Aylak Adam

·
Okunma
·
Beğeni
·
82308
Gösterim
Adı:
Aylak Adam
Baskı tarihi:
Mart 2017
Sayfa sayısı:
160
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750802446
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Her şeye "karşı" duran, "karşı" çıkan, "karşı" olan bir adam... Aylak Adam... Bir adı bile yok. "C." diyor Yusuf Atılgan kısaca.

İnsan her şeye bunca "karşı"yken kendine de "karşı" olmadan nasıl sürdürebilir bir "karşı" yaşamı?

C., sıradanlığa, tekdüzeliğe, alışılmışın kolaycılığına hiç mi hiç katlanamıyor. Hem farklıyı, hem doğru olanı arıyor. Çabasının boşuna olduğunun da farkında üstelik.

Zor bir karakter, zor bir yaşam, yalın bir roman.
156 syf.
·7 günde
Hep bir umutla bekleriz, değil mi? Ha şimdi oldu, ha şimdi olacak... Tam yakaladık hayatı bir yerlerinden derken, gidişini izleriz. Nanik yaparak gider hem de...
Tamam bak az kaldı, bak şu da olsun düzelecek, ama bak bu işi de kotaralım oldu olacak, hadi az daha dayan, tüh yine olmadı, neyse olmadıysa vardır bir hayır, belki daha iyisi olacak, üzmeyelim tatlı canımızı, pes etmeyelim, bak bir umut daha var... Diye diye arayışlar içinde yolun sonuna gelmiyor muyuz?

Boşa koysak dolmuyor, doluya koysak almıyor. Hangi işin ucundan tutsak elimize bulaşıyor. Suya gidip susuz dönüyoruz. Şemsiyesiz çıktığımız güneşli bir günde, yağmurdan sırılsıklam oluyoruz. Bekliyoruz; tam kavuştuk derken, el sallıyoruz. Gitmelere alıştırmışken ruhumuzu, dar sokaklarda U dönüşü yapıyoruz.
Nereye gitsek, kime el uzatsak tutunamıyoruz. Bizi sahiplenmeyen bir ülke gibi... Evladına yüz çeviren bir baba gibi... Uyuşmayan puzzle parçaları gibi...Eğreti duruyoruz hayata...
En acısı da farkında olmak. Tutunamayacağımızın... Nereye gidersek gidelim, gitmek istediğimiz yere ulaşamayacağımızın. Kimselerin bizi anlayamayacak olmasının, farkında olmaktır acı veren. Bir tutamak olgusudur. Belki de kader...

Öyleyse, nasıl bir kaderdir bu? Kim bastı "play" tuşumuza? Kim sonlandıracak?
Kitapta da geçtiği gibi, oyuncağı mıydık yoksa alaycı bir varlığın? Hayatta gittiğimiz yolları bozan ya da tam varmışken silen bir çizgiroman yazarının eline mi düşmüştük? Bu kadar acımasız olmamalıydı. Biz bu kadar ararken, bu kadar beklerken, bu kadar isterken çöldeki bir serap gibi hayalden ibaret olmamalıydı.

Her birimiz içimizde birer aylak adama can veriyoruz aslında. Her ne kadar para kazanma mücadelemiz, yorgun iş dönüşlerimiz olsa da... Bedenimiz çalışıyor ama beynimiz aylak!
Kafamızda daha büyük problemlerle cebelleşiyor olsak da... Beynimiz çalışıyor ama ruhumuz aylak!Öyle ki paçalarımızdan aylaklık akıyor. Ne yapsak vazgeçemiyoruz.

Aylak bir dönemde sindire sindire okuduğum kitabı bitirince, otobüsün arkasından bakakalan Bay C. gibi bakakaldım hayata...
Ve Can Dündar'ın şiiri geldi aklıma... Hani biraz dokunan.. Hani biraz saplantılı...
"Özenle yarına sakladığınız
Bir sarı lira gibi ömrünüz,
Vakti gelip de sandıktan çıkarttığınızda,
Birde bakıyorsunuz ki
Tedavülden kalkmış..."
192 syf.
·Beğendi·9/10
Kitaba ilk başladığımda ilk cümlesinden farklı tür denediğimi anlamıştım. İlk önce kitabın anlatım diline alışmaya çalışıyorsunuz, kimin kim olduğu, ne dediği fazla anlaşılmıyor. Sonrasındaysa kitap kendine alıştırıyor.

Yusuf Atılganla ilk tanışmam.Hep böylemi yazar bilmiyorum, kitap farklı ve güzeldi. Belki ben yanılıyorumdur, ben Camusu`un "Yabancı" kiatabındakı karaktere benzettim. İkisi de toplum tarafından anlaşılmayan karakterler, kendi hallerinde yaşadıkları sanılıyor.

Aylak Adam beni insanları daha derinden araştırmaya itti, yolda yürürken her insana belki de derinde yaşadığı acısı vardır diye farklı gözle bakar oldum..

