Ayaşlı ile Kiracıları

·
Okunma
·
Beğeni
·
3.751
Gösterim
Adı:
Ayaşlı ile Kiracıları
Baskı tarihi:
Nisan 2013
Sayfa sayısı:
256
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754940510
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Bilgi Yayınları
Memduh Şevket Esendal'ın Bütün Eserleri dizisinin ilk kitabı olan "Ayaşlı ile Kiracıları", yazarın en önemli yapıtlarından biridir. 1946'da CHP Roman Ödülü'nü de alan yapıtta, Memduh Şevket Esendal cumhuriyetin ilk yıllarındaki Ankara'dan bir kesit sunar. Eğitimleri, uğraşları, dünya görüşleri farklı insanların ilişkilerini büyük bir ustalıkla sergiler. Romandaki kişilerde, dönemin bütün özelliklerini yansıtmaktadır. Memduh Şevket Esendal, bireysel öğelerden bir bütüne ulaşmanın en güzel örneğini vermektedir...
(Arka Kapak)
Ankara’nın bilinmeyen bir semtindeki bir apartmanda, ismini bilmediğimiz bir banka memuru olan karakterin ağzından okuyoruz romanı. Esendal bize semti tahmin etmemiz için ne ufak bir bilgi veriyor, ne de semtin coğrafyasından bahsediyor ve en ufak şekilde de romanda geçen karakterler haricinde bölgede yaşayan insanların kültüründen bahsediyor. Yani yazar semti bilmemizi istemiyor ve buna da hiçbir şekilde müsaade etmiyor diyebiliriz. Birçok karakter var kitabın içinde, hepsi de birbirinden tamamen farklı ve hemen hemen her türden insanı görebildiğimiz çeşitlikte karakterler ile karşılaşıyoruz romanda. Bu çeşitlilikte olan karakterlerin de haliyle tabii ki farklı farklı dünya görüşleri ve yaşam amaçları var, her bir karaktere farklı görüşler vermiş Esendal ve burada da kalemini kitabındaki baş karaktere teslim etmiş gibi tüm analizleri bize karakterin ağzından okutuyor. Yeni tanıştığı bir kişinin geçmişini, yolunun Ankara’ya filan nasıl düştüğünü aralarındaki diyaloglardan değil de yine karakterin bizlere anlatmasından öğreniyoruz. Bu şekilde karakter tanıtımı da bana daha samimi ve daha keyifli geldi, kitapta bolca diyalog olmasına rağmen de bu kısımların diyalog olmayıp karakterin ağzından okura aktarması hem okunabilirliği hem de betimleme kalitesini artırmış ve sürekli değişen sahneler ile de roman boyunca okunabilirlik ile sürükleyicilik de korunmuş.

Belli sabit bir konusu yok romanın, nasıl desem çözülmesi veya kurtulması gereken bir olay yok yani. Bina içindeki karakterlerin analizleri ile beraber durumlarının anlatıldığı, hayatlarının ve görüşlerinin verildiği bir roman. Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki bazı insanların yaşam şekillerine dikkat çekmek istemiş yazar, bana göre başarılı da olmuş. Kadın karakterler ve tavırları bazı okuyucuların ise hoşuna gitmeyebilir ama hoşlarına gidecek kadın karakterler de var romanın içinde. Bazı kısımlarda ise, özellikle erkek karakterlerin kadın karakterlere bakış açışı Kemal Tahir romanlarındaki gibi, tabir-i caizse yanıyor o kadınlar, ev ocak söndürür cinstenler. Esendal ve Tahir de hemen hemen aynı dönemin yazarı oldukları için de edebiyatımızda özellikle kırsal kesimin olduğu bölgelerde bu tanımların çokça kullanıldığını görüyoruz. Karakterimiz de zaten kitap boyunca kendine bir eş arıyor, bunu defalarca da bize anlatıyor, sağ olsun arkadaşı Fahri de bu konuyu sürekli gündeme getirerek konunun detaylarını ve önemini bize hatırlatıyor ve yine kitap içinde evlenilecek ile eğlenilecek kadın tanımlarını da okuyoruz. Tabii bir de kitapta geniş mezhepli Haki Bey var ki sormayın gitsin.

