Barbarları BeklerkenJ. M. Coetzee

·
Okunma
·
Beğeni
·
1.694
Gösterim
Adı:
Barbarları Beklerken
Baskı tarihi:
Mart 2006
Sayfa sayısı:
200
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750705991
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Waiting for the Barbarians
Çeviri:
Dost Körpe
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Nobel ödülü sahibi J. M. Coetzee, bu romanında hayalî bir imparatorlukta geçen olayları anlatıyor. Ancak, yazarın 1970’ler Güney Afrika’sına gönderme yaptığını seziyoruz. Geniş topraklara yayılmış bir imparatorluğun en ucundaki bölgede yaşayan Barbarlar, sözümona, ayaklanmak, imparatorluğu tehdit etmek üzeredirler. Onları bastırmak bahanesiyle merkezden gönderilen Albay ve emrindekiler, müthiş bir işkence ve kıyım başlatırlar. Bu olaylar, o bölgede görevli, yıllardır başkentin yüzünü görmemiş Sulh Yargıcı’nın ağzından aktarılır. Barbarları Beklerken, ürkütücü bir zorbalığın öyküsünü dile getirmekle birlikte, öncelikle bir aşk, sevecenlik, bağışlama ve insancıl duygular romanı. Coetzee roman kişilerini, olayların geçtiği ortamı öylesine ustaca aktarıyor ki, karakterlerin hiçbiri karikatürleşmeden, iyi ve kötü yanlarıyla somutlaşıyor. Coetzee zorbalara da, onların kurbanlarına da aynı insancıl tavır içinde yaklaşıyor. Barbarları Beklerken’i okurken, bir yandan az gelişmiş ülkelerde yıllardır oynanan siyasal oyunları izleyecek, öte yandan alışılmadık ama gerçek, sarsıcı bir aşka tanık olacaksınız.
(Tanıtım Yazısından)
İlk kez John Maxwell Coetzee kitabı okudum. Ve çok beğendim.. Bu aralar kitap seçimlerim beni hep mutlu ediyor. Şanslı bir ay oldu bu bakımdan benim için :)
Hayali bir imparatorlukta sınırda güvenliği sağlayan ve adı kitap boyunca belli olmayan bir sulh hakimi tarafından anlatılıyor olaylar. Hakim, vergilerle rahat bir yaşam sürer ancak bu rahatlık Albay Joll geldiğinde sona erer. Karakola hırsızlık nedeniyle getirilen kişilerden birisi ölür ve bir çocuk hayatta kalır. Albay Joll tarafından işkence gören çocuk barbarların imparatorluğa isyan hazırlığı yaptığını anlatır. Bunun üzerine Joll, bir grup askerle barbarları yakalamak için karakolu terk eder ve kısa süre sonra yanında esirler ile geri döner. Bu sırada nereden geldiği bilinmeyen bir dilenci kızı karakolun önünde bulan hakim çok geçmeden kıza farklı duygularla bağlanır.
Yazarın kendisi de Güney Afrikalı olduğu için anlattıkları ile sömürgeci devletler ve yönetimler neredeyse her sayfada eleştirilmişti. (Tabi ki haklı eleştirilerdi her biri.)
Okurken aklıma gelen sorular ise şöyleydi;
-Bir yerde otoritenin kurulması için mutlaka halkın korkutulması mı gerekir?
-Kötü olayları her zaman çaresiz ve kendini savunamayacak kişilerin üstüne yıkarak sıyrılmak neden en kestirme yoldur?
-Barbar 'yerli halk' mıdır yoksa halkın yaşadığı yerlerde zorla hakimiyet kurmaya çalışanlar mı?
-İnsanların dış görünüşü onları 'barbar' olarak adlandırmaya yeter mi?
-Adilce yargılanmadan infaz edilen insanlar hep gerçekten 'aradığımız suçlu' mudur?
-Somut bir delil olmadan suçlanan bu insanlar sorumluların içi rahat etsin diye günah keçisi olmak zorundalar mı?
-İnsanların yaşadığı yere sahip çıkması yanlış bir şey midir?
-Her zaman kendimiz gibi olanlara mı aşık olmalıyız?
-Sınıf farkına inananlar hep 'soylu' insanlar mıdır?
Bunlar şu an yazarken aklıma gelenler sadece. Emin olun aklınıza bunların dışında birçok soru gelecek okurken..
1980 yılında yazılan bu eserdeki her cümle ne yazık ki şu an da gerçekliğini koruyor. Halka hitaplar değişse de yöneticiler tarafından uydurulan kılıf hep aynı. Halktan korkanlar yaptıkları suçlamalarla, insanlık dışı işkenceleri haklı çıkardıklarını düşündükçe bu devran da böyle sürüp gidecektir diyor ve incelemeye noktayı koyuyorum..
#spoiler#
Bana göre bir "vicdanlı adam "kitabı barbarları beklerken ..hukuksuzlugun diz çöktürdügü bir hakim hikayesi ..
Insana alışık olmadığı rahatlığı sağlarsan, bir avlu ortasında mahkum olarak otursa bile ,zamanla gönüllü köle olduğunu keşfediyor okuyucu ..tutuklu olarak her sabah bir fincan çay icebilmek yokluğun olduğu özgür eve dönmekten belki de daha iyidir ..? ??
Barbarların kimseyle bir derdi yok aslında ,işgalci askerin yok olup gitmesinden başka ..bir üst kademeye hesap verme gibi bir sıkıntıları da yok ...balığını avla,kışın üşüme,toprağını koru..
Oysa medeniyet öylemi ya .koskoca imparatorluk medeniyeti peh peh ..insanlara eziyet et ,gücün kime yeterse kemiklerini kır,kadınları kör et ..öyle korkak bir medeniyetkiii.. gaspla yerleş,harple koru. ..
Bir tek cesur adam var bu it sürüsünün içinde ,vicdanı yerinde duran ona da medeniyeti bir güzel öğrettiler. .attılar zindana,dövdüler, sövdüler yetmedi boynuna ilmek takıp sallandırdılar ..yinede dedi ki "bu kanlı ellerinizle sofraniza oturduğunuzda ekmeği nasıl bölüp ailenize yediriyorsunuz? ? Merak ediyorum nasıl yemek yiyebiliyorsunuz ?
Işte böyle bir hikaye "Barbarları beklerken "
Siz okuduğunuzda belki bambaşka bir öykü anlatır size "okuyunuz efendim"

Sevgiyle. ..
Kitabı okurken insanların nasıl bu kadar vahşileşebileceği karşısında hayrete düştüm. İmparatorluk askerleri ve barbarlar arasında sözüm ona bir savaşta asıl vahşi ve uygarlaşmamış olanların barbarlar değil de onları ötekileştiren etiketleyen insanlar olduğunu görüyoruz. Ürkütücü bir zorbalık hikayesi. Nitekim kitapta da yazarın "uygarlığın kara çiçeği" diye bahsettiği de tam da bu. Bunun yanı sıra tuhaf bir bağlılık, ilişki ya da aşk - siz her ne derseniz deyin - anlatılıyor. Eser bir bütün olarak akıcı bir anlatıma sahip, yalnız olayların kahraman bakış açısıyla anlatılması yer yer anlayamadığım hissi oluşturdu yine kahraman bakış açısıyla anlatıldığından bazı yerleri doldurmak bize kalıyor. Yine de kitabı severek okudum.
Coetzee'nin okuduğum ilk kitabi aslinda Utanç kitabini ararken denk gelip okumaya basladim bu kitabi ve gercekten takdire şayan bir kalem daha once okumadigim icin üzüldüm. Kitabin icerigine gelirsek hayali bir imparatorlukta, yerliler ile oraya yerleşen insanlar arasinda -imparatorluk askerleri- kanli bir savaşın baslamamasi icin caba sarfeden bariscil sivil bir hakimin verdigi cabayi ve bu cabayi verirken kendi ic dunyasindaki sorgulamayi, gundelik hayatidandaki gel gitleride anlatan guzel bir kitap. Imparatorluk asker ve polisleri sınır kasabasini isgalci barbarlardan korumak icin gelmistir fakat kendileri kasaba dışında barbarlari avlamaya baslarlar, burda sorulmasi gereken şu; asıl isgalciler kimler???? Coetzee Guney Afrika daki olaylara hayali bir imparatorluk uzerinden göndermeler yapiyor..okuyun...
j.m.coetzee nin okuduğum ikinci kitabı. burada romanın kahramanı bir hakim ve onun üzerinden egemen iradenin kendinden olmayan bir kitleyi(etnik azınlık da diyebilirim)barbar olarak adlandırıp işkenceler ile nasıl zulümün türlü hallerine tanıklık edilir gibi insanlık suçuna vurgu yapıyor.benim dikkatimi asıl çeken nokta yazar okuduğum iki kitabında da(utanç ve barbarları beklerken)yaşlı ama eğitimli bir ihtiyarın gençkızlara ilgi duyup onlar ile cinsel ilişkilerini betimlemesi.sırf bu merakımdan ötürü diğer kitaplarınıda okuyacağım.
Hayatın bütün nasiplerinden faydalanmış, belli bir mevkiye kadar gelmiş bir insanın, insafsız ve hiçbir dayanağı olmayan bir yıkım karşındaki duruşu, mücadelesi. Bütün bunların gölgesinde naif bir aşk.

Hikaye tek bir kişinin ağzından aktarıldığı için okurken sıkıcı buldum yer yer. Lakin öyle sahneler de var ki, okuduklarınızı hazmedebilmek için kendinize zaman tanımanız gerekebilir.

Hakim karakterinin hem askerlere hem de barbarlara aynı insancıl tavırla yaklaşması kitabın beslendiği yer. Benim nacizane beğenimi de bu yönü kazandı. Psikolojik-dram sevenlerin okuması gereken bir eser.
“Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar” diyor Akif,medeniyeti kendilerinden olmayanı yok sayan “barbar” gören anlayışa. Batı sömürgeciliği hiçbir zaman sadece topraklarını genişletme amaci gütmedi,esas amaç kültürü yok etmekti.Önce Kızıldereliler, Aztekler, İnkalar sonra bütün Asya ve Afrika bu anlayışın kurbanı oldu.
Güney Afrikalı yazar J.M.Coetzee bu eseriyle 1970’li yılların GüneyAfrika’sıyla tanıştırıyor bizi.Kendi paranoyalarına inanmış imparatorluğun bir grup askerinin yerli halka uyguladıkları baskıları,zorbalığı ,adaletsizliği okudukça bütün bu yaşananların bir kuşağın gerçeği olduğunu bilmek insanın yüreğini acıtıyor.
Dünyanın acılar tarihinde katlanmakta zorlandığım ne varsa hepsinin ortak sebebini bildim bu kitabı okuyunca..insanın alçalmakta sınır tanımayan vahşi doğası..kesinlikle harika bir kitap..
barbarları beklerken içerisinde bulundurduğu aşk ile diğer kitaplardan kendini ayırabiliyor..farklı bir anlatımı var evet ..sürükleyici ..düşündürücü ve o kadar acı içerisinde buruk bir mutluluk bırakabilir...okunmalı diyorum.. barbarların dünyasına hoşgeldiniz ..
Tanıdık bir şişkinlik oluşturuyor insanda.

Kavafisin aynı adlı şiirinin son kısmı geldi aklıma ;

"Peki, biz ne yapacağız şimdi barbarlar olmadan?
Bir çeşit çözümdü onlar sorunlarımıza."

Sömürgeci sömürülen ilişkisini biraz aşkla yumuşatmış bir roman.

Varlık sebeplerini işgal ettiği yerde yaşayan (barbarlar) insanların yokluğuna bağlayan bir yapının bu yok oluşu yarattıktan sonra, kendisinin nasıl bir sürece evrileceğinin cevabı yok romanda ?
Uyku artık şifa veren, yaşamsal güçleri geri getiren bir banyo değil, bir unutuş, yok oluşa her gece hafifçe bir dokunuş gibi.
J. M. Coetzee
Sayfa 37 - Can Yayınları
Neyin haklı, neyin haksız olduğunu bildiğini sanıyorsun. Anlıyorum. Hepimiz öyle sanırız.
Gururumu yenemeyerek kendimi kandırmak için boşuna anlam çıkarmaya, ilişkiler bulmaya çalışan benim. Beni pençesine alan nasıl bir düşkünlük bu!

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Barbarları Beklerken
Baskı tarihi:
Mart 2006
Sayfa sayısı:
200
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750705991
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Waiting for the Barbarians
Çeviri:
Dost Körpe
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Nobel ödülü sahibi J. M. Coetzee, bu romanında hayalî bir imparatorlukta geçen olayları anlatıyor. Ancak, yazarın 1970’ler Güney Afrika’sına gönderme yaptığını seziyoruz. Geniş topraklara yayılmış bir imparatorluğun en ucundaki bölgede yaşayan Barbarlar, sözümona, ayaklanmak, imparatorluğu tehdit etmek üzeredirler. Onları bastırmak bahanesiyle merkezden gönderilen Albay ve emrindekiler, müthiş bir işkence ve kıyım başlatırlar. Bu olaylar, o bölgede görevli, yıllardır başkentin yüzünü görmemiş Sulh Yargıcı’nın ağzından aktarılır. Barbarları Beklerken, ürkütücü bir zorbalığın öyküsünü dile getirmekle birlikte, öncelikle bir aşk, sevecenlik, bağışlama ve insancıl duygular romanı. Coetzee roman kişilerini, olayların geçtiği ortamı öylesine ustaca aktarıyor ki, karakterlerin hiçbiri karikatürleşmeden, iyi ve kötü yanlarıyla somutlaşıyor. Coetzee zorbalara da, onların kurbanlarına da aynı insancıl tavır içinde yaklaşıyor. Barbarları Beklerken’i okurken, bir yandan az gelişmiş ülkelerde yıllardır oynanan siyasal oyunları izleyecek, öte yandan alışılmadık ama gerçek, sarsıcı bir aşka tanık olacaksınız.
(Tanıtım Yazısından)

Kitabı okuyanlar 89 okur

  • Mehmet D.
  • Umut Aslan
  • Kader Aydin
  • Müberra Taşdelen
  • Büşra Başaran
  • Tacenda
  • Yeklan
  • Zehra
  • mazlum tonka
  • Uygar Atasoy

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%0
14-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%20.9
25-34 Yaş
%41.9
35-44 Yaş
%27.9
45-54 Yaş
%7
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%2.3

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%41.1
Erkek
%58.9

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%13.2 (5)
9
%39.5 (15)
8
%28.9 (11)
7
%10.5 (4)
6
%7.9 (3)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0