Uzun süre tadı damağımdan gitmeyecek kitaplardan oldu.
Her kese tavsiye eder miyim? Farklı türleri denemeyi seven insanlar okursa daha anlaşılır olur. Yoksa anlamazsanız okuduğunuzla kalırsınız :) Zira kitap çok dikkatli olmazsanız kağıt yığınından başka bir şey olmayacak sizin için :)
160 syf.
·7 günde·10/10
İş yerinin yoğun çalışma ortamından biraz olsun sıyrılmak, nefes almak için arkadaşımla beraber bahçeye indik. O sigara ile nefes alacak bense onun yüzündeki rahatlamayı görerek kendime telkinlerde bulunacaktım. Çıktık dışarı. Hava oldukça kasvetliydi, öğlen olmasına mukabil insanda, akşam hissi uyandırıyordu. Havadan sudan muhabbetlere daldık. Bir süre sonra iş yeri doktoru geldi ve muhabbete o da dahil oldu. O sıra işlerin yoğunluğunda yaptığım gibi parmak uçlarımdan kalkan etleri dişlerimle koparmaya başladım.

- Doktorum?
- ?
- Ben böyle böyle tırnak kenarlarımdan kalkan etleri yoluyorum, genellikle de kanıyor ve bunu sürekli yapıyorum. Bundan nasıl kurtulabilirim?
- Acı oje sür. Bir zaman sonra kronik yaraya dönüşebilir. Belirli bir zaman içinde iyileşmeyen ve sürekli tekrar etme eğiliminde olan yaralardır bunlar ve sen bunu bile isteye yapıyorsun.
- Zararı var mı?
- Kanser hücresi oluşturuyorsun işte!
- Yani?
- Anarşist hücre! Bir zaman sonra isyana başlayacak, tüm hücreleri etkileyecek.


Anarşist hücre demek, yazımın başlığını bunu yapmalıyım ya da kronik yara!

Üstte yazılanlar beklesin bir süre. Ben yazıma not düşeceğim.

Not: Kitabın 137. Sayfasındayım ve inceleme yazmaya karar verdim. Kitabı bitirdiğimi ne ben bileceğim ne de yazımı okuyan okurlar bilecek. Bu kitabın bitmeye ihtiyacı olmadığı gibi benim kitap özelinde yazacaklarım içinde bitmiş olmasına gerek yok. Merak kaçıran uyarısı vermemede lüzum yok. Kimi kitaplar için yazılan yazılar, incelemeler merak kaçırdığı için okunmak istenmezler ama bu kitap huzur kaçırdığı için okunması istenmeyecektir. Benim yazacaklarımdan karamsarlığa düşecek olanlar olursa tavsiyemdir, kitabı okumaya yeltenmesinler.

Herkes gibi olmak istemeyen bir adamın hikayesi. Herkes gibi olmaya davet eden, teşvik eden insanların ve nesnelerin arasında nefes almaya çalışan bir adam. Durmaksızın bir çağrı var. Onlar gibi taşıtlara binsin, ilaç içsin, işesin, yemek yesin isteniyor ve bu ne yazık ki süreksiz bir çağrı. Bana tanıdık gelen bir çağrı esasen. İşe git, hiçbir şey düşünmeden, sorgulamadan, üret, çalış, emek sarf et ve ardından akşam eve git yemek ye, bir şeyler izle, yat uyu. Sonra her şey tekrardan başlasın. Alışkınlıklar is loading.

Bizi mutsuzluklara hapseden alışkanlıklardan bahsedelim biraz da. Bay C’nin bir sokaktan geçerken Güler’e yaptığı çıkış gibi…

“Neden bu kadar kötümsersin?
Sen neden değilsin? Çevrene bakmıyor musun? En mutlu görünenlerine bile? Bütün bunlar üç oda, bir mutfak, iki çocuk düşü ile başlıyor. Sonra? Haydi bayanlar, baylar! Bu fırsatı kaçırmayın. Sizde girin, sizde görün. Üç perdelik dram. Birinci kısım: Dağlar dümdüz. İkinci kısım: Ne çok tepe! Üçüncü kısım: Ova batak. Bugünlük bu kadar baylar. İyi geceler. Yarın gene bekleriz.”

Oğuz Atay’ı çağrıştırmıyor mu size de! Kaygıları olan insanların, küçük hesapları olur diyen Oğuz Bey’i? Evlilik kaygısı, maaş kaygısı, gezme kaygısı, tozma kaygısı taşıyan küçük insanların yarınlarının hep aynı oluşu size de tuhaf gelmiyor mu? Bir de mutlu gözükme çabaları bu işin cabası.
Alışkanlıkları bir kenara bırakıp, kitabın anlatımına ve içeriğine odaklanalım biraz da. Bay C’nin küçük yaşlarında maruz kaldığı korkuların tüm yaşamına yansımasının anlatıldığı bir kitap Aylak Adam. Bu minval üzere kitaplar yok mu elbette var, yazımda yer yer yazarlar ve kitaplarla ilişkiler de kurmaya çalışacağım. Tabi bunu yaparken bu kitabın benzerlerinden sıyrıldığı özelliklerini yansıtmak ise en büyük gayem.

