum ama güzel ya seviyorum.

İnceleme Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=9rcxxyssLy8

Kitabın adı Ay'a Yoculuk mu yoksa Ay'a Yolculuk yapmak için çalışmalar ya da Ay'a yolculuk yapma yolculuğu falan mı :D Çünkü Ay'a yapılan yolculuk 20 sayfa civarında...

Jules Verne kaliteli bir yazar bence... Okuduğum kitaplarını seviyorum genelde ki bu kitabını da sevdim.

Adından da anlaşılabileceği gibi insanlığın Ay'a olan yolculuğundan neredeyse 100 yıl önce Verne bu kitabı yazmış. Vay be!
Bilim Kurgu okumak güzel oluyor bence bu yüzden :D Olacak olanları olmadan okuyorsunuz :)

Bu kitapta da Ay'a yolculuk yapılıyor (Son 20 sayfada :D ) Tabii bu yolculuktan daha çok o yolculuğa nasıl çıkılacağını,nelerle bunun başarılacağı falan konuşulup bunlara yoğunlaşıyor insanlar.

Kitap güzel olmasına rağmen birkaç eksiği var bana göre. Bunlardan birisinde yazarın bazı ırkları övmesini örnek gösterebilirim.
Bunun dışında da buna sadece ben mi takıldım bilmiyorum ama Ay'a yolculuk neden 20 sayfa ya :D Yolculuk yapmalarını sağlayacak aletleri yapmalarını anlatıyor kitap bence o yüzden ismi değişmeli...

Neyse, Jules Verne'nin bu kitabı da güzeldi ve bilim kurgu okumak isteyenler için tavsiye edeceğim kitaplardan...

