Başlarken Yalnızsın Bitirdiğinde Daha Da Yalnız (Söyleşiler Kitabı)

·
Okunma
·
Beğeni
·
3.821
Gösterim
Adı:
Başlarken Yalnızsın Bitirdiğinde Daha Da Yalnız
Alt başlık:
Söyleşiler Kitabı
Baskı tarihi:
Ekim 2014
Sayfa sayısı:
306
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750516399
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınları
Baskılar:
Başlarken Yalnızsın Bitirdiğinde Daha Da Yalnız
Başlarken Yalnızsın Bitirdiğinde Daha da Yalnız
“Dili kötü kullanan bir yazar yerilmeli ama iyi kullanan övülmemeli. Dili iyi kullanmak yeter şarttır çünkü.”

“Kendimi herhangi bir yere ait hissetmiyorum. Ne bir şehre, ne bir ülkeye, ne de dünyaya.”

“Çocukluğunun elinden tutmayan kişi hiçbir yere gidemez.”

Az konuşan, konuşmamayı tercih eden, kendini yeryüzüne susmaya gelenlerden sayan bir yazarın söyleşileri. Hasan Ali Toptaş, şeytanın dürtmesiyle romana başlamasını, taşra kasabalarını, sinema salonuna kaçak giren çocukları, saklı hikâyeleri, türlü kederleri, onulmaz hüzünleri, kıpır kıpır hatıraları anlatıyor.

Güncelden kaçışını, kalabalıklardan duyduğu korkuyu, uğultuları, kuytuları, acemiliği, beyhude kaçışları, kötülüğü, vicdanı, masumiyeti konuşuyor. Usul usul, sakin, ağırbaşlı, susmaya hazır.
Harflere can veren ustanın, Hasan Ali Toptaş’ın fısıltıları, itirafları, itirazları, anlama gayretleri... Mesafesi...

Başlarken Yalnızsın, Bitirdiğinde Daha da Yalnız, Hasan Ali’yi konuşturuyor. Aklı, fikri, gecesi, gündüzü, edebiyata ve hayata dair neyi varsa...
306 syf.
·11 günde·Beğendi
“Yeryüzüne susmaya gelenler sınıfındanım diyen bir insanın, hakikaten, bu kadar konuşmaması gerekirdi…Geri kalan ömrümü susarak geçirecek kadar çok konuştuğum için, doğrusu, şimdi mahcubiyet duyuyorum.” Ah ah! Gerçekten de ne çok konuşmuşsun Hasanım Ali! Şimdi seni sevip okuyan da sırlarını bilecek, şişiriliyor deyip okuyan da.

Hasan Ali Toptaş’ın en son okunması gereken kitabını, okuyacak 4 kitabı kaldı bir şey olmaz diyerekten okumuş bulundum. Sonuç olarak okumadığım kitaplarından ne spoilerler ne tatkaçıranlar yedim bir bilseniz. Umutlarım heba, hayallerim kayıp, efkârım da yalnızlıklar gibi bir şey oldu. Neden en son okunması gerekiyor derseniz kitabın yapısı Hasan Ali Toptaş’ın çok ince hesaplayarak kitaplarına gömdüğü bazı şeylerin tadını kaçırmaya çok müsait. Kitap Hasan Ali Toptaş’ın kendi, kitapları ve farklı konular hakkında yaptığı söyleşilerden oluşuyor. Üzerinde en çok durulan kitaplar Uykuların Doğusu, Heba, Bin Hüzünlü Haz, Yalnızlıklar ve Kayıp Hayaller Kitabı. Ben henüz Heba, Kayıp Hayaller Kitabı ve Yalnızlıklar kitaplarını okumamıştım ama bu kitabı okuyunca bir nevi okumuş kadar oldum. Aman siz siz olun en son okuyun.

