Adı:
Aydınlanmanın Diyalektiği
Baskı tarihi:
Mayıs 2010
Sayfa sayısı:
390
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789759971687
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kabalcı Yayınevi
Aydınlanma'nın Diyalektiği Frankfurt Okulunun en etkili olmuş yayınıdır. II. Dünya Savaşı sırasında yazılmış ve bir süre gizlice çoğaltıldıktan sonra 1947'de Hollanda'da kitap olarak basılmıştır. Yazarlar Önsözde niyetlerini şöyle açıklarlar: "Aslında amacımız, insanlığın gerçekten insani bir duruma ulaşmak yerine, neden yeni bir tür barbarlığa battığını anlamaktan fazlası değildi." Ama kitap bütün bunların da ötesine geçer. Batı tarihinin doğuşunu ve öznelliğin, mitlerde temsil edildiği üzere, doğaya karşı mücadelede kendisini tanımlamasını, günümüzün en tehdit edici deneyimleriyle bağlantılandırır. Pratik hayattan koparılmış bilim, biçimselleştirilmiş bir ahlak, eğlence kültürünün güdümleyici doğası ve paranoit davranış yapısı, saldırgan bir antisemitizmin Aydınlanmanın sınırlarını belirlediğini iddia eder. Yazarlara göre bu öz-yıkımsal eğilim en baştan beri aydınlanmada içkin olarak vardı; yani Nasyonal Sosyalist dehşet modern tarihten bir sapma olmayıp, Batı uygarlığının en temel özelliklerinin ifadesiydi. Adorno-Horkheimer'e göre Batı aklının bu öz-yıkımı, toplum ile doğaya egemen olmanın tarihsel diyalektiğinden kaynaklanmaktadır. Bu ayrımı ideoloji haline getiren Aydınlanmanın izini söylencesel kökenlerine kadar sürerler. "Mit zaten Aydınlanmadır ve Aydınlanma mitolojiye geri dönmektedir." Bu paradoks Aydınlanmanın Diyalektiği'nin temel tezidir.
(Tanıtım Bülteninden)
 
390 syf.
·Beğendi·8/10
Durup dururken, sabahın köründe bir insan ne diye kitap şikayeti yazmak ister ki? Kitap incelemesi yazmak varken hem de. "Sabahın köründe" yazmışım, o da önemli bak. Yapısalcılar olsaydı kafayı buna takardılar. Neden "sabahın körü mesela?" Haksız sayılmazlar, güneş tepedeyken yazmadığım için art niyetli bile sayılabilirim. Zaten "durup dururken" diye de eklemişim cümle başına. O da yalan. Üzerinden yirmi iki gün geçti.

Yirmi iki gündür "yahu bu kitap ne anlatıyor" diye sorup duruyorum. Hayır yani, lisanstayken de okumuş olmasaydım hak verirdim de, iki oldu bu. Müstakil olarak sor, neyi dert ettiklerini, nelerden yana gamlanıp ellerinde olsaydı neleri tuzla buz edeceklerini anlatayım. Gerçi bu da herkes gibi bir sayfayı geçmeyecek, içerisinde de bolca "modernizm", "popüler kültür", "Frankfurt Okulu" olan cümleleri içerir ya neyse. Belki arada bir kültürel şizofreni deyip yakayı kurtarırım da yine yetmez. Zaten ne söylediğini de anlamıyorum kitabın. Sayfalarca ilerleyip bir şeylerin oturduğunu zannettiğim her an çok fiyakalı yanılıyorum ya Hu! Öyle böyle değil! Bereket ki kitabı Saussure okumamış. Her cümleye, her kavrama, her anlama kafayı takıp dururdu muhtemelen. Yok efendim şu kavramın sunduğu anlam keyfidirden tutun, konuşulan her şey bireyin seçerek konuştuğu soyut dil repertuarıdıra kadar... Derken, Saussure biterdi de kitap bitmezdi. Bitmiyor zaten. Anlaşılmıyor da. Anlaşılmayan çok şey var hem. Mesela Kızılderililer, Amerikalılara biz buralarda yaşamaktan sıkıldık, alın biraz da siz sefasını sürün mü dediler? Sanmam. Onlar da bir şekilde maruz kalan diğer herkes gibi kan kusa kusa maruz kaldılar. Ne diyorum?