Tüm kitap boyunca yürüyen, yiyen, içen, düşünen bir adam var. Ara ara da sevişiyor. Yürürken günler, mevsimler geçiyor zaten kitabın dört ana bölümünün başlıkları da mevsimlerden oluşuyor. Mevsimler geçerken, yazarımız yürüyor, birileri ile karşılaşıyor, konuşuyor, kızıyor, vazgeçiyor ve kaçıyor… Bu esnada sağda solda olaylar oluyor ve vuku bulan bu olaylar arasında serpiştirilmiş detaylar okuyucunun dikkatini celp ediyor. Bu detaylar ilerleyen sayfalarda derinlemesine işlenirken okurun odasını müthiş bir zekâ kokusu dolduruyor, edebi anlatımına da diyecek bir şey yok. E ne kaldı anlatacak, daha ne kadar övebilirim? İnanın bitmez, kitabın her bir sayfasını tek tek incelesem yetmez! Bana inanmıyor musunuz, yazımı okuduktan hemen sonra kitabın sayfasına gidip bir alıntılara göz atın. Yine de beni haksız bulursanız sizi burada bekliyor olacağım.

Aşk var unutmadan, ona da değinelim. Bir başka yazımda şu hususa dikkat çekmiştim. “Burada aşk nedir diye soracak olsak, aşkı tanımlayan birey kadar tanım doğacaktır.” diye. Zannediyorum ki en dikkat çekeni Yusuf Atılgan’ınki olacaktır. Seni seviyorumlardan, senin için intihar ederimlerden daha öte bir aşk tanımı. Tanımı öyle bir yapıyor ki dikkatli olmak gerekiyor onu yakalamak için. Dedim ya Oğuz Bey’i çağrıştırıyor diye, birde Camus’un Yabancısı var elbette. Bu tarz Postmodern okumuş okurlar beni daha iyi anlamış olacaklar. Bildiğiniz üzere bu yazarlarımız diğer yazarlara nispeten daha çok simgeleme ile anlatımı tercih ederler. Simgeleme ile anlatımda benim için baş köşeyi Beckett alır, bunu da belirtmeden örneğe geçmek istemedim.

Simgesel anlatıma örnek alıntı:

“Artık Güler’in akşamları eve dönüş yolu değişti. Tramvay yoktu; yangın kuleli sokak yoktu. Başka ne yoktu? Bilmiyordu.”
Bay C’ye aşık olduktan sonra Güler’in hayatında değişenlerin aşkına yönelik göndermesi. Bekleyin bitmedi. Örnek alıntı iki:

“Güler’le hep bu masada buluşmasınlar istiyordu. Alışmaktan korkuyordu. Bir yerleri olması kötüydü. Sonra insan kendinin değil, o yerin isteğine uygun yaşamaya başlardı.”

Şimdi ne görüyorsunuz? Ana tem aşkın içine yüklenip bu cümleye gömülmemiş mi? Alışkanlıklar!

Son olarak kitabın başına dönüp Anarşist Hücre ile yazımı sonlandırmak istiyorum. O istenmeyen hücrenin size bir mesajı var üzerimde kalmasın ileteyim.

“Onlara bir kötülük mü ettik? Neden istediğimiz gibi yaşamamıza karışıyorlar.”
160 syf.
·5 günde
Bir yerlerden çalışmadan geçineceğimiz kadar para gelsin. Kitap okuyalım, sinemaya gidelim, müzik dinleyelim, sanatla ilgilenelim. İşsiz ama entellektüel bir şekilde yaşayalım. Mutlu olur muyuz acaba yoksa bir hep bir şeyler eksik mi kalır?

Kahramanımız Bay C, aynen bu şekilde yaşıyor ama mutlu değil. Dünyayı sallanan korkuluksuz bir köprüye benzetiyor, insanın yuvarlanıp düşmemek için uzanıp tutacağı bir tutamak olmalı diyor ve kendini bu dünyaya bağlayacak tutamağını arıyor. Ona göre bu tutamak kişiden kişiye değişiyor, bazen bir çocuk, bazen iş...
Bay C ise O'nu arıyor. Gerçek sevgiyi bulabileceği tamlayanını...
Bulabilecek mi yoksa dünyada olmayan bir şeyi mi arıyor? Belki de buldu ama bilemedi...

Yusuf Atılgan kitabında 1950'lerde İstanbul'da yaşayan baş karakter Bay C.'nin bir yılını dört mevsim başlığı altında anlatmış. Kış, İlkyaz, Yaz ve Güz. Kitapta bilinç akışı, iç monolog, diyalog, leitmotif, mektup yazma ve günlük tutma gibi anlatım teknikleri kullanılmış. Açıkçası ağırlık bilinç akışı olmasına rağmen diğer teknikleri de kullanması romanı daha rahat okunur hâle getirmiş. Bunu ilk yirmi sayfa için söylemiyorum. Çünkü kitap ilk 20-30 sayfasını okuduktan sonra anlaşılır oldu benim için, sonra çok rahat devam etti. Okumak isteyenlere az sabır gösterin ve ilk bölümü bitirin derim.

Aylak Adam yani Bay C. toplumdan kendini soyutlamış, yalnızlık hisseden bir karakter. Sıradan hayatlardan, alışkanlıklardan, bir şeylerin rutine dönmesinden korkuyor, sevmiyor ve kaçıyor. Çocukluğundan kaynaklı bazı psikolojik sorunları var. Tüm sorunların kaynağını kitabın sonuna doğru Bay C.'nin kendi ağzından okuyoruz.