Okumak isteyen herkese iyi okumalar dilerim :)
224 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Çağımızda kitapları popüler yapan genelde paylaşılan alıntılar oluyor. Üzgünüm ama bu kitaptan sizlere pek alıntı paylaşamayacağım. Ama alıntı paylaşamıyor olmam sanılanın aksine kitabı kötü yapmıyor.
*
Verilen bilimsel bilgiler, karakterlerin yaşananlar karşısındaki heyecanı sizi onların yanına çekiyor. Yapılan toplantılarda, görüşülen konularda siz de oradaymışsınız gibi heyecanlanıyorsunuz.
*
Okumadıysanız ve rafta okunmayı bekliyorsa en öne almalısınız bence.
224 syf.
·Beğendi·7/10
Hevesli bir uzay meraklısı, bilim tutkunu, bilinmeyene düşman değil de ilgi duyan biriyseniz Jules Verne kitapları tam size göredir. Jules Verne, kalbi ve zihni dünya ve gezegenimiz ile atan birisi. Bu ihtiraslarını yazıya dökerek insanlara da aşılamayı başarmış. Bugün dahi bizlerin sayısız kez anlatarak yapamadığını o sadece bilimsel öykülemesiyle yapmayı başarabiliyor. Gördüğünüz ve duyduğunuz zaman, bilmem kaç kere de okumuş olsanız yine tekrar ve tekrar okumak istiyorsunuz. Ay’a Yolculuk da böyle bir roman aslında. Gökyüzüne bakıp da ötesini merak etmeyenimiz yoktur sanırım. Gökyüzüne bakmak bize sonsuz bir dinginlik verir. Arzın üzerinde ne kadar küçük ve yalnız olduğumuz düşüncesi ağır basar. Ancak gündüzlerin kralı Güneş, geceleri yerini karanlıklar prensi uydumuz Ay’a bırakır. Kendimizi en yalnız hissettiğimiz an gece vakitleridir. Ürperti ve korku duyguları karanlıkta benliğimizi sarar. Daha önceden dinlediğimiz korku dolu hikayelerin o an aklımıza geldiğini fark ederiz. Bu vakitlerde Ay’a baktığımız zamansa acaba Dünya’da yalnız mıyız sorusu aklımıza gelir. Uzayda bir tek canlı türü biz miyiz? Evren sadece bizim için mi var? Tüm bu sorular bugün olduğu gibi gelecekte de merak konusu olacaktır. Ancak geçmişte de merak konusu olmuştur. Mesela evrendeki her şeyin Dünya’nın etrafında döndüğü düşünülüyordu. Tanrı’nın evrendeki sair her şeyi Dünya ve Dünyalılar için var ettiği varsayılıyordu. Ancak Galileo adında bir adam, küçük bir mercekten gökyüzüne bakınca işin aslında sanıldığı gibi olmadığını, Jüpiter’in de etrafında dönen uyduları olduğunu fark eder. Böylece kilisenin otoritesi ciddi anlamda sarsılır. Peki ama uydumuz Ay’ın bizim için önemi nedir? Ay’ın karanlık yüzü diye neden çeşitli komplo teorileri üretilmiştir? Ay, yerküre çevresinde bir çember değil bir elips biçiminde dönmektedir. Odak noktası ise Dünya’dır. Çünkü Dünya’nın çekim kuvveti içerisindedir. Buna bağlı olarak da günlük, aylık ve yıllık hareketleri vardır. Dünya’nın doğal uydusu olması nedeniyle de kimi zaman Dünya’mıza yaklaşmakta kimi zaman da uzaklaşmaktadır. Ay’ın Dünya çevresindeki dönüşü, Ay’ın yüzeyinde gündüz ve geceyi oluşturmaktadır. Ancak bir Ay ayında tek bir gündüz ve tek bir gece vardır ve her biri üç yüz elli dört saat yirmi dakika sürmektedir. Ay’ın Dünya’ya dönük olan yüzü -ki hep bu yüzü dönüktür- yer