Bu dönem büyük bir ihtimalle Aydınlanmanın Diyalektiği’ni ana kaynak olarak ele alacağız, okuyup anlamaya, üzerinde derli toplu tartışmalara başlayacağız. Ciddi anlamda dilinden, üslubundan yana mağdur olduğumu hissettiğim kitaplardan oldu. Bachelard’ın Bilimsel Zihnin Oluşumu da böyleydi de neyse ki o birkaç ısrardan sonra gardını indirdi. Bu mu? Hak getire! Sadece ben muzdarip olsam yine neyse, birkaç kişi bir araya gelip dernek kuracağız. Allah’tan lisans boyunca tuttuğum notlar olduğu gibi duruyor da meseleyi oralardan tamamlıyorum.

Neyse, Horkheimer ve Adorno beyler, bizi ancak ısrar paklar. Bir süre daha sizi anlamakta güçlük çeker, sonra belki yola gelirim. Ekonomi ve sınıfı yan yana görünce derhal Marksist izaha girişmek nasıl ki çiğnenmesi günah olan bir norma dönüştüyse muhtemelen sizin için de “okurken değil ama dinlerken haklılar adamlar” derim. Bir de hâlâ umudum var, bir gün imam sorarsa “insanlığa çok şey kattılar, iyi bilirdik” diyeceğim.
390 syf.
Postmodernizm moda haline gelmeden çok önce, Adorno ve Horkheimer Avrupalı ​​entelektüeller arasında ortaya çıkan en modern araştırma eleştirilerinden birini yazdılar. Aydınlanma’nın Diyalektiği savaş sürgünlerinin bir ürünüdür.
Horkheimer ve Adorno, toplum ve kültürün tarihsel bir bütünlük oluşturduğuna inanıyor, öyle ki toplumda özgürlük arayışı, kültürde aydınlanma arayışından ayrılamaz. Bunun bir ters tarafı vardır: içinde yaşadığımız politik, ekonomik ve yasal yapılarda toplumda özgürlük eksikliği veya kaybı kültürel aydınlanmada felsefede, sanatta, dinde ve benzerlerinde eşlik eden bir başarısızlığa işaret eder.
Aydınlanma’nın Diyalektiği Karl Marx'a ait eleştirel bir sosyal teoriyi varsayar. Adorno, Marx'ı kapitalizm eleştirisi kaçınılmaz olarak kapitalizmin sürdürdüğü ve gerektirdiği ideolojilerin eleştirisini içeren Hegelci bir materyalist olarak okur.
Aydınlanma, radikalleştirilmiş efsanevi korkudur. Maliyeti ne olursa olsun, ilerlemesi peşinde koşan özgür olmayan bir toplumda, insan ya da insan olmayan, “öteki” olan bir kenara itilir, sömürülür ya da yok edilir.
390 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Çok akıcı yazılmış , rahat ve seri okunabile bir kitap.
bugün de güncelliğini koruyan olgu aydınlanmanın bizzat karşısında durduğu batıl inanç sisteminin ya da mitlerin ta kendisine dönüşmesidir anlatılan , anlatılmak istenen.
Kendimce güçlü hatta acımasız akıl eleştirilerinden biri olarak kabul ediyorum.
Şöyle ki; Aydınlanmanın  ileri sürdüğü gibi akıl sadece özgürleşme ve ilerleme değildir. Akıl aynı zamanda iktidar ve egemenliktir.
390 syf.
çağımızın en sert akıl eleştirilerinden biridir bu kitap.

ikinci dünya savaşı sürecinde amerika'ya gitmek durumunda kalan iki düşünür Adorno ve Horkheimer’ın kaleme aldığı bu kitap tapu, batıl inanç, dini argümanlar başta olmak üzere insan aklını yok sayan olgulara tepki olarak ortaya çıkan diyalektik düşüncenin tabulaşmasını ve karşı olduğu şeye benzemeye başlamasını anlatır.

eleştirinin eleştirisi hatta eleştiriye eleştiri niteliği taşır.

