Adı:
Ayağa Oyna Pohnpei
Baskı tarihi:
Haziran 2014
Sayfa sayısı:
264
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786054729234
Orijinal adı:
Up Pohnpei: A quest to reclaim the soul of football by leading the world's ultimate underdogs to glory
Çeviri:
Murat Sağlam
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Domingo Yayınevi
Bir gün, tam olarak söylemek gerekirse 2008 Avrupa Şampiyonası elemelerinde Andorra'nın Rusya ile oynadığı ve sadece 1-0 yenilip beklenmedik bir başarıya imza attığı gün, futbol yazarı Paul Watson ve dostu Matt Condrad bir plan yaptılar:

Dünyanın en kötü milli takımını bul, o ülkenin vatandaşı ol ve milli formayla sahaya çık.

"Hayal işte!" der geçerdik; şayet bu iki genç o günden yirmi bir ay sonra kendilerini evlerinden on üç bin kilometre uzakta, Pasifik Okyanusu'nun ortasında küçük bir ada olan Pohnpei'in kurbağalar tarafından ele geçirilmiş futbol sahasında antrenör olarak bulmuş olmasalardı.

Ayağa Oyna Pohnpei, dünyanın en zayıf futbol ülkesini tarihteki ilk galibiyetine taşımak uğruna girişilen çılgınca çabanın tümüyle gerçek, fazlasıyla samimi ve bir o kadar da eğlenceli hikayesi. Tutkulu iki genç adamın dünyanın öteki ucunda futbolun yüzünü ve kendilerine tümüyle yabancı insanların hayatlarını nasıl değiştirebileceğini anlatıyor. Bize zamanında futbola neden "güzel oyun" dediğimizi hatırlatıyor. 
SPOİLER(TAT KAÇIRAN) (Çok Fazla Değil)

Yaşanmış tutkulu bir futbol anısı.

http://tr.eurosport.com/...o4819390/story.shtml

İki arkadaş İngiltere'de yaşamaktadır.Futbol tutkuları onlara en kötü milli takımı bulup o ülkenin vatandaşlığına geçip orada futbol oynama hayaline katmıştır.Ancak oynayabilecekleri bir ülke bulamamışlardır.

Araştırma yapmaya devam ettikleri sırada Pohnpei isminde bir adacık bulurlar. Pohnpei hakkında detaylı araştırma yaptıktan sonra bir milli takımı olmadığı hatta futbol liginin bile olmadığını öğrenirler.Fikirleri değişir orada bir takım kurup teknik direktör olmak isterler.

Maceraları başlayan arkadaşlar köklü kulüplerden forma,top gibi envanterler isterler.Kimi kulüp geri dönüş sağlar kimisi cevap vermez.Bu şekilde devam eder gider kitap.

