Baba, Dışarıda Bir Melek Var! Dünyadan ve Türkiye'den Şehir Efsaneleri

9,6/10  (5 Oy) · 
16 okunma  · 
5 beğeni  · 
772 gösterim
Seri katiller üzerine yazdığı kitaplarla tanıdığımız Fikret Topallı, bu kez dünyadan ve Türkiye'den gizemli şehir efsaneleriyle karşımıza çıkıyor.

"Hayaletli evler, ölümsüz ruhlar, gizemli yatırlar, mezardan çıkan ölüler, bitmek bilmeyen hazineler, lanetler, dehşet saçan katiller, uçan daireler… Hepsi bize gerçekmiş gibi anlatılır. Biz de inanırız, korksak bile inanmak isteriz. Sonra hemen paylaşırız arkadaşlarımızla, onları da etkilemek isteriz çünkü. Onlar da korkmalıdır bizim gibi. Büyümeye başlayınca da bu devam eder, okulda, iş yerinde, arkadaş toplantılarında, kahvehanelerde, askerde, hayatın her döneminde bildiğimiz, bize anlatılan şehir efsanelerini paylaşmaya bayılırız: 'Biliyor musun benim bir arkadaşın dayısının başına ne gelmiş…'"

Bu kitapta, yüzlerce yıldır dilden dile dolaşsa bile gerçekliği hiçbir zaman kanıtlanamayan ve en ünlü roman yazarlarını bile kıskandıracak kadar yaratıcı olan şehir efsanelerini okuyacaksınız.
(Tanıtım Bülteninden)
  • Baskı Tarihi:
    Aralık 2013
  • Sayfa Sayısı:
    216
  • ISBN:
    9786055016029
  • Yayınevi:
    Yabancı Yayınevi
  • Kitabın Türü:
Berna Fidan 
20 Eyl 2015 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 10/10 puan

1 günde bitirdim,muazzam bir kitaptı :) Benim gibi korku ve gerilim hikayeleri sevenler için son derece mükemmel ; kısa kısa şehir efsaneleri anlatılmış.Arkadaş ortamında, ailecek ve ya tek başında her alternatifte okuyabileceğiniz çok güzel bir kitap.Bayıldım .

İLKNUR İLÇİN İLKER 
04 Eki 2016 · Kitabı okudu · 5 günde · 9/10 puan

Kitapta kısa kısa şehir efsanelerinden bahsetmiş.Benim gibi korku, gerilim türünden hoşlanıyorsanız kesinlikle okumanızı tavsiye ediyorum. kesinlikle mükemmel diyebilirim :)))

Kitaptan 6 Alıntı

Berna Fidan 
 20 Eyl 2015 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

"Annem diyorum, sabah erkenden birlikte geldiğim kadın, odasında yok da..."
"Ama matmazel, siz sabah otele yalnız geldiniz..."

Baba, Dışarıda Bir Melek Var!, Fikret Topallı (Sayfa 26)Baba, Dışarıda Bir Melek Var!, Fikret Topallı (Sayfa 26)
Onur Özkan 
07 Oca 21:33 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Kaybolan Anne
1900’lerin başında, İngiltere’de yaşayan dul bir kadın ve
yetişkin kızı uzun ve yorucu bir Güneydoğu Asya tatilinden
dönüş yolunda son durakları olan Manş Denizi kenarındaki
küçük Fransız kenti Trouville’e sabahın erken saatlerinde ulaşmışlardı.
Buradaki bir otelde gün boyunca dinlenip ertesi gün kendilerini
İngiltere’ye götürecek olan gemiye bineceklerdi.
Üç hafta süren yolculuk özellikle anne için son derece yorucu
ve yıpratıcı geçmişti. Kadın kahvaltı etmeden kendisi için ayrılan
odaya gidip yatacağını söyledi. Kız da çok yorgun olduğundan
annesini odasına yerleştirdikten sonra yemek salonunda kahvaltısını
edip kendi odasına çekildi ve hemen derin bir uykuya daldı.

Genç kız uyandığında havanın karardığını fark etti.
Seyahatlerinin yoğun temposu nedeniyle o kadar yorgun düşmüştü
ki saatler boyunca hiç kıpırdamadan uyumuştu.
İlk aklına gelen annesi oldu; hemen sabahlığını giyip yandaki odaya girdi.
Ancak oda boştu. Yatak yapılmıştı ve annesine ait hiçbir eşya ortalıkta gözükmüyordu. Üstelik bazı mobilyalar ve hatta duvar kâğıtları bile
sabahın erken saatinde gördüklerinden farklı gibiydi.
Yanlış odaya girmiş olduğuna karar verdi ancak dışarı çıktığında
koridorun bu yönünde sadece iki oda olduğunu fark etti.
Kendi odası ve annesini yerleştirdiğinden emin olduğu bu oda.

Şaşkınlık ve panik içinde resepsiyona inen kız, görevliye yaklaştı:

“Annemin nerede olduğunu söyleyebilir misiniz?”

“İyi akşamlar matmazel, anlayamadım sorunuzu?”

“Annem diyorum, sabah erkenden birlikte geldiğim kadın, odasında yok da...”

“Ama matmazel, siz sabah otele yalnız geldiniz…”


Genç kız öfke ve heyecandan titremeye başlamıştı.
Sesini yükselterek görevliyi azarladı:

“Dalga mı geçiyorsunuz? Sabah annemle geldim ben,
trenden indik ve taksiyle otelinize geldik, iki kişilik rezervasyonumuz
vardı, yan yana iki oda verdiniz, 305 ve 306,
annem odasına çekildi, ben kahvaltı ettikten sonra yattım.
Şimdi annemin kaldığı odaya giriyorum ama kimse yok.”

“Matmazel gerçekten de iki oda ayırtmıştınız ancak sabah
tek başınıza geldiniz ve biz de sizi 305’e yerleştirdik.
Anneniz ya da herhangi birisi yoktu yanınızda.”

“Aman Tanrım. Ben deli değilim ya! Annem nerede?
Sabah bavullarımızı taşıyan komi nerede?
Eminim o anımsar annemi!”

Genç kız deli gibi oradan oraya koşturdu, otel personelinden
kimi yakalasa aynı yanıtı aldı, sonunda sabahki komiyi gördüğünde
bir sevinç çığlığıyla çocuğun üzerine atıldı ve annesini anımsayıp
anımsamadığını sordu; ancak aldığı yanıt umduğu gibi değildi:

“Özür dilerim matmazel, ben sadece sizin bavullarınızı taşıdım,
yanınızda başka kimse yoktu.”

Otel yönetimi de nazik bir dille kıza bu konuda yardımcı
olamayacaklarını söyleyince kız polis çağırmalarını söyledi.
Bir süre sonra gelen iki polis, kızın ve personelin ifadesini aldı.
Ancak tavırlarından kıza inanmadıkları belli oluyordu.
İşin gerçeği polisler “Bu kadar adam neden yalan söylesin?
Herhalde kızın psikolojik problemleri var,” diye düşünüyorlardı.
Kız çaresizce ertesi gün kalkan gemiye binerek İngiltere’ye döndü.
Evine ulaştığında bir olasılıkla annesinin bir yolunu bulup
dönmüş olacağını umuyordu ancak ev, haftalar önce
bıraktıkları gibiydi: Bomboş.

Annesine ne olduğunu bulmak için vakit geçirmeden bir özel
dedektif tutan ve Trouville’e gönderen genç kız, adamdan gelecek
raporları merakla bekliyordu. Dedektif üç gün boyunca otel yöneticileri,
polis ve konsolosluk görevlileriyle görüştü ve sonunda gerçeği ortaya
çıkarmayı başardı. Otele geldiklerinde odasına çekilen
kadın yorgunluktan öte ağır bir hastalık geçiriyordu.
Kadının durumunu odaya battaniye getiren kat hizmetçisi fark
edip resepsiyona bildirmişti. Otelin doktoru kadını muayene
etmek için odasına girdiğinde yüksek ateşler içinde kıvranan
kadının soluk alıp vermekte zorlandığını gördü.
Hastaneye kaldırmayı düşünürlerken kadın son nefesini verdi.
Kadının ölümüne Asya gezisinde kimbilir nerede ve nasıl kaptığı
kolera benzeri bir salgın hastalığın neden olduğu kanısına varan
doktor otel müdürüyle konuştu. Turistik bir kentin önemli bir konaklama
tesisi olan otellerinde böyle korkunç bir salgın hastalık yüzünden
birinin öldüğü duyulursa büyük müşteri kaybına uğrayacakları,
itibarlarının sarsılacağı ortadaydı. Böylece alelacele bir plan hazırladılar.
Kadın hiç otellerine gelmemiş gibi davranacaklardı.
Bu yüzden ilk olarak cesedi ortadan kaldırdılar.
Sonra alelacele odayı sil baştan yenilediler.
Birkaç saat içinde kadının eşyaları atıldı, bazı mobilyalar değiştirildi,
hatta duvar kâğıdı bile yenilendi. Odadan çıkartılan her şey uzak
bir bölgede yakıldı. En önemlisi de kadının cesedinin bir çuvala
konup denize atılmasıydı. Yapılanları hiçbir şekilde kıza belli
etmemeleri lazımdı. İki kez odasına girdiler ve kızın baygın biçimde
uyuduğunu gördüler. Bu arada aynı hastalığa yakalanmadığından
da emin olmaya çalıştılar. İşleri bittikten kısa bir süre sonra kız uyandı
ve annesini bulamayarak büyük şoka girdi.
Ancak tüm personel önceden uyarılmış olduğu için herkes
kıza vereceği yanıtı hazırlamıştı:
“Matmazel, otele yalnız geldiniz.”

Baba, Dışarıda Bir Melek Var!, Fikret Topallı (Yabancı Yayınları)Baba, Dışarıda Bir Melek Var!, Fikret Topallı (Yabancı Yayınları)
Onur Özkan 
07 Oca 21:19 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Elimi Yala
1960’ların başlarında Texas eyaletinin küçük kasabalarından
birinde yaşayan bir çift, komşu kasabada yaşayan dostlarının
evlilik törenine katılmak istiyorlardı.
Çiftin kızı Linda dokuz yaşındaydı ve okulu olduğu için
anne-babasıyla gelemeyecekti. O güne dek kızlarını evde tek
başına hiç bırakmamışlardı, bir yere gitmeleri gerektiğinde eve
tanıdık bir çocuk bakıcısını çağırıyorlardı. Ancak Linda bu defa
bakıcıya emanet edilmek istemedi. Yeterince büyüdüğünü, kendi
başına rahatça kalabileceğini söyledi.
“Hem sadece bir gece, ne olabilir ki?”
Gerçekten de kızları aklı başında, uslu bir çocuktu;
üstelik yalnız da kalmayacaktı, çünkü evde
iri ve sadık bir köpekleri de vardı.

Çift, akşamüzeri gönül rahatlığıyla yola çıktı.
Hem kızlarına hem de köpeklerine güveniyorlardı.
Anne babasını yolcu ettikten sonra bir süre oyun oynayan Linda,
annesinin hazırlayıp bıraktığı yemeğini yedikten sonra oturma
odasında radyo dinlemeye başladı. Bir yandan da ayaklarının
dibinde kıvrılmış yatan köpeğin başını okşuyordu.
En sevdiği şarkılar ardı ardına çalıyordu, Linda’nın neşesi yerindeydi.
Erken yatması için bir neden de yoktu,
biraz yalnızlığın tadını çıkarmak istiyordu.

Müzik yayını araya giren acil bir haber anonsuyla kesildiğinde
Linda’nın canı sıkıldı. Ancak haberi dinlediğinde can sıkıntısı
korkuya dönüştü. Kent dışındaki akıl hastanesinde kalan
tehlikeli bir katil, güvenliği atlatarak kaçmıştı.
Polis her yerde arama yapıyordu. Bu son derece tehlikeli cani
ile karşılaşmamaları için tüm dinleyicilere gerekmedikçe
evlerinden dışarıya çıkmamaları uyarısı yapıldıktan sonra
tekrar müzik yayınına devam edildi. Linda gerçekten de
ürkmüştü ancak köpeğine sımsıkı sarılınca içi biraz olsun rahatladı.
Kendi kendine evde güvende olduğunu telkin ediyor, köpeğin varlığı
da bu güven duygusunu arttırıyordu. Ancak yine de keyfi kaçmıştı.
Yatmaya karar verdi ve üst kattaki odasına çıktı.

Köpek her zaman Linda’nın yatağının altında yatardı,
bu da kızın içi daha rahatlamış olarak yatağa uzanmasını sağladı.
Köpeğe iyi geceler diledikten sonra elini yatağın altına uzattı,
hayvan kızın elini yaladı ve Linda gülümseyerek gözlerini kapattı.
Birkaç saat deliksiz uyuduktan sonra tuhaf bir ses uyanmasına
neden oldu. Damlayan bir su sesi gibiydi. Sanki bir musluk tam
kapanmamış gibi şıp şıp ses çıkarıyordu. Linda banyoya gitmek
için kalkmak istedi ancak karanlıktan korktu, radyodaki anons
aklına gelmişti. Kalkmak yerine elini yatağın altına uzattı.
Elini yalayan dilin sıcaklığı kıza yeniden güven duygusu verdi,
uyumaya devam edebilirdi. Ancak damlama sesi sürüyordu ve
bu da uyumasına engel oluyordu. Yataktan kalktı, yandaki
banyoya gitti; hayır, burada damlayan bir musluk yoktu.
Bütün ışıkları yaktı, alt kattaki banyo ve mutfak
musluklarını kontrol etti. Bu katta da açık kalmış musluk yoktu
ve damlama sesi de duyulmuyordu.

En iyisinin alt kattaki kanepeye uzanmak olduğunu düşündü,
böylece damlama sesini duymadan yeniden uyuyabilirdi.
Linda yastık ve battaniyesini almak için tekrar odaya çıktı,
köpeği de çağırmak için yatağın altına eğildiğinde gördüğü
manzara dehşet vericiydi:
Yatağın altına iriyarı bir adam uzanmıştı.
Linda’nın köpeğine sarılmış, deli gözleriyle kıza bakıyordu.
Adamın dili dışarıdaydı, tıpkı bir köpek gibi salyalar akıtıyordu.
Kucağındaki köpeğin kafasını kesmişti, kesilen boğazdan yerdeki
büyük kan gölüne şıp şıp kan damlamaya devam ediyordu.

Baba, Dışarıda Bir Melek Var!, Fikret Topallı (Yabancı Yayınları)Baba, Dışarıda Bir Melek Var!, Fikret Topallı (Yabancı Yayınları)
Onur Özkan 
07 Oca 21:22 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Süs Köpeği
19. yüzyılın ikinci yarısında Londra’da üst sınıf kadınların
son meraklarından biri sokakta küçük süs köpekleriyle dolaşmaktı.
Birbirinden şirin, bol tüylü bu minik köpekler çoğunlukla leydilerin
kucaklarında taşınıyordu. Az bulunan bu cins köpekler popüler
oldukları için yüksek fiyata alıcı buluyordu.
Bir öğleden sonra alışverişe çıkan iki kız kardeşin karşısına
çıkan kötü giyimli bir adam elindeki bez torbadan çıkarttığı uzun
beyaz tüylü minik köpeği satın almaları için ısrar etti.
Kadınlara bunun elinde kalan son köpek olduğunu,
çok uygun bir fiyata kendilerine satabileceğini söylüyordu.
Başlangıçta isteksiz gibi olan kadınlar minik yaratığın kırılgan
güzelliğinden etkilendiler, ayrıca adamın söylediği fiyat
da oldukça makuldü. Sonunda almaya karar verdiler ve adamın
parasını verip torbanın içindeki köpeği aldılar. Hayvan yol boyunca
son derece sakindi ancak eve geldiklerinde durum değişmeye başladı.

Yere koydukları minik köpek tuhaf sesler çıkarıyor ve
oradan oraya koşuyordu. En sonunda kalın bir perdenin altına saklandı.
Tam o sırada kadınlardan birinin kocası eve geldi.
Kadınlar köpekten söz edip bir türlü yakalayamadıklarını,
sürekli kendilerinden kaçtığını anlattılar. Adam evcil bir köpeğin
insanlardan kaçmaması gerektiğini biliyordu, bu durumda bir
anormallik olduğunun farkındaydı. Sürekli kaçan hayvanı güç bela
yakaladığında elinde kalan beyaz tüyler koyun kılını andırıyordu.
Sonunda ellerinin arasında viyaklayan bu tuhaf köpeği incelemeye başladı.
Küçük bir bıçak yardımıyla hayvana sonradan yapıştırılan
“kürkü” tıraş ettiğinde avuçlarının arasında irice bir fare durmaktaydı!

Baba, Dışarıda Bir Melek Var!, Fikret Topallı (Yabancı Yayınları)Baba, Dışarıda Bir Melek Var!, Fikret Topallı (Yabancı Yayınları)
Onur Özkan 
07 Oca 21:00 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Bebek Bakıcısı ve Üst Kattaki Yabancı
15 yaşındaki Betty Sue lise öğrencisiydi.
Genç kız okuldan arta kalan zamanlarda çeşitli ailelerin
çocuklarına bakıcılık yaparak para kazanmaktaydı.
Ailelerin birbirlerine tavsiyesi üzerine yeni müşteriler bulmak
Betty açısından daha fazla iş imkânı anlamına geliyordu.

Bu yüzden bebek bakıcılığı yaptığı evlerde kendini
beğendirmek için son derece sorumlu ve ölçülü
davranmaya dikkat ediyordu.
Yağmurlu bir kasım gecesi bir ailenin evine ilk kez gidecekti.
Zengin bir aileydi ve iki küçük kızları vardı. Evin hanımı evden
çıkmadan önce Betty Sue’ya birtakım talimatlar verdi;
kızların kesinlikle saat dokuzda yatmış olmaları gerektiğinin altını çizdi.
Küçük kızlar umduğundan da uslu çıkmışlardı.
Betty Sue hiç zorlanmadan kızları yedirdi, biraz oyun oynadılar,
televizyon izlediler ve yatma saatleri geldiğinde de hiç itiraz etmeden
üst kattaki odalarına gitmeye razı oldular.
Betty Sue kızların pijamalarını giymelerine yardımcı oldu,
dişlerini fırçalamalarını izledi, üstlerini örttü ve “iyi uykular,”
dileyerek ışıklarını söndürüp aşağıya indi.

Şimdi gece yarısına dek ev kendinindi.
Zengin karıkoca 12’den önce dönmeyeceklerini söylemişlerdi.
Aslında yapmakta olduğu işin en sevdiği kısmı da buydu.
Çocukları yatırdıktan sonra ev sahiplerinin gelmelerini beklerken
kafasına göre takılabiliyordu; şimdi istediği TV kanalını izleyebilir,
abur cubur atıştırabilirdi. Bir süre TV izledikten sonra uykusu gelmişti.
Betty oturduğu kanepeye uzandı ve gözleri hemen kapanıverdi.
Daha uykuya dalalı 10 dakika bile geçmeden telefonun sesiyle uyandı.
Çok şiddetli zil sesi kızı yerinden zıplatmıştı.
Hemen kendini toparlayıp ayağa kalktı ve kapının yanındaki
sehpanın üzerinde duran telefonu açarak kulağına götürdü.