Hasan Ali Toptaş’ın yazma serüvenine nasıl başladığını Harfler ve Notalar kitabının incelemesinde(#19374083) anlatmıştım. Şimdi de bu serüvenin nasıl devam ettiğini anlatmak istiyorum. Bunu yaparken kitabın 212 ve 213. sayfasındaki söyleşiye bağlı kalacağım. Temmuz 2006’da Hasan Ali Toptaş Remzi Kitap’ta Esra Karaduman Okay ile bir söyleşi yapıyor. Esra Karaduman önce yazmaya nasıl başladığını soruyor sonra “nasıl devam etti serüven?” diye soruyor. Toptaş: “Öyküler yazmaya başladım…1975’te, liseyi yeni bitirmiştim; ilk öyküm, yerel bir gazetede çıktı.” Toptaş o dönemlerde büyük bir Bekir Yıldız hayranı. Bu hayranlığın sonucu farkında olmadan ona öykünmeye başlıyor. Edebiyat dergileri bu öyküleri doğal olarak geri çeviriyor. Sonra yeniden öyküleri yayımlanmaya başlıyor. 1987’de bu öyküler Bir Gülüşün Kimliği olarak kitaplaşıyor. Ama kendi parasıyla bastırıyor kitabı. Ve ikinci kitabını da kendi bastırıyor. “Sonra küstüm. “iki kitabı kendi paramla bastırdım, üçüncüyü de mi kendi paramla bastıracağım?” dedim.” Toptaş maliyede memur o dönemler. Maddi sıkıntılar ve anlaşılmama duygusu yüzünden hayatına bir okur olarak devam etme kararı alıyor. Yalnızlıklar kitabı bu dönemlerde kâğıda dökülüyor. Ve yıl 1993. “1993… eğer edebiyat tanrısı diye bir şey varsa o bir yerlerden benim küstüğümü, artık kendi paramla kitap yayımlayamayacağımı, hayatımı bir okur olarak sürdürme kararı aldığımı duydu ve bana müthiş jestler yaptı.” O yıl Sonsuzluğa Nokta kitabı ödül alıyor ve basılıyor. Ardından Ölü Zaman Gezginleri Çankaya Belediyesi Yayınları tarafından basılıyor, tabii yine ödül almış bir şekilde. Yalnızlıklar dosyasını arkadaşı merak ettiği için ona gönderiyor ve arkadaşı sürpriz bir şekilde o kitabını bastırıp getiriyor. “94’de Gölgesizler bitti, Yunus Nadi Roman Ödülü aldı. 96’da Kayıp Hayaller Kitabı, 99’da Bin Hüzünlü Haz çıktı ve Cevdet Kudret Edebiyat ödülü aldı. Ve böylece devam etti.” 2005’te Uykuların Doğusu, 2007’de Harfler ve Notalar, 2013’te Heba, 2014’te bu kitap ve geçtiğimiz senede Kuşlar Yasına Gider kitapları yayımlandı. Bakalım bundan sonra bu serüven nasıl devam edecek.

Kitapta her 20-30 sayfada bir zikredilen sorular, konular, kelimeler var. İşte bunlardan birkaçı:

-Yalnızlıklar kitabının şiire çok benzeyen bir yapısı var. Doğal olarak şiir olarak görülüyor. Ama şiir değil. Söyleşilerde genelde kitabın tam olarak ne olduğu ve Hasan Ali Toptaş şair midir, diye soruluyor. Toptaş da genellikle Yalnızlıklar’a olsa olsa şiirsel metin diyebilirim, şairlik meselesine gelince de ben şair değilim ama iyi bir şiir okuyucusuyum, diye cevaplıyor.

-Toptaş yazı hayatına öyküyle başlıyor. Romana geçince bir daha bırakmak istemiyor ve öykü yazmayı kesiyor. Söyleşilerde en çok sorulan sorulardan biri de “Hasan Ali Toptaş yeniden öykü yazar mı?” Toptaş net bir ifadeyle kalan tüm enerjisini roman sanatına harcayacağını belirtiyor. Hatta ilerde kendi hayatından bir ayı romanlaştırmayı da istediğini ekliyor.

-Toptaş’ın romanları dil kullanımı açısından oldukça geniş kapsamlı çalışmalar içeriyor. Dili kitaplarda beste yapar gibi kullandığını üstüne basa basa söylüyor. Bir metni oluşturmada dilin önemi, kendi kitaplarındaki dilin kullanılış biçimleri, teknolojinin getirdiği hızla beraber dilin de hızlandığı gibi konular hakkında güzel sohbetler var kitapta.

-Kitapta en çok karşılaşacağınız kelime bilmiyorum kelimesi. Toptaş çok mütevazı bir kişilik gerçekten. Sorulan her soruya genelde içinde bilmiyorum geçen bir cümleyle başlıyor. Bilmediğinden değil tabii ki de. İnsanlar bazen, Toptaş bunu dedikçe bu kadar mütevazı olmayın gerçek sanırlar diye karşılık veriyorlarmış. Devrin geldiği şu yerde mütevazılık bile işe yaramıyor. Kendisinin konuyla alakalı şunları söylediğini hatırlamakta fayda var: “Her zaman için sezmek bilmekten iyidir”, “Herkesin her şeyi bildiği bir dünyada bilmiyorum demek hoşuma gidiyor.”