küreden gelen ışıkla Ay’ın ışığının on dört katı fazla bir ışıkla aydınlanmaktadır. Yani şöyle söyleyebiliriz: “Gök kubbenin içindeki sayısız yıldızla geniş bir kadrana benzetilebileceğini, Ay’ın da bu kadran üzerinde Dünyalılara gerçek saati gösterdiğini”. İşte karanlıklar prensimiz Ay, bu değişik evreler sırasında değişik evreler geçirir. Güneş’in tam karşısında bulunduğu zaman üç yıldız, Dünya’yı araya alarak aynı çizgiye geldikleri an Dolunay, Güneş’le kavuşum halindeyken yani Güneş’le Dünya arasındayken Yeniay, Güneş ve Dünya’yla dik açı yapıp bunun tepe noktasında bulunduğu zamanlardaysa ilk ve son dördün denmektedir. Buraya kadar güzel. Peki Ay’ın yapısı nasıldır? Ay, bir Ekzosfer olarak adlandırılan çok ince ve zayıf bir atmosfere sahiptir. Ekzosfer, atmosferin tabakalarından biridir. Termosferin sona erdiği Termopoz düzeyinin üstünde kalan atmosfer bölümüdür. Çok seyrek hidrojen ve helyum atomlarından oluşur, giderek seyrelip gezegenler arası ortamla birleşir. Atmosferin son katıdır. Ancak Ay’daki ince ve zayıf Ekzosfer tabakası, Güneş ışınları ve meteoritlere etki edemez. Bu yüzden de sürekli Ay yüzeyine çarpan bu cisimler nedeniyle Ay yüzeyinde çok sayıda krater mevcuttur. 1969’da insanlık için önemli bir gelişme yaşandı. Ay’a ilk defa ayak basıldı. Apollo 11'de Neil Armstrong, Edwin Aldrin, Michael Collins vardı. Bu yolculuk, Ay’a ilk insanlı yolculuktu. Bundan önce ilk defa Sovyetler Birliği’ne ait bir uzay aracı Ay yüzeyine iniş yapmıştı. İnsanlığın uzay macerasının başlangıcının da bu iki devletin soğuk savaşının bir sonucu olması da gerçekten ilginçtir. Çok da bir önemi yok açıkçası. Bilim ilerlediği sürece nasıl ve neden kaynaklandığı dert değil. Geliştirilen silahların az gelişmiş ülke insanları üzerinde kullanılmaması şartıyla tabi. Gökyüzü ve daha ötesine dair merakımız ne zaman başladı? İlk zamanlarda Astronomi yıldız konumlarından yön bulmada, Ay ve Güneş'in konumlarından da zamanı belirlemede kullanılmıştır. Ay ve Güneş’in görünür hareketlerine dayalı olarak takvimler oluşturulmuş ve yıldızların Tanrılarla ilgili olduğuna inanılması nedeniyle bu çağlarda astronomiye karşı ilgi artmıştır. Yani işin içine din girdiği zaman gerçekten de bilime olan merak artmış. Acaba bilim de kendine bir kutsallık atfetseydi, insanlar bilimin dediklerini de dogma olarak kabul eder miydi? Bence ederdi. En azından bilimin Tanrı’dan geldiği düşüncesi, ibadethanelere kulluk vazifesi için giden insanları, araştırma ve inceleme için de ar-ge merkezlerine gittirebilirdi. İlginç bir yaklaşım oldu, farkındayım. Ama ne yaparsınız, bugünlerde herkes bu dinin gereğidir diye kendini meşru göstermeye çalışmıyor mu? En azından benimkisi Dünyamızın geleceğine dair faydalı bir strateji. Birçok şeyin temeli gibi modern Astronomi temeli de Mezopotamya’ya uzanıyor. Mezopotamyalılar mitolojiye ve dini inançlara dayanan astronomiden matematiksel astronomiye geçişi sağlamışlardır. İslam dünyasının Hicri takviminin temelinde de gene Mezopotamyalıların Ay yılı esaslı takvimi yatar. Günü 12 saate, saati 60 dakikaya, dakikayı da 60 saniyeye bölmüşlerdi. 