Adı:
Başkan Babamızın Sonbaharı
Baskı tarihi:
Ocak 1982
Sayfa sayısı:
256
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750736841
Kitabın türü:
Orijinal adı:
El Otono Del Patriarca
Çeviri:
Tomris Uyar
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
"Başkan Babamızın Sonbaharı", ölmek üzere olan, ama bir türlü ölmek bilmeyen, yaşama tutunmak adına ne cinayetler işleyip ne kanlar döken bir diktatörün öyküsüdür. Romanın karmaşık öyküsü, sözü edilen ülkedeki yaşamın karmaşıklığı ile atbaşı gider. Öyle ki, Başkan'la ilgili anılarını anlatanları, yalnızca bir noktalı virgül ayırır. Romanın sonunda yinelenen belli sahneleri birleştirerek, konuşanların yaşam öykülerini bütünleyebiliriz. "Başkan Babamızın Sonbaharı"nı okurken, çağımızda sürüp gelen umutsuzlukla, sürüp gidecek olan umudun öyküsünü de izlemiş oluyoruz. Bu arada yazarın, yine Latin Amerika edebiyatı geleneğine bağlı kaldığını, birtakım 'tip'ler aracılığıyla, yalnızca sevgisiz, zavallı, bunak bir başkan'ı değil, onu yaratan gerçekdışı düzeni yargılama amacı da güttüğünü görüyoruz. Kolombiyalı bu ünlü yazar, çoksatar yazarların deneyimlerinden de yararlanıyor; böylece günümüzde şiddet ve cinsellikle uyarılan okurun da ilgisini çekmeyi başarıyor.
(Arka Kapak)

Ödüller: Nobel Edebiyat Ödülü, 1982 
Kitabı bitirdim de inceleme bile yazdım. Bunu ne zaman kutluyoruz?

Kapak arkasını okuduktan sonra kendime "ben bu kitabı okumalıyım" dedim ve o gün başıma bela aldım. Başladım okumaya ama bir türlü anlayamıyordum. Ben de tekrar tekrar okuyup olayları kişileri not almaya başladım, bu da kitaptan kopmama, hevesimin kaçmasına sebep oldu. Bıraktım bu not alma işlerini, artık Allah ne verdiyse dedim dümdüz okumaya devam ettim. E ilerledikçe bir baktım, anlamaya da başlamışım. Başta kitabın art arda gelen üç cümlesi arasında bağlantı kuramayan ben, sonlara yaklaştığımda öyle bir kaptırmışım ki kendimi bir çırpıda okumak bitirmek istedim. Öyle de oldu bu gece.

Kitabın bana ağır gelmesinin sebepleri şöyle; konuşma çizgilerinin olmaması, bir cümlenin "en az" bir sayfa sürmesi, bir kelime bambaşka iken bir kelime sonra sözün başka birine geçmesi fakat benim sözün kimde olduğunu anlayamamam...
Tamamen benimle alakalı da olabilir bütün bunlar yarın bir gün hiç de zorlanmadan okuyan biri de çıkabilir. Ben de kıskanırım ne yapayım. =/
Biraz şımardım ve tembellik yaptım okurken kabul etmem gerekiyor. Bunca şey saydım ama yok ya okunmuyor bu denecek değil aksine çatır çutur okunacak bir kitap. Ağır mağır, zorlandım ama çok da iyi ettim okuyarak.

***

Burada bir başkandan bahsediliyor, bir generalden. Yavaş yavaş ölüm gününe doğru çocukluğundan, gençliğinden ve en çok yönetiminden bahsediliyor. Her şeyi, günleri, saatleri ben ne diyorsam odur havasıyla değiştirten hatta astrolojik olayları bile kendi keyfi mevzuları için değiştirmeye çalışan bir yönetici. Sağlık problemleri içine sıkışıp kalmış ama asla aman vermiyor, tabutuna bakınca gözleri bile dolmayacak halkın her zaman onu desteklediğini sanıyor. Türlü cinsel sapkınlıkları olan bu başkanın herkes ne olduğunun farkındayken, herkes ondan nefret ederken, ülkede bu kadar karışıklık çıkarken, askerler ve halk ayaklanırken nasıl oluyor da bu adam bir türlü yerinden edilemiyordu ? Ben mi kitabın bir bölümünü kaçırdım acaba düşünmeden edemiyorum. Öldürdüğü, tecavüz ettiği, işkence yaptığı insanların sayısı tutulmayacak kadar fazla. Tam bir bela. Bir de trajikomik bir nokta var, onu öldüğü güne kadar gazete dışında hiçbir yerde görmeyen ve daha önce de ölüp dirildiğine inanan halk; adam öldü mü ölmedi mi bu ölen kesin o mu diye diye bir süre tereddütte kaldılar.


