Adı:
Barbarları Beklerken
Baskı tarihi:
Mart 2006
Sayfa sayısı:
200
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750705991
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Waiting for the Barbarians
Çeviri:
Dost Körpe
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Nobel ödülü sahibi J. M. Coetzee, bu romanında hayalî bir imparatorlukta geçen olayları anlatıyor. Ancak, yazarın 1970’ler Güney Afrika’sına gönderme yaptığını seziyoruz. Geniş topraklara yayılmış bir imparatorluğun en ucundaki bölgede yaşayan Barbarlar, sözümona, ayaklanmak, imparatorluğu tehdit etmek üzeredirler. Onları bastırmak bahanesiyle merkezden gönderilen Albay ve emrindekiler, müthiş bir işkence ve kıyım başlatırlar. Bu olaylar, o bölgede görevli, yıllardır başkentin yüzünü görmemiş Sulh Yargıcı’nın ağzından aktarılır. Barbarları Beklerken, ürkütücü bir zorbalığın öyküsünü dile getirmekle birlikte, öncelikle bir aşk, sevecenlik, bağışlama ve insancıl duygular romanı. Coetzee roman kişilerini, olayların geçtiği ortamı öylesine ustaca aktarıyor ki, karakterlerin hiçbiri karikatürleşmeden, iyi ve kötü yanlarıyla somutlaşıyor. Coetzee zorbalara da, onların kurbanlarına da aynı insancıl tavır içinde yaklaşıyor. Barbarları Beklerken’i okurken, bir yandan az gelişmiş ülkelerde yıllardır oynanan siyasal oyunları izleyecek, öte yandan alışılmadık ama gerçek, sarsıcı bir aşka tanık olacaksınız.
(Tanıtım Yazısından)
İlk kez John Maxwell Coetzee kitabı okudum. Ve çok beğendim.. Bu aralar kitap seçimlerim beni hep mutlu ediyor. Şanslı bir ay oldu bu bakımdan benim için :)
Hayali bir imparatorlukta sınırda güvenliği sağlayan ve adı kitap boyunca belli olmayan bir sulh hakimi tarafından anlatılıyor olaylar. Hakim, vergilerle rahat bir yaşam sürer ancak bu rahatlık Albay Joll geldiğinde sona erer. Karakola hırsızlık nedeniyle getirilen kişilerden birisi ölür ve bir çocuk hayatta kalır. Albay Joll tarafından işkence gören çocuk barbarların imparatorluğa isyan hazırlığı yaptığını anlatır. Bunun üzerine Joll, bir grup askerle barbarları yakalamak için karakolu terk eder ve kısa süre sonra yanında esirler ile geri döner. Bu sırada nereden geldiği bilinmeyen bir dilenci kızı karakolun önünde bulan hakim çok geçmeden kıza farklı duygularla bağlanır.
Yazarın kendisi de Güney Afrikalı olduğu için anlattıkları ile sömürgeci devletler ve yönetimler neredeyse her sayfada eleştirilmişti. (Tabi ki haklı eleştirilerdi her biri.)
Okurken aklıma gelen sorular ise şöyleydi;
-Bir yerde otoritenin kurulması için mutlaka halkın korkutulması mı gerekir?
-Kötü olayları her zaman çaresiz ve kendini savunamayacak kişilerin üstüne yıkarak sıyrılmak neden en kestirme yoldur?
-Barbar 'yerli halk' mıdır yoksa halkın yaşadığı yerlerde zorla hakimiyet kurmaya çalışanlar mı?
-İnsanların dış görünüşü onları 'barbar' olarak adlandırmaya yeter mi?
-Adilce yargılanmadan infaz edilen insanlar hep gerçekten 'aradığımız suçlu' mudur?
-Somut bir delil olmadan suçlanan bu insanlar sorumluların içi rahat etsin diye günah keçisi olmak zorundalar mı?
-İnsanların yaşadığı yere sahip çıkması yanlış bir şey midir?
-Her zaman kendimiz gibi olanlara mı aşık olmalıyız?
-Sınıf farkına inananlar hep 'soylu' insanlar mıdır?
Bunlar şu an yazarken aklıma gelenler sadece. Emin olun aklınıza bunların dışında birçok soru gelecek okurken..
1980 yılında yazılan bu eserdeki her cümle ne yazık ki şu an da gerçekliğini koruyor. Halka hitaplar değişse de yöneticiler tarafından uydurulan kılıf hep aynı. Halktan korkanlar yaptıkları suçlamalarla, insanlık dışı işkenceleri haklı çıkardıklarını düşündükçe bu devran da böyle sürüp gidecektir diyor ve incelemeye noktayı koyuyorum..
#spoiler#
Bana göre bir "vicdanlı adam "kitabı barbarları beklerken ..hukuksuzlugun diz çöktürdügü bir hakim hikayesi ..
Insana alışık olmadığı rahatlığı sağlarsan, bir avlu ortasında mahkum olarak otursa bile ,zamanla gönüllü köle olduğunu keşfediyor okuyucu ..tutuklu olarak her sabah bir fincan çay icebilmek yokluğun olduğu özgür eve dönmekten belki de daha iyidir ..? ??
Barbarların kimseyle bir derdi yok aslında ,işgalci askerin yok olup gitmesinden başka ..bir üst kademeye hesap verme gibi bir sıkıntıları da yok ...balığını avla,kışın üşüme,toprağını koru..
Oysa medeniyet öylemi ya .koskoca imparatorluk medeniyeti peh peh ..insanlara eziyet et ,gücün kime yeterse kemiklerini kır,kadınları kör et ..öyle korkak bir medeniyetkiii.. gaspla yerleş,harple koru. ..
Bir tek cesur adam var bu it sürüsünün içinde ,vicdanı yerinde duran ona da medeniyeti bir güzel öğrettiler. .attılar zindana,dövdüler, sövdüler yetmedi boynuna ilmek takıp sallandırdılar ..yinede dedi ki "bu kanlı ellerinizle sofraniza oturduğunuzda ekmeği nasıl bölüp ailenize yediriyorsunuz? ? Merak ediyorum nasıl yemek yiyebiliyorsunuz ?
Işte böyle bir hikaye "Barbarları beklerken "
Siz okuduğunuzda belki bambaşka bir öykü anlatır size "okuyunuz efendim"

Sevgiyle. ..
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (15.347 Oy)19.113 beğeni43.529 okunma3.030 alıntı183.497 gösterim
  • 1984
    8.9/10 (6.041 Oy)6.390 beğeni16.876 okunma2.761 alıntı86.309 gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (7.481 Oy)8.068 beğeni22.869 okunma844 alıntı90.124 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (8.577 Oy)8.857 beğeni28.801 okunma849 alıntı140.080 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (9.315 Oy)9.278 beğeni25.725 okunma1.838 alıntı119.168 gösterim
  • Suç ve Ceza
    9.1/10 (6.493 Oy)7.901 beğeni21.440 okunma4.030 alıntı129.836 gösterim
  • Yabancı
    8.3/10 (4.433 Oy)3.932 beğeni13.013 okunma1.227 alıntı53.180 gösterim
  • Fareler ve İnsanlar
    8.6/10 (5.676 Oy)5.782 beğeni19.727 okunma845 alıntı101.552 gösterim
  • Körlük
    8.9/10 (1.876 Oy)1.776 beğeni4.195 okunma1.666 alıntı41.356 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (10.746 Oy)13.456 beğeni34.639 okunma3.416 alıntı146.517 gösterim
Kitabı okurken insanların nasıl bu kadar vahşileşebileceği karşısında hayrete düştüm. İmparatorluk askerleri ve barbarlar arasında sözüm ona bir savaşta asıl vahşi ve uygarlaşmamış olanların barbarlar değil de onları ötekileştiren etiketleyen insanlar olduğunu görüyoruz. Ürkütücü bir zorbalık hikayesi. Nitekim kitapta da yazarın "uygarlığın kara çiçeği" diye bahsettiği de tam da bu. Bunun yanı sıra tuhaf bir bağlılık, ilişki ya da aşk - siz her ne derseniz deyin - anlatılıyor. Eser bir bütün olarak akıcı bir anlatıma sahip, yalnız olayların kahraman bakış açısıyla anlatılması yer yer anlayamadığım hissi oluşturdu yine kahraman bakış açısıyla anlatıldığından bazı yerleri doldurmak bize kalıyor. Yine de kitabı severek okudum.
Coetzee'nin okuduğum ilk kitabi aslinda Utanç kitabini ararken denk gelip okumaya basladim bu kitabi ve gercekten takdire şayan bir kalem daha once okumadigim icin üzüldüm. Kitabin icerigine gelirsek hayali bir imparatorlukta, yerliler ile oraya yerleşen insanlar arasinda -imparatorluk askerleri- kanli bir savaşın baslamamasi icin caba sarfeden bariscil sivil bir hakimin verdigi cabayi ve bu cabayi verirken kendi ic dunyasindaki sorgulamayi, gundelik hayatidandaki gel gitleride anlatan guzel bir kitap. Imparatorluk asker ve polisleri sınır kasabasini isgalci barbarlardan korumak icin gelmistir fakat kendileri kasaba dışında barbarlari avlamaya baslarlar, burda sorulmasi gereken şu; asıl isgalciler kimler???? Coetzee Guney Afrika daki olaylara hayali bir imparatorluk uzerinden göndermeler yapiyor..okuyun...
j.m.coetzee nin okuduğum ikinci kitabı. burada romanın kahramanı bir hakim ve onun üzerinden egemen iradenin kendinden olmayan bir kitleyi(etnik azınlık da diyebilirim)barbar olarak adlandırıp işkenceler ile nasıl zulümün türlü hallerine tanıklık edilir gibi insanlık suçuna vurgu yapıyor.benim dikkatimi asıl çeken nokta yazar okuduğum iki kitabında da(utanç ve barbarları beklerken)yaşlı ama eğitimli bir ihtiyarın gençkızlara ilgi duyup onlar ile cinsel ilişkilerini betimlemesi.sırf bu merakımdan ötürü diğer kitaplarınıda okuyacağım.
Hayatın bütün nasiplerinden faydalanmış, belli bir mevkiye kadar gelmiş bir insanın, insafsız ve hiçbir dayanağı olmayan bir yıkım karşındaki duruşu, mücadelesi. Bütün bunların gölgesinde naif bir aşk.