Bu kitapta Hasan Ali Toptaş, eserleri, eserlerini yazma süreçleri, yazarken neyin önemli olduğu, dilin önemi hakkında bahsedecek o kadar çok şey var ki. Bahsetmek için resmen can atıyorum ama henüz okumayanlar için bu kadarı haksızlıkken daha fazlası çok büyük bir haksızlık olur. Onun yerine şöyle cümlelerle kendimi avutuyorum: “İnsan her şeyi anlatamaz, zaten kelimeler de her şeyi anlatmaya yetmez” ya da “Konuşanların sırrı yoktur. Ve hepimiz konuşuruz” ya da Toptaş’ın kendi sözleriyle "Hiçbir şey anlatmamış olmayı çok isterdim. Her şeyi ancak o zaman anlatmış olurdum.” Hasan Ali Toptaş eserlerini bitirmeye iyice yaklaşıyorum. Bilmiyorum, belki gören olmuştur, zaman zaman bir iki ay sonra Hasan Ali Toptaş’ın okuduğu, sevdiği yazar ve kitapları, (kendi kitaplarını da) kapsayan bir etkinlik yapmayı düşünüyorum diye konuşuyorum. 30’a yakın kitap ve yazar var bu kapsamda. Tabii hepsini okumam bir anda çok zor ama son dönemlerde okuduğum kitapların çoğu bunun içindi. Ve hala da okuyorum bu doğrultuda. Az bir süre sonra da duyuracağım inşallah. Bu inceleme de ilk aşaması olsun. Çok uzattım. Minnetle…
305 syf.
Kitap yaklaşık 25 yıllık bir süreçte Hasan Ali Toptaş ile yapılmış olan muhtelif röportajlardan müteşekkil. Pek çok kitabını okuduğum HAT'ı tanımak için iyi bir kitaptı. Zira HAT, ortalarda görünmeyi pek sevmeyen bir isim. Kendisini dünyaya susmak için gelmişler taifesinden kabul eden bir yazar.

Açıkçası HAT, zor ve ağır bir yazardır. Eserleri güç hazmedilir. Ancak şahane bir dili vardır. Kitaptaki röportajlar onun genelde gizlediği dünyasının kapılarını bize açmış diyebilirim. Bir romancı gözüyle okumaya çalıştığım eserde HAT'ın nasıl yazdığını öğrenebiliyoruz mesela. Hiç müzik dinlemez, bir sayfayı defalarca ama defalarca yazıp silermiş. Masada yazamazmış, uzanarak yazarmış. Romanlarının adları sonralardan belirirmiş, hiç bir eserinde baştan oluşturduğu kurguya sadık kalamazmış vs.

Bunların dışında Türkiye'nin en önemli romancılarından birisini ve onun romancılığını anlayabiliyoruz. HAT'ın en sık kullandığı cevaplardan birinin "bilmiyorum" olduğunu fark ettim. Bunu tevazudan dolayı demiyor aslında. Herhangi bir edebiyat eğitimi almamış bir adam ve adeta alaylı halk ozanları gibi... Kendiliğinden yazmış. Türkçeden başka dil bilmiyor ve dolayısıyla dünya edebiyatını takip ettiğini falan da söyleyemeyiz. Tamamen kendiliğinden gelişen ve elbette bir yeteneğin üzerine inşa edilen bir üst yetenek. Üstelik yaptığı bir edebi işten söz edildiğinde, "bilmiyorum" diyebiliyor. Yani illa da "bunu amaçladım" demiyor; yazmış ve o ortaya çıkmış. Bu anlamda kendini "postmodern" olarak bile tanımlamıyor.

HAT'ın her eseri bir Türkçe başarısıdır ancak hepsinin bende bir karşılığı olduğunu söyleyemem. Ancak onun hayat hikayesini okumak, kendinden bahsetmesini dinlemek güzeldi. Her tavrına, her fikrine katılmamakla birlikte çokça istifade ettiğim bir kitap oldu.
306 syf.
·7 günde·Beğendi·10/10
Şimdi ben neresinden tutup nasıl yazayım ki üstadın yazma serüvenine dair bir incelemeyi.. Üstadla 90’lı yıllardan günümüze kadar yapılmış bir çok söyleşiyi içeriyor bu muazzam kitap.
Her bir cevabı yine şiirsel, yine ruha dokunan kelimelerle işlenmiş. Ve daha da güzeli bunu okurun hoşuna gider diye yapmaması.. Hasan Ali Toptaş’ı daha yakından tanımak, edebiyatın tatlı ekşi dünyasının tadını çıkartmak, kelimelerde kaybolmak ve hatta yazar olmak isteyen herkese dolu dolu tavsiye ederim.
306 syf.
·6 günde·Puan vermedi
Evet, sayısız alıntı eklediğim - az daha kitabın pdf'sini atar gibi olduğum - röportajlarla yüklü güzel kitabı bitirdim.

