Geri Bildirim
Adı:
Ayaz
Alt başlık:
Bir Delinin Öyküsü
Baskı tarihi:
Aralık 2016
Sayfa sayısı:
320
ISBN:
9789944915946
Kitabın türü:
Yayınevi:
Kent Kitap
Bazen kaybederiz; umudumuzu, sevdiklerimizi ve sonunda kendimizi…

Hayata yenik başladığını düşünüyordu.
Çok şey kaybetti, kaybederken kazandıklarını hiç görmedi.
Ayaz, bir insandan çok bir coğrafya idi.
O coğrafyanın en sert özelliklerini taşıyan bir adam ve onun çileli yolculuğu.
Puslu bir vakitti sarmalayan o gece şehri… Gökyüzünde çatırdayan bir depremin dalga dalga yayılan kükreyişinde uyandı gecenin öksüz kuşları.
Utandı bulutlar bu arsızlığa, döktü usulca gözyaşlarını uzakların ötesinden izlediği sonsuzluğa.
Şimdi kahrolası bir rüzgâr taşıyordu arşın saf ruhunu.

Art arda çakan şimşeklerin böldüğü gecede, bu koca şehrin kirli sokaklarında bir adam yürüyordu yine, her adımda ezerek gecenin yüreğini.
Parkasından kan damlıyordu kimsesizliğin orta yerine, kimselerin haberi yoktu yaralanmışlığından.
Ve sabah henüz çok ötelerdeydi, son veremezdi gecenin yeryüzündeki hâkimiyetine.
Sokak lambaları bile korkup sinmişti karanlığa; bütün ışıkları söndüren karanlık sadece kendi görsel şölenini izletiyordu o gece kâinata.
Bir adam, eli yüzü kan içinde, attığı adımlar idrakinden hür; yürüyüp gittiği yol meçhul.

Aniden yandı gece, korktu sokaklar, bir nara kopup geldi ötelerden. Yaralı olan durup dinledi bu haykırışı; baktı gökyüzünün en karanlık katına.

Bir ses daha böldü geceyi; bir ses durdurdu atan bir yüreği. Yığılıp kaldı yaralı olan, şehrin kirlenmiş sokaklarına. Kimseler şahit olmadı bu cinayete, gecenin karanlığından başka.
"Bazen kaybederiz; umudumuzu, sevdiklerimizi ve sonunda kendimizi"

Hayata yenik başladığını düşünüyordu.
Çok şey kaybetti, kaybederken kazandıklarını hiç görmedi.
Ayaz, bir insandan çok bir coğrafya idi.
O coğrafyanın en sert özelliklerini taşıyan bir adam ve onun çileli yolculuğu.
Puslu bir vakitti sarmalayan o gece şehri… Gökyüzünde çatırdayan bir depremin dalga dalga yayılan kükreyişinde uyandı gecenin öksüz kuşları.
Utandı bulutlar bu arsızlığa, döktü usulca gözyaşlarını uzakların ötesinden izlediği sonsuzluğa.
Şimdi kahrolası bir rüzgâr taşıyordu arşın saf ruhunu.

Art arda çakan şimşeklerin böldüğü gecede, bu koca şehrin kirli sokaklarında bir adam yürüyordu yine, her adımda ezerek gecenin yüreğini.
Parkasından kan damlıyordu kimsesizliğin orta yerine, kimselerin haberi yoktu yaralanmışlığından.
Ve sabah henüz çok ötelerdeydi, son veremezdi gecenin yeryüzündeki hâkimiyetine.
Sokak lambaları bile korkup sinmişti karanlığa; bütün ışıkları söndüren karanlık sadece kendi görsel şölenini izletiyordu o gece kâinata.
Bir adam, eli yüzü kan içinde, attığı adımlar idrakinden hür; yürüyüp gittiği yol meçhul.

Aniden yandı gece, korktu sokaklar, bir nara kopup geldi ötelerden. Yaralı olan durup dinledi bu haykırışı; baktı gökyüzünün en karanlık katına.