Yazar, bireyin buhranlarını, yabancılaşmasını anlattığı psikolojik bir roman yazmış. Yazdığı dönemlerde toplumsal gerçekçilik romanları yazıldığı için kitabı yarışmada ikinci olmasına rağmen tefrika bile edilmemiş. Kitabın kıymeti ilerleyen zamanda anlaşılmış diyebilirim.

Yusuf Atılgan çok kitap okuyan, ama yazmayı çok sevmeyen biri, yazmanın ona sıkıntı verdiğini ağır geldiğini söylemiş. Bunun için az kitabı var. Romanları Aylak Adam, Anayurt Oteli ve Canistan, ayrıca tüm öykülerinin toplandığı bir de öykü kitabı var.

Kitapla alakalı çok konuşabilirim ama iş yazmaya gelince tıkanıp kalıyorum. Aylak Adam üzerine tonlarca makale, inceleme yazılmış bir roman. Okumanızı tavsiye ederim. Vesileyle yazarın tüm kitaplarını okudum.

Benim kadınsal bakış açıma uygun beğendiğim bir makaleyi de şuraya ekleyeyim.

Aylak Adam'ın görmezden gelinen erkekliği/ Merin Sever
https://t24.com.tr/k24/yazi/aylak-adam,1621

(Sayfa linkinde virgülden sonraki rakamı ekleyince açılır.)

Keyifli okumalar...
192 syf.
·Puan vermedi
Bu videodan Yusuf Atılgan'ın bütün kitapları hakkında filozof ve psikanalistler eşliğinde bilgi edinebilirsiniz: https://youtu.be/N7qPdz3QdlE

"Aylak Adam, boyuna gerçek bir sevgi arıyor. Bence aradığı sevgi dünyada yoktur." Yusuf Atılgan

Hepimiz hayatlarımızın bir döneminde de olsa mutlaka gerçek sevgiyi aramışızdır. Onu tek tutunacak dalımız yapmak istemişizdir, çünkü toplumda o kadar ikiyüzlü ve gülünç olan şeylerin yanında tutunmaya değer olan tek şey gerçek sevgidir. Fakat olmayan bir şeyi aramak da neyin nesidir?

Yusuf Atılgan olmayanı arayanlardan biriydi. Sırf bu yüzden o güne kadarki roman türlerine karşı çıkan Yeni Roman türünde eser vermeye başladı. Aslında 50li yıllarda Demokrat Parti ile gelen kentleşmenin etkilerinden sonra 60lı yıllarda dünyada anarşizm, hippicilik, doğallık gibi bireysel özgürlük akımlarının özellikle genç kuşağı etkilediği yıllardan bahsedersek şiirde İkinci Yeni ve romanda da Yeni Roman gibi akımların da nereden geldiğini biraz olsun anlayabiliriz.

Peki neden Yusuf Atılgan geçmişin romanına karşı çıkmak istedi? Neden C. adlı bir karakter tasarladı? Neden C nokta? Neden toplumun kalıplarına karşı çıkmak için savaştı?

Hegel’e göre yabancılaşma; insanın bireysel yaratıcılık ve bireyin kendisini tanıma sürecinin bir parçasıdır. Yani ne kadar içine dönersen toplumuna da doğal olarak o kadar tavır almış olursun. Biz de iç özümüzü, toplumumuzdan yabancılaştığımız kadar kendi entelektüel sürecimizi tanımamızın ürünü olarak 1000Kitap İstanbul Okuma Grubu 'nu örnek gösterebiliriz. Aylak Adam'daki C. karakteri bizim grubumuza katılmış olsaydı muhtemelen her toplantıya katılırdı.

Şimdi, biraz daha derinlere inelim. Çünkü C. derin bir adam. Aylak olduğu kadar derin de...

Gerçekliğin varlığı, anlam vermeye dayanır; anlam verebilmek ise, anlam veren bir şeyi şart koşar. İşte bu anlam veren şey C. karakterine göre salt bilinçtir; salt bilinç sayesinde ona göre nesneler varolabilirler. C'nin arayışı da salt bilincinin özüdür, Anayurt Oteli 'ndeki Zebercet'in yalnızlığı da onun salt özüydü misal. Canistan 'daki Selim için de erkeklik ve kendi iktidarını kanıtlamak onun salt özüydü.

Husserl'ın fenomenolojisine göre, şeyler bizim dışımızda varolmaz, onların hepsi bilinçte kurulur. Roman kişileri nesnelerle olan ilişkilerinden dolayı orada bulundukları için kim oldukları ve ne oldukları artık önemli olmamaktadır. Bu nedenle onlara verilecek isimlerin artık eskisi gibi bir önemi, anlamı olmayacaktır. İşte bu yüzden, Atılgan'ın da severek okuduğu bir yazar olan Franz Kafka 'nın Dava ve Şato adlı romanlarında K. adlı bir karakter ya da Atılgan'ın romanında C. ve B. gibi karakterler olmasının nedeni aslında budur. Çünkü esas olan bilinçtir. Hadi bilinç kazısı yapalım!

Bilinç akışı türünü pek çoğunuz duymuşsunuzdur, William Faulkner , James Joyce , Virginia Woolf vb. yazarların pek sevdiği bir edebi tarzdır hatta. Peki neden bilinç akışı? Neden bilinç akıyor?