Kitap, öncelikle, bir roman/öykü, sanatsal bir metin nasıl yazılır diye merak edenler için başucu kitabı olacak kadar bilgiyle yüklü. Bunda Hasan Ali Toptaş'ın her cümlesinin ayrı bir roman olacak kadar güzel olmasının da payı var. Her okuyan, Hasan Ali Toptaş'ın tılsımlı cümlelerinden kendine göre çıkarımlar yapabilecektir. Bir yazının nasıl yazılabileceği konusunda patikalar bulabilecek, yolunu çizmekte kullanabilecektir.

Röportajları içeriğine gelirsem bazı röportajlar sanat eseri gibi. Örneğin Latife Tekin'in yaptığı röportaj masal havasında yapılmış gibiydi. Latife Tekin bir şiir gibi sorular sorarken Toptaş da bir masal gibi cevaplar veriyordu. Bu röportajdan bir sonraki röportajda ise Toptaş'ın çok sıkıldığı kestirip attığı cümlelerden belli oluyordu. Şu iş bitse de veznedeki işime gitsem, gidip şu haciz işlerini halletsem, der gibiydi. Yani röportajların da bir kalitesi var. Soran kişi ustaysa cevapları vereni de masal gibi şiir gibi konuşturuyor.

Sevdiğim röportajlardan bazıları ise Emrah Serbes'in ve Yıldız Ecevit'in yaptığı röp.ler. Yıldız Ecevit gerçek bir akademisyen birikimiyle yerinde sorular soruyor. H. A. Toptaş'ı akademik açıdan tanımak için ideal bir röportaj.

Emrah Serbes'in röportajı da güzeldi. Ta ki "Doğduğunuz şehir Denizli garip bir yer. Adı Denizli, ama deniz yok." diyene dek.

Daha da uzatmayayım. H. A. Toptaş' ın yazı serüvenini ilmek ilmek öğrenmek için ideal bir kaynak. Hayranlık duyanların ellerinde bulunması, yazı işiyle uğraşanların da kesinlikle göz atması gereken bir deniz.
305 syf.
·14 günde·Beğendi·9/10
Merhaba sevgili okur, keyifli okumalar...
•••Başlarken yalnızsın bitirdiğinde daha da yalnız.Ne kadar çarpıcı bir başlık değil mi? Hasan Ali Toptaş okurları şahane başlıklara alışıktır zaten.Söyleşi türünde yazılmıştır.Ben en sona okuyun derim çünkü hassas okurlar için bazı kısımlar kitaplara dair ip uçları içerebiliyor.

•••Bana kalırsa Hasan Ali Toptaş hüzün ve kederin yazarı.En keyifli anlarda bile hüznü hissettim.Zaten kendisi de de der ki “Neşeyi yazayım derken neşenin hüznünü yazdım.”

•••Bazen susar bazen anlatır, çoğu defa da bilmiyorum der.En sonunda da çok konuştum der ve kendine kızar.Zarif karakterine hayran olacaksınız. Öncesinde kısa bir konuşmasını dinlemiştim ve kitabı okurken onun duru Türkçe’si kulaklarımdaydı.Okuyun efendim, Hasanım Ali ile tanışın.

ALINTILAR:
•••Yeryüzüne susmaya gelenler sınıfındanım diyen bir insanın,hakikaten, bu kadar konuşmaması gerekirdi.

•••Yazar bilgisi ile yola çıkar ama sezgisi ile yol alır.

•••Acının azı insanı dünyaya bağlar, çoğu tümüyle koparır derler.

•••Heves ruhu soluğu.

•••Yazarken müzik dinlemem. Kendimi dinlerim daha çok.

•••O yapıtı algılayanla ilgili bir şey.Yapıt kendisini algılayanın hayatına sesini aslında;bir bakıma onu o anına, geçmişine ve geleceğine seslenir.

