Aynalar Neredeyse Evrensel Bir Tarih

8,2/10  (48 Oy) · 
114 okunma  · 
60 beğeni  · 
3.893 gösterim
Eduardo Galeano imzalı bir kitabın kapağını çevirmek üzereyseniz, bilmeniz gereken bir gerçek var: bu kitap alıştığınız kitaplara hiç benzemez. İster öykü, ister deneme, ister anlatı, türü ne olursa olsun, Galeano anlattıkları kadar anlatma biçimini de önemseyen, muhalif bir edebiyatçı.

"İnsanların, özellikle de Latin Amerika halkının mustarip olduğu unutkanlıkla savaşmak için" yazdığını belirten Eduardo Galeano, geçtiğimiz mayıs ayında Chavez, Obama'ya Latin Amerika'nın Kesik Damarları kitabını hediye etmeden önce de çok tanınan, çok okunan bir yazardı. Ama bu olay, onun tüm dünyada çoksatanlar listelerine girmesine yol açtı.

Eduardo Galeano'nun son kitabı Aynalar, eski çağlardan günümüze uzanan dünya tarihini kısa öyküler, denemelerle anlatan, şimdiye dek alıştıklarınızdan çok farklı, çok renkli, çok muhalif bir tarih kitabı.

Eduardo Galeno Aynalar'la dünyaya bakışınızı değiştirmeyi vaat ediyor.
(Tanıtım Bülteninden)
  • Baskı Tarihi:
    Aralık 2009
  • Sayfa Sayısı:
    392
  • ISBN:
    9789755704371
  • Orijinal Adı:
    Espejos Una Historia Casi Universal
  • Çeviri:
    Süleyman Doğru
  • Yayınevi:
    Sel Yayıncılık
  • Kitabın Türü:
Muzaffer Akar 
25 Ara 2017 · Kitabı okudu · 10/10 puan

“Neredeyse evrensel bir tarih” diyor yayınevi kitabı tanıtırken. Bence “neredeyse” değil tam da olması gerektiği gibi. Ne bir eksik ne bir fazla, hepsi tamam söylenmiş. Belki de koca ciltli binlerce sayfadan oluşan tarih setleri bu kadar doyurucu bir anlatımla verememiştir insanlık tarihini okuyucuya.

İnsanlık tarihinin ilk efsanelerinden dinlerin doğuşuna, ilk icatlardan anakara keşiflerine, devrimlerden savaşlara koca bir tarih 600 kısa başlıkta bazen kısa öykülerle anlatılmış. Bu başlıklardan okuyucuyu rahatsız edecek bilgiler de çıkacaktır mutlaka, “ yok o öyle değildi” tarzı karşı çıkmalar elbette olacaktır zira şimdiye kadar hamasi anlatımla verilen çarpık tarih bilgileriyle örtüşmeyen bir sürü bilgi çıkacak okuyucunun karşısına. Kitabı okurken “ sizi rahatsız etmeye geldim” diyen Ali Şeriati geldi aklıma. Onun sözü yobaz dincilere idi, Eduardo Galeano da belli ki bizi rahatsız etmeye gelmiş, onun sözü de tüm insanlara.
Söylenmemişi söylemek cesaret işi, işte bunu da yapıyor Uruguay’lı gazeteci yazar. İnsanlık tarihinin karanlık noktalarını söylemek de cesaret işi. İsimsiz ölüleri, ırkçılığı, ayrımcılığı ve diktatörlükleri dillendirmek, açık etmek halen daha cesaret ve vicdan işi değil mi?
Kitabı okuyacaklar ayrıca araştırmalara ihtiyaç duyacaklar, bunun için biraz zaman ayırmak gerekecek ciddi okuyucuya. Biz kitap kulübü için seçtik bu kitabı. Edebi metin değil belki ama çok faydalı, doyurucu ve düşündürücü bir okuma oldu benim için.

Oğuz Aktürk 
 05 Oca 18:02 · Kitabı okudu · 8 günde · Beğendi · 7/10 puan

İncelememin daha detaylı ve kitapla ilgili çizimler içeren hali için blog'uma bakmanızı bu sefer epey öneririm : https://kitapciziyorum.blogspot.com.tr/...galeano-aynalar.html

Ayna ayna söyle bana var mı benden daha ırkçısı, kadın düşmanı, bilim karşıtı, para kölesi bu dünyada?

Eduardo Galeano - Aynalar kitabı 1000kitap 2. İstanbul Buluşması için oylama usulüyle belirlenmiş kitaptır.

Küçüklüğünüzde ya da etrafınızdaki eğlence mekanlarında mutlaka görmüşsünüzdür sizi olduğunuzdan şişman, zayıf, uzun ya da kısa gösteren aynaları... Bu "olduklarından farklı görünme" konusu bana bu incelemeyi yazma konusunda da küçük bir ilham oluşturdu. Galeano aslında Kuzey Amerika, İngiltere ya da diğer Avrupa ülkelerini Aynalar kitabında bahsettiği konularla iğneleyici bir dille eleştirirken aslında bu kıtalarda halkını kapitalist bir düzenle yönetmeye alışmış liderlerin, iktidarların ve diktatörlerin ülkelerinin masum görüntülerinin altında yatan şeytani ve göründükleri gibi masum olmayan geçmişlerini hatırlatmak istemişti.

Güzel şeylerin olduğu ve insanların mutlu hissetmeye başladığı anda, Orfe'nin lirini çaldığı ve etrafındaki insanları dans ettirmeye hazırlanıp farklı bir şeyler yapmaya kalkıştığı sırada sanki tepelerinde beliren bir Zeus kitabın 49. sayfasında da "Zeus bir yıldırım gönderdi ve bu küstahlıkların yazarını ikiye biçti." belirtildiği gibi insanların mutlu olmalarını istemiyor gibiydi.

Dünyada herkes kadın ve bilim düşmanı, farklı düşüncelere kapalı olmaya başlamışken ortaya çıkan Erasmus, Galileo, Rembrandt, Hypatia, More, Kopernik gibi aydın isimler kilisenin hakimiyetinde olan dönemlerde belirttikleri bilimsel ve o zamanki zihniyete göre ütopik düşünceleriyle aslında çok büyük bir cesaret ve özgüven oyunu oynuyorlardı. Ama kilisenin onların ağzını kapatması tabiri caizse "KİLİSELENMELERİ" çok da geç olmadı.

Aslında Galeano dünyanın kanayan yarası olan kölelik konusunun üzerine fazlasıyla eğilmeyi amaçlamıştı. Onun 170. sayfada yazdığına göre Afrika köle satıp silah satın alıyordu: kol gücünü şiddetle değiş tokuş ediyordu. Böylelikle Afrika tam bir zenci köle üretim makinesine dönüşmüştü.

Galeano'nun düşüncelerine paralel olarak Lord Byron daha 19. yy'ın başlarında bir söz söylemişti ki bu cümlesi tam da Aynalar kitabında anlatılan şeyleri doğrular nitelikteydi : "Günümüzde artık insan üretmek makine üretmekten daha kolay." Ford Sistemi'ndeki üretim sistemi gibi kapitalizmi çağrıştıran düzenler aslında zenci köleleri, köleleşmek için üretilen ve yaşatılan insanları bir üretim makinesinde görmeye benziyordu. Parayla köle satın alınıyor fakat sonucunda daha da çok para kazanılıyordu. Zaten böyle Avrupa'daki Sanayi Devrimi ya da Amerika'daki bütün o teknolojik gelişmelerin temeli atıldı.