Kendinizi hazırlayın ve bu kitabı okuyun. Çarpıcı, zor bir kitap. Eminim okurken hafızanızdakilerle bağdaşabilecek birçok olayla karşılaşacaksınız.
Bu kitap hakkında çok inceleme okumak istiyorum. Bir etkinlik yapılsa da herkes yazsa.

----bu kısım kitap hakkında baya baya detay içerir----

Bir de en etkilendiğim bölümden bahsetmek istiyorum. 122. sayfa.  Kendisine -en basit tabiriyle- karşı çıktığını düşündüğü bir adamı, -kim olduğunu söylemeyim de heyecanı kaçmasın- yine bu adamın işbirlikçileri olarak düşündüğü muhafızlara gümüş bir tepside yemek masasında sunup, tabaklara servis ettikten sonra "afiyet olsun beyler, yarasın" dedi. Nasıl bölüm ama? Dehşet dehşet!!
Gabriel Garcia Marquez'in okumakta zorlandığım tek kitabı.Hatta şu ana kadar okuduğum tüm kitaplar içerisinden en zor olan,beni en çok yoran kitaptı diyebilirim. Tam iki gün boyunca ben kitabı okumadım sanki, adeta kitapla savaştım,büyük mücadele verdim.

Bütün bunların sebebi, yazarın bu kitabında kullandığı yazım tekniği. Nokta,virgül ve noktalı virgül dışında hiç bir işaret kullanmamış. Parağraflar hiç yok demiyorum, var ama kitap sadece 6 parağraftan oluşuyor.Zaten bunlarda bölüm başları. Bu o kadar önemli değil onun için geçiyorum bunu. Yazarın anlatım şeklini bilenler olayları arka arkasına sıraladığını çok iyi bilirler.Burada da her şey arka arkasına sıralanıyor,üstelik bir de geri dönüşler,ileri gidişler halinde sürüp gidiyor. Konuşanlar arka arkasına konuşuyor ama konuşma, nerede başlıyor? nerede bitiyor? anlatan kim? olayı yaşayan kim? İşte kitaptaki esas sorun da bu. İnanın bana okurken,defalarca geri dönüyorsunuz,kimin konuşmasının nerede başladığını nerede bitiğini,hangi olayın nerede başlayıp nerede bittiğini,kimlerin nasıl olaya dahil olduğunu anlamaya çalışmak için çok büyük mücadele veriyorsunuz.

Bu yazım tekniğini başarılı bir şekilde kullanan Jose Saramago'nun da kitaplarını okudum. Saramago, sadece nokta ve virgül kullanıyor ama konuşma kısımlarını belirlemek için çoğu zaman Büyük harfle başlatıyor veya konuşma sonlarına dedi,anlattı,söyledi,,,,,vs gibi yüklemler ekliyor, dolayısıyla kitapları kolayca okunuyor. Ama Marquez'in bu kitabında böyle bir şey kesinlikle yok.

Ayrıca şunu da belirtmek isterim,Marquez'in bu kitabında uyguladığı bu teknik, okuyanı bu kadar yoruyorsa; yazarı, kitabı yazarken ne kadar yormuştur o da ayrı bir konu. Çünkü böyle bir kitabı yazmak, okumaktan çok daha zordur.Bence bu durum da , yazarın ustalığını bir kez daha açıkça göstermektedir.