•••Görünmeyeni anlatmak hüner değildir, tam tersine bir çeşit kabalıktır ve ayıptır; görünmeyeni sadece görünür kılacaksın.

•••Hayatı nerede yakalayacağınızı bilemeyiz bence.Hiç olmadığımız yerdedir o.

•••Her zaman için sezmek bilmekten daha iyidir.

•••İz bırakmadan silinip gitme cesaretini göstermiş olan insanlara derin saygı duyduğunu söylüyor Cioran

•••Fakat benim söylediğim “bilmiyorum”kelimesi “bilmiyorum” diye mi okunmalı, bilmiyorum.

•••Açıklama katmadan anlatabilmek, anlatı sanatının yarısı eder.
304 syf.
·5 günde·Puan vermedi
HAT'ın okuduğum ikinci kitabı bu, ilk okuduğum Bin Hüzünlü haz kitabıydı ve çok etkilenmiştim. Yazarın yazım dilimi ve betimlemeleriyle oluşan, efsunlu sözcüklerin beni alıp götürdüğü bir kitaptı. Kütüphanede diğer kitaplarını incelerken karşılaştığım bu kitap, yazarla yapılan söyleşilerin derlemesi. Yazarı daha iyi tanımak adına başladım kitaba . Her söyleşisinde aslında öykücülüğü- şiire bakış açısını ve romanlarını nasıl yazdığını, romanları arasındaki bağlantılı görüyoruz. Gözlemlediğim şeylerden biri HAT'ın bu konuda fazla titiz oluşu ve bilinmezlik hali. Aslında keşke tüm kitaplarını okuyup bu kitaba öyle başlasaydım diye düşümdüm. Şimdi okuyacağım diğer kitaplarında bir çok şeyi önceden bilmiş oldum çünkü, o yüzden okurlara tavsiyem diğer kitaplarını okuduktan sonra bu kitabı okumalarıdır.
306 syf.
·5 günde·Beğendi·Puan vermedi
Aşık oldum. Röportajlarda ve söyleşilerde cevapları gösterişten uzak; tutumu oldukça canayakın. Yazma sürecinde neler yaşadığını olabildiğince ayrıntılı anlatmış. Tavsiye ederim.
306 syf.
·3 günde·9/10
Yazarın çeşitli tarihlerde yaptığı söyleşilerden oluşuyor. Okuduğum kitaplarını bir çırpıda bitirmiştim. Bu kitapta aynı etkiyle bitti bende. Yok böyle bir derinlik.. HAT edebiyatını, kitaplarını nasıl yazdığını ve kurduğu dili oluştururken muzik yaparcasına ince eleyip sık dokuduğunu okuyorsunuz. Kitaplarını anlamak için mutlaka okunması gerektiğini düşünüyorum. Söyleşilerinde genelde aynı sorular ve aynı noktalar üzerinde durulmuş. Dönüp dönüp aynı şeyi okuduğunuzu düşündürüyor insana. Ama yazarı ne kadar tutarlı ve ilkeli bir insan olduğunu görebiliyorsunuz. Hasan Ali TOPTAŞ.. bence bu dünyadan değil o kelimelerin dünyasından!
304 syf.
·27 günde·10/10
Her sayfasını çize çize okudum. Dili, sohbeti, kendisini tanımak isteyenlerin mutlaka okumasını tavsiye ettiğim bir kitap. Türk Edebiyat tarihinde bir Hasan Ali Toptaş geçmesi ve onu hali hazırda hayattayken okuyup sohbet edebilmemiz güzel bir tesadüf.
306 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
Kitap bitti ve incelemeye başlayabilirim. Bu kitap sayesinde Hasanım Aliyi tanımış oldum, öncelikle kitapları yazarken çok hassasmış bazı metinleri tekrar ve tekrar yazarmış. Kitabı okuyunca yazarın diğer kitaplarını daha özenle okumaya karar verdim. Hasanım Aliyi tanımak için güzel bir pencere açan bir şöyleşi kitabıydı kısaca...
305 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Hasan Ali Toptaş'la tanışma fırsatım olduğundan dolayı rahatlıkla bir şeyler yazabileceğim.. Söyleşilerinde verdiği cevaplarla o kadar ağır ve naif biri ki.. Hayatın o kadar içinden ve bizden biri dememek elde değil.. okurken keşke bende bir taşra kasabasında büyüseydim dedim.. onun gibi elimde gazoz ve kitapla sokakları, yolları dolaşsaydım dedim..
Söyleşilerinde verdiği cevaplar da gayet yerinde.. hatta sorulan sorulardan fazlasını yanıtlamış.. nefes almak için ara ara okunacak enfes bir kitap... bütün edebiyatseverlere hatta yaşamayı sevenlere tavsiye edilir..
...herkesin her şeyi bildiği bir dünyada bilmiyorum demek hoşuma gidiyor.
Hasan Ali Toptaş
Sayfa 182 - İletişim Yayınları / Söyleşi: Sibel Oral, Milliyet Sanat, S. 649, Nisan 2013
Dünya çocuklarla delilerin, başka bir deyişle ne yaptığını bilmeyenlerin yüzü suyu hürmetine dönüyor bence. Onlar olmasa, aklın rüzgârı dünyayı döndürmeye yetmez.
Hasan Ali Toptaş
Sayfa 243 - İletişim Yayınları / Söyleşi: Burcu Aktaş, Radikal Kitap, 5 Mayıs 2013
Teknolojinin gelişmesiyle birlikte, tuş sesleriyle, internet ağlarıyla birlikte kelimelerden sesli harfler patır patır düşmeye başladı. Çağın hızı, dilin içinde de geziniyor. "Selam" yerine "slm" yazılıyor artık. Böylesi bir hız söz konusuyken, Türkçe metinlerde müziği ve kokuyu görüyor musun?
Hasan Ali Toptaş
Sayfa 31 - İletişim Yayınları / Söyleşi: Latife Tekin, Picus, Ocak 2006.
Yazmak bence bir yalnızlıktan bir yalnızlığa yolculuk. Okuru hesaba katsan da böyle bu, katmasan da. Başka bir deyişle bir öyküye, bir şiire, bir bir romana başlarken yalnızsın; bitirdiğinde daha da yalnız.
Hasan Ali Toptaş
Sayfa 17 - İletişim Yayınları/ Söyleşi: Şükrü Erbaş, Adam Öykü S. 37. Kasım-Aralık 2001