Bir ses daha böldü geceyi; bir ses durdurdu atan bir yüreği. Yığılıp kaldı yaralı olan, şehrin kirlenmiş sokaklarına. Kimseler şahit olmadı bu cinayete, gecenin karanlığından başka."
"aşk derindir evlat, nasıl anlatılır yusuf olmadan kuyu?" "aşk derini kanatmaktır ihtiyar, acıtmaktır kendi tırnağınla kendi etini..."
Melike Melis
Kent Kitap
Sonun er yada geç toz olmak ise önemli olan tek şey kum tepesinin değil çölün nersinde olduğun dur.
Melike Melis
Sayfa 29 - kentkitap
“ben sende bir coğrafyayı gördüm. Göz bebeklerinde parlayan yıldızlar. Onlar bana zirveleri hatırlattı. Issız bir tepedeyim san ki, uzatsam ellerimi dokunacağım gözlerine. Öylesine güzel serpiştirilmişti ki gecenin karanlığına. Gizli günahların tanığı olduğundan utangaç biraz. Kimselerin şahit yazamayacağı kadar uzasın yeryüzüne. Uzatsam ellerimi dokunacağım gözlerine. Herkesten, her şeyden yakınsın sanki bana. Saçların sonbaharda üzgün akan sulara düşmüş çınar yaprakları gibi. Suya dokunmuş ve değiştirmiş dünyasını. Başka bir hava katmış onun masumiyetine. Uçmuş olsa da rengi, sanki adını senden almış gibi son bahar. Nefesin bir Toros esintisi, gece vakti doruklardan kopup, kırları okşayıp akıp gidiyor sahile. Beni de unutma buralarda, bana da dokun soğuk ellerinle. Korkma üşümez bedenim. Ben alışkınım bu toprağın ayazına. Kaşların toprak bir evin ocağı san ki, gözlerin tutuşturmuş ateşi, odamı ısıtmış, yüreğimi kucaklamış. Bedenim hapsolmuş o küçücük kaşlarına. Çatılarda soğuktan titremiş ve sığınacak bir saçak altı aramış küçük bir kuş gibi. Yanakların iki küçük tepecik, dudaklarınla getirmişsin mevsimlerin en kırmızısını. Beyaz çiçekleriyle gülümseyen erik ağaçlarına mı koşsun ayaklarım? Yoksa kıpkırmızı sessiz haykırışlarıyla kulaklarımı tırmalayan kirazlara mı? Sesin kainatın en güzel şarkısı olmuş, bütün güzel sesli kuşlar, bütün böcekler sesleriyle sende var olmuş. Bırak gitsin herkes, bıraktım gitti her şey. Bir sen kal yanımda yeter. Bir sen kır yalnızlığımı, bilesin ki ben sen oldukça yalnız değilim. Ben yalın ayak bastığım şu toprağın bağrında hissedilirken, aslında hep seni gizledim…”
Melike Melis
kent kitap
“Yaşamak incecik bir dalda, olgunlaşmayı bekleyen bir meyve gibi. Acıları su niyetine yürütüp gövdeye, güneşin yakıcılığından güç alıp olgunlaşmak. Olgunlaştıkça dalından kopacağın günün yaklaştığını bilerek. Büyümek, yüreğinde rüzgar çizikleriyle, dallara çarpa çarpa büyümek…”
Melike Melis
Kent Kitap
“Hayat, bir insanın boş bir tiyatro salonunun koltuğunda oturup, sahnede kendi gösterisini izlemesi gibi. Düşüncelerin yansıdığı prizmanın kendisi olduğundan farksız olarak bazen kahkahalar ile güldüğü, bazen ise hüzünlenip ağladığı bir oyun. Her şarkı, her şiir, her kitap, her film… Aslında her şey insanın kendi hikayesini sergileyen tiyatro sahnesiydi. Hep o boş salonda oturup kendi geçmişlerini izleyen insanların dudaklarından dökülen eyvahlar çarptı kadife perdelere. Oyun bittiğinde aslında oynayanın kendileri olduğunu anlayıp ayakta alkışlayanlar oldu. Harika bir performans sergilemiş gibi, kendi geçmişlerini yeniden izleyip alkışlayan o seyirciler, aslında hayatın katili onlardı. Her insan kendi hayatını bir gün o sahnede, tek başına izleyip hüzünlenecekti. Bazıları oyun bittiğinde kalbindeki burukluk ile hıçkırıklara boğulup ağlayacak, bazıları sessiz sedasız salonu terk ede-cek, bazıları ise kalkıp kendi gösterisini ayakta alkış-layacaktı. İşte onlar, kendi geçmişinin şaşaasına kapılıp alkış tufanı koparanların gözünden kaçanlardı aslında insanlığın çektiği dram. Onlar kendi oyunlarını izlerken görmezden geldiler hep. Tarih tarih, saat saat, oyunlarına işlenen aczi yet ve figüran zannettikleri günahsız çocuklar. Onlar kendi oyunlarını izlerken, gökyüzünden bombalar yağıyordu aslında. Çocuklar ölüyordu, insanlık ölüyordu, vefa ölüyordu. Çevrelerinde o kadar çok şey öldü ki, onlar sadece kendi yaşadıklarına takıldılar. Adına hayat dedikleri bu koca sahnenin her köşesinde bir dram sergilendi, bireyden topluma doğru akan bu kanlı nehrin sula-rında ıslanan ayaklarını görmeyenler, bir gün o sahnede kendi oyunlarını izleyip yine ayakta alkışlamaya devam edeceklerdi”.
Melike Melis
Sayfa 279 - Kent Kitap

