Adı:
Barbarları Beklerken
Baskı tarihi:
1985
Sayfa sayısı:
188
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750736476
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Adam Yayınları
Baskılar:
Barbarları Beklerken
Barbarları Beklerken
Nobel ödülü sahibi J. M. Coetzee, bu romanında hayalî bir imparatorlukta geçen olayları anlatıyor. Ancak, yazarın 1970?ler Güney Afrika?sına gönderme yaptığını seziyoruz. Geniş topraklara yayılmış bir imparatorluğun en ucundaki bölgede yaşayan Barbarlar, sözümona, ayaklanmak, imparatorluğu tehdit etmek üzeredirler. Onları bastırmak bahanesiyle merkezden gönderilen Albay ve emrindekiler, müthiş bir işkence ve kıyım başlatırlar. Bu olaylar, o bölgede görevli, yıllardır başkentin yüzünü görmemiş Sulh Yargıcı?nın ağzından aktarılır. Barbarları Beklerken, ürkütücü bir zorbalığın öyküsünü dile getirmekle birlikte, öncelikle bir aşk, sevecenlik, bağışlama ve insancıl duygular romanı. Coetzee roman kişilerini, olayların geçtiği ortamı öylesine ustaca aktarıyor ki, karakterlerin hiçbiri karikatürleşmeden, iyi ve kötü yanlarıyla somutlaşıyor. Coetzee zorbalara da, onların kurbanlarına da aynı insancıl tavır içinde yaklaşıyor. Barbarları Beklerken?i okurken, bir yandan az gelişmiş ülkelerde yıllardır oynanan siyasal oyunları izleyecek, öte yandan alışılmadık ama gerçek, sarsıcı bir aşka tanık olacaksınız.
200 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
İlk kez John Maxwell Coetzee kitabı okudum. Ve çok beğendim.. Bu aralar kitap seçimlerim beni hep mutlu ediyor. Şanslı bir ay oldu bu bakımdan benim için :)
Hayali bir imparatorlukta sınırda güvenliği sağlayan ve adı kitap boyunca belli olmayan bir sulh hakimi tarafından anlatılıyor olaylar. Hakim, vergilerle rahat bir yaşam sürer ancak bu rahatlık Albay Joll geldiğinde sona erer. Karakola hırsızlık nedeniyle getirilen kişilerden birisi ölür ve bir çocuk hayatta kalır. Albay Joll tarafından işkence gören çocuk barbarların imparatorluğa isyan hazırlığı yaptığını anlatır. Bunun üzerine Joll, bir grup askerle barbarları yakalamak için karakolu terk eder ve kısa süre sonra yanında esirler ile geri döner. Bu sırada nereden geldiği bilinmeyen bir dilenci kızı karakolun önünde bulan hakim çok geçmeden kıza farklı duygularla bağlanır.
Yazarın kendisi de Güney Afrikalı olduğu için anlattıkları ile sömürgeci devletler ve yönetimler neredeyse her sayfada eleştirilmişti. (Tabi ki haklı eleştirilerdi her biri.)
Okurken aklıma gelen sorular ise şöyleydi;
-Bir yerde otoritenin kurulması için mutlaka halkın korkutulması mı gerekir?
-Kötü olayları her zaman çaresiz ve kendini savunamayacak kişilerin üstüne yıkarak sıyrılmak neden en kestirme yoldur?
-Barbar 'yerli halk' mıdır yoksa halkın yaşadığı yerlerde zorla hakimiyet kurmaya çalışanlar mı?
-İnsanların dış görünüşü onları 'barbar' olarak adlandırmaya yeter mi?
-Adilce yargılanmadan infaz edilen insanlar hep gerçekten 'aradığımız suçlu' mudur?
-Somut bir delil olmadan suçlanan bu insanlar sorumluların içi rahat etsin diye günah keçisi olmak zorundalar mı?
-İnsanların yaşadığı yere sahip çıkması yanlış bir şey midir?
-Her zaman kendimiz gibi olanlara mı aşık olmalıyız?
-Sınıf farkına inananlar hep 'soylu' insanlar mıdır?
Bunlar şu an yazarken aklıma gelenler sadece. Emin olun aklınıza bunların dışında birçok soru gelecek okurken..
1980 yılında yazılan bu eserdeki her cümle ne yazık ki şu an da gerçekliğini koruyor. Halka hitaplar değişse de yöneticiler tarafından uydurulan kılıf hep aynı. Halktan korkanlar yaptıkları suçlamalarla, insanlık dışı işkenceleri haklı çıkardıklarını düşündükçe bu devran da böyle sürüp gidecektir diyor ve incelemeye noktayı koyuyorum..
187 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
#spoiler#
Bana göre bir "vicdanlı adam "kitabı barbarları beklerken ..hukuksuzlugun diz çöktürdügü bir hakim hikayesi ..
Insana alışık olmadığı rahatlığı sağlarsan, bir avlu ortasında mahkum olarak otursa bile ,zamanla gönüllü köle olduğunu keşfediyor okuyucu ..tutuklu olarak her sabah bir fincan çay icebilmek yokluğun olduğu özgür eve dönmekten belki de daha iyidir ..? ??
Barbarların kimseyle bir derdi yok aslında ,işgalci askerin yok olup gitmesinden başka ..bir üst kademeye hesap verme gibi bir sıkıntıları da yok ...balığını avla,kışın üşüme,toprağını koru..
Oysa medeniyet öylemi ya .koskoca imparatorluk medeniyeti peh peh ..insanlara eziyet et ,gücün kime yeterse kemiklerini kır,kadınları kör et ..öyle korkak bir medeniyetkiii.. gaspla yerleş,harple koru. ..
Bir tek cesur adam var bu it sürüsünün içinde ,vicdanı yerinde duran ona da medeniyeti bir güzel öğrettiler. .attılar zindana,dövdüler, sövdüler yetmedi boynuna ilmek takıp sallandırdılar ..yinede dedi ki "bu kanlı ellerinizle sofraniza oturduğunuzda ekmeği nasıl bölüp ailenize yediriyorsunuz? ? Merak ediyorum nasıl yemek yiyebiliyorsunuz ?
Işte böyle bir hikaye "Barbarları beklerken "
Siz okuduğunuzda belki bambaşka bir öykü anlatır size "okuyunuz efendim"

Sevgiyle. ..
200 syf.
·4 günde·Beğendi·8/10
Kitabı okurken insanların nasıl bu kadar vahşileşebileceği karşısında hayrete düştüm. İmparatorluk askerleri ve barbarlar arasında sözüm ona bir savaşta asıl vahşi ve uygarlaşmamış olanların barbarlar değil de onları ötekileştiren etiketleyen insanlar olduğunu görüyoruz. Ürkütücü bir zorbalık hikayesi. Nitekim kitapta da yazarın "uygarlığın kara çiçeği" diye bahsettiği de tam da bu. Bunun yanı sıra tuhaf bir bağlılık, ilişki ya da aşk - siz her ne derseniz deyin - anlatılıyor. Eser bir bütün olarak akıcı bir anlatıma sahip, yalnız olayların kahraman bakış açısıyla anlatılması yer yer anlayamadığım hissi oluşturdu yine kahraman bakış açısıyla anlatıldığından bazı yerleri doldurmak bize kalıyor. Yine de kitabı severek okudum.
200 syf.
·5 günde·Beğendi·9/10
Coetzee'nin okuduğum ilk kitabi aslinda Utanç kitabini ararken denk gelip okumaya basladim bu kitabi ve gercekten takdire şayan bir kalem daha once okumadigim icin üzüldüm. Kitabin icerigine gelirsek hayali bir imparatorlukta, yerliler ile oraya yerleşen insanlar arasinda -imparatorluk askerleri- kanli bir savaşın baslamamasi icin caba sarfeden bariscil sivil bir hakimin verdigi cabayi ve bu cabayi verirken kendi ic dunyasindaki sorgulamayi, gundelik hayatidandaki gel gitleride anlatan guzel bir kitap. Imparatorluk asker ve polisleri sınır kasabasini isgalci barbarlardan korumak icin gelmistir fakat kendileri kasaba dışında barbarlari avlamaya baslarlar, burda sorulmasi gereken şu; asıl isgalciler kimler???? Coetzee Guney Afrika daki olaylara hayali bir imparatorluk uzerinden göndermeler yapiyor..okuyun...
200 syf.
·2 günde·8/10
Çok güzel bir etkinlik sonrası tanıma fırsatı bulduğum J.M. Coetzee’nin okuduğum ilk romanı.
Çok samimi bir üslupla kaleme alınmış roman. Sıkılma fırsatı bulamadan bir bakmışsınız roman bitmiş. Bazen kendini tekrar eden cümlelerle karşılaşıyorsunuz ama göze batmıyor bu durum.
İçeriğine gelecek olursak Coetzee’ nin vermek istediği mesaj basit “asıl barbaralar kimler onları yerinden yurdundan eden imparatorluk mu yoksa yuvaları için mücadele eden yerel halk mı” Hakim’in yaşadıkları ve hissettikleriyle cevaba ulaşıyorsunuz.
Bir eleştiri romanı aslında her coğrafya kendine uyarlayabilir. Ülkeyi felakete sürükleyen bir yönetim, bozulmuş bürokrasi, işkenceci başıboş güvenlik güçleri. Sizi durumu sorgulamaya yönlendiren ifadelerle dolu.
Bence kitabın en can alıcı noktası Hakim’in Mandel’e yönelttiği şu soruydu. İnsanlar üstünde... çalıştıktan sonra nasıl yemek yiyebiliyorsun? Masaya nasıl oturup ailenle arkadaşlarınla yemek yiyebiliyorsun ki? Onun yerinde olsam diyorum kendi kendime, ellerim öyle kirli gelirdi ki boğulacak gibi olurdum...
Ve aşk...
Basit, dümdüz,sırdan,soğuk bir aşk. Aşk bile değil aslında ne olduğunu roman bitene kadar anlamıyorsunuz zaten. Coetzee savaşa,devlet işlerine,işkenceye,merhamete,vicdana çok az yer verdiği gibi aşka da çok az yer verip alelacele anlatmış.
Sonuç itibariyle dengelerin sürekli değiştiği ve belirsizlikle biten bir roman olmasına rağmen kesinlikle okunmaya değer.
200 syf.
·8/10
Hayatın bütün nasiplerinden faydalanmış, belli bir mevkiye kadar gelmiş bir insanın, insafsız ve hiçbir dayanağı olmayan bir yıkım karşındaki duruşu, mücadelesi. Bütün bunların gölgesinde naif bir aşk.

Hikaye tek bir kişinin ağzından aktarıldığı için okurken sıkıcı buldum yer yer. Lakin öyle sahneler de var ki, okuduklarınızı hazmedebilmek için kendinize zaman tanımanız gerekebilir.

Hakim karakterinin hem askerlere hem de barbarlara aynı insancıl tavırla yaklaşması kitabın beslendiği yer. Benim nacizane beğenimi de bu yönü kazandı. Psikolojik-dram sevenlerin okuması gereken bir eser.
200 syf.
·Beğendi·8/10
j.m.coetzee nin okuduğum ikinci kitabı. burada romanın kahramanı bir hakim ve onun üzerinden egemen iradenin kendinden olmayan bir kitleyi(etnik azınlık da diyebilirim)barbar olarak adlandırıp işkenceler ile nasıl zulümün türlü hallerine tanıklık edilir gibi insanlık suçuna vurgu yapıyor.benim dikkatimi asıl çeken nokta yazar okuduğum iki kitabında da(utanç ve barbarları beklerken)yaşlı ama eğitimli bir ihtiyarın gençkızlara ilgi duyup onlar ile cinsel ilişkilerini betimlemesi.sırf bu merakımdan ötürü diğer kitaplarınıda okuyacağım.
210 syf.
·3 günde·9/10
“Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar” diyor Akif,medeniyeti kendilerinden olmayanı yok sayan “barbar” gören anlayışa. Batı sömürgeciliği hiçbir zaman sadece topraklarını genişletme amaci gütmedi,esas amaç kültürü yok etmekti.Önce Kızıldereliler, Aztekler, İnkalar sonra bütün Asya ve Afrika bu anlayışın kurbanı oldu.
Güney Afrikalı yazar J.M.Coetzee bu eseriyle 1970’li yılların GüneyAfrika’sıyla tanıştırıyor bizi.Kendi paranoyalarına inanmış imparatorluğun bir grup askerinin yerli halka uyguladıkları baskıları,zorbalığı ,adaletsizliği okudukça bütün bu yaşananların bir kuşağın gerçeği olduğunu bilmek insanın yüreğini acıtıyor.
200 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Barbarları beklerken bana bekleme kismindan dolayı Godot u hafif hatırlattı fakat burdaki mevzu farklı kendi düşmanını oluşturmaya çalışıp kendi sınırına gücünü hissettirmeye çalışan imparatorluğun günün birinde sınırların olmadığı dünyaya gözümüzü alacağımıza inanan valisi ve o bölgenin bilgileri kendi gerçeklerine ulaşana kadar söyletmeye çalışan muhafızı arada ılerleyen kadın düşkünü valinin durumları kitap okuduğum yorumlardaki eleştirel bakış açısında olduğu gibi distopyadan ziyade realist bir anlayışa sahip olarak yazılmış ve günümüzde her ülkede defalarca okutulması gereken nadide bir hazine
Bazı eserleri okurken aklımda bazı filmlerle bağlar bağlantılar geçer bu eserde de öyle oldu vaktiyle Oblomov kitabı bana hafif Züğürt Ağa filmi tınısı verirken bu eserde ise Büyük Adam Küçük Aşk'ın hafif tadı var gibiydi sistemin adaleti olmak yerine vicdanın adaleti olmaya çalışan bir vali görevini yaptığına inanan bir muhafız sadece son kısımda karanlıktan atılan taşlarla gizli isyan eden bir halk ve beklenen bir türlü gelmeyen barbarlar. Şimdi soruyorum size barbarları bekleyen misiniz yoksa beklenen barbar mısınız işin asli sorunda yok çözümde çünkü bu kitabı toparlayacak cümle belki de Devlete düşman gerek sözüdür. Cidden devlete düşman gerek mi vesselam #masamdakiler
200 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
J.M. CoetzeeBarbarları Beklerken

Hayali ve geniş toprakları olan bir imparatorluğun en uç bölgesinde yaşayan barbarların,bir işkence esnasında ayaklanmakta olduklarını ve saldıracaklarını çaresizlik sonucunda itiraf eden gençten öğrenirler.Ayaklanmayı bastırmak üzere gönderilen albay ve emrindekiler işkence ve kıyım başlatırlar.Bu işkenceye artık tahammül edemeyen yıllarca o bölgede Sulh Yargıcı olarak görev yapmış kişinin ağzından anlatır J.M.Coetzee zorbalığın öyküsünü.Kitabın tamamında işkence,kurbanların çaresizliği ve yargıcın vicdanı ön planda görülse de,aşk ve insana dair güzelliklerde var.Akıl almaz yöntemlerle yapılan işkencenin bellekte yarattığı travmatik görüntüsünü,bir aşk ortaya koyarak hafifletmeye çalışmış yazar.

Nobel Edebiyat ödüllü J.M.Coetzee 1940 yılında Güney Afrika’nın Cape Town kentinde dünyaya gelmiş.Doğup büyüdüğü coğrafyayı çok iyi gözlemlemiş ve içselleştirmiş olmalı ki,az gelişmiş ülkelerdeki yıllardır oynan siyasal olayları bu kitapta çok güzel gözler önüne sermiş.Kastettiği barbarların kimler olduğu çok iyi anlaşılıyor,belki çok ağır bir dil kullanmamış ama okuduğum her satırda,barbarlara yapılan işkenceyi tüm benliğimde hissettim.Her okuduğum cümlenin arkasından,asıl barbar kim sorusunu kendime defalarca sordum.Belki yazar tek bir coğrafyayı ele almış olabilir (ki aslında bu kadar dar düşüneceğini hiç zannetmiyorum bu duyarlıkta bir yazarın) aslında tüm dünyanın ortak sorunu.

Barbarları Beklerken Coetzee tanışma kitabım oldu.Kitabı bana hediye eden sevgili kardeşim Ayşe’e çok teşekkür ederim.Ben ikinci kitaplığımda bulunan ikinci kitabı Utanç’a başladım bile.

Dünyanın bir yanılsama, gece vakti görülen kötü bir düş olmadığı doğru olabilir. Ona kaçınılmaz bir şekilde uyandığımız, onu ne unutabileceğimiz, ne de ondan vazgeçebileceğimiz doğru olabilir.

Herkes kendine uygun şekilde ölür. Bazıları Mahsenlerinin altındaki gizlenme çukurlarında, değerli mallarını bağırlarına basmış, gözlerini sımsıkı kapanmış halde yakalanacak. Bazıları yolda, senenin ilk karı tarafından öldürülecek. Birkaçı yabalarla savaşarak bile ölebilir.Daha sonra barbarlar kasabı arşivleri ile kıçlarına silecek. Hiçbir şey öğrenmemiş olarak öleceğiz. Hepimizin derinliklerinde, kaskatı, anlayışsız bir yer var gibi görünüyor. Sokaklardaki kargaşaya karşın, içine Doğduğunuz bu dingin kesinlikle dünyasının yok olmak üzere olduğuna kimse gerçekten inanmıyor. Bir imparatorluk ordusunun yaylar,oklar ve paslı tüfekler kullanan, çadırlarda yaşayan hiç yıkınmayan,okuma yazması olmayan adamlar tarafından yok edilebileceğini kimse kabullenemiyor. Peki ben kim oluyorum da hayat veren Yanılsamalarla alay ediyorum? Bu son günlerimizi geçirmek için, elinde kılıç düşman ordularını dağıtacak ve bizi başkalarının adımıza yaptığı hatalardan dolayı bağışlayacak ve bize dünyevi cennetimizi inşa etmek için ikinci bir fırsat verecek bir kurtarıcıyı düşürmekten daha iyi bir yol olabilir mi?
200 syf.
·5 günde·7/10
Yaklaşık bir ay önce bitirmiştim ama yeni ekliyorum, geçen zamanda düşüncelerim biraz dağılmış.
Ben aslında Kavafis'in aynı adlı şiir kitabını okumak istiyordum ancak yazarın adını unuttuğum için bu kitabı yanlışlıkla almış oldum. Neyse ki kötü bir yanlışlık olmadı.
Barbarları Beklerken, güzel noktalara değinen kısa bir roman, sistem eleştirisi yapıyor ve işkence, yönetimin zulmü gibi konulara parmak basıyor, insan denen varlığın birilerini "suçlu" ilan edip yaptıklarını haklı gösterme çabasını işliyor, olaylar her ne kadar gerçekte olmayan bir ülkede gerçekleşiyor olsa da okurken şaşırmak yerine aklınıza benzeri yaşanmışlıklar geliyor.
İlk çeyrek ve son çeyreği orta kısma göre daha çok beğendim, orta kısımdaki garip aşk bana pek gerekli gelemedi, karakterin özel yaşamına fazla yer ayrılmış gibi hissetmiş ve sıkılsam da geri kalanı ilgiyle okudum.
200 syf.
·5 günde·8/10
2003 Nobel Edebiyat ödüllü Coetzee sömürgecilerin nasil bir halkı talan etmeye çalistığıni tüm çıplakligıyla ele almiş.Askeri garnizon kurmak için İmparatorluğun yerel halki ya da sömurgecilerin diliyle barbarları yerinden yurdundan etmek için Albay Joll önderliğinde ordu göndermesiyle hikaye şekilleniyor.Albay Joll kitapta nadiren yer alan ama konuya dahil olduğu zamanda sömürgeci zihniyetin timsali bir roldedir.Kitabın ana karakteri yerel halkın topraklarinda imparatorluk adına görev alan hakimdir hakimin ismi kitapta gecmiyor hikaye hakimin ağzindan anlatiliyor.Hakim ilk zamanlarında imparatorluğun zihniyetinde çalişan ordaki halktan vergi alip keyif süren fakat yerel halktan bir kızın askerler tarafindan darp edilmesi sonucu gozunu kaybetmesi ve ayaginin hasar almasindan sonra kiza yardim eder ve yavas yavas imparatorlugun gercek yuzunu gormeye baslar.bundan sonrasini kisa kesiyorum spoil vermemek adına muhteşem bir eser okuyun pişman olmazsınız:)
Uyku artık şifa veren, yaşamsal güçleri geri getiren bir banyo değil, bir unutuş, yok oluşa her gece hafifçe bir dokunuş gibi.
J. M. Coetzee
Sayfa 37 - Can Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Barbarları Beklerken
Baskı tarihi:
1985
Sayfa sayısı:
188
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750736476
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Adam Yayınları
Baskılar:
Barbarları Beklerken
Barbarları Beklerken
Nobel ödülü sahibi J. M. Coetzee, bu romanında hayalî bir imparatorlukta geçen olayları anlatıyor. Ancak, yazarın 1970?ler Güney Afrika?sına gönderme yaptığını seziyoruz. Geniş topraklara yayılmış bir imparatorluğun en ucundaki bölgede yaşayan Barbarlar, sözümona, ayaklanmak, imparatorluğu tehdit etmek üzeredirler. Onları bastırmak bahanesiyle merkezden gönderilen Albay ve emrindekiler, müthiş bir işkence ve kıyım başlatırlar. Bu olaylar, o bölgede görevli, yıllardır başkentin yüzünü görmemiş Sulh Yargıcı?nın ağzından aktarılır. Barbarları Beklerken, ürkütücü bir zorbalığın öyküsünü dile getirmekle birlikte, öncelikle bir aşk, sevecenlik, bağışlama ve insancıl duygular romanı. Coetzee roman kişilerini, olayların geçtiği ortamı öylesine ustaca aktarıyor ki, karakterlerin hiçbiri karikatürleşmeden, iyi ve kötü yanlarıyla somutlaşıyor. Coetzee zorbalara da, onların kurbanlarına da aynı insancıl tavır içinde yaklaşıyor. Barbarları Beklerken?i okurken, bir yandan az gelişmiş ülkelerde yıllardır oynanan siyasal oyunları izleyecek, öte yandan alışılmadık ama gerçek, sarsıcı bir aşka tanık olacaksınız.

Kitabı okuyanlar 179 okur

  • Gülcan Duran
  • Fatih Zaman

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%1.5 (1)
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0