Roman için diğer incelemelerde arkadaşlar genel olarak dilin akıcı olduğunu ve eski kelimelerin kullanılmadığını söylemiş. Evet, kitap son derece akıcı bir dille yazılmış, eski kelimeler yok denecek kadar az ama bu roman eski diye ve arka kapağında da akıcı bir dille yazılmıştır yazıyor diye kitabı bu şekilde övmek veya bu şekilde bakış açışının olması son derece yanlış diye düşünüyorum. Öncelikle Ayaşlı ile Kiracıları’na Servet-i Fünûn döneminin eserleri gibi bakıp, bu eserden de divan edebiyatı gibi yazım şeklinin olmasını beklemek ve böyle değilmiş demek maalesef yanlış. Öncelikle kitabın yazıldığı dönemde veya öncesinde zaten kullanılan dil günümüze yakın bir dildir, çok da fark yoktur yani. Bu kitaptan çok önce yazılan İstiklal Marşı’na dikkat edilirse bu durum gayet kolaylıkla anlaşılır veya en basitinden Atatürk’ün ses kayıtlarını dinlersek kullanılan dilin günümüzden çok da farklı olmadığını rahatlıkla anlarız. Servet-i Fünûn eserlerinde kullanılan dil bilerek kullanılıyordu veya aynı şekilde sonraki dönem eserlerinde de halkın kullandığı dil olduğu için değil bilerek eserlerin içinde bu dilin kullanımına gidiliyordu; ama kitap içinde kullanılan çok da farkın olmadığı dediğim farklarda gözüme çarpan farklar ise cümlelerin kuruluş biçimlerinin farklılığı, eklerin veya fiillerin farklı şekilde kullanılması diyebilirim ama hiçbir şekilde de anlamı zorlaştıracak veya başka bir kaynağa baktıracak cinsten de değil, hatta okurken bu farklılık insanın hoşuna da gidiyor, o zamanlara daha bir yakın olunuyor. Kitap içinde hoşuma giden bir Türkçe kelime var ki o da “konturat”, yani günümüzde kontrat olarak kullandığımız kelime romanda konturat olarak kullanılmış ki çok hoşuma gitti.

Genel olarak kitap da çok hoşuma gitti, karakterlerin hepsini benimsiyoruz, Fahri gibi bir arkadaşımız olsun istiyoruz. Kitap sonunda da, özellikle eşyaların anlatıldığı bölümde bir duygusallık çöktü üstüme, karakterlerden ayrıldığıma, romanın bittiğine, odalardaki o sohbetlere artık misafir olamayacağıma üzüldüm.
Ayaşlının 9 odalı evinin her odasını kiralayan insanların yaşamlarının anlatıldığı bir kitap. Şöyle bir durum var. Günümüz yazarları çoğu yüksek eğitimli donanımlı olmasına rağmen 1930'lu yıllarda Memduh Şevket Esendal'ın yazdığı roman kadar ahenkli Türkçe kullanamıyor. Şimdiki Türk yazarların geneli böyle. Sırf sayfalar artsın diye konuyu gereksiz yere uzatıyorlar. Ancak bu roman anlaşılır bir dille uzatmadan saptırılmadan yazılmış. Ne varsa eskilerde var.
Merhaba 1000 Kitap Ailesi.

Küçük bir anekdot ile başlamak istedim incelememe. Bu kadar kitap varken bu kitabı nereden buldun da okudun diyebilirsiniz. Ortaokulda okurken Türkçe öğretmenimin bana ödev verdiği; benim ise kütüphaneye gidip roman özetleri kitabından özetini çalıp; öğretmene verdiğim roman olması. İçimde bir pişmanlık o zamandan beri vardı. Karşıma çıkınca hemen aldım ve okudum.

Kitap oldukça eski bir kitap. 1934’de basılmış. Milli Eğitim tavsiyeli 100 Temel eser içerisinde bulunan bir roman. Önce kitap olarak, sonra gazetede bölümler halinde, en son TRT’de dizi olarak çekilmiş bir kitap.

Yazarın diline gelirsek; akıcı ve anlaşılır bir dil kullanmış. 1934 yılında yazılmış olmasına rağmen o kadar güzel bir anlatım mevcut şaşırdım. O zamanın diğer yazarlarına göre kıyaslarsak eski kelimeler kullanmamış pek. Karakterler ve olaylar gerçeğe çok yakın; doğal ve abartısız bir dilden oluşuyor. Bu yüzden gerçek anıları okuyormuş gibi bir tat bırakıyor. Çoğunlukla diyaloglardan oluşuyor. Karşılıklı konuşmalarla başlıyor ve bitiyor.