1600’lerde Teleskop ’un keşfi ve 18.yy’dan itibaren modern gözlem evleri ve teleskopların icadı ile beraber insanlık da Ay ve uzay çalışmalarında yeni bir aşamaya geçmiştir. Dünya’nın uydusu Ay nasıl oluştu? Bu ayrıntıya dair net bir bilgi yok. Ancak Ay'ın, Dünya'nın kendi yapısına çok benzer ama daha küçük bir cisimle çarpışması sonucu oluşmuş olabileceği belirtiliyor. Çünkü bu teori, Ay ve Dünya'daki kayaların birbirine neden "Büyük Çarpışma “da olabileceğinden daha çok benzediğini açıklıyor. Büyük Çarpışma Teorisi'nde, Ay'ın yaklaşık 4.5 milyar yıl önce Mars boyutlarındaki Theia gezegeniyle çarpışması sonucu oluştuğu savunuluyordu. Bu teori, komplo teorisyenlerinin değildir; saygın bilim dergisi Nature’ da yayımlanmış bir teoridir. Ve bu teori, “Büyük Çarpışma” teorisini de egale etmişe benziyor. Tabi ki şimdilik… Finale bağlayalım artık, oldukça fazla aforizma yaptık. Gun Club adında bir Amerikan iç savaşı kalıntısı bir kulübümüz var. Bu kulübün üyeleri geliştirdikleri silahlarla nam salmış kişiler. Ancak kendi içlerinde de en çok güçlü Toplar geliştiren üyeler değer görüyor. Amerikan iç savaşı nihayete erince bu arkadaşlarımız da amaçsız kalırlar. Yeniden gündem olabilmek, üyelerin can sıkıntısına çare olmak ve Amerikan rüyasını yaşayabilmek adına kafalarını yukarı kaldırırlar. Ay’a ve Aylılara kocaman bir top fırlatmaya karar verirler. Fırlatmakla da kalmaz kendileri de içerisine binerek Ay’a ilk insanlı seyahati yapmayı planlarlar. Sonra olaylar bu şekilde cereyan etmeye başlar. İşin ilginç yanı ise şudur. Bu kitabın yazıldığı tarih 1865. Evet, Ay’a insanlı seyahatten tam tamına 104 yıl önce. Şimdi bir düşünün. 1865’de yazılan bir romanda, geleceğin tasvirinin bulunması ama bu tasvirin neredeyse yüzde yüz bir kesinlikle gerçekleşiyor olması. Uzaya gidiş fikrinin akla ilk gelişinden başlayın, bir roketin uzaya fırlatılana kadar geçecek olan tüm aşamalarını düşünün. Hepsi 1865 yılının Jules Verne kitabında mevcut. Şaşırtıcı ve bir o kadar da korkutucu. Tıpkı gecenin karanlığında yalnız kalmak gibi. Yine de hiçbir şeyin imkansız olabileceğini düşünmeyin. Her zorluğun bir de kolaylığı vardır. Gun Club ve onlara destek olan tüm milletler… Bu romanda, muhtemelen kimsenin dikkati çekmeyen esas unsurdu. O da amaç eğer dünya dışı bir hedefse insanlık ortak bir noktada birleşebiliyor. Bugün aynı hedefler doğrultusunda ortak hareket etmek hemen hemen imkansız hale geld. Ancak bir de şöyle düşünün. Ya insanlığı tehdit eden Dünya dışı bir tehdit olursa? O zaman yeniden insan olabiliriz. Tıpkı Ay’a Yolculuktaki gibi…
224 syf.
·5 günde·Beğendi·8/10
Hep diyorum Jules Verne bilim-kurgu türünün babalarındandır. Gerçekten her kitabında bilim-kurgu temasını kullanarak alt metinlerinde başka mesajlar vermeyi çok iyi bir şekilde başarıyor.

