Bağlanma Korkusu

7,3/10  (3 Oy) · 
5 okunma  · 
4 beğeni  · 
356 gösterim
FARKLI TENLERDE ARARKEN KENDİNİ, BAŞKA BİRİNİN RUHUNDA KAYBOLDUĞUNU ANLADI. KAÇIYORDU. ASLINDA KAÇTIĞI KİŞİYE DOĞRU KOŞUYORDU.

ZAMANA HÜKMEDEN TEK ŞEYDİ AŞK!
Cem yakışıklı, popüler, zengin, ilgi gören bir reklamcı. Aşkı bir zayıflık olarak gördüğü için hiçbir bağlılık ona göre değil. Hayat iş, eğlence ve kadınlardan ibaret ona göre. Yaşam kaçırılamayacak kadar kısa. Zamansa ciddi ilişkilerle geçirilemeyecek kadar değerli. Bahar naif, kırılgan, sade ve gizemli bir balerin. Aşk arıyor ve onu bulamamaktan korkuyor. Korku, bir mesafe yaratıyor hep ve her zaman Bahar için. Günün birinde Cem'in arkadaşı Sinan'la tanışması hayatının dönüm noktasına dönüşüyor. Sinan, Cem ve Bahar arasında yaşananlar onları dönüşü imkansız bir yola sokuyor. O günden itibaren, mantığı kalbe ve duygulara hükmeden bu üçlü gerçek aşkı sorgulamaya başlıyor. Zaman geçiyor. Aşktan kaçılamayacağını öğreterek ve kalıcı izler taşıyan imkansız bir tutkuya dönüşerek akıyor adeta.
  • Baskı Tarihi:
    Haziran 2016
  • Sayfa Sayısı:
    440
  • ISBN:
    9786054482733
  • Yayınevi:
    Artemis Yayınları
  • Kitabın Türü:
Emre AYDOĞAN 
 08 Eki 2017 · Kitabı okudu · 7 günde · Beğendi · 10/10 puan

Hayatımın en önemli kitabı olan "Ölü Kuşların Sessizliği"yle tanışmamdan hemen sonra başladı her şey. Büyük bir duygu devrimi gerçekleştirdi bu kitap benim sıkıcı ve monoton hayatımda. 'Ama ne yazık ki elimde değil bu kitap' diyerek biraz özlem biraz da hayıflanma içeren bir cümle bırakmak istiyorum buraya.. Ama ne derler bilirsiniz "Bir şeyin elimizde olmaması ona biçtiğimiz değeri azaltmaz aksine bazen daha da şiddetlendirir." Neyse, takılıp kaldığım ve bir türlü özlemekten vazgeçemediğim geçmişten sıyrılıp günümüze, asıl incelemeye dönmekte fayda var.

Bağlanma Korkusu.. Bu kitabı okumadan önce ellerime aldığımda, içimde büyük bir endişe bulutu dolaşıyordu. Yazarın ilk kitabı olmasının vermiş olduğu korku ve "Ya beklediğim kadar güzel bir kitap değilse.. Ya büyük bir hayâl kırıklığı yaşarsam" düşüncesi beni epey korkutuyordu. Ancak kitabın sayfalarını hiç farkında olmadan eksiltmeye başladığımda, içimdeki karamsar ve bulutlu hava yerini pırıl pırıl parlayan güneşli bir ilkbahar manzarasına bıraktı. Hatta ciddi derecede beğendim, kahramanları ve kurguyu.. Ve Başak Sayan'ın en sevdiğim özelliği olan geçmiş ve günümüz arasındaki gelgitli hayava bayıldım. İnsanoğlu çoğu duyguyu birlikte yaşar ya, bende bu kitabı okurken bir sürü duyguyu bir arada gögüsledim. Bir yandan sevgi ve tutkuyla okudum satırları diğer yandan o satırdaki yaşanmışlıklarda kendi geçmişimi bulup kendi kalbime kendi ellerimle batırdım hançeri. Aşk, nefret, ihtiras, kıskançlık ve de iliklerime kadar işleyen pişmanlık dolu bir acı..

İnsan ister istemez sevdiği şeylere kaptırıyor kendini, en çok sevdiği şeylerin etkisi ve boyundurluğu altında kalıyor. Sevdiği şey onu öldürecek bile olsa gocunmuyor, geride durmayı reddediyor hatta üstüne üstüne gidiyor, biliyor ki kaçmak çoğu zaman kaçınılmaz sonu değiştirmiyor hatta öyle zamanlar oluyor ki..bir bakıyorsun aslında kaçmak istediğin şeye doğru koşuyorsun aslında.. Her zamanki gibi kitabın karakterleriyle ve olay örgüsüyle alakalı yorum yapıp spoiler vermeden incelememi sonlardırmak istiyorum :) "Uğruna ölünecek güzel bir sebebiniz varsa çok şanlısınız ve de uğrunda öleceğiniz bu güzel sebebin farkındalığını asla kaybetmeyin, kimseye geç kalmayın ve de kimsenin kapısını erken çalmayın." diyerekten incelememi bitirmek istiyorum.. Bu kitabı sadece "Bağlanma korkusu" olanlara tavsiye ediyorum...