özne-nesne ilişkisini bilgi ve akıl ile benzeştirerek, belli kalıplar içinde insanı sınırlayan diyalektik düşünceyi yerle bir etmişlerdir.
390 syf.
·8 günde·Beğendi·9/10
İnsanın oluşturduğu rasyonel özyıkımların aydınlanma ile temellendirip,toplum-doğa arasında oluşturduğu diyalektiğin çözümlenmesi...Tarihsel açıdan insan geleneksele geri dönecektir,dönmelidir.
390 syf.
·Beğendi·10/10
Ne kadar uzun sürerse sürsün mutlaka herkesin okuması gerek. Hatta içinde anlamadığınız şeyleri internet çağındayız araştırın ve okumaya devam edip bitirin. Çünkü günümüzü anlamak için aydınlanmayı anlamak gerek. Avrupa, Amerika ve Japonya’nın rönesans ve reform üstüne aydınlanması ikinci dünya savaşı sonrası başladı ki bu günümüze rönesans ve reformdan daha yakın.
"Eşit-olmayanla eşit-olanı topladığın zaman ortaya eşit-olmayanın
çıkması bir kural değil midir? Hem adaletin hem de
24
matematiğin bir ilkesi değil midir? Bir yandan karşılıklı adaletle
ödünlü adalet arasında, öte yandan geometrik oranla aritmetik
oran arasında gerçekten bir uyum yok mudur?"
Biraz da hayatın iyi taraflarından söz edemez misin? Sonsuz burukluğun yerine sevgiyi ilke olarak ilan etmenin bir yolu yok mudur?
Theodor W. Adorno
Sayfa 288 - Kabalcı Yayınevi
İnsanlar gençliklerinde besledikleri umutlarına ihanet edip yaşamlarını dünyanın gidişatına göre ayarladıkları için sanki erken gelen bir çöküşle cezalandırılıyorlar.
Theodor W. Adorno
Sayfa 321 - Kabalcı Yayınevi

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Aydınlanmanın Diyalektiği
Baskı tarihi:
Mayıs 2010
Sayfa sayısı:
390
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789759971687
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kabalcı Yayınevi
Aydınlanma'nın Diyalektiği Frankfurt Okulunun en etkili olmuş yayınıdır. II. Dünya Savaşı sırasında yazılmış ve bir süre gizlice çoğaltıldıktan sonra 1947'de Hollanda'da kitap olarak basılmıştır. Yazarlar Önsözde niyetlerini şöyle açıklarlar: "Aslında amacımız, insanlığın gerçekten insani bir duruma ulaşmak yerine, neden yeni bir tür barbarlığa battığını anlamaktan fazlası değildi." Ama kitap bütün bunların da ötesine geçer. Batı tarihinin doğuşunu ve öznelliğin, mitlerde temsil edildiği üzere, doğaya karşı mücadelede kendisini tanımlamasını, günümüzün en tehdit edici deneyimleriyle bağlantılandırır. Pratik hayattan koparılmış bilim, biçimselleştirilmiş bir ahlak, eğlence kültürünün güdümleyici doğası ve paranoit davranış yapısı, saldırgan bir antisemitizmin Aydınlanmanın sınırlarını belirlediğini iddia eder. Yazarlara göre bu öz-yıkımsal eğilim en baştan beri aydınlanmada içkin olarak vardı; yani Nasyonal Sosyalist dehşet modern tarihten bir sapma olmayıp, Batı uygarlığının en temel özelliklerinin ifadesiydi. Adorno-Horkheimer'e göre Batı aklının bu öz-yıkımı, toplum ile doğaya egemen olmanın tarihsel diyalektiğinden kaynaklanmaktadır. Bu ayrımı ideoloji haline getiren Aydınlanmanın izini söylencesel kökenlerine kadar sürerler. "Mit zaten Aydınlanmadır ve Aydınlanma mitolojiye geri dönmektedir." Bu paradoks Aydınlanmanın Diyalektiği'nin temel tezidir.
(Tanıtım Bülteninden)
 

Kitabı okuyanlar 130 okur

  • SK
  • Gizay İlgüz
  • Umut Can Baylan
  • Timuçin KAPTAN
  • bitmeyen bir paradoksun içi
  • Münzevi Zade
  • Ra
  • Ayşegül
  • Deniz yüzmez
  • Tayfun Günaydın

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%0
14-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%22.7
25-34 Yaş
%50
35-44 Yaş
%9.1
45-54 Yaş
%13.6
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%4.5

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%32.4
Erkek
%67.6

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%46.7 (14)
9
%26.7 (8)
8
%23.3 (7)
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%3.3 (1)
1
%0