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Ayaz
Alt başlık:
Bir Delinin Öyküsü
Baskı tarihi:
Aralık 2016
Sayfa sayısı:
320
ISBN:
9789944915946
Kitabın türü:
Yayınevi:
Kent Kitap
Bazen kaybederiz; umudumuzu, sevdiklerimizi ve sonunda kendimizi…

Hayata yenik başladığını düşünüyordu.
Çok şey kaybetti, kaybederken kazandıklarını hiç görmedi.
Ayaz, bir insandan çok bir coğrafya idi.
O coğrafyanın en sert özelliklerini taşıyan bir adam ve onun çileli yolculuğu.
Puslu bir vakitti sarmalayan o gece şehri… Gökyüzünde çatırdayan bir depremin dalga dalga yayılan kükreyişinde uyandı gecenin öksüz kuşları.
Utandı bulutlar bu arsızlığa, döktü usulca gözyaşlarını uzakların ötesinden izlediği sonsuzluğa.
Şimdi kahrolası bir rüzgâr taşıyordu arşın saf ruhunu.

Art arda çakan şimşeklerin böldüğü gecede, bu koca şehrin kirli sokaklarında bir adam yürüyordu yine, her adımda ezerek gecenin yüreğini.
Parkasından kan damlıyordu kimsesizliğin orta yerine, kimselerin haberi yoktu yaralanmışlığından.
Ve sabah henüz çok ötelerdeydi, son veremezdi gecenin yeryüzündeki hâkimiyetine.
Sokak lambaları bile korkup sinmişti karanlığa; bütün ışıkları söndüren karanlık sadece kendi görsel şölenini izletiyordu o gece kâinata.
Bir adam, eli yüzü kan içinde, attığı adımlar idrakinden hür; yürüyüp gittiği yol meçhul.

Aniden yandı gece, korktu sokaklar, bir nara kopup geldi ötelerden. Yaralı olan durup dinledi bu haykırışı; baktı gökyüzünün en karanlık katına.

Bir ses daha böldü geceyi; bir ses durdurdu atan bir yüreği. Yığılıp kaldı yaralı olan, şehrin kirlenmiş sokaklarına. Kimseler şahit olmadı bu cinayete, gecenin karanlığından başka.

Kitabı okuyanlar 2 okur

  • Batuhan
  • melike melis

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%100 (1)
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0