“Çocukları kontrol ettin mi?” diye konuştu karşı taraftan gelen
bir erkek sesi. Telefon açan dalga geçer gibi sormuştu soruyu,
sanki kahkaha atmak üzereydi adam. Betty Sue “Bu da kim?”
diye düşündü; ev sahibinin sesine benzemiyordu.
“Affedersiniz, sesinizi alamadım, kimsiniz?” diye sordu genç kız.
Ancak adam yanıt vermeden telefonu kapattı.

“Herhalde okuldan birilerinin canı sıkılmış, beni işletiyor olmalılar…
Ama buranın numarasını da nasıl öğrenmişler?”
Betty Sue kafasında bu düşüncelerle tekrar kanepeye gidip oturdu.
Canı sıkılmıştı, uykusunun bölünmesi hiç iyi değildi, yeniden
uzansam mı diye düşünürken telefon yine çaldı.

“Çocukları kontrol ettin mi?” Yine aynı adam, sesi hiç de tanıdık değil.
Okuldaki oğlanlar değil mi acaba?
Betty Sue “Bak… Her kimsen...”
demeye kalmadan telefon yeniden suratına kapandı.
Bu defa sinirlerinin iyice gerildiğini hissetmişti genç kız.
Sapığın biri kendisiyle oyun oynuyordu. Bu çok can sıkıcıydı.
Ne yapmalı diye düşünürken elinin altında çalan telefon bir kez
daha yerinden sıçramasına neden oldu.
Ses bu defa daha tehdit ediciydi:
“Çocuklar çoktan elimde… Birazdan sıra sana gelecek!”
Sertçe kapanan telefonun çıkarttığı ses kulağında çınladığında
Betty Sue damarlarındaki kanın donduğunu hissetti.
“Bu ne küstah bir sapık! Ne yapmaya çalışıyor?
Polisi arasam belki de iyi olacak…” Betty Sue hiç tereddüt etmeden
911’i aradı. Görevli memura telefonla taciz edildiğini anlattı.
Görevli detayları dinledikten sonra şayet telefon sapığı bir kez
daha ararsa onu hatta daha uzun tutmaya çalışmasını, böylelikle
yerini tespit edebileceklerini söyledi.

Betty Sue’nun içi biraz olsun rahatlamıştı, telefonun başında
beklemeye devam etti, adamın arayacağından emindi.

İki dakika sonra gerçekten de telefon çaldı.
Adam yine küstah bir ses tonuyla konuşuyordu:
“Hâlâ çocukları kontrol etmedin, ne yapıyorsun sen?
Nasıl bir bebek bakıcısısın?” Betty adamın sesinden tiksiniyordu
ama onunla konuşmaya çalıştı; “Bayım, ben iyi bir bakıcıyım,
birazdan da çocukları kontrol edeceğim… de sana ne bundan?
Sen kimsin ki?” Adam yanıt vermedi ancak insanı ürperten
bir kahkaha attı. “Lütfen… Artık beni rahatsız etme!” dedi.
Betty Sue sesi titreyerek. “Görürüz bakalım!” dedi adam gülerek
ve telefonu kapattı. Betty Sue titreyen ellerine bakarak
telefonu yerine bıraktı. Bu iş çok canını sıkmıştı.
Birden çocukları gerçekten de kontrol etmesi gerektiğini düşündü.
Ama merdivenlerin başına gelince birden durakladı.
Daha önce defalarca çocuk bakıcılığı yaptığı halde,
şimdi niye üst kata çıkmaya korkuyordu ki?
Bu telefonlar bu kadar mı etkilemişti onu?
Tam cesaretini toplayıp ilk basamağa çıkmıştı ki
telefonun korkunç sesi yine yankılandı.

“Kahretsin, bu sapıktan nefret ediyorum diyerek telefonu kaldırdı.
Karşı taraftan gelen ses bu defa farklıydı:
“Bayan, ben polis memuru Brown, lütfen evi hemen terk edin,
şikayetinize neden olan aramaların bulunduğunuz evin
içinden yapılmakta olduğunu tespit ettik.
Birisi evdeki diğer hattı kullanarak sizi arıyor!
Hiç vakit kaybetmeden hemen evden ayrılın!”

Baba, Dışarıda Bir Melek Var!, Fikret Topallı (Yabancı Yayınevi)Baba, Dışarıda Bir Melek Var!, Fikret Topallı (Yabancı Yayınevi)
Onur Özkan 
07 Oca 20:44 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Yardım İsteyen Hayalet
Amerika Birleşik Devletleri’nin Philadelphia eyaletinde
bir kasabada 1890 yılında geçen olayın doktor Weir Mitchell’ın
anılarında yer aldığı ileri sürülür. Yaklaşık 10 yıl sonra dönemin
az tiraj alan gazetelerinden birinde yazıldıktan sonra inanılmaz
bir hızla halk arasında yayılmış, arkadaş sohbetlerinde
en çok anlatılan hikâyelerden biri olmuştur.

Serin bir sonbahar akşamı evinin altındaki muayenehanesini
kapatmak üzere olan yaşlı doktor Weir Mitchell kapının şiddetli
çalınışıyla irkildi. Acil bir hasta getirildiğini düşünerek kapıyı
açtığında karşısında ağlayan küçük bir kız çocuğu vardı.
Meraklanan doktor yedi-sekiz yaşlarındaki kıza ne olduğunu sordu.
Hiç durmadan ağlayan ve hıçkırıklar arasında güçlükle konuşan
kızın söylediklerinden evde çok hasta birinin olduğunu, yardıma
gereksinmeleri olduğunu çıkarabilmişti Dr. Mitchell.
Yaşlı doktor yarı emekli olduğundan normalde hasta evlerine
gitmemekteydi, ancak kızın zavallı haline acıdığı için şayet çok uzak
değilse geleceğini söyledi ve çocuğa evin nerede olduğunu sordu.
Kızın tarifini dinleyip arka odaya çantası nı almak için giden doktor
geri döndüğünde kız ortada yoktu. Önden eve gitmiş olacağını
düşündü ve kızın tarif etmiş olduğu adrese doğru yola koyuldu.

Doktor yoksulların yaşadığı mahallede ve fazla uzak olmayan
eve geldiğinde içeriden bir kadının ağlama sesi duyuluyordu.
Dr. Mitchell kapıyı çalıp beklemeye başladı. Her yanı dökülen,
yarı harap bir evdi. Kısa bir süre sonra kapıyı açan perişan
haldeki kadının ağlamaktan gözleri şişmişti.

“Rahatsız ettiğim için özür dilerim bayan, ben doktorum,
burada yardıma ihtiyacı olan bir hasta olduğu söylendi...”

Kadın ağlayarak küçük kızının günlerdir çok hasta olduğunu,
doktora verecek parası bulunmadığını ve çocuğun bir süre önce
iyice ağırlaştığını, şimdi de nefes alışlarını hissedemediğini söyledi.
Kadını dinleyen doktor kızı görmek için içeri girdi.
Zavallı kadın ağlayarak kızından başka hiç kimsesi olmadığını
anlatıyordu. Doktor divanın üzerinde eski bir
battaniyeye sarılı, hareketsiz yatan küçük kıza yaklaştı.
Solgun teni ve kapalı gözlerine karşın kızı tanıdı.
Biraz önce muayenehanesine gelerek yardım isteyen küçük kızdı.
Bileğini tuttu, nabzı atmıyordu, teni soğumaya başlamıştı.
En az iki saat önce ölmüş olmalıydı.

Baba, Dışarıda Bir Melek Var!, Fikret Topallı (Yabancı Yayınevi)Baba, Dışarıda Bir Melek Var!, Fikret Topallı (Yabancı Yayınevi)