Konusu Cumhuriyet döneminin ilk yıllarında; başkent Ankara’da geçiyor. Bir apartman dairesinin dokuza bölünmüş odalarının içinde oturan; insanların hayatlarını gerçekçi gözle, sadelik ve içtenlikle, rahat, zoraki betimlemeler kullanmadan, temiz ve doğal bir dil kullanılarak anlatılmış hikâyesinden oluşuyor. Yıkılan bir düzenden yeni bir toplum düzenine geçmenin sarsıntıları arasında bocalayan; farklı tabaka ve sıradan insanlardan oluşan bu roman, hem bir sosyal hayata eleştiri hem de ahlak kurallarını ele alıyor. Batılılaşma sorununun ve manevi değerlerdeki bozuluşun topluma yansımasını anlatmakta. İçerisinde çok fazla ahlak kurallarını özetleyen, bize tatlı dille olması gerekeni anlatan konuşmalardan oluşan cümleler mevcut. Alkol, kumar, uyuşturucu, dedikoduculuk, paraya düşkünlük, çıkarcılık, bencillik, sorumsuzluk gibi konulara bol bol değinmiş. . Cumhuriyet dönemi yaşayışı hakkında o yıllarda başlayan ve bugüne kadar gelen bozukluklar hakkında bilgi sahibi olmak isteyecekler için hoş bir eser. Okurken karşınızda ülkemizin gerçeklerinin farkına vardıran bir roman.

Başlarda beni sarmasa da ortalarda hareket kazanıp sonu güzel olan bir roman. Sakin sakin irdeleyerek okursanız tadına varacağınıza inanıyorum. Önceki okuduğum kitaplara nazaran biraz daha az beğendiğimi itiraf edebilirim. Belki sizlerin çok hoşuna gidebilir. Tavsiye ediyorum ama beklentiniz de yüksek olmasın. Başlarda sıkabilir ama ortaları güzel, sonu ise çok güzel. Alıntım ise " İnsan sevmek ne demek olduğunu unutuyor da beni seviyorlar diye kendini avutuyor ! "

İyi Okumalar 1000 Kitap Ailesi…
Ayaşlı ile Kiracıları, Ayaşlı İbrahim Efendi'nin dokuz odalı apartmanın odalarını, dokuz farklı kültür ve karakterdeki, aile ya da kişilere kiralamasıyla, bu insanların aralarında geçen diyalogları anlatır.

Ne yalan söyleyeyim, kitabı ilk okumaya başladığımda çok beğenemedim. Hatta " üff ya! Bu da ne? bile dediğim oldu. Ta ki baş karakterimizle, apartman sakinlerinin sohbetleri eğlenceli bir hal alana kadar :) Eğlendiğim, güldüğüm, bazen yanlış bulduğum ama yargılamadığım yaşantı tarzları, beni o karakterleri anlamaya yöneltti.

Kitaptan benim çıkarımım biraz farklı olacak.Herkes görmek istediğini görür, almak istediğini alır ya. Benim bu kitaptan çıkarımım da baş karakterin sevgi ve beğenilme arayışıydı.
Hangimiz istemiyoruz ki sevilmeyi ve beğenilmeyi?

Bir etkinliğin daha sonuna gelmiş bulunuyorum. Etkinliği düzenleyen.Medine T.'ye teşekkürlerimi iletiyorum.
--------------SPOİLER İÇERİR-----------
Yer: Ankara Zaman: Cumhuriyetin ilk yılları
Yeni yapılmış bir apartmanın dokuz odalı bir bölüğü... Bu bölüğü tutup pansiyon olarak işleten Ayaşlı İbrahim Efendi'dir. Ama kahramanımız bu pansiyonun bir odasında kalan kişidir. Romanın anlatıcısıdır.
Diğer pansiyonerler farklı meslek, tabaka ve karakterde kişilerdir. Anlatıcının gözünden bu kişileri tek tek tanırız. Oldukça kalabalık bir kadro var. kitabı okurken bazen duraksayıp "Bu kimdi?" diye düşündüğüm anlar sık sık oldu. Bu insanları tanırken aslında toplumdaki yozlaşma, çürüme ve şahsiyetsizleşmenin masaya yatırıldığını anlıyorsunuz.
Pansiyonerlerden birisi olan anlatıcı burada yaşayan farklı karakterdeki insanları birleştiren noktanın ahlaki çöküntü olduğunu fark eder. Onları tanıdıkça o pansiyonda kalıyor olmaktan büyük bir rahatsızlık duyar. Ama bir yandan da oradan kopamaz. Kendi iç dünyasında sürekli bir mücadele vardır. Şahit olduğu ahlaksızlıklar içinde pasif olarak da olsa vardır, içlerindedir. Gözlemlediği ve okuyucuya aktardığı hadiseler, bozulmuşluklar çöplüğün içinde yaşama hissi verecek cinstendir: içki, esrar, kumar, dedikodu, menfaat kokan ilişkiler, metres hayatı, gayrimeşru çocuklar, normalleşmiş kürtaj vakaları, sahte sevgiler, eşini kıskanmayan adamlar, birbirini aldatan eşler... İşte bu ahlaki çöküntünün içinde anlatıcımız ise çalışkan, dürüst, münevver sınıfından sayılabilecek, insanları küçük görmeyen, samimi, bekar bir banka çalışanıdır. Böyle olmasına karşın bu pisliğe karşı mukavemetli dursa da kayıtsız kalmamakta, yanlarında yaşamaya bir nevi mecburmuş gibi oradan kopamamaktadır.
Sonuçta bu ahlaki çöküntünün kalabalık kadrosu bu çöplükte bir bir yok olurken ahlaki duruşuyla kahramanımız ayakta kalır.
Toplumsal bir yergi diyebileceğimiz romandan çıkardığım ders şu oldu: Şahsiyeti zayıf, ahlaki zaafları olan insanlar şehvetin sarhoşluğu içinde fark edemedikleri bir uçuruma hızla yuvarlanırken ayakta kalabilen, kalbur üstü olmayı hak edenler şahsiyetli, değerleri olan kişilerdir.