Futbol tutkunlarının okumasını tavsiye ederim.Akıcı bir kitap.Ancak bazen iki arkadaşın yaşantıları sizi sıkabiliyor tek sıkıntısı bu.Gerçek bir olay olması ise muazzam bir şey.Tutku her şeyi göze almanızı sağlayabilir.
Edebi kalite beklemeksizin sadece hikayesindeki zarafet ve saf güzellik için okudum. Aynı düşünce ve beklentiyle okuyan herkesin aynı keyfi alacağını düşünüyorum.
Bazı kitapları değerlendirirken, diğer okuyuculara net fikirler versin diye objektif davranmaya çalışırım. Benim gözümden, eğrisi doğrusu neyse onu belirtirim elimden geldiğince. Ama bazı kitaplar da var ki, onlara duygusal yaklaşmamak elde değil. Sonuçta profesyonel eleştirmen değilim ve burada da zaaf göstereceğim bir konu var halihazırda: Futbol.
Futbolla ilgilenen bir çoğumuz, çocukluk veya delikanlılık çağlarımızda şunu bir kez de olsa aklımıza getirmişizdir: Biz kendi ülkemizin futbolunda kendimize yer bulamıyorsak, öte yandan yetenekli olduğumuzu düşünüyorsak, acaba başka bir ülkede, mesela futbolun nispeten az ilgi gördüğü bir yerde oynasak nasıl olurdu? Bu fikirle kendimizi hayaller alemine daldırır, haritada yerini gösteremeyeceğimiz yerlerin futbollarında, kendimizi o toprakların Sheva'sı, Pirlo'su, Maldini'si veya Oliver Kahn'ı hayal ederdik. İşte bu adamlar işi hayalden öteye taşımışlar. Bizim milletin kronik rahatsızlığıdır zaten. Hayal eder ama bir şekilde eyleme dökemeyiz, elin adamı ise canını dişine takıp hayalinin peşinde koşar.
İki sıkı dost, Paul ile Matt, İngiltere'nin turnuvaya katılma ihtimalinin, Andorra gibi güçsüz bir takımın Rusya'yı yenmesine bağlı olması sonrasında bir karar verirler: Futbolda güçsüz bir ülke bulup o ülkenin vatandaşı olacaklar ve milli formayı giyecekler. Fikir güzel, lakin bürokrasi ve kurallar diye bir şey var. Sonrasında kafalarındaki roller biraz değişime uğrasa da hedeflerine doğru ilerliyorlar ve o ülkeyi buluyorlar: Mikronezya Federal Devletleri'nden küçük bir ada ülkesi Pohnpei. Kitabın adını gördüğümde bunu bir kişi adı sanmıştım ama sonrasında öğrendim ki ülkenin adıymış. O kadar bilmediğim bir ülkeydi yani. İşte yağmurlarla ve nemle yoğrulmuş, tarihi boyunca türlü ülkelerin gelip geçtiği, savaşlar, isyanlar ve sömürgeler sonucu bugünlere gelmiş bu topraklar, artık futboluyla kendini ispat etme yoluna girecektir kahramanlarımız sayesinde. Yalnız her yabancının, bilmediği bir yerde başına gelebilecek türlü zorluklar ve olaylar, bizim iki İngiliz kafadarın başına da gelecek haliyle. Her şey güllük gülistanlık olacak değil ya. Hikaye bu doğrultuda ilerliyor ve bizimkilerin amacı, tarihinde hiçbir resmi galibiyeti olmayan bu ülke takımına bir galibiyet de olsa kazandırabilmek.
Kitabın anlatımı akıcı ve güzel. Çeviri de hoşuma gitti, aksaklık göze çarpmıyor. Amatör ruhu ve bu ruha eşlik eden heyecanı, azmi ve başarıyla gelen katıksız sevinci derinden hissediyorsunuz okurken. Tek sorun, karakter fazlalığı oldu benim için. Ama okurken bir yerden sonra aşina oluyorsunuz isimlere ve karakterlere. Hatta içlerinden kendinize yakın hissettikleriniz dahi çıkabiliyor. Futbolu seven herkesin okurken keyifli vakit geçireceğini düşünüyorum.
Özellikle futbola ilgi duyan herkesin okuması gereken samimiyet üzerine yazılmış gerçek bir hikaye. Özellikler menajerlik oyunu tutkunlarının hayali kağıda dökülmüş..
Bugüne kadar okuduğum en gerçek ve en samimi kitap olduğunu söyleyerek başlangıç yapmak isterim. Dışarıdan bakıldığında sadece futbol severlere-özellikle de erkeklere- hitap eden bir kitap gibi dursa da azim, hırs,hayallerden vazgeçmeme, zorluklarla mücadele, çaresizlikler içerisinde doğan güneşler ile hissedilen tarifsiz mutluluk... gibi oldukça değerli ve eşsiz tecrübelerin anlatıldığı bir yaşam öyküsü aslında.

Günümüzde hepimizin yaptığı " erkenden havlu atmak" eyleminin bir anti tezi veya panzehri -artık ne derseniz deyin- niteliğinde harika eğlenceli bir kitap. O havlular atılmadan evvel artık en az bir kez daha düşünülüp, Paul Watson aklın bir köşesine getirilmeli diye düşünüyorum.

1984 doğumlu gencecik Paul Watson, gepgencecik yaşında nasıl bir çılgın projeye balıklama dalmış, neler yapmış nasıl başarmış okumak gerek, hele ki böylesi sempatik bir dille yazılmışsa...

Bence yaş, cinsiyet, futboldan anlayıp anlamamak, sevip sevmemek gibi bir takım kriterler ya da ön yargılara bakmadan bu kitabı edinin ve okuyun derim. Pişman olmazsınız...

Aşağıda size ışık tutması için iki tane video paylaştım. Bunlardan biri Paul Watson ile yapılan bir röportaj diğeri de Pohnpei'nin ve kitabın havasını hissedebilmeniz için 3 dakikalık bir tanıtım.

https://www.youtube.com/watch?v=ixui2hT7wpg

https://www.youtube.com/watch?v=ZNV-RZc4dj8
Bir insanın nasıl olup da futbol sevmeyeceğini aklımız almıyordu; ama dünyanın her yerinde böyle yaratıklar vardı.
Ben çocukken futbolcular hala normal insanlardı. Yani onlardan biri gibi olmak istediğinizde kimse sizi hayalcilikle suçlamazdı. Televizyonda, özellikle Ashton Gate'te gördüğüm birçok oyuncu semtimizin ya da komşu semtin gençleriydi; saygıdeğer bir hayatı kazanmak için çok çalışan profesyoneller. Palabıyıklı futbolcular veya cumartesi günü boyunca akşamdan kalmalıktan kurtulmaya çalışan oyuncularla sokakta karşılaşmak işten değildi. Oyuncuların maça 1920'lerdeki gibi seyircilerle birlikte otobüsle gittiği günler geride kalmış olabilirdi, ama en azından oyuncuların çoğu seyircilerle aynı şehirde yaşıyordu.
Futbol 1990'larda bir yerde değişti. BSkyB kanalı 1992'den sonra futbola büyük para soktu; Amerikalı girişimciler, petrol zengini Araplar ve Rus oligarklar kulüpleri satın alıp büyük paraların ödendiği yıldızları birbiri ardına kadroya katarak bu trendi hızlandırdı. Televizyon hakları ve ticarileşme, asırlık geleneği dümdüz etti. Bilet fiyatları tavan yaptı; ortalama taraftar, ancak Sky kanalı maçı yayınlamaya değer görürse takımını televizyondan seyredebilirken, tribünleri kombine biletleri kapışan yeni zenginler doldurdu. Futbolcular artık birer çalışan değil, maldı. Bu yüzden de süper atletler olmak zorundaydılar. Takım kaptanının maça hazırlanmak için soyunma odasında arkadaşlarına viski uzattığı günler geride kalmıştı. Bu manzaraların Bovril ve Zenith Data Systems Trophy gibi ne idüğü belirsiz kupalarla birlikte eski günlerde kalması belki iyi bir şeydir, ama sahadakiler ile tribünlerdekiler arasındaki bağ hızla kopmuştu. Artık duygulara ve başarılı semt çocuklarına yer yoktu.
O gece Pohnpei hakkında araştırmaya devam ettik. Yazıları okurken adanın kötü futbol geçmişinin nedeni ortaya çıkmaya başladı. Mikronezya Federal Devletleri'nin adalarından biri olan Pohnpei 34.000 nüfusa sahip bir Pasifik adasıydı. Avustralya'nın üç bin iki yüz kilometre kuzeyinde bulunan bu küçük ada dünyanın en ıslak adasıydı ve nüfusun yüzde 94'ü tıbben obezdi. Bu durum büyük ölçüde tuhaf bir biçimde yerel gıda yokluğuna ve ABD kaynaklı konserve ve hazır yiyeceklerin beslenmedeki ezici ağırlığına dayanıyordu.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Ayağa Oyna Pohnpei
Baskı tarihi:
Haziran 2014
Sayfa sayısı:
264
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786054729234
Orijinal adı:
Up Pohnpei: A quest to reclaim the soul of football by leading the world's ultimate underdogs to glory
Çeviri:
Murat Sağlam
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Domingo Yayınevi
Bir gün, tam olarak söylemek gerekirse 2008 Avrupa Şampiyonası elemelerinde Andorra'nın Rusya ile oynadığı ve sadece 1-0 yenilip beklenmedik bir başarıya imza attığı gün, futbol yazarı Paul Watson ve dostu Matt Condrad bir plan yaptılar:

Dünyanın en kötü milli takımını bul, o ülkenin vatandaşı ol ve milli formayla sahaya çık.

"Hayal işte!" der geçerdik; şayet bu iki genç o günden yirmi bir ay sonra kendilerini evlerinden on üç bin kilometre uzakta, Pasifik Okyanusu'nun ortasında küçük bir ada olan Pohnpei'in kurbağalar tarafından ele geçirilmiş futbol sahasında antrenör olarak bulmuş olmasalardı.

Ayağa Oyna Pohnpei, dünyanın en zayıf futbol ülkesini tarihteki ilk galibiyetine taşımak uğruna girişilen çılgınca çabanın tümüyle gerçek, fazlasıyla samimi ve bir o kadar da eğlenceli hikayesi. Tutkulu iki genç adamın dünyanın öteki ucunda futbolun yüzünü ve kendilerine tümüyle yabancı insanların hayatlarını nasıl değiştirebileceğini anlatıyor. Bize zamanında futbola neden "güzel oyun" dediğimizi hatırlatıyor. 

Kitabı okuyanlar 19 okur

  • Emre Alemdar
  • Post Mortem
  • Gökhan
  • Neslihan Ayyıldız
  • Fatih Ayvenli
  • Eliiflik
  • RESUL
  • Ceyda Küçükoruç
  • Fox Mulder
  • Antosha Chekhonte

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%16.7 (2)
9
%16.7 (2)
8
%50 (6)
7
%8.3 (1)
6
%8.3 (1)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0