İşgalci patronlar ve para babaları daha çok para kazanmayı arzu ettikleri, yerel insanların yaşadığı ve hiç keşfedilmemiş yerlerin bulunduğu ülkelere giderken aslında bu yerel insanların ağızlarına resmen para tıkayarak onları bir bakıma susturuyor ve böylelikle sadece kendilerine çalışılması için kalplerini çalıyordu.

Kadın yasağın kelime karşılığıydı zaten... Zevklerden, yaşama, düşünce ve fikirlerini özgürce belirtme hakkından, ötekileştirilememelerden, istedikleri gibi giyinmelerinden, bilimsel icatlardan, sevinç, duygu, eğlence gibi bütün manevi haklardan kadınların arınması gerekiyordu. Bu nedenle kadın denilen bu illet görüldüğü yerde susturulmaya çalışılıp kilise tarafından çarmıha asılan bir tarihsel sembol haline getirilmeliydi. Galeano da zaten tam olarak bunların farkındalığını kazandırmak istiyordu.

Liderlerin ve para babalarının dünya yansa da umurlarında değildi zaten. Onlar köleleriyle beraber saydıkları paranın keyfini sürerken birileri zaten onlara o sıralarda para kazandırıyordu.

Galeano aslında hiç kimsenin duymak istemeyeceği, ışık tutulmamış konulara bir fener niteliği olma özelliğini anlatmaya çalışırken dünyada her şeyin erkekleştirilmeye ve kadınsızlaştırılmaya başladığı yerde bir farkındalık yaratmaya çalışıyordu.

Kapitalizmin nasıl yok edilebileceğine dair ütopik bir öneriydi Muse'un Animals şarkısı. https://www.youtube.com/watch?v=tFG_5PBl2K8 Belki de Galeano da bir Muse hayranıydı, kim bilir?

10 puan üzerinden verdiğim 7 puana ve eleştirilerime gelecek olursak; puan kırdığım yerler aslında Galeano'nun bu emek dolu kitabının genel aurasına gölge düşürmeyecek şekildeydi. Fakat Türkler ve Osmanlı Devleti gibi konulardan neredeyse hiç ve Atatürk, Dostoyevski gibi dev isimlerden hiç bahsedilmemiş olması benim 1 puanı kırmama yetmişti.

Bir dine bağlanıp da huzuru bulmaya çalışan, kendisini ve hayatını sorgulamaya adayan insanları Celal Şengörcül bir üslupla eleştiren, yüzlerce sayfalık kutsal kitaplardan tek cümlelik alıntılar cımbızlayarak sadece "Öldür." kelimesine odaklı IŞİD gibi bir mantıkta bazı bölümler hazırlayan bir Galeano vardı bazen karşımda, bu yüzden de 1 puanı gitmişti. Ayrıca üç din aracılığıyla günümüz dünyasına hükmeden bir Tanrı'yı Hristiyanlık gibi bir dinle açıklamaya çalışıp, Hz. İsa'yı anlattığı bölümlerde onun Tanrı'nın oğlu olduğunu belirtmesi de bir eksiklikti benim için. Çünkü Markos 10:18'de "Bana neden iyi diyorsun? Tanrı dışında kimse iyi değildir." ve Markos 12:29'da "İsa şöyle karşılık verdi: ‹‹En önemlisi şudur: ‹Dinle, ey İsrail! Tanrımız Rab tek Rab'dir." ya da Nisa Suresi 171. ayette "Allah üçtür demeyin. Kendiniz için hayırlı olmak üzere (bundan) vazgeçin. Allah, ancak bir tek tanrıdır. O, herhangi bir çocuğu bulunmaktan münezzehdir." gibi alıntılarla belirtildiği gibi aslında teizme bağlı kutsal kitaplar ve İncil'in de bazı kısımları açıkça Hz. İsa ile Tanrı'nın ayrımını net bir şekilde ortaya koyuyordu.

Ermeni Soykırımı gibi bir konudaki görüşünü tek bir millet üzerinden ofansif olarak biraz da taraflı bir şekilde değerlendirerek aslında System of a Down'ın yazdığı https://www.youtube.com/watch?v=X-bNqBjKrQI Holy Mountains adlı şarkıda belirtilen tepki ve eleştiri kültürünün epey bir aşağısında kalıyordu. Evet, Holy Mountains şarkısı Türklere de yazılmıştı fakat onları yurtlarından atmak isteyen İngilizlere, Fransızlara, Ruslara, Aras'ın etrafında yaşayan diğer boylara karşı da bir seslenişti. Siyasi anlamda baktığımız şeylere aslında edebisel ve müzikal anlamda bakmayı bilmiyorduk. Sırf siyasi görüşlerimiz ve kabarık milliyetçi duygularımız yüzünden bir kitabı, bir düşünceyi, bir fikri, bir müziği, yani aslında bir emek bütününü kolayca çöpe atabiliyorduk. Aynı Galileo, Rembrandt, More, Hypatia, Erasmus ve Kopernik'e zamanında yaptığımız gibi.

Geriye kalan 1 puan ise kitabının adına "Neredeyse Evrensel Bir Tarih" denilip de aslında dünyasal bir tarih ortaya koymuş olunmasındaydı. Çünkü dünya dışında herhangi bir gezegenden, noktanın da noktası kaldığımız evrende ne uzaydan ne de başka hiçbir yerden, Neil Armstrong'dan, Yuri Gagarin'den, uzay ve evren araştırmalarından, 1971'de doğan ve aslında Harari'nin de kitabının başlığında belirttiği gibi bir bakıma "Yarının tarihi"ni yazacak olan Elon Musk'dan bahsedilmemişti. Bu yüzden kitap "Neredeyse Dünyasal Bir Tarih" olarak adlandırılmalıydı.

Eğer buraya kadar okuduysan bil ki seviliyorsun ve aydınlandın! Keyifli okumalar dilerim.