Fenomenolojide bilince gerçek görünen gerçektir. Husserl’e göre de nesneler, zihni ilişkiler ve edimler yoluyla nesneler olarak inşa edilmektedirler. E tamam işte. İnsan bilinci de bu nesnelerin gerçekliğini bizzat kuran değil midir? İnsan öznesi merkezleşirken deneyim dışında kalan veya bilince içkin olmayan her şeyin dışlanması, görmezlikten gelinmesi veya paranteze alınması, dış dünyanın yalnızca ama yalnızca bilincin içeriğine indirgenmesi C.'nin bu kadar hızlı kurguya sahip ve daldan dala atlayan bir hayata sahip olmasını, Zebercet'in otel resepsiyonunda işlerini görürken aklına sürekli başka şeyler gelmesini -ve Atılgan'ın da bunları inatla okuruna yansıtmasını- açıklamaz mı? Atılgan da zaten bu yüzden geçmişin romanına ve topluma karşı çıkmak istedi. Çünkü Yeni Roman türü de insanın zihinsel süreçlerini nesneleştirerek yansız bir biçimde anlatırdı. Atılgan'ın hiçbir zaman taraf tuttuğunu göremezdiniz.

Herkesin birbirine benzediği, herkesin çeşitli bıyıklara, topuklara ve boyalara sahip olmayı arzuladığı bu toplumda Atılgan neden sürekli bıyık, boya, topuklu ayakkabılar gibi leitmotifleri kullanmıştır diye sorabilirsiniz, bu en doğal hakkınızdır. Biz, bir cevap çabası içerisinde bulunduk.

Oedipus kompleksine göre, erkek çocuk annesine duyduğu aşırı sevgi sonucunda babasının yerine geçme isteğini saplantılaştırır. C.'nin babasının Zehra Teyze ile yaşadığı ilişkiden dolayı baba iktidarına duyulan öfke ve babanın bıyıklarını buruması C.'de baba iktidarını eline alma ihtiyacını doğurur. C. için Zehra Teyze, annesinin yerine geçen ideal bir seksüel objedir. Zebercet için ortalıkçı kadın, annesinin yerine geçen ideal bir seksüel objedir. Selim için Esma, Maslow ihtiyaçlar hiyerarşisinin sevişme ihtiyacını karşılayan ideal bir seksüel objedir. Aslında doktorların genellikle nevrozların tam bir sebebini bulamamaları, yani sebebini bulamadıkları olaylara nevroz demeleri gibi Freudçu bakış açısına göre bu seksüel objeler belki birer nevrozdurlar?

İnsanların aynı tiplerde olmaları ve her durumda bunu korumaya çalışmaları C.‘yi yorar. Herkesin bıyıklı, boyalı ve topuklu görünüp birbirine benzeyen klonları andırması, toplumu ve bütünü reddetme ihtiyacını gerektirir. Tüm bunlar Kierkegaard'ın toplumdan uzaklaşmayı öğütleyen varoluşçuluğu gibi C.yi de toplumdan uzaklaştırıp kendisine yönelten şeylerdir.

C. sanki Nietzsche gibi davranır :
‘’Siz de ahlâkınız da tamamen saçmalık, tamamıyla şartlanmış, hiçbir iyi niyet barındırmayan davranışlar bunlar.’’ der Nietzsche. C. toplumun benimsediği tüm değerleri sahte ve gülünç bulduğu için yalnızdır. Ona göre bıyıklar, boyalar ve topuklar iyi niyet barındıran, içten gelen davranışlar değildir. Zaten bunu en başta kendisi bize söylemiştir:

"Onlar kalıplarının içinde rahat. Onlardan değilim ben." (s. 144)

Farklı bir soru olarak, neden Atılgan'ın kitaplarında bu kadar cinsellik ögesi var diye soracak olabilirsiniz, bu da en doğal hakkınızdır. Fakat biz değerli 1000Kitap İstanbul Okuma Grubu ile bu konuyu da konuşup bir çözüme ulaştırdık. Atılgan’a göre romandaki kişi, klâsik roman kahramanlarının toplumsal örnek oluşturmalarının aksine, psikolojik sorunları, yaşadıkları ve yaşamadıklarıyla, takıntılarıyla ele alınmalıydı romanda. Gezen, uyuyan, çişi gelen, aksıran, gaz çıkaran, cinsel dürtüleri olan Selim, C. ve Zebercet gibi kişiler yer almalıydı romanda. Ona göre kötü yazar, romanına yasak bölgeler koyan yazardı.

Biz de, yani 1000Kitap İstanbul Okuma Grubu olarak biz de, metropollerde yaşayan insanlarızdır. Biz de aylak adam ve aylak kadın olmak için çaba sarf edenlerizdir. "Flaneur", aylak aylak kalabalıktan bağımsız gezen adam tiplemesidir. Fakat ne yazık ki toplum normları buna pek izin vermemiştir. Çünkü her gün sabah 8-akşam 5 işe gidip her gün toplumun kalıplarının içinde bir sıvının bulunduğu kabın şeklini alması gibi bir hayat yaşayınca, insan kendi bilincinden ve kendini tanıma sürecinden de uzaklaşırdı. Hatta Moda Çay Bahçesi'nde buluşmak isterken kitap misyonerliği yapıyoruz diye kovulurduk...