Hikaye tek bir kişinin ağzından aktarıldığı için okurken sıkıcı buldum yer yer. Lakin öyle sahneler de var ki, okuduklarınızı hazmedebilmek için kendinize zaman tanımanız gerekebilir.

Hakim karakterinin hem askerlere hem de barbarlara aynı insancıl tavırla yaklaşması kitabın beslendiği yer. Benim nacizane beğenimi de bu yönü kazandı. Psikolojik-dram sevenlerin okuması gereken bir eser.
“Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar” diyor Akif,medeniyeti kendilerinden olmayanı yok sayan “barbar” gören anlayışa. Batı sömürgeciliği hiçbir zaman sadece topraklarını genişletme amaci gütmedi,esas amaç kültürü yok etmekti.Önce Kızıldereliler, Aztekler, İnkalar sonra bütün Asya ve Afrika bu anlayışın kurbanı oldu.
Güney Afrikalı yazar J.M.Coetzee bu eseriyle 1970’li yılların GüneyAfrika’sıyla tanıştırıyor bizi.Kendi paranoyalarına inanmış imparatorluğun bir grup askerinin yerli halka uyguladıkları baskıları,zorbalığı ,adaletsizliği okudukça bütün bu yaşananların bir kuşağın gerçeği olduğunu bilmek insanın yüreğini acıtıyor.
J.M. CoetzeeBarbarları Beklerken