Tuco Herrera 
 24 Oca 20:07 · Kitabı okudu · 7 günde · Beğendi · 10/10 puan

Selamlar olsun size 1K ahalisi ve işsizlikten nasibini almak için bu incelemeye tıklayıp nasibini alacak olanlar...Artık bir gelenek haline geldi bunu belirtmek ama HEMENCİK yine AMA yine ÜSTÜNDE durup ALTINI çizmekte fayda var ki bu kitabı da sahaftan aldım ... Neredeyse sıfır ve 12 "milyon" (bkz: old school da BİLEREK sınıfta kalanlar ).. Sağolsun Adilhan Pasajında Piraye' den Turgut abi biraz delayli olsa da halay başı olmak isteyen naçizane şahsımıza beyaz mendil kıvamındaki bu kitabı gayet uygun bir fiyattan tokaladı .. Kendisine bir kez daha burdan teşekkürü bir borç biliyorum...ve tabii ki ısrarlı telefonlarımla bir rehine krizine dönüşen bu alamayış ama kendi açımdan verişin ortasında kalıp 2 dükkan arasında mekik dokuyan elimdeki kare ası , içi içli köfte dolu sefer tası , ablaların ablası ve orta doğu ve balkanların en efsane en bi cicisi , sahafların HASI Gülden Ablam...Sen olmasan ben ne yapardım ? =)) pek çok öpüyorum seni MUK MUK!! =))
Bu kitap aslında bayadır listemdeydi.. Severim , hem de pek bi çok severim Eduardo Galeano' yu da ,bana kendisini tanıma fırsatı sunan Soner Yalçın' ı da.. Ama aklımda , bundan öncesinde okumak için sıradaki kitabı Tepetaklak idi .. 1000Kitap İstanbul Okuma Grubu olarak karar almışlar.. Kim , nasıl kabul ettirmiş bilemiyorum ..Aralarında anlaşıp, secmişler bu kitabı..1K'da oraya burya dadanıp, milletin iletilerine salça olduğum ve işsizlik bayrağını göndere çektiğim sıralarda , ekranda akışa düştü söz konusu ileti.. Şaşırmadım dersem yalan olur .. Kendim bugüne dek bir okuma grubunun etkinliğine dahil olmuş değilim.. Zaten biz metalci kesimi bir araya ancak konserde kapı önü muhabbetine ya da içip ziftlenmek için barda bir araya geliyoruz .. Baktım bizim tayfadan canikovalar da geliyor dedim tamam ben de varım.. Güneş tutulması gibi kadro .. Metin T. abi (adam mother russia dan geldi WTF?!?! ) , Muzaffer Akar abi falan sevdiğimiz bir dolu insan..Son anda topu filelere takan gavur Samet Ö.!!! yazdık bunu kenara =)) Kanbersiz düğün olmaz Tuco inda HOUSE !!! =)) İstanbul' un trafiğinin güdümlü füzelerini ağzımızın üstüne yiye yiye geldik Kadıköy'e.. Mekanın önüne geldim girdim içeri .. Elimi kapıya attım..Kapı açılmıyor!!! Açamıyorum kapıyı .. Sağdan çekiyorum soldan çekiyorum kendime..Yok!!! Sürgülüymüş meret .. Kan yüzüme akın etti... Karizma yerlerde =P Arkadan arkadaş açtı girdim içeri.. Kimsin dediler .. Ben dedim Tuco Herrera .. Hemen ya arkadaş sen sahiden işsiz misin falan fistan gülüştük .. Bu arada ben kitabı da okumamışım , GEZİ GÖZLEM kolu kıvamında katılıyorum olaya .. Rakı sofrasında , beyaz sofra örtüsü üzerinde , boynu bükük kimsenin çatalla taciz etmediği , burun büktüğü iç güveysinden hallice "yeşillik" tabağındaki zoraki ikamet eden sürgün yemiş ,sararmış Suriyeli maydonozlar kıvamındayım..Kimseye bişey de diyemiyorum.. Şöyle nabız yoklayaraktan , konuşulanlara kulak kabartaraktan dinledim.. Döndüğümde yapılan incelemeleri de , eleştirileri de okudum.. Ordayken de sordular nedir ne değildir diye .. Yapılan YAMUKLUKLARI anlatıyordur dedim..Güldüler =)) ( ben de olsam ben de gülerdim halime ZOHAHAHAHAHAH =) ) .. Mekana gelmeden önce zaten bir cephe savaşı dönmüş anladığım kadarıyla din muhabbeti üzerinden 2 taraf arasında.. Ben de kız evine hayırlı iş için gidilirken koltuk altına kıstırılıp hediye paketine sarmalanmış ziftli lokum kıvamında tam üstüne denk gelmişim.. Bu din muhabbetini bir kenara not ettim aklımda.. Benim bildiğim Galeano' nun bu işlerde bezi yok .. Bir de dediler ki Atatürk ' ten ve Osmanlı' dan da hiç bahis açılmıyor.. Buna da check .. Döndüm geçte olsa baya hatim ede ede 5 günde falan okudum kitabı..

Şimdii...Zurnanın zarıldadığı yerlerdeyiz cimcimeler ve esas oğlanlar (haydi isim de vereyim POCAHONTASLAR VE GERONİMOLAR =) ).. Öncelikle kendi açımdan hemen belirteyim ki sonradan sıkıntılara yelken açmayalım .. Tartışmanın yelkenleri ad-hominem rüzgarlarıyla dolmasın .. Benim dinlerle ilgili en ufak bir alıp veremediğim yok..İnananlarla da bir sorunum yok.... Voltaire ' in dediği ( ya da dediği iddia edilen sözündeki) gibi düşüncelerinize totalde karşı da olsam , karşıt fikirde de olsak bunu dile getirebilmeniz , kendinizi ifade edebilmeniz için herşeyi yaparım.. Haksız da olsanız , suçlu da olsanız suçunuz ispat edilene dek Magna Carta sözleşmesi halen daha geçerli bildiğim kadarıyla ..Değilse de işbu inceleme de ben yürürlüğe koydum! Bunları bir kere yan cebine bi at .. Karşında değilim ..YANINDA DA değilim .. Benim gibi bir işsiz için , bu etkinliğe katılırken EN önemli olan şey GERÇEKLERDİ.. Bu bir edebi kitap ya da roman değil .. Roman veya diğer edebi neşriyat , öykü olur , anı olur , gezi yazısı olur .. Bunlar göreceli şeyler .. Sen sevmezsin , ben severim.. Burda tarihi olaylar söz konusu... bunlar Zweig' ın ardı arkası kesilmez betimlemeleri değil !! Ben Yozgat' ta her 10 evin kaçında , kaç günde bir analı kızlı ardına mücver yeniyor , 3 sene sonra Çorum ,New York'tan sonra dünyanın Nike ürünlerinin tüketim sıralamasında 2. gelecek , Kırklareli' nde bu sene hane başına 1 ton mercimek tüketildi tarzı realitelerden yanayım .. Benim işim gücüm bu, söz konusu Eduardo Galeano olduğunda .. Kesin bilgi !! Şimdi misal denmiş ki evrensel bir tarih mi? Cidden çok sevdiğim taze asker adayı Oğuz Aktürk arkadaşım yöneltmiş bu eleştiriyi.. Evet değil !! Kabul !! Ama geçmişten geleceğe ışınlanıp elde ettiği teknolojiyle Mars' ta koloni kurup etli ekmek üstü PLAZMA ticaretine sardırmış Konyalılar da söz konusu değil günümüzde (TERMİ-LEVENT hariç =P !! ).. Evren dediğimiz şey üzerinde hayatımızı sürdürdüğümüz dünyamız bizim için.. Sanırım İslam'la da alakalı eleştirel yorumlar vuku bulmuş ben toplantıya gelmeden önce .. Ben kesinlikle İslam'a yöneltilmiş bir negativite okuna rast gelmedim..Bilakis savunulmuş.. Başta da söyledim şimdi de söylüyorum .. Bu adamın dinle değil dini kendi çıkarına alet edenlerle derdi ..

LÜTFEN AMA LÜTFEN DİNİ ÇIKARLARINA ALET EDEN YOBAZLAR İÇİN bkz sayın cevizkabukları : #26681147

Ve sözde medeniyet kavalı tüttüren eli petrole, emekçinin kanına , alın terine bulaşmış peygamber Muhammed biografisi yazıp yazabilecek dünya üzerindeki en son kişi olan İKİ YÜZLÜ ARAMCO ortakları için bkz : #26682728.

ve Nadia Comaneci ' yi ağzına alan, elindeki traş bıçağını bir inatla bırakmayan Şener Şen edasıyla bkz : #26681147 />
-----------------------------------------------------------------------------------------

Bunların aksi olaydı Eduardo Galeano gibi bir yazar , edebiyatın kilometre taşlarından biri olan ve İlahi Komedyayı yazan Dante gibi yazara gelişine vole vurur muydu ? Bu zihniyetin tohumları , şer odakları olan söz konusu Papalar daha 2010 larda yaptıkları konuşmalarda hedef almıyorlar mıydı peygamber Muhammed ' i.. kendi ellerindeki kanı unutturmak için suni gündem yaratıp , kiralayarak oturtturdukları koltuklarda takım elbiseli tiplemelere alkışlatmıyorlar mıydı aleni hakaretlerini İSLAMA KARŞI? Bunları ne çabuk unuttunuz ?!?!?!