İşte biz de ayda 1 kere bile olsa bu bilinçten, bu kendini tanıma ve arayış bilincinden uzaklaşmamak için toplanıyoruz. Yukarıda yazılanlar tek kişinin değil, onlarca kişinin konuştuklarının size bir yansımasıdır. Aynı C.'nin salt özünün bilinç olması, Zebercet'in salt özünün yalnızlık olması, Selim'in salt özünün erkeklik iktidarı olması gibi İstanbul'un da salt özü 1000Kitap İstanbul Okuma Grubu kitap buluşmalarıdır. Eğer siz de bizimle birlikte koskoca bir metropolün içerisinde kendi bilincinizi kovalamak ve kendi aylaklığınızın sınırlarını keşfetmek isterseniz kapımız her daim açıktır.

İşte o aylak insanlar:
1- Oğuz Aktürk
2- Ebru Ince
3- Osman Y.
4- Bülent
5- Yunus
6- Esra Koç
7- Primadonna
8- Arzu K. ve eşi
9- Uğur De Molinari
10- Nilüfer ve kızı İnci Ç
11- Keyik Nurcanova
12- ersal demirayak
13- Zafer Kaçar
14- CEYLAN*
15- Moiz Bar Hezekiah

Bize görüntülü konuşmayla katılan esas aylak:
1- Turhan Yıldırım

Gelmesi beklenen aylak:
1- Hacı Seydaoğlu

İşte o aylakların görüldüğü rivayet edilen fotoğraflar:
https://i.ibb.co/...8-04-at-17-20-03.jpg
https://i.ibb.co/pv422F2/sfsd.jpg
https://i.ibb.co/...aa581-1564953646.jpg
https://i.ibb.co/r0BcLCy/ssf.jpg
https://i.ibb.co/WK66rFb/bbvvcc.jpg
https://i.ibb.co/...2bd04-1564953707.jpg
https://i.ibb.co/0MvC3sz/sdfsdsd.jpg
https://i.ibb.co/...ea56d-1564953663.jpg

En tatlı aylak:
https://i.ibb.co/...6237c-1564953730.jpg

KAYNAKÇA:
* Aylak Adam , Yusuf Atılgan
* Anayurt Oteli , Yusuf Atılgan
* Canistan , Yusuf Atılgan
* Yusuf Atılgan'a Armağan , Kolektif
* Aylak Adam'dan Anayurt Oteli'ne, Berna Moran yazısı
* YUSUF ATILGAN: Aylak Adam ve Anayurt Oteli, Ömer Şentürk makalesi
* Aylak Adam ve Oedipus Sendromu, Ebuzer Çalışkan makalesi
Yusuf Atılgan'ın romanlarında kahraman tipolojisi, İrfan Murat Yıldırım dergi yazısı
* Aylak Adam ve Anayurt Oteli’ne Psikanalitik Yaklaşım: Atılgan’ın Oidipal Roman Kişileri Olarak C. ve Zebercet
* Yusuf Atılgan’ın Aylak Adam Romanı ve A…’dan C.’ya (A üç noktadan C noktaya) Roman kişisi, Ali Büyükaslan makalesi
* Aylak Adam ve Anayurt Oteli'nde Modernleşme ve Batılılaşmanın Sembolik Görünümü, Ensar Yılmaz ve Ayhan Şahin makalesi
* Yusuf Atılgan’ın Aylak Adam Kitabındaki Yabancılaşma İzlenimleri, Büşra Fidancı makalesi
* Canistan'da iktidarın hem bedeli hem ödülü olarak: Erkeklik, Pelin Aslan makalesi
* Yusuf Atılgan’ın Canistan Adlı Romanında Bir Anti-Kahraman: Selim, Zübeyde Şenderin yazısı
156 syf.
·4 günde·10/10
Aylak aylak dolaşan bir adam size yaşamanın ne kadar basit bir şey olduğunu öğretebilir mi? İşte bu kitap bana tam olarak bunu öğretti. Adını, şanını bu sitede öğrendiğim bu kitabı okumak, beni bazen derin düşüncelerin sahili olmayan derinliklerine sürükledi. Bazen bu adam neden böyle yapıyor dedim kendi kendime. Bazen de hayata ederi kadar değeri verince böyle oluyor dedim. Düşüncelerim kimine göre doğru olabir, kimine göreyse çok saçma. Fakat C.'nin basit yaşadığı karmaşık hayatından ders almamak mümkün mü? Elbette değil. Mutlaka herkes birşeyler almıştır bu kitaptan. Kimisi salak bu adam demiştir, sevildiklerinin değerini bilmiyor. Kimisi de hayatı bayağı abartmış. Ancak, unutulmaması gereken bir şey var. Bizler, inandığımız şey kadar varız. Ve biliyorum ki: Mutlaka bir gün bulacağım onu.
192 syf.
·8 günde·Beğendi·9/10
Daha önce hiç benzerini okuduğumu hatırlamıyorum. Gerçekten bir başyapıt. Okurken, sokakta yürürken kendi kendime konuşmalarım geldi. İllâ her roman kahramanını kendime benzeteceğim ya(!) Ama bu karakter başka. Bambaşka. O toplumdan sıyrılmış. Toplumun dayattıklarına karşı. Herkes Bay C. diyor ama ben C. Efendi diyeceğim ona. Sebebi Bayan Naciye... Neyse konuyu saptırmayalım.