Hayali ve geniş toprakları olan bir imparatorluğun en uç bölgesinde yaşayan barbarların,bir işkence esnasında ayaklanmakta olduklarını ve saldıracaklarını çaresizlik sonucunda itiraf eden gençten öğrenirler.Ayaklanmayı bastırmak üzere gönderilen albay ve emrindekiler işkence ve kıyım başlatırlar.Bu işkenceye artık tahammül edemeyen yıllarca o bölgede Sulh Yargıcı olarak görev yapmış kişinin ağzından anlatır J.M.Coetzee zorbalığın öyküsünü.Kitabın tamamında işkence,kurbanların çaresizliği ve yargıcın vicdanı ön planda görülse de,aşk ve insana dair güzelliklerde var.Akıl almaz yöntemlerle yapılan işkencenin bellekte yarattığı travmatik görüntüsünü,bir aşk ortaya koyarak hafifletmeye çalışmış yazar.

Nobel Edebiyat ödüllü J.M.Coetzee 1940 yılında Güney Afrika’nın Cape Town kentinde dünyaya gelmiş.Doğup büyüdüğü coğrafyayı çok iyi gözlemlemiş ve içselleştirmiş olmalı ki,az gelişmiş ülkelerdeki yıllardır oynan siyasal olayları bu kitapta çok güzel gözler önüne sermiş.Kastettiği barbarların kimler olduğu çok iyi anlaşılıyor,belki çok ağır bir dil kullanmamış ama okuduğum her satırda,barbarlara yapılan işkenceyi tüm benliğimde hissettim.Her okuduğum cümlenin arkasından,asıl barbar kim sorusunu kendime defalarca sordum.Belki yazar tek bir coğrafyayı ele almış olabilir (ki aslında bu kadar dar düşüneceğini hiç zannetmiyorum bu duyarlıkta bir yazarın) aslında tüm dünyanın ortak sorunu.

Barbarları Beklerken Coetzee tanışma kitabım oldu.Kitabı bana hediye eden sevgili kardeşim Ayşe’e çok teşekkür ederim.Ben ikinci kitaplığımda bulunan ikinci kitabı Utanç’a başladım bile.

Dünyanın bir yanılsama, gece vakti görülen kötü bir düş olmadığı doğru olabilir. Ona kaçınılmaz bir şekilde uyandığımız, onu ne unutabileceğimiz, ne de ondan vazgeçebileceğimiz doğru olabilir.

Herkes kendine uygun şekilde ölür. Bazıları Mahsenlerinin altındaki gizlenme çukurlarında, değerli mallarını bağırlarına basmış, gözlerini sımsıkı kapanmış halde yakalanacak. Bazıları yolda, senenin ilk karı tarafından öldürülecek. Birkaçı yabalarla savaşarak bile ölebilir.Daha sonra barbarlar kasabı arşivleri ile kıçlarına silecek. Hiçbir şey öğrenmemiş olarak öleceğiz. Hepimizin derinliklerinde, kaskatı, anlayışsız bir yer var gibi görünüyor. Sokaklardaki kargaşaya karşın, içine Doğduğunuz bu dingin kesinlikle dünyasının yok olmak üzere olduğuna kimse gerçekten inanmıyor. Bir imparatorluk ordusunun yaylar,oklar ve paslı tüfekler kullanan, çadırlarda yaşayan hiç yıkınmayan,okuma yazması olmayan adamlar tarafından yok edilebileceğini kimse kabullenemiyor. Peki ben kim oluyorum da hayat veren Yanılsamalarla alay ediyorum? Bu son günlerimizi geçirmek için, elinde kılıç düşman ordularını dağıtacak ve bizi başkalarının adımıza yaptığı hatalardan dolayı bağışlayacak ve bize dünyevi cennetimizi inşa etmek için ikinci bir fırsat verecek bir kurtarıcıyı düşürmekten daha iyi bir yol olabilir mi?
Dünyanın acılar tarihinde katlanmakta zorlandığım ne varsa hepsinin ortak sebebini bildim bu kitabı okuyunca..insanın alçalmakta sınır tanımayan vahşi doğası..kesinlikle harika bir kitap..
barbarları beklerken içerisinde bulundurduğu aşk ile diğer kitaplardan kendini ayırabiliyor..farklı bir anlatımı var evet ..sürükleyici ..düşündürücü ve o kadar acı içerisinde buruk bir mutluluk bırakabilir...okunmalı diyorum.. barbarların dünyasına hoşgeldiniz ..
Tanıdık bir şişkinlik oluşturuyor insanda.