Kitaba gelecek olursak kitap ilk başlarda çok sıkıcı itiraf etmek gerekirse çok fazla bilimsel veriler. Bütün sayfalarda bilimsel terimler görmek ve bunların ne kadar uzun ne kadar ağır olduğunu sürekli okumak okuru sıkıyor. Tamam bilim kurgu kitabı ama yani akademik bir kitap gibi gidiyordu ilk başlarda.

Sonra kitap resmen kendisi hakkındaki düşüncelerimi tepe taklak yaptı. Konu aya çıkmayı hedefleyen Silah kulübün verdiği mücadeleyi anlatıyor. Bu ağabeylerimiz dedim ya ilk başlarda bir sürü hesaplamalar yaparak okuru sıkıyorlar. Bütün hesaplamalar bittikten sonra büyük top yapıp o topla içindeki gülleye bir insan koyarak aya çıkma amacındadırlar. Kitapta her şey ikinci devrede başlıyor ve elinizden bırakamıyorsunuz..

Bulunduğu çağa göre çağın en ileri seviyesinde en iyi bilim-kurgu eserlerini çıkaran Jules Verne seni saygıyla anıyorum...
224 syf.
·6 günde·Puan vermedi
Ay'a Yolculuk kitabı bana zorlu şartlara rağmen herşeyin gerçekleşebileceğini öğretti. Bu kitabın beğendiğim birçok yanı vardı. Örneğin kitabın akıcı olması en güzel yanıydı. Kitabı her elimden bıraktığımda diğer sayfanın merakı içerisinde elimden gidiyordu. Bir başka beğendiğim yanı ise bilim ile ilgili şeyleri düşünceleri ile birleştirilerek yazılmasıydı. Gerçekte Ay'a daha birşey gönderilmemiş iken yazarın bunu düşünüp onlarca ayrıntıya girerek kitabı yazması beni çok şaşırttı. Kitabın beğendiğim başka bir yönü de buydu. Ama beğenmediğim yönleri de vardı. Örneğin özellikle kitabın ortalarında sayfaların sürekli rakamlar ile dolu olmasıydı ki çoğunu da anlamadım. Ama kitabın akıcı olması bana kitabı sevdirdi.
224 syf.
·40 günde·Beğendi·10/10
Roman okuma alışkanlığınızı değiştirecek. Kesinlikle okuduğum en güzel romandı, salt bilgi ile dolu olan Jules Verne bu eserinde de bize adeta wikipedia'yı sorgulatıyor. Roman hiç beklemediğiniz bir hızda başlıyor, arada gezegenlerin oluşumunu dahi işliyor. Şaşırmamız gereken kısım bilginin niteliği değil çünkü kitabın yazıldığı 1870'li yıllarda bu bilgiler biliniyor. Şaşırmamız gereken husus bu kadar bilgiyi romanın içine dahil etmesi ve bu kadar sık dokumasıdır. Özellikle aya gidecek aracın yapımı kısmında ki ayrıntıları çok beğeneceksiniz. Iş Bankası yayınlarına ilk teşekkürüm böyle bir kitabı tekrar basmasından, ikinci teşekkürüm mükemmel kapağından...
224 syf.
Bizim biricik uydumuz olan Ay'a yolculuk. Gece gökyüzünü izlemesini fazlası ile seviyorum. Ve o karanlıklar karşısında bizleri aydınlatan Ay, umudun en büyük simgelerinden benim için. Kitabın isminde "Ay" geçmesi ve Jules Verne gibi bir yazarın kaleminden çıkması kitabı almamı sağladı. Gel gelelim kitaba;
Kitap güzeldi, fakat bilimsel terimlerin bu kadar ön planda olması iyi mi oldu kötü mü oldu karar veremedim. Olaylar akiş açısından yavaşlatmış. Kitabin sürükleyiciliğinde bir pürüz olmuş olan bu detaylar. Bir yandan kitaba gerçeklik katmış ve okuyucuları daha fazla bilgilendirmiş. Buyrun siz karar verin, iyi mi olmuş kötü mü.
Ayrıca not olarak şunu söyleyebilirim ki Jules Verne bu kitabı 1865 yılında kaleme almış. İlk aya yolculuk ise 1969 da. Bu bilgi Jules Verne'nin değerini benim için daha da yükseltmiş bulunuyor.
Sizlere keyifli okumalar..
224 syf.
·1 günde·Puan vermedi
İlk başta birazcık canininiz sıkılıyor ama ilerleyen zamanda aksiyon başlıyo ve kitabın bağımlısı oluyorsunuz köpeğin ölmesi beni çok üzdü ama kitap sizin üzülmenizi sağlamıyor.
Bir de cahillerden oluşan boş inançlılar sınıfı vardı elbette; böyleleri hiçbir şey bilmemekle kalmaz, olmayanı da bilirler, hele Ay konusunda bilmedikleri yoktur.
lütfen beni dinleyin ve aklınıza gelen bütün eleştirileri hiç çekinmeden anında bana söyleyin. eleştiriden korkmuyorum çünkü!
Jules Verne
Sayfa 55 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
"bazı durum ve koşullarda korkunç bir düşman haline gelen zamanın yenebileceği bir engele takılıp kalmak ve düşmanın keyfini beklemek gerçekten zordu."
- Tamam, diyelim ki bütün güçlükleri yendiniz, bütün engelleri aştınız, talihiniz yaver gitti, sağ ve esen Ay'a vardınız, nasıl geri döneceksiniz?

- Dönmeyeceğim!

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Ay'a Yolculuk
Baskı tarihi:
2003
Sayfa sayısı:
286
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789757384625
Orijinal adı:
De la Terre à la Lune
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Sosyal Yayınları
Astronotların aya ulaşmasından yaklaşık bir yüzyıl önce kaleme alınmış bu çarpıcı roman, Jules Verne'in gökyüzüne doğru yol alışının heyecanlı macerasını anlatıyor. Durmak bilmeyen bir tempoyla, tıka basa espiri dolu ve akıl almaz bir hayal gücüyle yazılmış olan Aya Seyahat, 1865'de İç Savaştan yeni çıkmış Baltimore Gun Kulubü üyelerinin, yapacak iş bulamayıp, başkanları Bay Barbicane'nin önderliğinde aya kadar fırlayabilecek boyutlarda bir mermi yapmaya karar vermesiyle başlar.

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

  • 1 defa gösterildi.

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları