Geri Bildirim

Babil'de Ölüm İstanbul'da Aşkİskender Pala

·
Okunma
·
Beğeni
·
16.205
Gösterim
Adı:
Babil'de Ölüm İstanbul'da Aşk
Baskı tarihi:
Ağustos 2004
Sayfa sayısı:
416
ISBN:
9789944486798
Kitabın türü:
Yayınevi:
Kapı Yayınları
Gök kubbenin altında insanın ruhunu soyan kötülükler ve giyindiren aşklar adına...

Doğu ak ejder yılında başladı yirmi üç bin yıllık gizem...
Uzayın sonsuzluğuna açılan kapıyı keşfe çıkmış bilge rahipler, uğruna topluca can verdikleri bir sırrın, binlerce yıl sonra, bir şair tarafından aşkın derin katmanlarına saklanarak korunacağını bilselerdi...

Siruş başlıklı murassa hançerin kabzasına parmak izlerini bırakanlar, daha avuçlarının sıcaklığı gitmeden hançer kınında kan biriktiğini bilselerdi...

Bağdat, İstanbul, Roma, Paris ve diğerleri; kıyılarına vuran yeni aşkın, bütün eski tarihlerini dolduracak yoğunlukta olduğunu bilselerdi...

Bilgeler, katiller, asiller ve sevgililer; ellerinde tuttukları kitabın alev almaya hazır bir aşk külçesine dönüşmek üzere olduğunu bilselerdi...

Şair, ipeksi dizeleri arasına hayaller gibi sakladığı şifrelerin hoyrat ellerde ihtirasla parçalandığını, sonsuzluk şarabına kadeh yaptığı gelincik yapraklarının kinle dağıtıldığını bilseydi...
Ve şimdi kim bilebilir neler olacağını,
Babil uyandığı zaman?!..
(Tanıtım Bülteninden)
Saydıklarımız der ki; “Sabır ile dut yaprağı atlastan kumaşa döner.” Ne kadar da doğru söylerler. Keza bu Babil’de ölüm İstanbul’da aşk’ta da öyle bir şeydir. Peki doğru olan neydi. Dağ başında fütursuz bir meyve iken kazanlarda kaynayıp, ateşler de yanıp kağıt olmak mı? Yoksa üzerine kıymetli, kerametli sözler yazılan bir eser olmak mı? Hangisi uyardı bize kalp mi yoksa akıl mı?

Dünyaya gelişi fuzuli olmayan bir kişinin gönlünden dökülen beyitlere, sözlere dem vuran ve her nefeste bize bunu yaşatan İskender Pala’ya ne kadar teşekkür etsek azdır elbet. Bir divan aşığı olarak bu çağın adamı asla değilim, biliyorum. Lakin böyle eserlerde divanda edebiyatında nirvanaya ulaşmış Fuzuli’yi görmek ve şu an ki yetişen nesillere aktarmak tabi ki de taktir edilecek bir durumdur.

Velhasıl eğer benim gibi tasavvuf aşığı değil iseniz bu kitap size göre değildir. Çünkü bu kitap da “Mana’dan Madde’ye”, “Gönül’den Akıl’a”, “Soyut’tan Somut’a”, “Değer’den Değersiz’e” bir yol vardır ve akar gider. Biz mana düşkünlerine ilaçtır cümleler, severek isteyerek okuyup gideriz.

Kitaba değinecek olursak eğer; düşün ki elinizde bir kitap var ve kanlı canlı sizin her düşüncenizi her tavrınızı ve duygunuzu anlayabiliyor. Sizi sizden iyi yorumluyor. İnsani hiçbir duyguya düşmeden saf bir gerçek yorum ile karşı karşıya kalıyorsunuz. O an aklınızdan geçenler, ruh durumuzu ve içinizden geçirdiğiniz her şey ayan beyan ortadır. Şahsen böyle bir kitap ile ben karşılaşmak istemezdim. Şuan ben kendisini inceliyorum, onunda ben gibi bu şekilde inceleyip burada sizlere ifşa etmesini istemezdim. Belki de düşüncelerimden hareketlerimden o anki anlık düşüncelerimden utanır elime kitap dahi almaz idim. Yazarın konusu da işte budur. Hazine değerindeki bir kitabın elden ele dolaşarak 450 sene, içerisindeki şifreler ile manacı ve maddeci insanların hayatlarından geçiş halleri anlatılmaktadır.

Mana’ya değer verenler kitabı gözyaşı ile elem ile okurken, maddeciler kitabın içerisindeki şifrelerin peşinden savrulup durmuşlardır. Eğer kararlar kalben alınırsa vicdan muhasebesinden geçer insan rahat bir nefes alır ki akıl ile alınan kararlar hep nefsten geçer ve bu en tehlikelisidir. İşte benim Fuzuli dostumda kitaba konu olan eseri “Leyla ile Mecnun’u” gönülden gelenlerle kaleme almıştır. Hal böyle olunca kitabın değeri şimdiki eserler gibi okunup rafa kaldırılmamış, dillerden dile dolaşarak bütün cihana yayılmıştır.

Bir kitap Fuzuli ile başlarda Şeyh Galip ile biter de bu kitaba biz nasıl olmamış deriz. Hiçbir vakit ahir zaman şairlerini sevmedim, sevemedim. Sözleri hep manasız anlamsız havada kalır geliyor bana.

Yukarıda da dedik ya “Mana ve Madde”. Kitapta başta Kanun Koruyucu (Kanuni Sultan Süleyman) olmak üzere birçok şahsiyet karakter olarak karşımıza çıkmıştır. Bunlar; Fuzuli’den Nabi’ye, Celebi Mehmet’ten Baki’ye, Cariye Rukal’den Şeyh Galib efendiye kadar edebiyatımıza ve tarihimize yön vermiş insanlardan bahsedilmektedir. En çok hoşuma giden taraf Mana’da kalan kısımdı yani Leyla ile Mecnun, beni en çok sıkan kısım ise maddecilerin Babil altınların peşinden koşup onları elde etmek için verdikleri mücadele.

Genel olarak değirirsek bu kitap herkese hitap etmez. Mana dostlarının buluştuğu başka bir kitapta buluşmak üzere sevgi ile kalın.

Not: Divan edebiyatımızın tadını bir kere alan asla ve asla iflah olmayan bir duygu içerisine girer. Lütfen gereken öz veriyi gereken desteği gösterip bu güzel eserlerimizi, şiirlerimizi ve şairlerimizi nesilden nesile aktaralım.

Fuzuli’den
Beyhude gamlanma divane gönül!
Cümle alemin rızkını veren vardır.
Yaptığın hatayı görmüyor sanma.
Kalpte gizli en derin sırları bilen vardır.

Mal-ı emlakım var deyu güvenme!
Arkam var deyu dayanma!
Sırt üstü insanı yere varan vardır.

Beyhude gamlanma divane gönül!
Cümle alemin rızkını veren vardır.

Derdime vakıf değil canan.
Beni handan bilir.
Hakkı vardır şad olanlar.
Herkesi şadan bilir.

Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil.
Çektiğim alamı bir ben birde Allah’ım bilir.

Şeyh Galip’ten

Fâriğ olmam eylesen yüz bin cefâ sevdim seni
Böyle yazmış alnıma kilk-i kazâ sevdim seni
Ben bu sözden dönmezem devr eyledikçe nüh felek
Şâhid olsun aşkıma arz u semâ sevdim seni

Bend-i peyvend-i dilim ebrû-yı gaddârındadır
Rişte-i cem’iyyetim zülf-i siyeh-kârındadır
Hastayım ümmîd-i sıhhat çeşm-i bîmârındadır
Bir devâsız derde oldum mübtelâ sevdim seni

Ey hilâl-ebrû dilin meyli sanadır doğrusu
Sûy-i mihrâba nigâhım kec-edâdır doğrusu
Râ kaşından inhirâf etsem riyâdır doğrusu
Yâ savâb olmuş veya olmuş hatâ sevdim seni

Bî-gubârım hasret-i hattınla hâk olsam yine
Sıhhatim rûh-i lebindendir helâk olsam yine
Tîğ-i gamzenden kesilmem çâk çâk olsam yine
Hâsılı beyhûde cevr etme bana sevdim seni

Gâlib-i dîvâneyim Ferhâd u Mecnûn’a salâ
Yüz çevirmem olsa dünya bir yana ben bir yana
Şem’ine pervâneyim pervâ ne lâzımdır bana
Anlasın bîgâne bilsin âşinâ sevdim seni

"Hoşçakal Leyla..."
Bir insan kılıfı uydurulmuş devrin hazine niteliğinde bir kitabın Babil'den çıkıp İstanbul Topkapı Sarayı'na doğru süren macerası..Bir kitabın içinde bir kitap konuşturulmus..muazzam bir nitelik kazandırmış..Yaşanılmış dönemin her türlü kültürel faaliyetinden beslenmiş bir roman olması da beni etkileyen ayrı bir tarafı.

Benzer kitaplar

Muhteşem bir anlatım, muhteşem bir öykü... İskender Pala şairleri, divan şiirini ve geçmişi anlattığı bir yolculuğa çıkarıyor sizi.
Baştan beri sürükleyici ara ara verilen divan şiiri açıklamaları ise insanı divan edebiyatına okumaya sevk ediyor en azından bende öyle oldu. Bu kitap da ki anlatılanlar divan şiirleri gibi görünenin altında daha başka neler olduğu ya da olabileceğini bize gösteriyor. Dikkat edilmesi gereken bir şey de kitap da yaşanan aşkların günümüz tensel aşklarından farklı olması. İnsan aşka âşık oluyor...
Kanun koyucunun askerleri kütüphaneyi devralmaya gelirken,içerideki şair kitaplardan kopyalar almaktadır.Kütüphaneci ona bir kama verir ve kötü ellere geçmemesini tembihler.Sonrasında intihar eder.Bir zamanlar Topkapı sarayında bir kama görmüştüm.Onun hikayesini öğreneceğim galiba diye kitaba başladım.Şair kamanın kendisinde bulunmasından korkar,üzerindeki mücevherleri sökmeyi de düşünür.Sonucunda içerisindeki şifreyi kopyalayıp,bir ağacın altına gömer.Saraydan hamile bir bayan kaçar.Geminin deposunda farelerin arasında saklanır.Hikaye başladı derken,saraya kaçanın okyanusa atıldığını yazan bir mesaj saraya ulaşır ve kendimi Lale devrinde bulurum.Genç Osman,üçüncü Ahmet derken,Şair Nedimin damdan dama atlayarak kaçarken düştümü,kendinimi öldürdü sorusuyla kafam meşgulken,Mecnunun Kalubela,Allahımın ruhları yaratması ve ruhların Rabbim Allah demesi ile Mevlasına ulaşması anlatılıyor.Tamam konuyu yakalıyorum derken karşımda Namık Kemal. Uzatmayım o kadar çok konu isim varki eski Osmanli Türkçesinden çeviriler yapan günümüze ulaştıran İskender Pala,ansiklopediler dolusu bilgiyi tek kitapta toplamış ama kafam o kadar doldu ki ne anlatmış veya anlatmaya çalışmış,ben anlamadım.
Normalde bir kitabı yarım bırakmayı hiç sevmem ama bu kitabı yarım bıraktım. İlk önce güzel başlamıştı ama sonra çok sıkıcı oldu. Mekanlar kişiler sürekli değişirken genel bütünlük sıkışıyor ve bir çıkmaza giriyor. Sürekli bir kaçma kovalamaca yaşanırken sebepler ve sonuçlar değişmiyor. Bir roman tadı alamadım...
Leyla ile Mecnunun Divan edebiyatındaki binlerce beyitinin roman tadında çevirisi halukuleda bir eser İskender Pala nın da tanınmasına Edebiyat dünyasında sıkça sesini duyurmasına sebep olan eserlerden birisi .Bence muhakkak okunmalı dili az bişi ağırda olsa anlaşılmıcak kadar değil....
Babil'de Ölüm İstanbul'da Aşk
İsmi gibi kendi de güzel olan bu kitabı yazılılar yüzünden erteleye erteleye 23 günde okumuşum.Veee bugün itibariyle de bitirmiş bulunuyorum.

Hilleli Fuzûlî isimli şaire kütüphanede bir bilge tarafından verilen sır ile başlıyor kitabımız. Bilge Akeldan Fuzûlî'ye yıkılmış bir tapınağın altındaki uzay bilimine dair bilgiler taşıyan tabletleri, altın heykelleri ve girişin şifresini söylüyor.
Fuzûlî bu şifreyi yazdığı Leyla ile Mecnun mesnevisinde beyitlere gizliyor.

Hikayeyi bu mesnevinin içerisindeki Kays anlatıyor. Kays içerisindeki sır ile Leylâsını arıyor. Mesnevi yıllarca elden ele dolanıyor, okunuyor. Şifreyi çözmek isteyen hazine avcıları ve cemiyet üyeleri yıllarca kitabın peşini bırakmıyor.

Kitabı okurken divan edebiyatını tekrar etmiş gibi oldum. Nefi, Nabi, Nedim, Şeyh Galip ve niceleri...
Yazar dönem edebiyatını anlatırken toplumsal konulara, insanların para uğruna neler neler yapabileceğine de değinmiş.

Okurken sıkıldığım tek nokta kitabı ele geçiren cemiyetin uzun uzun şifre arayışları oldu. Ama konu itibari ile güzel bir kitap. Okumak isteyenlere tavsiye ederim :)

İyi okumalar.
İskender Pala'dan beklenmeyecek düzeyde bir kitap...Sıkıcı,aynı konulara hapsolmuş sürüp gidiyor...Diğer eserleri:'Efsane,Od,ŞahveSultan'a göre çok zayıf...
İskender pala ilk okuduğum kitabıydı ve herşeyden önce üslup anlatım tarzını çok başarılı buldum ne yazarsa okunucak yazarlar listeme ekledim kitabın konusu çok güzel ve bi kitabın ağzından tüm olayları dinlemek çok orjinaldi ve çok güzeldi kitabın sonuna kadar insanı merak ettiren gizem en sonda çok güzel sonlandı kitapla beraber tüm şairleri görmüş gibi hissettim kitapta tavsiye ederim
Uzun zamandır inceleme yapmıyordum ama bu kitap hakkında birkaç kelam etmeden geçemeyeceğim.Tanıştırayım, harika bir İskender Pala klasiği olur kendileri.
Yazar, Fuzuli'nin eseri olan Leyla ile Mecnun kitabının gözünden bakmış dünyaya.İlk başta biraz garip geliyor bu durum tabii.Ama sonra çok güzel bir hal alıyor.
Divan edebiyatına gönül verenlerdenseniz eğer kesinlikle okumanız gereken ve kütüphanenizde bulunması gereken bir eser.Divan edebiyatının Pîrî, kalemine kuvvet,yüreğine sağlık.Sen hep yaz biz de hayran hayran okuyalım. :)
“Ben bunca zamandır Leylâ'mı arayıp dururken acaba hep Mevla'yı mı aramaktaydım?”
Oysa şiir bütün heyecanı yüreklere yükleyen ve bu yüzden hep asil kalabilen bir tür olarak bilinir.
...ve ben bütün gece boyunca duyduklarımdan bazılarını zihnimde nakşetmek için hatırlamaya çalıştımsa da zirvelerde pek az şeyin hatırlanabildiğini anladım.
“Evet o benim, aşkınla çıldırıp Leylâ adını bütün dünyaya duyuran Mecnûn. Benim o, ben Kays... Hani okula gitmiştik birlikte de, hani birbirimizi okumuştuk kitap diye. Hani mektuplarını bulutlar, kokunu seher yelleriyle göndermiştin bir zamanlar bana. Hani senin uğruna savaşlar çıkmış, benim olmanı isteyen Nevfel ile senin olmayı isteyen îbn Selam'ın bahadır yiğitleri kanlarını akıtmışlardı kızgın kumlara. Hani en sonunda hiç kimsenin olmadığı bir yerde, üzerinde kefen ile randevu vermiştin bana da, daha bedenin soğumadan gelip yetişmiştim yanına. Hani adımıza âşıklar yemin eder olmuşlardı. İşte o benim, Kays, senin mecnûnun, uğrunda çıldıran Kays! Yokluğunda geçen asırlar boyunca,

Ger ben ben isem nesin sen ey yâr”
“Versen sen isen neyim ben-izâr

deyip içimde yaşattım seni. Biliyordum, benim için yaşayacağını, benim için yaşatılacağını ve bir gün bana geleceğini biliyordum. Hoş geldin gözümün nuru, hoş geldin sevincim, ilkbaharım!.. Aşkım, ruhum ve gözyaşım, hoş geldin!..”

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Babil'de Ölüm İstanbul'da Aşk
Baskı tarihi:
Ağustos 2004
Sayfa sayısı:
416
ISBN:
9789944486798
Kitabın türü:
Yayınevi:
Kapı Yayınları
Gök kubbenin altında insanın ruhunu soyan kötülükler ve giyindiren aşklar adına...

Doğu ak ejder yılında başladı yirmi üç bin yıllık gizem...
Uzayın sonsuzluğuna açılan kapıyı keşfe çıkmış bilge rahipler, uğruna topluca can verdikleri bir sırrın, binlerce yıl sonra, bir şair tarafından aşkın derin katmanlarına saklanarak korunacağını bilselerdi...

Siruş başlıklı murassa hançerin kabzasına parmak izlerini bırakanlar, daha avuçlarının sıcaklığı gitmeden hançer kınında kan biriktiğini bilselerdi...

Bağdat, İstanbul, Roma, Paris ve diğerleri; kıyılarına vuran yeni aşkın, bütün eski tarihlerini dolduracak yoğunlukta olduğunu bilselerdi...

Bilgeler, katiller, asiller ve sevgililer; ellerinde tuttukları kitabın alev almaya hazır bir aşk külçesine dönüşmek üzere olduğunu bilselerdi...

Şair, ipeksi dizeleri arasına hayaller gibi sakladığı şifrelerin hoyrat ellerde ihtirasla parçalandığını, sonsuzluk şarabına kadeh yaptığı gelincik yapraklarının kinle dağıtıldığını bilseydi...
Ve şimdi kim bilebilir neler olacağını,
Babil uyandığı zaman?!..
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 3.133 okur

  • Zehra çelik
  • Yücel
  • Bilemezsin ki
  • Serkan Yüksel
  • Esra Ozden
  • Nadya Ivanova
  • Osman Sarı
  • Hilal
  • İlyas ÇİÇEK
  • SihirliFlut

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%7.5
14-17 Yaş
%2.5
18-24 Yaş
%22
25-34 Yaş
%35.3
35-44 Yaş
%23.6
45-54 Yaş
%7.1
55-64 Yaş
%0.8
65+ Yaş
%1.3

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%70.4
Erkek
%29.6

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%24.1 (177)
9
%18.8 (138)
8
%23.4 (172)
7
%14.8 (109)
6
%8.6 (63)
5
%4.5 (33)
4
%2 (15)
3
%1.2 (9)
2
%1.5 (11)
1
%1.1 (8)

Kitabın sıralamaları