Kavafisin aynı adlı şiirinin son kısmı geldi aklıma ;

"Peki, biz ne yapacağız şimdi barbarlar olmadan?
Bir çeşit çözümdü onlar sorunlarımıza."

Sömürgeci sömürülen ilişkisini biraz aşkla yumuşatmış bir roman.

Varlık sebeplerini işgal ettiği yerde yaşayan (barbarlar) insanların yokluğuna bağlayan bir yapının bu yok oluşu yarattıktan sonra, kendisinin nasıl bir sürece evrileceğinin cevabı yok romanda ?
''Bazı insanlar haksız yere acı çektiğinde,'' derdim kendi kendime, ''Acılarına tanık olanların kaderi bunun utancını hissetmektir.''
J. M. Coetzee
Sayfa 180 - Can Yayınları, Çeviri: Dost Körpe
Uyku artık şifa veren, yaşamsal güçleri geri getiren bir banyo değil, bir unutuş, yok oluşa her gece hafifçe bir dokunuş gibi.
J. M. Coetzee
Sayfa 37 - Can Yayınları
Gururumu yenemeyerek kendimi kandırmak için boşuna anlam çıkarmaya, ilişkiler bulmaya çalışan benim. Beni pençesine alan nasıl bir düşkünlük bu!

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Barbarları Beklerken
Baskı tarihi:
Mart 2006
Sayfa sayısı:
200
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750705991
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Waiting for the Barbarians
Çeviri:
Dost Körpe
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Nobel ödülü sahibi J. M. Coetzee, bu romanında hayalî bir imparatorlukta geçen olayları anlatıyor. Ancak, yazarın 1970’ler Güney Afrika’sına gönderme yaptığını seziyoruz. Geniş topraklara yayılmış bir imparatorluğun en ucundaki bölgede yaşayan Barbarlar, sözümona, ayaklanmak, imparatorluğu tehdit etmek üzeredirler. Onları bastırmak bahanesiyle merkezden gönderilen Albay ve emrindekiler, müthiş bir işkence ve kıyım başlatırlar. Bu olaylar, o bölgede görevli, yıllardır başkentin yüzünü görmemiş Sulh Yargıcı’nın ağzından aktarılır. Barbarları Beklerken, ürkütücü bir zorbalığın öyküsünü dile getirmekle birlikte, öncelikle bir aşk, sevecenlik, bağışlama ve insancıl duygular romanı. Coetzee roman kişilerini, olayların geçtiği ortamı öylesine ustaca aktarıyor ki, karakterlerin hiçbiri karikatürleşmeden, iyi ve kötü yanlarıyla somutlaşıyor. Coetzee zorbalara da, onların kurbanlarına da aynı insancıl tavır içinde yaklaşıyor. Barbarları Beklerken’i okurken, bir yandan az gelişmiş ülkelerde yıllardır oynanan siyasal oyunları izleyecek, öte yandan alışılmadık ama gerçek, sarsıcı bir aşka tanık olacaksınız.
(Tanıtım Yazısından)

Kitabı okuyanlar 95 okur

  • Fuat Bayer
  • Nur Altnbs
  • ozlem  buyuk
  • irem
  • Ferya Fertelli
  • Fırat Koç
  • Mehmet D.
  • Umut Aslan
  • Kader Aydin
  • Müberra Taşdelen

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%0
14-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%20.9
25-34 Yaş
%41.9
35-44 Yaş
%27.9
45-54 Yaş
%7
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%2.3

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%41.1
Erkek
%58.9

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%14.6 (6)
9
%39 (16)
8
%26.8 (11)
7
%12.2 (5)
6
%7.3 (3)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0