Babam Abdulhamit-Saray ve Sürgün Yılları (8. Baskı)

·
Okunma
·
Beğeni
·
936
Gösterim
Adı:
Babam Abdulhamit-Saray ve Sürgün Yılları
Alt başlık:
8. Baskı
Sayfa sayısı:
156
Format:
Karton kapak
ISBN:
6051141268
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Timaş Yayınları
Baskılar:
Babam Sultan Abdülhamit - Saray ve Sürgün Yılları
Babam Abdulhamit-Saray ve Sürgün Yılları
Tanzimat’tan II.Meşrutiyet’e, imparatorluğun en çalkantılı yıllarında tahtta bir padişah; II.Abdülhamid…

İftiralar, yalanlar ve bir padişahı tahttan indiren olaylar…

Ardından başlayan acı, gözyaşı ve hasretle dolu sürgün yılları…

Osmanlı’nın tarihine babası Abdülhamid’in yanında bizzat tanıklık eden, merak edilen yılları ve padişahı anılarına taşıyan bir sultanın; Şadiye Sultan’ın hatıratından...

“Ben, babamı, hiçbir zaman padişah olduğu için sevmedim. Hayatımın baharında, kalbimin bütün mevcudiyeti ile ve derin bir aşkla babamı sevdim. O sevgidir ki, işte bana bunları yazmak hissini veriyor.”

Şadiye Osmanoğlu
''Söylemeye utaniyorum!''
demiş Şadiye sultan :( aklımın almadığı bu kadar da olmaz dedirten cok şey var bu kitapta.Osmanlı padisahlari ayni zamanda halifedir de.Abdulhamit islam halifesiydi.surgunde kendisine, kızlarina ve eşlerine yapilanlar gizli kalmamali, herkes bilmeli bu ayiplari.

Ha bu arada kitabin ilk yuzde otuzu abdulhamid orta kısmı sadiye sultan son kısmi ise donemin siyasetiyle alakalı ;) tamamı Abdülhamid ten bahsetmiyor anlayacaginiz.

Her Osmanlı torununun okumasi gereken bir kitap.varsa önyarginiz kırılabilir dikkat!
Günümüzde yazık ki Sultan'ın olmayan hatıra defteri ile ilgili kitaplar basılmakta(ki böyle bir defterinin olmadığını kendi kızı da belirtmiştir.),yüceltmek ya da yermek için türlü olaylar uydurulmakta. Tüm bunları bir kenara itip II. Aldülhamid ile ilgili aydınlatıcı bir eser okumak isteniliyorsa kendi kızının yazdığı bu eseri okumak gerek.Eserde padişahın,kişiliği,günlük hayatı,huyları,hataları,zaafları vb. konularla ilgili detaylar mevcut.İlgili arkadaşlara tavsiye ederim.
Babasını en çok seven ve sürgün yıllarında elemini paylaşan kızı, padişah babasını anlatıyor. Kitabı okurken hiç tanımadığım bir Abdülhamit'le tanıştım. Nispeten subjektif bir bakış açısıyla yazılmış olsa da dönemin olaylarına ışık tutması açısından önemli ve üslubunun güzelliğiyle de okumaya değer bir hatırat.
Abdülhamid Han'ın kızı tarafından kaleme alınmış, Han'ın ve ailesinin saray hayatından anekdotlarla dolu bir kitap haliyle... Ancak aşağı yukarı her cümlede manayı tam çözebilmek için eski kelimeleri sözlükten araştırmanız gerekecek, zira onlardan çok var..
Babam Abdülhamid kitabı Sultan İkinci Abdülhamid Han'ın kızı Şadiye Osmanoğlu'nun hatıralarından derlediği 150 küsur sayfalık bir kitap. Bu kitabın ilk 66 sayfası Abdülhamid Han'dan bahsediyor, kalan kısmında ise Şadiye Osmanoğlu kendi sürgün yıllarını kaleme almış. Şadiye Hanım, babası Sultan İkinci Abdülhamid Han tahttan indirildiğinde 23 yaşındaymış. Sultanın hem saraydaki hayatına hem de sürgündeki hayatına şahit olmuş. 1977'de vefat etmiş. Bu kitap, çok merak ettiğim bir kitaptı çünkü Sultan İkinci Abdülhamid Han'ın hayatı her zaman ilgimi çekmiştir. Siyasî zekası takdire şayan bir padişah.
Peki kitap güzel miydi derseniz; beklediğim gibi değildi. Evet, Ulu Hakan hakkında duymadığım bazı bilgileri öğrenmiş oldum ama aklımda bir sürü soru işareti var?? Ve kitapta benim dikkatimi celbeden sadece ilk 60 küsür sayfa oldu, geri kalan kısmında yukarıda da söylediğim gibi Şadiye Osmanoğlu yurtdışındaki hayatından bahsetmiş; eşini, birlikte tatile gittiği yerleri falan anlatmış. O kısımları okurken sıkıldım, çok da beni ilgilendirmediğini düşünüyorum. Ve kendisinde batı hayranlığı sezdim. Tamam vatanlarından çıkarıldılar, yabancı yerlerde yaşamak zorunda kaldılar, belki psikolojilerini anlamıyor olabilirim ama cümlelerinden o hayranlık hissedilebiliyor. Yalnız, Şadiye Osmanoğlu Fransa'da iken İkinci Dünya Savaşı'na şahit olmuş. O zamana dair anlattıkları ilgi çekiciydi. Gerçekten de savaşta kazanan taraf yok; daha az ve daha çok kaybeden taraf var. Saraydaki yaşantıya dair aklıma yatmayan bir takım yerler var. Bunun için de Çamlıca Yayınları'ndan çıkan "Sultan İkinci Abdülhamid Han'ın Aile Hayatı" kitabını okuyacağım. Umarım o tatmin edici olur.
Tanzimat'tan II.Meşrutiyet'e, imparatorluğun en çalkantılı yıllarında tahtta bir padişah; II.Abdülhamid… 
İftiralar, yalanlar ve bir padişahı tahttan indiren olaylar… 
Ardından başlayan acı, gözyaşı ve hasretle dolu sürgün yılları…
Osmanlı'nın tarihine babası Abdülhamid'in yanında bizzat tanıklık eden, merak edilen yılları ve padişahı anılarına taşıyan bir sultanın; Şadiye Sultan'ın hatıratından...
"Ben, babamı, hiçbir zaman padişah olduğu için sevmedim. Hayatımın baharında, kalbimin bütün mevcudiyeti ile ve derin bir aşkla babamı sevdim. O sevgidir ki, işte bana bunları yazmak hissini veriyor."
-Şadiye Osmanoğlu
Abdülhamid'in kızının kaleme aldığı, saray ve sürgün yıllarını anlattığı hatıra kitabı diyebiliriz. Adı her ne kadar Babam olsa da okuduğumuz zaman otobiyorafi diyebileceğimiz bir eser çıkıyor karşımıza.
Ne yazık ki, muktedirler çoğunlukla hukuk ve adalet hep avam için gerek olur zannederler, iktidarlarında alabildiğine, gaddar ve zalimdirler.
Onlara göre anayasa, meclis, hukuk, adalet, yargı vs. birer ayak bağı ve gereksizdir.
Oysa tarih bize gösteriyor ki, hukuk ve adalet öncelikle muktedirler için gereklidir.
Zira onların ayakları bir kez kaymaya görsün. O yok ettikleri hukuk ve adaleti mumla ararlar da bulamazlar.
İşte II. Abdulhamid ve Menderes buna en güzel örnektir.
Bayındırlık ve eğitim hizmetleri inkâr edilemez olmasına rağmen II. Abdulhamid, korkuları, vehimleri nedeniyle devletin kurumlarını, yetişmiş aydın ve askerlerini dışlayıp ülkeyi yeteneksiz bir kadro ile yönetmeye kalkmış, döneminde bu günkü Türkiye’nin iki katı kadar toprak kaybedilmiştir.
Kendisine kayıtsız şartsız biat etmeyen okur, yazar, düşünürlere karşı tahammülsüzlük, korku ve düşmanlığından dolayı “İttihatçı” denen beceriksiz hayalperestleri “Hürriyet Kahramanı” mertebesine çıkartan II. Abdulhamid’in ta kendisidir.
Ve o İttihatçı kafanın iktidarında, 600 yıllık imparatorluğu, yüzbinlerce insanımızı ve kendilerini, emperyalistlerin sözüne güvenerek, kaybedileceği daha baştan belli olan bir kumar masasına sürmeleri ve kaybetmelerinde de II. Abdulhamid’in sorumluluğu inkâr edilemez.
Anayasayı geçersiz sayması, meclisi kapatması ve kendi parasını, imparatoru olduğu devletin bankaları yerine, Avrupa bankalarına yatırması bile II. Abdulhamid’in hain olmasa bile “Ulu Hakan” olmadığının delilidir aslında.
33 yıllık zorbalığının ardından İttihatçı denen serserilerin, ona reva gördükleri elbette kabul edilemez.
Fakat 600 yıl boyunca Osmanlı İmparatorluğunun, anayasasının, oturmuş bir hukuk sisteminin olmamasının sorumluluğunu da herhalde İttihatçılara yükleyemeyiz.
Magna Carta’dan yaklaşık 500 yıl sonra bile anayasa ve meclisi askıya almanın, hukuksuz, adaletsiz bir rejimde direnmenin elbette bir bedeli olacaktı. Bu bedeli millet olarak hepimiz en ağır şekilde ödedik, hala da ödüyoruz maalesef.
II. Abdulhamid’i “Ulu Hakan” mertebesine çıkaran zavallıların, imparator olduğu dönemde, zindana çevirdiği kendi ülkesinde, rüzgârlar tersine esmeye başlayınca ne durumlara düştüğünü, özellikle bu günün muktedirlerinin iyi görmesi ve anlaması dileklerimle.
İyi okumalar.
"..Çok az uyurdu. Şafaktan önce kalkardı, beş vakit namazını kılar, daima Kur'an-ı Kerim ve Buhari-i Şerifi okurdu. Dindar, Allah'ına bağlı, büyük bir Müslüman idi. Abdestsiz yere basmazdı. Çok çalışkandı."
" Babamın zaman-ı saltanatında yalnız bir tek harp hatırlıyorum. O da Yunan harbidir.
Bu benim çocukluk zamanıma rastlamıştır. Hatırladığıma göre haremdeki dairelere top top bezler getirilip dağıtılmıştı. Yaralı askerler için gecelikler dikilirdi.
Hizmetkârlarımızla beraber sabahın erken saatlerinden, gece uyku saatine kadar dikiş makinelerimizin başında bizden istenilen sayıda giyeceği yetiştirmeye çalışırdık. Bu hummâlı faaliyet bütün muharebe müddetince devam etti. Ben de çamaşırlara düğme dikerdim. Aklımca büyük iş gördüğümü sanırdım. Babam aramıza gelir "Âferin evlâtlarım, Allah sizlerden razı olsun, vatan için çalışmak ne tatlıdır. Allah vatanımızı düşmanlardan muhafaza buyursun!" derdi. Biz bu sözlerden kuvvet ve şevk alırdık, zaman kaybolmasın diye gözümüzü iğnemizden ve makinemizden ayırmaksızın onu dinlerdik. Vatan! Vatan! Babam bunu bizlere ne kadar çok söylemişti."
Benim teessürüm sizin gibi gençlerin ve saraydaki kızların taarruz ve tecavüze maruz kalmaları ihtimalini düşünmekten ileri geliyor. Bana gelince canımın hiç kıymeti yoktur. Ecdâdım bu devlet ve millete, büyük hizmetler ifâ ettikleri halde birçokları ne felaketlere, ne feci âkibetlere uğramışlardır. Hânedanımızın kıymetini hiç bir zaman takdir edemediler. Meşrutiyetin başından beri "Vatanımız!" diye bar bar bağıranların içinde,vatanın ne olduğunu bilmeyenler çoktur. Farkında olmadan yaptığım hatalar bulunabilir. Kusurdan yalnız Allah münezzehtir. Ben bir insanım ve milletime hizmet ettiğim kaniim.

-Ulu Hakan'ın Selanik'e sürgüne gönderilirken kızına söyledikleri
"Dünyada yaşamak için hassas ruhlu olmamalı, hissetmemeli, sevmemeli! Fakat bunu tatbik etmek zor! Hayat herkes için az çok bir mücadeledir, yaralanmamak imkânsız! Fakat cesur olmak lazım! Hayatımız, yaşanılan mabaatli bir romandan başka bir şey değildir."

- Şadiye SULTAN (Şadiye OSMANOĞLU), SULTAN II. Adülhamid Han'ın kızı
Osmanlı Devleti'ni tehdit eden tehlikeleri önlemek için siyasetin silahtan daha müessir olduğunu babam, siyasi tarihimize en büyük bir ders olarak bırakmıştır.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Babam Abdulhamit-Saray ve Sürgün Yılları
Alt başlık:
8. Baskı
Sayfa sayısı:
156
Format:
Karton kapak
ISBN:
6051141268
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Timaş Yayınları
Baskılar:
Babam Sultan Abdülhamit - Saray ve Sürgün Yılları
Babam Abdulhamit-Saray ve Sürgün Yılları
Tanzimat’tan II.Meşrutiyet’e, imparatorluğun en çalkantılı yıllarında tahtta bir padişah; II.Abdülhamid…

İftiralar, yalanlar ve bir padişahı tahttan indiren olaylar…

Ardından başlayan acı, gözyaşı ve hasretle dolu sürgün yılları…

Osmanlı’nın tarihine babası Abdülhamid’in yanında bizzat tanıklık eden, merak edilen yılları ve padişahı anılarına taşıyan bir sultanın; Şadiye Sultan’ın hatıratından...

“Ben, babamı, hiçbir zaman padişah olduğu için sevmedim. Hayatımın baharında, kalbimin bütün mevcudiyeti ile ve derin bir aşkla babamı sevdim. O sevgidir ki, işte bana bunları yazmak hissini veriyor.”

Şadiye Osmanoğlu

Kitabı okuyanlar 44 okur

  • Başak Yürük
  • Ayşe Kaldırım
  • Helen3461
  • Âcizane
  • Kardelen ∵

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%10 (2)
9
%0
8
%5 (1)
7
%0
6
%5 (1)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0