Bu yüzden İslam ile alakalı eleştirileri NET geçiyorum .."Cımbızlanmış" olanlar bu kesişim kümesinde yer almıyor.. Hristiyanlık itikati de bizi bağlar diyenler..TAMAM GÜZEL KARDEŞİM ... farzı misal sen günümüzde değil de bundan yüzyıllarca önce sömürgeci ispanyollar gelmeden önce inkalar mayalar adıyla anılan bir toplumun içinde yeralan baldırı çıplaklardan biriydin... İspanyollar geldi ve inandığın herşey bir gün içinde kafir - pagan - heretic ilan edildi.. seni öldürmek için 4 ayak üstünde koşan eli mızraklı tipler peydah oldu.. kırıp geçirdiler seni de soyunu da .. YETMEDİ!! Sana bünyende, bağışıklık sitemindeki databesede esamesi dahi okunmayan, hiiiç adını dahi duymadığın çiçek hastalığını bulaştırmak için , çiçek virüsü bulaştırılmış battaniyeleri ısın diye verdiklerini bir düşün.. Bir gün önce topraklarında özgürce yiyip içip gezip dolaşırken ; altın, gümüş veya adını sanını duymadıgın metaller için yerin bilmem kaç bin metre altına madenlere girmeye zorlandığını bir düşün !! BU MU SENİN İTİKATININ BAĞLI OLDUĞU İTİKAT .. Eduardo Galeano , hiç unutmayalım ki bu adamların torunu .. Yazdıkları bunun üzerine .. Latin Amerikanın Kesik Damarlarını boş yere yazmadı kendisi ..

Denmiş ki Osmanlı'dan bahsedilmiyor .. Yahu arkadaş Osmanlı gücünün zirvesindeyken , dünyanın karşısında demir yumruk vs sivrisinek kıvamında takıldıgı günlerde kurduğu ordudan (ki avusturya macaristan ordusunu dahi böcek gibi ezmiştir) ve FATİH SULTAN MEHMET ' in istanbulu fethinden başka (bkz : kitapta bahsediliyor) bu dünyaya ne verdi ? Hangi patentli icatta senin adın var .. Portekizliler ve İspanyollar bu dünyayı kendi aralarında yaptıkları antlaşmalarla karpuz gibi ikiye ayırırken , aralarında pay ederken , ticari adı altında seyreyleyen keşifler düzenlenirken , sen de bunları lalelere nazır sarayından izleyip , türk kahvesi höpürdetip lıkır lıkır içiyorken NEREDEYDİ AKLIN ? ne yaptın ? Hangi patentli icatta senin ismin var ? nedir senin dünyaya savaştan başka katkın ? eleştri için değil .. cidden soruyorum !! nedir?!?!? HİÇ!!!Diriliş Ertuğrul nesli HUUUUUUUUU!!!! siz de kulak verin...Osmanlı dünyaya savaş ve fetihten başka hiçbir şey vermemiştir!!! yeri geldi haydi onu da açıklayayım güzel kardeşim ermeni kıyımı demişsin ..KAÇINIZ, SÖYLEYİN KAÇINIZ ABD 'deki ermeni lobilerinin , National Geographic kanalının yaptığı OTTOMAN : WAR MACHINE belgeselini piyasadan toplattırdığını biliyor ?!?!? Senin Dışişleri bakanlığının işbu olaylar olurken , Beşiktaş stadında taca süzülen ya da kalenin üstünden out a çıkan topun ardından bakakalan davulcu KÜKRETTİN AMCA kıvamında bakakaldığını KAÇINIZ BİLİYOR ?!? Sen haklıyken haksız durumdasın adam ne yapsın ?!?!?

Denmiş ki Atatürk ' ten bahsedilmiyor ... 1 yer hariç (30 larda kadına seçme ve seçilme hakkı Türkiye de verilmiş idi ibaresi hariç) buna da kabul.. Al kardeşim kendi ağzından röportajından ben aktarayım sana o zaman .. Buyur !!! bu arada bugün tuzlu fıstık yok çekirdek var .. siz okurken ben hüpletip çitleyeyim : ÇIT ÇIT ÇIT ...ÇOT ÇOT ÇOT !!! GUP GUP GUP !!!

Galeano: "Bolivar'ın hocası Rodriguez ile Atatürk arasında çok ortak şey var sanırım. Bolivar Atatürk'ten 100 yıl önce yaşadı. Günümüzden yaklaşık 200 yıl önce Bolivar ve Rodriguez gerçeği görüp yazmışlardı. Hâlâ yaşayan bir gerçektir bu. Sanatın zamanın yaralarını saran ölümsüz gücü gibi. Günümüzde insanlar, yarım saat, bir hafta, bir ay gibi zaman dilimleri içinde kaybolup gidiyorlar. Sanat böyle değildir. Her zaman geçerliliğini korur. Mesela, Latin Amerika'da insanlar "bağımsız" değiliz derler. İspanyol sömürgeciliğinden bağımsız doğduk ama kendi aklımızla düşünemiyor, 62 kendi kalbimizle hissedemiyoruz; çünkü her şeyi ithal ediyoruz diyorlar. Bolivar, yeni sahiplerin egemen gücüne karşıydı. Bağımsız olmamız gerekirdi. Eğer gerçekten bağımsızsan, neden ABD ve Avrupa mallarını kullanıyor, kopya ediyorsun? Kopya edeceksen en önemli şey olan kendini kopyala. Başkası tarafından keşfedilen şeyi kopyalama, kendin keşfet! Yoksa kaybolur gideriz. Rodriguez, Peru, Kolombiya, Venezuela ve Bolivya'da kurduğu okullarda bırakılan değerleri yeniden evlendirmeye çalıştı. Eller ve beyinler gibi. Entelektüel beyinle iş yapan ellerin evliliği gibi. Kız ve oğlan çocuklar, çocuklar ve anne babalarını beraber eğitmek gibi. Nasıl yazılır, numaralar nasıl kullanılır, ev nasıl inşa edilir, marangozluk, tarla nasıl ekilir gibi beceri gerektiren el sanatlarını öğretmek istedi. Ve her kız veya oğlan çocuğu istediği dalı özgürce seçebilir, özgürce düşünebilirdi. Hem elini hem beynini kullanırdı. Günümüz Latin Amerika’sında ise insanlar açlıktan ölüyor, çünkü üstünde yaşadığı toprağı işlemesini maalesef bilmiyorlar."

Velhasıl kelam dili sarkastik , zekası son derece keskin bir isim Eduardo Galeano (bkz: Aziz Nesin' le baya baya benziyorlar bu açıdan üslup olarakta zeka olarakta ).. Ben bu eleştirileri onun üslübuna yabancı olan ve ilk kez okuyan insanlara bağlıyorum.. Yalnız ben bu adamın ağzından çıkan herşey kanundur diyenlerden de değilim .. Diyorum ki oku kendin karar ver.. Dünya tarihi okumamış olanlar ya da Latin Amerika ' da vuku bulan olaylardan , darbelerden , emperyalizm ve kirli işbirlikçilerinden bir haber olanlar , tarihle alakası olmayanlar çukuru kaz ,çimetoyu dök , temeli at sonra oku .. Yoksa senin de sonun twittera ansızın düşen ve muazzam sükse yaratan Demet Akalın ' ın bakımsız ayak başparmağı fotoğrafı kıvamında olur ..Bu adamı zihninize şüphe tohumları eken son ama son derece yaramaz bir çocuk olarak düşünün...Sonrasında düşünür müsün , taşınır mısın , araştırır mısın orası sana kalmış..Ve lütfen ona kızmayın.. Bakın ne diyor Niall Ferguson :

"Çirkinliklerimizi de güzelligimiz kadar açık ve net gösteriyor olmasi, AYNALARIN suçu degildir."



Spoiler vermiyorum bildiğiniz üzere ama okuyacaklar şu saydığım ve imkansızlıktan ötürü sayamadığım pek çok isimle tanışacak ve bu isimlerin hiç bilmedikleri yanlarını ve hiç akıllarına dahi getirmeyecekleri isimlerle bağlarını görecekler .. KUTSAL (?!?!?!) ENGİZİSYON VE KİLİSE "MÜESSESİ" , Mussolini - Hitler - Stalin - Mao ( ölüm dörtlüsü ) , Gandhi ,Gustave Flaubert , TAÇSIZ KRAL PELE , Kartacalı HANNIBAL, Spartacus , Afrodit , Arabistanlı Lawrence , Muhammed Ali , Amazonlar , Salvador Allende , Louis Armstrong , Bakunin , Beethoven - Mozart - Wagner üçlüsü , Simon Bolivar , Saddam Hüseyin, Boccacio , Jorge Louis Borges , Charlie Chaplin , Tesla , Kristof Kolomb, İbn'i Sina , Joseph Conrad , El Harezmi, Coca Cola ve Fanta , Marquis de Sade, Kafka , Mark Twain , KKK , Thomas Jefferson (inanın çok ama çok ilginç isimler var ) ve daha saymakla bitiremeyeceğim niceleri..

İncelememe burda son verirken buraya kadar okumuş olanlar için :

RAMPALARINIZ OLSUN DÜMDÜZ
GECELERİNİZ OLSUN GÜNDÜZ

Bir başka İŞSİZ incelemede görüşmek üzre ..Esen ve İŞSİZ kalınız ...

bu da bonusunuz : https://www.youtube.com/watch?v=gL5d_xvdlPo =)))

Necip Gerboğa 
 04 Oca 01:09 · Kitabı okudu · 11 günde · 7/10 puan

Zeus ile Saddam Hüseyin'i, Jül Sezar ile Fidel Castro'yu, Kristof Kolomb ile Beethoven'ı ya da Rahibe Teresa ile Marquis de Sade'ı aynı kitap içinde buluşturabilmenin yolu nedir diye sorsam, ne cevap verirdiniz?

Saydığım isimleri ve çok daha fazlasını aynı kitapta bir araya getirmeyi başarmış olan Eduardo Galeano kitabının alt başlığına, 'Neredeyse evrensel bir tarih' adını vermiş... Kitap yayınlandığında Galeano 67 yaşındaymış ve hayatı boyunca elde ettiği tüm birikimden ona kalanları yaklaşık 600 başlık altında kısa kısa bizlere de aktarmış. Yazar bu durumu, 'Ben hatırlatma takıntısı olan bir insanım' sözleriyle açıklıyor. Ancak bana göre bu emek, başlı başına 'taşın altına elini koymak' deyimiyle açıklanabilir.

Anı kitaplarına veya otobiyografilere bakışım, oldum olası hep mesafeli oldu. Çünkü 'büyük eserler yaratan her yazarın büyük bir hayatı vardır' ön kabulü benim için geçerli değildi. Kaldı ki, yazar ne kadar büyük olursa olsun kendi hayatı çoğu zaman ilgimi çekmedi. Bunu neden yazdığıma gelirsek; bence büyük yazarlar ustalık eserlerini kaleme alırken anıları yerine birikimlerine yoğunlaşmalı ve yılların süzdüğü o kadim bilgiyle okuruna karşı son vazifesini ya da sorumluluğunu yerine getirmeli diye düşünüyorum. İşte bu kitap, bu düşüncenin ete kemiğe bürünmüş hali... Galeano'nun yemeğin yanında hangi şarabı tercih ettiğini değil de, onun dünyayı algılayış şeklini, tecrübelerini, bilgiyi nasıl kullandığını ve kendi bakış açısıyla evrensel tarihini yazarken beynimize transfer ettiği kazanımları okumak gerçekten çok keyifli...

Yeri gelmişken, bu kitabın 1000Kitap 2. İstanbul buluşması için seçilen kitap olduğunu belirtir ve bu vesileyle kitapla tanışmamıza aracılık eden dostlarımıza teşekkürlerimi sunarım...

Tekrar kitabımıza dönersek, detaylara inmeden genel çerçeveden birkaç şey daha eklemek isterim. Kitap gerçekten de minimal bir evrensel tarih. Eski medeniyetlerden tutun, günümüze kadar uğramadığı durak, değinmediği konu kalmamış Galeano'nun. Ancak altının çizilmesi gereken bir durum var; bu evrensel tarih, nesnel değil öznel bir bakış açısıyla kaleme alınmış. Yani bu tarih aslında Galeano'nun tarihi... İçinde yazan pek çok bilgiye, kimi zaman üstü kapalı, kimi zamansa açık açık haykıran pek çok mesaja katılıp katılmamak size kalmış. Her okuyan bu tarihte kendince bir eksik, bir kusur bulabilir. Örneğin 600 küsur yıl boyunca dünyanın büyük bir bölümüne hükmeden Osmanlı'dan kitapta tek başlık ya da tek satırda bile bahsedilmemiş olması benim için önemli bir eksik. Ancak bu eksiği, az önce dile getirdiğim yazarın özgür ve öznel tarihi, kendi gözlüğü anlayışından hareketle görmezden gelebilirim.

Bunun yanında, görmezden gelemeyeceğim konular da var. Mesela kitabın 314. sayfasında Türkiye'yi, hiçbir şüpheye yer bırakmadan Ermeni soykırımı yapmış olarak göstermesi işte bu konuların başında geliyor. Günümüzde dahi bir tartışma ve araştırma konusu olan, iddiaların aksine devlet arşivlerinde sürecin çok farklı olduğuna dair çok sağlam delillerin var olduğu dile getirilen şaibeli bir konu üzerine Galeano'nun bu kadar kesin bir dil kullanması, açıkçası kitapta yer alan diğer bilgilerin de güvenilirliği konusunda bir takım şüpheler duymama neden oldu. Tüm bu eksikliklerden yola çıkarak kendimce Galeano'nun bizim yaşadığımız coğrafya üzerinde yeteri kadar bilgi sahibi olmadığı sonucuna vardım. Belki de kitaptaki o büyük boşluğun nedeni de bu bilgi eksikliğinden kaynaklanıyor olabilir. Çünkü kendi bölgesi olan Latin Amerika başta olmak üzere genel olarak Amerika kıtasına ve konuştuğu dilin anavatanı olan ve hayatının bir bölümünü geçirdiği İspanya'ya kitabında oldukça bonkör davranmış olması, beni ister istemez bu sonuca götürdü.

Ancak, son paragrafta dile getirdiğim olumsuz durum bile, Galeano'nun bu eserinden genel olarak olumlu bir şekilde ayrılmam noktasında herhangi bir engel çıkarmadı. Çünkü kitaptan gerçekten de önemli kazanımlar elde ettim ve terazide tarttığımızda bu kazanımlar, diğer kusurları göz ardı edebileceğim kadar önemliydi benim için.

Sonuç olarak Aynalar; bir çeşit 'doğru bilinen yanlışlar' kitabı olarak tanımlanabilir. Yazar bize bildiğiniz her şeyi bir süreliğine unutun mesajı veriyor. Tarihten öğrendikleriniz çoğu zaman yanıltıcı olabilir. Çünkü tarihi yazan da insanlardır neticesinde... Tam burada, o meşhur söz geliyor aklıma; 'Aslanlar kendi hikayelerini yazmadıkça, avcıların hikayelerini dinlemek zorundayız.'

İşte Galeano tüm birikimiyle 'dünyanın vicdanı' görevine soyunuyor ve mutlak bir cesaretle aslanların hikayesini yazıyor...

Herkese keyifli okumalar dilerim...

mısra 
02 Ağu 2017 · Kitabı okudu · 8 günde

Niye daha önce tanımadım diye hayıflandığım Eduardo Galeano’nun Aynalar kitabı insanın mitolojik zamandan başlayarak günümüze dek uzanan yolculuğunu anlatan 600 anlatıdan oluşuyor. Farklı başlıklarda toplanmış bu anlatıların çoğu bir sayfayı geçmeyecek uzunlukta yazılmış. Yazar kısa metinleri tercih etmesinin nedenini kendisiyle yapılan bir söyleyişide sözcük enflasyonuyla savaştığını ve daha az sözle çok şey anlatmaya çalışana, doğru sözcüğü bulana kadar onlarca kez hikâyeyi yeniden yazdığı şeklinde açıklıyor. İlk anlatıyı okumaya başlar başlamaz anlatım tarzı ve konusuyla ilgimi çekti.

Galeano insana dair birçok konuyu -sosyal yaşam, kültür, bilim, sanat, edebiyat, siyaset, teknoloji, din vb.-yormadan, ilgiyi hep canlı tutarak, merak uyandırıp araştırmaya yönelten ve kendi dünya görüşünü yansıtan zaman zaman ironik cümlelerle tamamlayan bir tarzda işlemiş. Anlatılardaki kişiler krallar, Tanrılar, Tanrıçalar, köleler, kadınlar, çocuklar, liderler, özgürlük savaşçıları, bilim insanları, yazarlar, sporcular, sömürenler, sömürülenler, Latin Amerika, Afrika halkları, kapitalist ülkeler…

İnsanın var olduğu andan itibaren ondan insanca yaşama hakkının dinle, ırkçılıkla, demokrasi, barış, medeniyet yalanlarıyla çıkarılan savaşlarla, kölelikle, sömürgeyle acımasızca elinden alınmasını anlatmış Galeano. Tabi bunun yanında baskıya, köleliğe, işkenceye, aşağılanmaya direnen özgürlük savaşçılarını ve bu özgürlük savaşçılarının vahşice öldürülmelerini de anlatmış. Dünyadaki yoksulluğun nedenini sorguluyor, emperyalizmin acımasız işleyişini gösteriyor. Öyle acı dolu hikâyeler var ki bunlardan biri belleğime kazındı. O, yazarın tabiriyle Pakistan’da kullan-at nesnesi olarak görülen yoksul çocuklardan biri. Dört yaşındayken ailesi onu beş dolara sattı. Günde on dört saat boyunca halı tezgâhına zincirli vaziyette çalıştırıldı, on yaşında kamburu çıkmış, akciğerleri ise bir yaşlınınki gibiydi. Kaçtı, köle çocukların sözcüsü oldu, on iki yaşında bir kurşunla bisikletinin üzerinden yere devrildi.

İnsanın tarih boyunca onuruyla yaşayabilmek için ne büyük acılara, işkencelere, baskılara, sömürülere başkaldırdığını, direndiğini Galeano’nun aynasında görünce onların onurlu mücadelelerinden gurur duydum insanlık adına. Devam eden onurlu yaşam mücadelesinin temellerini atmışlar, unutulmamalı…

“Kitabın amacı nihayetinde, hiç kimse olamamışların ağzından hiç kimse olamayanları anlatmaktı.”
Eduardo Galeano

Selman Ç. 
 29 Ara 2017 · Kitabı okudu · 15 günde · Beğendi · 9/10 puan

Kitap milattan önce başlıyor ve günümüze kadar geliyor.. Sıralı bir şekilde yaklaşık 600 deneme türünde yazılmış tarihi olaylar. Kimler kimler yok ki… Yazarlar, ressamlar, peygamberler, besteciler, bilim adamları say say bitmez bu. Kişileri, olayları her başlık altında ayrı ayrı incelemesi de okuma açısından kolaylık sağlıyor.

Gerçi kendi adıma kolay bir okuma olmadı. Kitabın hakkını verebilmek için okurken kalemin kağıdın hazır olması ve okuma ortamının not almaya, araştırma yapmaya uygun olması gerekiyor. Genel olarak metroda, otobüste okuma yapabildiğim için benim böyle bir ortamı oluşturmam pek mümkün değildi. Bundan dolayı kitabın hakkını verebildiğimi düşünmüyorum ama yine de okumuş olmaktan mutluyum. Normal şartlarda bu kitabı satın alıp okur muydum bilmiyorum belki %5-10 ihtimal olabilir. Bu kitap 1000Kitap İstanbul Okuma Grubu için seçilmişti. Okuma grubunun da böyle bir avantajı var işte. Aklınıza gelmeyecek kitaplar ve yazarlar ile tanışma fırsatı sunuyor bize. Toplantıyı sabırsızlıkla bekliyorum. Herkesten bu kitap hakkında farklı farklı şeyler öğreneceğiz.

Kitabın içeriği değindiği veya değinmediği konular hakkında şöyle bir eleştirim olacak. Belki değinmediği birçok kişi, ülke, olay vardır ama bizim için en önemlisi bu diye düşünüyorum.
Alt başlık olarak “Neredeyse evrensel bir tarih” olarak kullanılmış. Bence yerinde.
Muzaffer abi incelemesinde “Tam da olması gerektiği gibi. Ne bir eksik ne bir fazla” diye belirtmiş. Bunu eleştirmek adına söylemiyorum ancak bence büyük bir eksiklik var. Eğer evrensel bir tarih adıyla zikrediliyorsa bunun içinde kesinlikle “Atatürk” olmalıdır. Okuyanlar fark edecektir. Belki her yerden, her kesimden bilgiler var ama Türk tarihinden ya bir ya da iki kez falan bahsedilmiş. Devrimlerden bahsederken işgalci güçlerin ülkemizden kovulması da bir devrimdir ve o ordunun başında da Atatürk vardır. Ondan bahsetmemek yazarın eksikliğidir. Bilinçli mi yapıldı, yoksa unutuldu mu diye düşünüyorum ancak unutulması mümkün değildir.
Yazar hakkında da ufak bir bilgi olarak şunu belirtmek istiyorum. Hugo Chávez’in, Obama’ya Latin Amerika'nın Kesik Damarları kitabını hediye etmesi yazara farklı kapıların açılmasını sağlamış. Daha önceleri de muhtemelen okunuyordu, konuşuluyordu ancak bu durum gerçekten de çok büyük bir şey. Hediye edilen kitabın içeriğini bilmiyorum ancak isminden de anlaşılacağı gibi tokat gibi bir hediye olmuş.
7 Ocak günü görüşmek üzere diyerek bitiriyorum.

Gül Yıldız 
 16 Ağu 2017 · Kitabı okudu · 27 günde · Beğendi · 10/10 puan

Bir arkadaşımın beğenmediği için köşeye attığı, benim ise büyülenmiş gibi okuduğum bir kitap. Kitabın kendisi alıntılardan oluşmuş gibi bir tarza sahip. Her başlığı burada alıntılamaya kalktım bir ara, sonra anladım ki başedemiyorum. :)
Dünya tarihinden kişi, olay, durum vs. hakkında çarpıcı notlar içeriyor. İronik ve mizahi bir yaklaşımla yazılmış her bölüm, sonrasında kısa bir araştırma yapmak ve notlar almak isteği uyandırıyor. İyi okumalar dilerim...

Canan 
 31 Ara 2017 · Kitabı okudu · 16 günde · Puan vermedi

Her sayfasında bilgi fışkıran ağırlığından daha fazla olan dopdolu bir kitap neresinden bakarsan bak tarihe ışık tutan bilmediğimiz hayatlara misafir olduğumuz siyatten,sanattan, edebiyattan,ticaretten,haktan hukuktan,ilkelerden,ilklerden bahseden okurken nerdeyse her satırını paylaşmak istediğim kitap,tabi yazar bu olayları aktarırken bazı durumları kendi gözünden anlatmış böyle olunca bazı konular geçiştirilmiş bazı konular unutulmuş belli başlı konular üzerinde yoğunlaşma ve araya birkaç süsleme yapılmış merak ettiğim yazar bu kitabı hangi amaçla yazmış ticari mi,sanat mı yoksa ???

Yazar vicdanını rahatlatmak için yazmış ama yazarken vicdanlı davranmamış 2.istanbul buluşmasında sormuştum yazar vicdanlı mı?evet yazar vicdanlı ama yazarken cimri davranmış birçok olayı ele almış sömürge, kölelik falan filan derken aslında şuanda genel geçerliliğini kaybetmiş herkes tarafından sıradanlaşmış olaylardan bahsediyor kaldı ki bir yerde konuları ele alırken tek taraflı yorumlamış nasıl çözümleneceğinden bahsetmemiş ya da öneride bulunmamış mesela Afrika ya da dünyanın herhangi bir yerinde bizim bilmediğimiz yardıma ihtiyacı olan belki milyonlarca insan var kimimiz bireysel olarak veya devlet olarak o ülkelere yardım yapıyoruz peki bu yardımların kaçı gerçekten ihtiyaç sahiplerine ulaşıyor şuda varki gercekten o yardımlar oraya kullanılıyor mu?yardım yapınca vicdanım rahat ozaman sıkıntı yok mu?
Yazar kitapta bol bol Avrupa'nın başına gelenlerden bahsetmiş yeri geldiğinde bol bol pohpohlayip birazcıkta iğnelemiş aslında yaptığı diğer ülkeleri aşağılayıp "sanat hariç "bakın bakın biz bu yollardan geçtik sizin daha çok fırın ekmek yemeniz lazım der gibi konuşuyor ki kendisi bir gazeteci ayrıca sürgün edilmiş sen sürgün edilseydin bunları yazar mıydın? Ben yazmazdım herhalde..sonuçta yazar bir gazeteci ve biz o olayları nasıl isterse öyle görürüz,günümüzde medya da yapılan bu değil mi?
En basitinden bir bomba patlıyor halk medyanın istediği kadarını biliyor kaç kişi öldü Allah bilir konuyu toparlayacak olursak aynalar kitabı gökkuşağı gibi rengarenk içinde her renk var ve yazar diyor ki seç beğen en sevdiğini al ama bu bir gölge oyunu çünkü kitabın adı aynalar buraya dikkat çekmek istiyorum "ayna" deyince akla ilk gelen her şeyi olduğu gibi yansıtmasıdır bana göre kitabın adı aynalar değilde "aynaların gölgesi " olsa daha yakışıklı olurdu küçük şeylere takılmayalım ilk buluşlar,masallar,parfümler başımızı döndürmesin..
Aynaya baktığınızda gördüğünüz kim? siz kimsiniz ? ilk önce insan kendiyle tanışmalı kendi kişiliğiyle sonra zaten ayna olmayacak çünkü aynaların arkasında sakladığı bir gerçek vardır orası ince bir çizgidir işte kendinizi tanıdığınızda ayna ile aranızdaki o ince çizgiyi aşmış olacaksınız ve ayna saydamlaşacak aslında aynaya ihtiyaçınız olmadığını aslında korktuğunuz şeyin aynanın arkasındaki gölge işte onu gördüğünüzde memnun olacak mısınız?
Herhangi birinin sizi yönlendirmesine veya etkilemesine kolay kolay izin vermeyin gökkuşağından bir değil birkaç renk seçin yeni renkler keşfedin kendi yolculuğunuza çıkın sizin kendi fikirleriniz olsun hiç bir zaman hiçbir şey göründüğü gibi değildir sadece sizin gerçekleriniz az çarpıtılmış gerçekler ve çok çarpıtılmış gerçekler var seçim sizin elinizde düşünmek kuş gibi özgür,dünyaya kanat çırpıyor....

Galeano'yu daha önce okudunuz mu bilmiyorum fakat ben Gölgede Güneşte Futbol kitabıyla tanışmıştım kendisiyle. Sahaflarda elime düşen kitabı futbola olan merakımın da etkisiyle alıp bir çırpıda okumuştum. Futbolun asla futboldan ibaret olmadığını dünya kupaları maçlarına damga vurmuş maçlar ve karakterler eşliğinde 1945 sonrası yakın tarihimizi vurucu bir şekilde anlatan Galeano'yla gec tanışmış olmaktan hayıflandığımı biliyorum.
Aynı duygularla aldığım Aynalar kitabı ise bambaşka bir dünyanın kapılarını sonuna kadar  aralamış; masalsı bir anlatımla dünyanın kısa bir tarihini heyecan, şaşkınlık ve korku duygularıyla içimi doldurmuştu.
Makedon yönetmen Milcho Manchevski'nin Bosna savaşının öncesi ve sonrasını anlattığı muhteşem filmi Yağmurdan Önce(Pred Dozhdot) filminde karşılaştığımız ve kötülüğün emaresi olarak işlenen "yağmur" insanın özünde yer alan saldırganlık dürtüsünün nasıl kötüye evrildiğinin simgesidir. Eşrefi mahlukat olarak yaratılan insanın nasıl kirlenebileceğini, dinlerin, mitlerin, efsanelerin nasıl bir kirliliğe yol açtığını bir resim gibi gözler önüne seriyor Galeano Aynalar ile tıpkı Manchevski gibi.
İnsanlık tarihinin aslında hep bir gölgeye, şemsiye altına girmeye muhtaç; babanın otoritesini arayan insanın bir liderin izinde sorgulamadan itaat edenlerin tarihini anlatır Galeano:"Buda çileciliği, tutkulara karşı koymayı, arzuları reddetmeyi salık verdi, ama çok fazla domuz eti yemekten öldü." der ve bizi idealize ettiğimiz insanları sorgulamaya davet eder.
Büyüleyici ve gelişmis Batı'nın içinde barındırdığı kirleri ortaya koymak konusunda bir usta olan Galeano, kadını şeytan gibi gören, çocuğa hayvan muamelesi yapan bir medeniyetin nasıl bu denli medeni olabileceğini kelimeler arasına sığdırdığı kibir ile açıklar:
"Irak Savaşı, Batı’nın petrolünü Doğu’nun kumları altına koymuş olan Coğrafya’nın yaptığı hatayı düzeltme ihtiyacından doğdu. Ancak hiçbir savaş şunu dürüstçe itiraf etmez:
-Çalmak için öldürdüm." Doğu onlar için hep hizmetcidir tıpkı Kopernik modern astronomiyi kuran kitabını yayınlarken
Ondan üç asır önce, Arap bilim adamları Müeyyeddin el-Urdi ve Nasreddin el-Tusi bu eserin oluşumunda büyük önem taşıyan teoremleri ortaya koymalarına rağmen kaynak göstermemesi gibi.
Sezai Karakoç, Tunus'un Fransızlar tarafından işgali sonrası yazdığı antikapitalist şiirinde Bay Yabancı olarak nitelendirdiği Batı'yı "ötesini söylemeyecegim Bay Yabancı" diyerek tehdit eder. Galeano ise bizi Batı'nın ve Doğu'nun ötesine götürerek kirli bir dünyanın kapısını açar. Evrenin kısa ama en güzel hikayelerinden biridir Aynalar. Galeano'yu  ihmal etmeyiniz

Mustafa Gökhan Üzümcü 
13 Kas 2015 · Kitabı okudu · 9/10 puan

Kitap bir bütün olarak ayna değil. tıpkı insanlar, insanlık ve insanlığın yaptığı tarih kadar paramparça olmuş bir ayna. Parça parça konulara değiniyor. Dinden, tarihten ve kültürden girip satır aralarında insan olmak ne demek sorusunu soruyor ve cevabını okurla arıyor. Sadece tarihi anlatmıyor Eduardo ; Aynı zamanda tarihteki haksızlıkları,ezilmiş toplumların hikayelerini gösterip günümüzdeki ikiyüzlü politikaları eleştiriyor.

Kimsenin hakkı kimsede kalmıyor bu kitabı okurken. Yahudi avına çıkan Avrupa ülkelerini sayarken, hiçbir zaman bu ava çıkmayan Filistin'in günahı ne diyor? Bu kitabı okurken siyahilerle siyahi, kızılderililerle kızılderil olabiliyorsunuz. Şu anki Amerika'dan anlaşılan kuzeydekiler ama kıtanın geri kalanını oluşturan bizler kimiz diyor.

İlk 100 sayfa içerisinde insanlık tarihinin kadınlara davranışını gözler önüne seriyor. gerçekten muazzam bir yazar Galeano. Latin Amerika'nın dervişi,dünyanın vicdanı...

Kalbi, eli silah tutan adamların çizdiği sınırlar içerisinde değil, bütün dünya toprakları içerisinde atan insanların okuması gereken bir kitap bu. şiddetle ve hararetle tavsiye olunur.

3 /

Kitaptan 278 Alıntı

mısra 
 27 Tem 2017 · Kitabı okudu · İnceledi

Oysaki bizim tek bilmek istediğimiz yoksulların neden yoksul oldukları. Sakın onların açlığı bizi doyuruyor ve çıplaklığı bizi giydiriyor olmasın?

Aynalar, Eduardo Galeano (Sayfa 133)Aynalar, Eduardo Galeano (Sayfa 133)
Oğuz Aktürk 
27 Ara 2017 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 7/10 puan

Sun Tzu - Savaş Sanatı'ndan. Ayrıca Şibumi'ye de ilham vermiş olabilir.
Eğer hünerliysen, beceriksizi oyna.
Eğer güçlüysen, zayıfmış gibi görün.
Eğer yakındaysan, uzaktaymış gibi yap.
...
Düşmanı tanımak için önce kendini tanı.

Aynalar, Eduardo Galeano (Sayfa 31 - Sel Yayınları, 8.baskı, Türkçesi : Süleyman Doğru)Aynalar, Eduardo Galeano (Sayfa 31 - Sel Yayınları, 8.baskı, Türkçesi : Süleyman Doğru)
Oğuz Aktürk 
28 Ara 2017 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 7/10 puan

Parfümün icadı
Vaftiz hariç yıkanmaktan kaçınılırdı çünkü bu keyif verir ve günaha davet ederdi.
...Hiçbir aziz ya da azize asla banyoya adım atmamışlardı ve krallar arasında da yıkanmak nadir rastlanan bir olaydı; nitekim parfüm de bu yüzden icat edilmişti.

Aynalar, Eduardo Galeano (Sayfa 100 - Sel Yayınları, 8.baskı, Türkçesi : Süleyman Doğru)Aynalar, Eduardo Galeano (Sayfa 100 - Sel Yayınları, 8.baskı, Türkçesi : Süleyman Doğru)
Necip Gerboğa 
03 Oca 13:28 · Kitabı okudu · İnceledi · 7/10 puan

Muhammed Ali...
"1967 yılında, hayata Cassius Clay olarak merhaba demiş olan Muhammed Ali askeri üniformayı giymeyi reddetti:
'Beni Vietnamlıları öldürmeye göndermek istiyorsunuz' dedi. 'Ülkemdeki zencileri aşağılayan kim? Vietnamlılar mı? Onlar bana hiçbir şey yapmadılar.'

Ona vatan haini dediler. Hapishaneye tıkmakla tehdit ettiler, boks yapmasını yasakladılar. Dünya şampiyonu unvanını elinden aldılar.

Bu ceza onun zafer kupası oldu. Tacını elinden alırken onu kral ilan etmiş oldular."

Aynalar, Eduardo Galeano (Sayfa 350 - Sel yayıncılık, 8.Baskı, Ç: Süleyman Doğru)Aynalar, Eduardo Galeano (Sayfa 350 - Sel yayıncılık, 8.Baskı, Ç: Süleyman Doğru)
Ahmet 
08 Eyl 2017 · Kitabı okudu · 9/10 puan

" İşkence halkı korumaya değil onu korkutmaya yarar. "

Aynalar, Eduardo Galeano (Sayfa 110)Aynalar, Eduardo Galeano (Sayfa 110)
Muzaffer Akar 
13 Ara 2017 · Kitabı okudu · İnceledi · 10/10 puan

Yahudiler, Hıristiyanlar ve Müslümanlar aynı Tanrı’ya inanıyor. Bu Yehova, Tanrı ve Allah olmak üzere üç farklı biçimde adlandırılan, İncil’deki Tanrı. Yahudiler, Hıristiyanlar ve Müslümanlar onun emirlerine uyduklarını iddia ederek birbirlerini öldürüyorlar.

Aynalar, Eduardo Galeano (Sayfa 76)Aynalar, Eduardo Galeano (Sayfa 76)
Oğuz Aktürk 
02 Oca 22:51 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 7/10 puan

Kahve, tütün, alkol, gazete, politika, sinema ve lüks gibi uyarıcılar organizmamızı hiç durmadan yiyip bitirir.

Aynalar, Eduardo Galeano (Sayfa 329 - Sel Yayıncılık, 8.baskı, Türkçesi : Süleyman Doğru)Aynalar, Eduardo Galeano (Sayfa 329 - Sel Yayıncılık, 8.baskı, Türkçesi : Süleyman Doğru)