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Başlarken Yalnızsın Bitirdiğinde Daha Da Yalnız
Alt başlık:
Söyleşiler Kitabı
Baskı tarihi:
Ekim 2014
Sayfa sayısı:
306
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750516399
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınları
Baskılar:
Başlarken Yalnızsın Bitirdiğinde Daha Da Yalnız
Başlarken Yalnızsın Bitirdiğinde Daha da Yalnız
“Dili kötü kullanan bir yazar yerilmeli ama iyi kullanan övülmemeli. Dili iyi kullanmak yeter şarttır çünkü.”

“Kendimi herhangi bir yere ait hissetmiyorum. Ne bir şehre, ne bir ülkeye, ne de dünyaya.”

“Çocukluğunun elinden tutmayan kişi hiçbir yere gidemez.”

Az konuşan, konuşmamayı tercih eden, kendini yeryüzüne susmaya gelenlerden sayan bir yazarın söyleşileri. Hasan Ali Toptaş, şeytanın dürtmesiyle romana başlamasını, taşra kasabalarını, sinema salonuna kaçak giren çocukları, saklı hikâyeleri, türlü kederleri, onulmaz hüzünleri, kıpır kıpır hatıraları anlatıyor.

Güncelden kaçışını, kalabalıklardan duyduğu korkuyu, uğultuları, kuytuları, acemiliği, beyhude kaçışları, kötülüğü, vicdanı, masumiyeti konuşuyor. Usul usul, sakin, ağırbaşlı, susmaya hazır.
Harflere can veren ustanın, Hasan Ali Toptaş’ın fısıltıları, itirafları, itirazları, anlama gayretleri... Mesafesi...

Başlarken Yalnızsın, Bitirdiğinde Daha da Yalnız, Hasan Ali’yi konuşturuyor. Aklı, fikri, gecesi, gündüzü, edebiyata ve hayata dair neyi varsa...

Kitabı okuyanlar 136 okur

  • Caner Erdoğan
  • Huylunun huyu
  • Sibel Körpe
  • Kenan soguk
  • Hüsna Aytaç
  • Zeynep Başgün
  • BURHAN KEBABCI
  • Gönül Akçiçek
  • erva
  • kyane

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%3.4
14-17 Yaş
%3.4
18-24 Yaş
%31
25-34 Yaş
%44.8
35-44 Yaş
%10.3
45-54 Yaş
%6.9
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%59.6
Erkek
%40.4

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%24.3 (9)
9
%16.2 (6)
8
%8.1 (3)
7
%10.8 (4)
6
%0
5
%2.7 (1)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0