Keyifli okumalar...
Büyük umutlarla almadığınız kitapların sizi şaşırtması kadar güzel bir duygu var mı ? :) Türk Edebiyatı gerçekten hayran olunası bir edebiyat.. Kitabı Rıfat Ilgaz’ın Pijamalılar’ına çok benzettim. Yine bir yerde kapalı insanlar onların ruh halleri, karakter tahlilleri, betimlemeleri ve maceraları.. Sonu pek umduğum gibi bitmese de mühim olan kitabın etkisi diye düşünüyorum. Yazarın dili oldukça yalın, anlaşılır ve akıcı. Olay örgüsü sizi sürüklüyor, kitapta fazlasıyla diyalog olması ‘şimdi ne diyecek’ dedirtiyor. Gerçekte öyle olmadığını bilsek de çoğu zaman unutup dünya sadece bizim etrafımızda dönüyor gibi hissedebiliyoruz bu kitapta her insanın kendince koskocaman bir dünyası olduğunu görüyoruz. Bence Her kitap insanlara tahammül etmekte bir adım daha attırıyor ve bu da onlardan biriydi. Tavsiye ederim :)
Edebiyatımızdaki önemli "durum" öykücülerimizden M.Ş. Esendal bu romanda bir olaydan ziyade Ankara'da bir apartmanda oturan kiracıların hayatlarından kesitler sunmuş. O yılların insanlarını anlamak adına güzel bir kitap. Bu insanların hayatlarını bize, ismi hiç geçmeyen bir karakter kendi ağzından anlatıyor. Yazarın dili çok güzel, tertemiz bir Türkçe. Kolay okunuyor, bol diyalog içeren bir kitap. Durum öykülerini sevmeyenler için biraz sıkıcı gelebilir ama tavsiye ederim.
1930 yılında Ankara'da ayaşlı İbrahim Efendi'nin 9 odalı bir evi kiralayıp 2 odasını karısına ve üvey kızına verip diğerlerini başka kişilere kiraya vermesiyle başlıyor herşey, dairedeki kiracılar ayrı ayrı odalara sahip olmakla birlikte banyo ve tuvaleti birlikte kullanmak zorundalar bu yüzden bütün hayatları içiçe geçmekte hikayeyi herkes çok beğenmiş ben hiç beğenemedim insanlar iç içe yaşıyor diye bu kadar ahlak dışı olayların normal bir şekilde anlatılması ve bunu okuyor olmak beni rahatsız etti hikaye de bütün karakterler birbirinden bağımsız şekilde biyografik olarak anlatılıyor ama ne hikmetse hepsi birbirinin hayatına bir şekilde giriyor kitabın sonunda hepsinin hayatı bir şekilde sonlanıyor ayaşlı İbrahim Efendi de başka bir evde ölü bulunuyor. Ben Türk toplumunun aile yapısına uygun bir hikaye olarak görmedim yazar alkol, kumar, uyuşturucu, dedikoduculuk, paraya düşkünlük, çıkarcılık, bencillik, sorumsuzluk gibi konulara bol bol değinmiş.özellikle ibrahim efendinin üvey ve evli kızıyla yaşadığı münasebetler normal şekilde anlatılıyor kim kimin eşiydi kim kiminleydi karıştırdım bi ara:)) bu kitap 100 temel eser arasına nasıl eklendı hiç anlamadım.
Ayaşlı İbrahim Efendi'nin, evinin odalarını farklı insanlarlara kiralamasını, farklı kültürlerden, farklı görüşlerden insanların birbirleriyle olan etkileşimini ve iletişimini anlatıyor. Kitapta karakter eksikliği yaşamayacaksınız, bolca karakter var.
Ayaşlı ve Kiracıları adlı romanda ayaşlı İbrahim efendi dokuz odalı bir daire tutar her bir odaya da bir kiracı yerleşir .Bu odalar içinde yaşayan birbirinden tamamen farklı insanların yaşamı konu edilir.Yazar sadece akıcı bir dille yazmıştır romanı.
Bu kitap da kiracıların maddiyattan daha çok manevi yönü üzerinde durulmuş, yaşadıkları hayatlar kendisi de kiracı olan baş karakterin dilinden anlatılmıştır.Baş karakter ayrıca karakter analizleri de yapmış, herkesin birbirinden haberi olduğu komşuluk ilişkilerine değinmiş ve bu ilişkiler sonucu kendi özel hayatında da tanıştığı kişi ile mutluluğa ulaşmış olup romanın sonunda hem yakınları olan kiracılar hem de sonradan tanıştığı kiracılara iyi davranan Ayaşlı' nın ölümüyle sonlanmıştır.
Memduh Şevket ESENDAL'ın cumhuriyetin ilk zamanlarını anlattığı bir kitap. Olaylar 9 odalı bir dairede geçiyor. Dönemin yaşayışı ve kültürü ile bilgi edinmek oldukça mümkün
— Çirkin bir adam, demiş.
— Erkekte güzellik aranmaz, huyu güzel olsun, demişler.
— Sevimsiz, demiş.
— Alışırsın seversin, demişler.
- Benim çocukluğum kırlarda geçti. Oraların tadını bilirim.