Kitapta yazar, bir ülkenin başına geçmiş ve tüm yetkileri elinde bulunduran bir diktatörün yaptıklarını,ülkesine ve ülke insanına verdiği zararları biraz da abartılı ve zaman zaman nükteli bir şekilde anlatarak, zaman zaman da gerçekleri tüm acımasızlığıyla yazarak bizlere gösteriyor. Tek yetkili olan bir kişinin, tek olmanın verdiği yalnızlık ve korkuyla ne kadar fazla kötülükler yapabileceğini bizlere anlatıyor.

Benim kitap hakkında yazabileceklerim bu kadar.Zamanınızı harcayıp okuduğunuz için teşekkür ederim. Son cümle olarak, zor bir kitap okumak istiyorum diyenler için ideal bir kitaptır diyorum.
Kitap yoğun arkadaşlar.Yani satırlarca süren ve bitimi kelimeler alan cümleler var.Kesinlikle sadece kötü manada söylemiyorum.Bir cümleyi (yaklaşık 1 sayfa bu cümleler genelde) okuyorsunuz.Tamlamalar birbirine savaş açarken konular sağa sola zıplıyor.Tam anlıyorum derken bu sefer anlatıcı değişiyor falan.Kurulan cümlelerin içerik kalitesini tartışmaya gerek görmüyorum.Çünkü öyle ifade edilmiş cümleler var ki okurken yaşıyorsunuz.Lakin bu cümleleri anlarsanız yaşıyorsunuz.Normalde yoğun bir kitabın bendeki çözümü yavaş okumak.Ama bu kitabı çözemedim.5 güne yaklaşık %70'ini okudum.Sonra dedim biraz yavaş sindirerek okuyayım.O da kar etmedi.Kitaptan bahsetmek gerekirse bir dikdatörün son günlerini oldukça ayrıntılı ve karmaşık bir biçimde anlatıyor.İç içe geçmiş birçok olay var ve sayfalarda paragraf boşluğuna dahi nadiren rastlıyorsunuz.Çok sessiz bir ortamda okunmalı.Önerir miydim? Garcia Marquez'i çok seviyorsanız.Huzur(Ahmet Hamdi T.) gibi yoğun kitapların müptelasıysanız hoşunuza gider diye tahmin ediyorum.Kitap ile kalın.
Aslında çok ilgi çekici olaylar dizini var. Ama cümlelerin çok uzun olması ve her bir bölümün sayfalarca sürmesi bana çok yorucu geldi. Bir bölüm bitmeden okumaya ara vermek durumunda kaldığınızda, olayları yeniden toparlayıp kavramak çok zor. Çünkü aynı paragraf içerisinde birden fazla kişi yaşadığı bir deneyimi anlatıyor. Bazen anlatan kişinin değiştigi ya da anlatırken ki muhatabının kim olduğu gözden kaçabiliyor ve bu da kafa karıştırıyor. Ama genel itibariyle, bir diktatörün kendi özgüvensizligini, korkularını örtpas etmek için yaptığı zulümlerden ziyade ( çünkü bunlar zaten bekledigim sıradan konulardı) aslında ne kadar yalnız olduğu, sevgiye ne kadar aç olduğu ve daha da acınası; yaşlılık döneminde, aslında ondan nefret eden ama en yakınında olan insanların, onun adını ve artık yalnızca sembolik bir anlamı kalan gücünü kullanarak devleti kendi istedikleri gibi yönetip, onu toplumun ve dünyanın gerceklerine yabancı bir kuklaya cevirmeleriydi..
Çevirisinden dolayı anlaşılması zor bir roman. Cümleler çok uzun ve nereye bağlandığını da kitabın akıcılığıyla tam kestiremiyorsunuz... bu yüzden aslında tam olarak anlamadan devam edebiliyorsunuz. tamamen çeviri etkisi.
Bu yüzden okumakta çok zorlandığım için yarım bıraktım. maalesef.
Okuması güç bir kitaptı benim için. Paragraflar sayfalar boyu sürebiliyordu ve konu geçişleri çok fazlaydı. Kitapta adı geçen, başında başkan diğer bir adıyla generalin bulunduğu Otokrat rejim anlatılıyordu. Monarşiye dönüşmesi ihtimali de ortaya seriliyordu. Yalnızlıkla dolu tekdüze akıldan yoksun türlü istismarla dopdolu bir hayatı vardı başkanın, sömürgecilerle dostluklar kuruyordu ama halkına karşı kabadayıydı. Gabriel Garcia Marquez, 'Başkan Babamızın Sonbaharı' kitabında tüm bunları ve daha fazlasını anlatıyor. Nadir de olsa George Orwell'ın 1984 kitabından kimi esintiler de vardı sanki.