(Bundan sonraki kısımlar biraz spoiler içerir.)

C. Babasının davranışları sonucu doğan bir karakter. Küçüklüğünün bir yansıması. Elbette çocukken yaşadıklarımız bizde büyük izler bırakır ama burda C.'nin C. olmasına neden oluyor. Babasının paraya verdiği değer, oğluna vermediği sevgi, onu Aylak Adam yapıyor esasen. Babası ne kadar çok paraya değer veriyorsa O umarsızca harcıyor o parayı.
Ve C. arayışta. Çocukluğundaki tek sevgi kaynağı olan Zehra Teyzesi gibi bir kadın istiyor. Bunu romanın sonlarına dogru anlasak da onun derdi bir tutamak yalnızca...

Bazı cümleleri varki cidden insanı düşünmeye itiyor. Titizlikle yazılmış bir roman olduğunu anlıyorsunuz. Unutulamayacak bir roman çağının ötesinde ve ötesinde olmaya devam edecek.
192 syf.
·13 günde·Beğendi·Puan vermedi
İncelemek gerekir mi bu romanı/kitabı? Halihazırda 538 kişi iyi kötü yapmış zaten bu eylemi. Ne diyeceğim ki hem ben, freudyen bir kitap, sevimli (olmayan) bir aylak ve kadınları (muhtemel). Kıllanmaları, yerine göre seksist, yerine göre tutarlı, ya da sadece beyin parlatan tespitleri. Anarşist bir burjuva, Selim Işık'a hayat veren tutamaklarıyla öncü bir kitap. İç burkucu, zevk verici, bağlayıcı, kum üzerinde uzanan kadınlar ile ağaçtan kaçan erkeklerin (erkeğin) hikayesi. İstanbul hikayesi mi? Şu dönem Ankara'ya daha çok yakışır sanki. Kadınlarla erkeklerin (tek bir erkeğin) farkı. Joyce, Camus, belki daha önce Yeraltı adamı evrim şeması gibi C'den önce. Sonrası yok ama , beraberiz hep. 1959'daki modern insan problemleri 2019'da var oluşumuzu düşündürtüyor. Çan eğrisi aşklar, çeşitli zorunluluklar. Arayış olacak mı hep? Yaşadığımız sürece. Bulabilme şansı? Orası muamma. Alıntılar coşmuş zaten, coşmalı da belki. C niye? B'ye dikkat çekmek için belki, hoş tesadüflere/romantik komediye yoğrulmuş beynimizi dumura uğratmak için mi? 1959 da? Sanmıyorum. “Kara Murat Benim” ya da “Bozkırkurdu Benim” gibi insanların “Aylak Adam Benim” demesine fırsat veriyor besbelli Yusuf Atılgan. İnsanların yalanlarını dinlemek güzel, olmak istediklerini söylüyorlar sonuçta, eli paketli olsalar da. Sözün kısası - zaten kısa oldu istediğim gibi- hala okumayan varsa - sanmıyorum yine- okumalı, rahatlamalı. İyi bayramlar.
192 syf.
·5 günde·Beğendi·9/10
Ben diyeyim 20,siz diyin 30 kez izlediğim bir film var.Çağan Irmak'ın 2008 yapımı Issız Adam'ı.Bilmeyen yoktur galiba,varsa da izlesin bi zahmet.Bir nesil filmi izledikten sonra Issız Adam triplerine girip sevgilisini terk etti.Şimdi hepsi yalnız.Gaza gelmeyin.Aylak Adam'ı okurken Issız Adam filmi film şeridi gibi aktı gözümün önünden.Zaten uzun zamandır tartışılan bir konu.Özellikle kült kitapların yapılan filmleri olsa da bu kitabın filmi olduğu iddia edilen Issız Adam filmi hep bir iddia olarak kalmıştır.Telif haklarından olsa gerek.İşi biliyorsun çakal Çağannnn...Defalarca izlememe rağmen her izleyişimde keşke hiç izlemeseydim de hayatımın geri kalan döneminde obsesyona daha az tanıklık etseydim dediğim 2008 yapımı filmin meğer 1959 yılında kitabı yazılmış.Aylak Adam kitabı film oldu deselerdi,adı da Issız Adam oldu deselerdi 12 sene önce haberim olacaktı bu kitaptan.
Tanıklık etmek istemediğim obsesyonlara bir bir şahit olduğum kitap Aylak-Issız Adam.

Kitap,yalın ve sade bir dilden bir hayli uzak bir şekilde insan psikolojisinin labirentlerinde ince ince gezinen bir üslupla yazılmış.Bu üslubu biliyorum,bu üslupla Peyami SAFA'da (Server Bedi) tanıştım ve çok sevdim.Çağan Irmak'da bu üslubu çok sevmiş olmalı ki Issız Adam filmini izleyip Aylak Adam kitabını okuyan herkes istisnasız bu obsesyonları hatırlayıp ilk 20 sayfadan sonra aaaaaa Bay C. Issız Adamdaki Alper değil mi yea? diyecek.Ufak tefek sosyal farklılıklar var.Mesela Bay C. işsiz paralı bir aylak olmasına rağmen filmdeki Alper çalışkan bir Şeftir.Master Şef değildir ama şeftir :) Kitap filme göre cinsellikten biraz daha uzaktır ancak psikolojik olarak iki karakter de birebir aynıdır.Biri yazılı,diğeri görsel bir anlatımdır ve ikisi de muazzamdır.Bu psikolojik travmalara tanıklık etme cesaretiniz varsa okuyup izlemenizi tavsiye ederim.

Son olarak beni en çok etkileyen KU-YA-RA ve A-DA-KO gibi iki güzel tanımı buraya bırakmak istiyorum.(Issız Adam'da yok bunlar değerini bilin kitabın :))

KU-YA-RA : Kumda yatma rahatlığı.

A-DA-KO :'Ağaç dalı kompleksi.


Kuyara, alışılmış tatların sürüp gitmesindeki rahatlıktır.
Düşünmeden uyuyuvermek. Biteviye geçen günlerin kolaylığı.

Ya Adako?

Ağaç dalındaki, gövdeden ayrılma eğilimini fark ettin mi bilmem? Hep öteye öteye uzar. Gövdenin toprağa kök salmış rahatlığından bir kaçıştır bu.Özgürlüğe susamışlıktır. Buna ben 'ağaç dalı kompleksi' diyorum. Genç hastalığıdır. Çoğunlukla Kuyara dişidir. Adako erkek. Pek seyrek cins değiştirdikleri de olur. Ağaç dalı kompleksine tutulmuş kişi tedirgindir. İnsanların ağaç dallarını budayıp gövdeye yaklaştırdıkları gibi, yakınları onun içindeki bu Adako 'yu da budarlar. Onu gövdeden ayırmamak için ellerinden geleni yaparlar. Kimi insana ne yapılsa yararı olmaz. Asi daldır o. Ayrılır.Balta işlemez ona.

Aylak ADAM,Kitabın son sözü;

''Sustu. Konuşmak gereksizdi. Bundan sonra kimseye ondan söz etmeyecekti. Biliyordu; anlamazlardı.''

Issız ADAM film müziği;

'' https://www.youtube.com/watch?v=KQxnMV5dbbo ''
192 syf.
·5 günde
Bu kitabı bana arkadaşım diyecebileceğim birisi önermişti onun sayesinde kitaba başlamış oldum. İlk başlarda kitabı okurken pek bir şey anlayamamıştım fakat ilerledikçe Sevgili C ‘ nin kuraldışı sayılabilecek toplumun tabularından uzak biraz da gerek çocukluğu ve yaşayışı bakımından kendimi gördüğüm hayatına şahit oldum diyebilirim.
— İnsanın bir tutamağı olmalı.

— Anlamadım.

—Tutamak sorunu dedim.

Dünyada hepimiz sallantılı, korkuluksuz bir köprüde yürür gibiyiz.
Tutunacak bir şey olmadı mı insan yuvarlanır.

Kimi zenginliğine tutunur; kimi müdürlüğüne; kimi işine.

Ben, toplumdaki değerlerin ikiyüzlülüğünü, sahteliğini gülünçlüğünü göreli beri, gülünç olmayan tek tutamağı arıyorum:

Gerçek sevgiyi!
Yusuf Atılgan
Sayfa 183 - Can Yayınları 1. Basım

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Aylak Adam
Baskı tarihi:
Mart 2017
Sayfa sayısı:
160
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750802446
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Her şeye "karşı" duran, "karşı" çıkan, "karşı" olan bir adam... Aylak Adam... Bir adı bile yok. "C." diyor Yusuf Atılgan kısaca.

İnsan her şeye bunca "karşı"yken kendine de "karşı" olmadan nasıl sürdürebilir bir "karşı" yaşamı?

C., sıradanlığa, tekdüzeliğe, alışılmışın kolaycılığına hiç mi hiç katlanamıyor. Hem farklıyı, hem doğru olanı arıyor. Çabasının boşuna olduğunun da farkında üstelik.

Zor bir karakter, zor bir yaşam, yalın bir roman.

Kitabı okuyanlar 17.393 okur

  • Baran G.
  • Songül Aldemir
  • Hilâl Bayar
  • Ayşe Yeğen
  • ömer akdeniz
  • Fatih G
  • aleyna toprak
  • ayse mert
  • Alper Akbaş
  • gamze aslan

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%12
14-17 Yaş
%2.9
18-24 Yaş
%27.5
25-34 Yaş
%35.4
35-44 Yaş
%15.8
45-54 Yaş
%3.9
55-64 Yaş
%0.5
65+ Yaş
%1.6

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%64
Erkek
%36

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%5.1 (250)
9
%4.6 (223)
8
%4.3 (209)
7
%2.4 (118)
6
%0.9 (46)
5
%0.6 (27)
4
%0.2 (8)
3
%0 (2)
2
%0.1 (4)
1
%0.1 (3)

Kitabın sıralamaları