- Kırda büyümüş adamlara hiç benzemiyorsunuz!

- Öyle, bu şehirler, şehircikler beni bozdu.

- Kırda büyümüş insanlar bu sizin düşündüklerinizi düşünmezler!

- Şehirler insanları rahatsız eder!
Bana sormadan bir kahve pişirip yanıma koydu. Faika da odasından bir hanım sigarası getirdi.

-Kahveniz imansız gitmesin, dedi.
Severim. Niçin? Bunun niçini yok. O da beni sever, onun sevgisinin de niçini yoktur. İşte sevgi bu. Kalanı yalan. Kalanını biz uydururuz.
Ancak bir evde toplu yaşamak da hoştur. Toplu yaşanıyorsa neden sürüden ayrılmalı?

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Ayaşlı ile Kiracıları
Baskı tarihi:
Nisan 2013
Sayfa sayısı:
256
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754940510
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Bilgi Yayınları
Memduh Şevket Esendal'ın Bütün Eserleri dizisinin ilk kitabı olan "Ayaşlı ile Kiracıları", yazarın en önemli yapıtlarından biridir. 1946'da CHP Roman Ödülü'nü de alan yapıtta, Memduh Şevket Esendal cumhuriyetin ilk yıllarındaki Ankara'dan bir kesit sunar. Eğitimleri, uğraşları, dünya görüşleri farklı insanların ilişkilerini büyük bir ustalıkla sergiler. Romandaki kişilerde, dönemin bütün özelliklerini yansıtmaktadır. Memduh Şevket Esendal, bireysel öğelerden bir bütüne ulaşmanın en güzel örneğini vermektedir...
(Arka Kapak)

Kitabı okuyanlar 625 okur

  • Meliha İpek
  • selim arvas
  • Sueda Ünsal
  • zahide
  • Gözde Onan
  • Melike
  • Furkan Güreci
  • Büşra Özdemir
  • büyük yolların haydudu
  • Pelin Özgön

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%3.7
14-17 Yaş
%7
18-24 Yaş
%23.7
25-34 Yaş
%33.5
35-44 Yaş
%20.5
45-54 Yaş
%7.9
55-64 Yaş
%0.9
65+ Yaş
%2.8

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%68.4
Erkek
%31.6

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%12.4 (19)
9
%17 (26)
8
%24.8 (38)
7
%20.9 (32)
6
%12.4 (19)
5
%6.5 (10)
4
%2 (3)
3
%0.7 (1)
2
%2 (3)
1
%1.3 (2)

Kitabın sıralamaları