Gabriel Garcia'nın kendi ifadesiyle de "dünyadaki en yalnız insanın portresi." Marquez'in modernist roman anlayışını kendi cümleleriyle harmanladığı büyük bir eser. Ve yine sonu başından belli olmasına rağmen heyecanı hiç eksilmeden anlatmayı başarabilen Marquez ustalığı... Teknik açıdan ele alınınca, yarı yarıya kısmi ve bütüncül geriye dönüş teknikleriyle oluşturulsa da yazar bunu kusursuzca meydana getirmiş. Bütün bir dünya edebiyatına meydan okuyarak "biz" çoğul ekiyle de roman yazılabileceğini kanıtlamış. Okurken kendime hep şu soruyu sordum: "Hakim bakış açısı, hakim anlatıcı, gözlemci bakış açısı, gözlemci figür anlatıcı arasındaki geçişleri bu kadar kusursuz yapan başka bir yazar, başka bir roman daha var mıdır?" Bu kitapta neyin anlatıldığından çok neyin nasıl anlatıldığı daha fazla ilgimi çekti. Her kitap severin baş ucundan ayırmaması gereken kusursuz işçilikte bir eser.
Bir diktatör anlatır. Yalnız, korkudan her şeyi kurallara bağlamış, kendi varlığı uğruna her şeyi yok etmeyi hak sayan bir diktatör. İçerik, anlattığı karakter olarak oldukça güçlü bir roman. Dildeki karmaşa anlamakta zorlanmaya sebep oluyor. Okuması zor bir kitap.
Bir diktatörün iç dünyasını ve hayatını irdelediğimiz bir Marquez kitabı. Kitap konusu itibari ile ilgi çekici ancak dili okurken yoruyor. Marquez kitaplarını okuyan arkadaşlar zaten bu dile aşinadırlar ancak beni yer yer çok yordu diyebilirim. Cümlelerin fazla uzunluğu çeviri için eksi puan olabilir.
Gabriel Marquez'den okuduğum ikinci kitap. Daha önce Kırmızı Pazartesi'yi okumuştum. Okuma grubumuzun kitabı olarak seçmiştim, herkes memnun. Tabi ben de...
Şiir gibi bir üslupla akıyor kitap. Bir diktatörün psikolojisini -bence- gayet ironik bir tarzda ve ustaca yansıtmış.
İflah olmaz bir marquez sever olarak taksimdeki antika festivalinde kitabın can yayınlarından çıkan 91 basım halini gördüğümde bekletmeden aldım.kitap görülen bir rüyayı uyandıktan sonra sayıklamak gibi.marquez yine büyülü evreninden bir kesit sunuyor bize. oldukça yoğun ,bütün olanları gören bir büyük içses anlatıyor kurguyu.diyalog yok , satırbaşları yok, köşeli metinler yok.durmaksızın akan bir su gibi akıyor zihnimize.bazen çok yavaş bazen çok hızlı.marquezin kelimelerle oynamasını seviyorum.çünkü o hem " tan ağarırken kağıt sesleri çıkararak açılan gülleri duyabiliyor" hem de " ay-suyunda sürüklenip kalan düşlerimizi " alıp tekrar kendi göğsümüze asıyor.
Öncelikle kitabı Tomris uyar çevirisiyle okumak benim açımdan çok yararlı oldu, yaklaşık 45 tane eski türkceden kelime öğrenmiş oldum, bitmeyen cümleleri, çok farklı tasvirleriyle böyle bir kitabın altından kalkabilmek hakikaten usta olmayı gerektiriyor orası kesin.
Kitap ise bir ülkenin başkanının zorbaliklarini, halkına yasattiklarini, kendi hirslariyla, düşünceleriyle bogusmasini, kısacası bir ülkenin kaderinin bir kişinin eline bırakılmasını, marquez'in klasik büyülü gerçeklik evreninde gayet iyi anlatıyor. Orta seviyede iyi bir kitap olacak benim için.
hani topluluğa kışkırtıcılar sızdı, birliklere ateş açıldı bahanesiyle halka ateş açmış, kalabalığı kırıp geçirmişlerdi
...,o gün bu gündür hep aynı durumdayız generalim, giydiğimiz dona kadar her şeyimizi yabancılara borçluyuz,...
Gabriel Garcia Marquez
Sayfa 212 - can yayınları-ekim-2015
dünyaya artık katlanamıyorum, bir bilsen, nereye gitsem bilmem ki anacığım, bunca haksızlıktan başımı alıp nerelere gitsem
yoksulluğun şu anayurdunda karanlık inerken insanın içine çöken derin hüzünle boy ölçüşebilecek bir şey yoktu dünyada
..gazeteyi baştan aşağı tarıyor, kendi basın ajanslarının uydurduğu haberler dışında bir şey var mı diye bakıyordu,...
Gabriel Garcia Marquez
Sayfa 192 - can yayınları-ekim-2015
....eski cumhuriyetin yasama ve yargı organlarını yürürlükten kaldırdı hemen, artık yönetimin ilk yıllarındaki gibi görünüşü kurtarma zahmetine katlanmıyordu,...
Gabriel Garcia Marquez
Sayfa 92 - can yayınları-ekim-2015
general, mutlu gelişlerinden sonra arkasında nasıl uzun bir ölüler zinciri bıraktığını, çanak yalayıcı muhafızlarının, adlarını doğru dürüst çıkaramadığı tanışlarını hain damgasıyla sonsuza dek mahkum ettiklerini bilemezdi ki

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Başkan Babamızın Sonbaharı
Baskı tarihi:
Ocak 1982
Sayfa sayısı:
256
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750736841
Kitabın türü:
Orijinal adı:
El Otono Del Patriarca
Çeviri:
Tomris Uyar
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
"Başkan Babamızın Sonbaharı", ölmek üzere olan, ama bir türlü ölmek bilmeyen, yaşama tutunmak adına ne cinayetler işleyip ne kanlar döken bir diktatörün öyküsüdür. Romanın karmaşık öyküsü, sözü edilen ülkedeki yaşamın karmaşıklığı ile atbaşı gider. Öyle ki, Başkan'la ilgili anılarını anlatanları, yalnızca bir noktalı virgül ayırır. Romanın sonunda yinelenen belli sahneleri birleştirerek, konuşanların yaşam öykülerini bütünleyebiliriz. "Başkan Babamızın Sonbaharı"nı okurken, çağımızda sürüp gelen umutsuzlukla, sürüp gidecek olan umudun öyküsünü de izlemiş oluyoruz. Bu arada yazarın, yine Latin Amerika edebiyatı geleneğine bağlı kaldığını, birtakım 'tip'ler aracılığıyla, yalnızca sevgisiz, zavallı, bunak bir başkan'ı değil, onu yaratan gerçekdışı düzeni yargılama amacı da güttüğünü görüyoruz. Kolombiyalı bu ünlü yazar, çoksatar yazarların deneyimlerinden de yararlanıyor; böylece günümüzde şiddet ve cinsellikle uyarılan okurun da ilgisini çekmeyi başarıyor.
(Arka Kapak)

Ödüller: Nobel Edebiyat Ödülü, 1982 

Kitabı okuyanlar 151 okur

  • Sahil Abbasbeyli
  • Reşit Bayraktar
  • Drkitapsever
  • Özgür Coşkun
  • Richard Wagner
  • Yusuf Kadri Şirinkan
  • Baran
  • Hüsamettin Çalışkan
  • Wicapi Wakan
  • Selim

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%3.3
14-17 Yaş
%1.7
18-24 Yaş
%18.3
25-34 Yaş
%43.3
35-44 Yaş
%25
45-54 Yaş
%5
55-64 Yaş
%3.3
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%49.6
Erkek
%50.4

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%14.5 (8)
9
%20 (11)
8
%10.9 (6)
7
%27.3 (15)
6
%10.9 (6)
5
%9.1 (5)
4
%1.8 (1)
3
%5.5 (3)
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları